Tercümesi hâlâ bitmedi.
Bu başlık ikinci baskı oluyor. 6 ayrı gazetede birlikte çalıştığım
genel yayın müdürleri (Necati Zincirkıran, Rahmi Turan, Aydın Öztürk,
Güneri Cıvaoğlu, Çetin Emeç, Seçkin Türesay, Doğan Heper, Zafer Mutlu,
Tayfun Devecioğlu, İbrahim Yıldız, Umur Talu, Ergun Babahan) ve ekip
çalışması yapıp beraber haber kovaladığım muhabir arkadaşlar bilir.
Söylemesi ayıp, ben gazeteciliğin; "başlık bulma ve yazılmasına karar
verilmiş konunun ta dibine kadar sorgulayıp deşeleme dalında" çok
iddialıyım.
Kralıyla yarışırım.
Bu yüzden kimse kusura kalmasın, "rektörler içerde Zahid niçin
dışarda" başlığını ikinci kez de çekinmeden atarım. Bugüne kadar aynı
konuyu "Unutma... Unutma... Unutma..." diye 100 gün yazdım ve bu
gidişle 100 kez daha yazarım.
Bir daha soruyorum:
Ergenekon savcısı ve hâkimleri, "adalet arayışında" bu kadar
dikkatliler, dakikler ve hızlı davranıyorlar; içlerinde rektörler,
profesörler, aydınlar, yazarlar, gazeteciler, iş adamları, TV
sahipleri, parti başkanları, emekli generaller bulunan 142 kişiyi
tutuklayıp içeriye atıyor fakat "Deniz Feneri e.V davasının" savcısı
bayan Doris Müller'in; "meslek edinircesine yapılan dolandırıcılık
şüphesi nedeniyle yürütülen soruşturma için ifadesinin ve avuç içi ile
parmak izinin alınmasını, banka hesapları ile sahip olduğu mal-mülk
trafiğinin tespit edilmesini" istediği RTÜK Başkanı Zahid Akman ve
onun fikirdaşı, partidaşı, şirketdaşı, Kanal 7'daşı, Almanya'da kurulu
ve halktan 41 milyon Euro toplayıp 18 milyon Euro'sunu Türkiye'ye
kurye ile yollayıp buharlaştıran iki şirket Euro 7 Gmbh ile Weiss
(Beyaz) Holding'in yoldaşı 15 kişi niçin dışarda?
Adalet rektöre ayrı!
Zahid Akman'a ayrı!
Böyle çifte ölçü (standart) olur mu? Üstelik Zahid Akman, Fener
soygunu davasına adı karışınca "Benim Deniz Feneri e.V'in topladığı
paralarla ilgim yok, Almanya'ya gidip Dom Kilisesi önünde fotoğraf
çektireceğim, geri döneceğim... Benim Almanya'daki konut kooperatifi
ile bağlantım olmaz..." dediği halde Almanya'da gidip bir kilise
önünde fotoğraf çektiremedi.
25 ülkeye gitti, Almanya'ya gidemedi.
Gitse; "meslek edinircesine dolandırıcılık yapma iddiasıyla"
sorgulanmak için gözaltına alınacak, belki de tutuklanacaktı . Sizi
konut sahibi yapacağız diyerek gariban-gurbetç i işçilerden para
toplayan, Alman devletinden konut destek parası alan kooperatifin de
yöneticisi olduğu ortaya çıktı.
Potansiyel yalancı.
Her şeyi yapabilir.
Belge karartabilir.
Delil yok edebilir.
Adaleti şaşırtabilir.
Bu yüzden içeri alınması gerekirdi. Fakat Almanya'ya gidemeyen Zahid
Akman, halkın parasıyla dünya kumarhaneler kenti Las Vegas'a inceleme
gezisine uçabiliyor, RTÜK parasıyla toplantı düzenletip "basın ahlakı"
konferansı veriyor, ertesi gün de Mustafa Kemal'in mezarı Anıtkabir'e
gidip, "Yüce Atatürk, huzuruna geldim" diye defter imzalıyor.
Almanya'dan dosya geldi.
170 günde ancak geldi.
Geleli de 66 gün doldu.
15 günde biterdi.
Tercümesi hâlâ bitmedi.
Alman bayan savcının; "Meslek edinircesine dolandırıcılık yaptıkları
şüphesi bulunan ve içlerinde Zahid Akman ile Kanal 7'nin Başkanı
Zekeriya Karaman'ın da olduğu şu 16 kişinin sorgusunu yapın,
ifadelerini, avuç içlerinin ve parmaklarının izlerini alın, banka
hesap hareketlerini tespit edin, mallarında-mülklerind eki artış ve
azalışların kayıtlarını bulun, oturdukları evlerin bodrumlarını, gizli
bölümlerini, otoparklarını araştırın" diye uyardığı ikinci dosya da 66
gün önce geldiği halde gizlendi.
Evet ikinci baskı yapıyorum.
"Rektörler içerde.
Zahid niçin dışarda?"
Cevabı; Zahid Akman'ın ve Zekeriya Karaman'ın en yakın arkadaşları,
fikirdaşları, partidaşları, yoldaşları, namazdaşları Cumhurbaşkanı
Abdullah Gül, Başbakan Tayyip Erdoğan, eski Meclis Başkanı Bülent
Arınç ve Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin'den bekliyorum.
100 kez yazdım.
100 kere daha yazarım.
Beni uğraştırmayın.


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla
