21
Albay Morel, Ordu Komutanı gider gitmez bambaşka bir tavır
takınmaya başladı. Erzurum Garnizonunun elde tutulacağını, son ana
kadar savunulacağını, subaylardan ve eli silah tutabilen erkeklerden hiç
kimseyi salmayacağını açıkladı.
Ordu Komutanının ayrıldığı gün, Albay Morel’in makamında
görüşürken, kendisine, subaylar arasında buradan gitme arzusunda
olanların bulunduğunu söyledim. Erzurum levazım müfrezesi memuru
Ermeni Sogomonyan, herkesin huzurunda ve bağırarak; Divan-ı Harp
üyesi olarak hiçbir Rus subayını bırakmayacağını, gitmeye teşebbüs
edecek herkesi bizzat kendisinin vuracağını; Hasankale13 ve
Kö
prüköy’de14, kendisi tarafından verilen belgesi olmayanları, gitmek
isteyen herkesi gözaltına alıp Divan-ı Harp huzuruna getirecek
takviyeli karakollar tesis edildiğini söyledi.
Kurtulması güç bir kapana kısıldığımızı anladım. Sıkıyönetim ve
Divan-ı Harbin, hunharca davranan Ermenilere karşı değil de, daha
ziyade Rus subaylarına yönelik olduğu görülüyordu.
Şehirde zorbalıklar son bulmuyordu. Rus subayları değişmez bir
surette, silahsız ve savunmasız sivil Türkleri savunuyorlardı.
Maiyetimdeki subayların, sokaklarda yakalanmış ve gasp edilmiş
Türkleri güç kullanarak kurtardığı oluyordu. Laboratuar müdürü
memur Karayev, bir gün gündüz vakti sokakta bir Türk’ü soyup kaçan
Ermeni askere ateş açmıştı.
Silahsız sivilleri öldüren alçakların asılacağına dair verilen sözler
yerine getirilmedi. Teşkil edilen Divan-ı Harp, faaliyete geçmedi.
Ermeni askerlerin tehditlerinden korktu. Hiçbir suçlu Ermeni, Divan-ı
Harp yürürlüğe girmeden önce Ermeniler tarafından vaat edildiği gibi,
asılmadı. Yeri gelmişken belirteyim, Divan-ı Harbin yürürlüğe girmesi
konusunda daima esas itibariyle ve yüksek sesle bizzat Ermenilerin
kendileri ısrarcı olmuşlardı.
Türkler, açık açık Ermenilerin hiçbir zaman bir Ermeniyi idam
etmeyeceklerini söylüyorlardı. Biz de “Karga, karganın gözünü oymaz”
Rus atasözünün bu meselede ne derece isabetli olduğunu gördük.
Eli silah tutan Ermeniler kaçmakta olan aileleriyle birlikte gittiler.
Tutuklu Yedek Subay Karagadayev, haberim ve iznim olmadan,
salıverilmişti. Onun neden salıverildiği soruma, Albay Morel,
sorgulamanın yapıldığını ve sorgulama sonucunda bu kişinin masum
olduğunun anlaşıldığı cevabını verdi. Sorgulamada bizden hiç
__________________________________________________________________________________________________
13 Bugünkü adı Pasinler olan Erzurum merkeze bağlı ilçe
14 Erzurum ili Pasinler ilçesine bağlı, bugünkü adı Çobandede olan bucak merkezi
22
kimsenin bilgisine başvurulmamıştı. Bu davada başlıca şahitler
olmamıza rağmen, ne benim ne de diğer subayların bilgisine
başvurulmuştu. Ayrıca ben yine de Alayda kendi sorgulamamızın
yapılmasını emrettim ve davayı Albay Aleksandrov’a havale ettim.
Yedek Subay Karagadayev’in buradaki görevinden alınarak Piyade
birliğine iade edilmesi için teklifte bulundum.
Tafta’da tarafımdan tutuklanan katil de mahkemeye çıkarılmadı.
En azından onun yargılandığına dair hiçbir bilgim olmadı. Albay Morel
de Erzurum’daki Müslüman halkın ayaklanmasından çekinmeye
başlamıştı.
Antranik 17 Şubatta, Erzurum’a geldi. İşgal edilen bölgeler
genel komiserinin yardımcısı Doktor Zavriyev de onunla birlikteydi.
Hiçbir zaman Ermeni tarihiyle ve onların iç politik hayatlarıyla
ilgilenmediğimiz için, Antranik’in Türk uyruklu olduğundan, Türk
Hükûmeti tarafından eşkıya ilan edildiğinden ve idama mahkum
edildiğinden, hiçbirimizin haberi yoktu. Bütün bunları, 7 Martta Türk
Ordu Komutanıyla yaptığım konuşmada öğrenmiştim.
Antranik, üzerinde dördüncü dereceden Aziz Vlademir, ikinci
dereceden Stanislav muharip nişanları ve ikinci dereceden askeri
Georgiyevski haçı bulunan Rus tuğgeneral üniformalıydı. Onunla
birlikte Kurmay Başkanı Rus Kurmay Albay Zinkeviç de Erzurum’a
gelmişti.
Antranik’in Erzurum’a gelmesinden bir gün önce, Albay Morel
tarafından kendisinden bir telgraf alındığı, telgrafta Antranik’in emri
üzerine Kö
prüköy’de Erzurum’dan kaçan tüm korkakları kurşuna
dizecek makineli tüfeklerin yerleştirildiğini yazdığı, herkese ilan edildi.
Antranik geldikten sonra Kale Komutanlığı vazifesine başladı.
Albay Morel onun emrine girdi. Biz de eskiden olduğu gibi Albay
Morel’in emrinde kaldık.
Antranik’in geldiği gün, subaylarımdan birisi, bana bağlı
topçuların bulunduğu muharebe bölgelerden birinde, özellikle de
Tepeköy’de Ermenilerin cinsiyet ve yaş ayrımı gözetmeksizin tüm
silahsız sivil halkı katlettiklerini rapor etti. Daha tanıştığımız ilk anda,
vakit geçirmeksizin bu durumu Antranik’e söyledim. Benim yanımda
Tepeköy’e yirmi süvari gönderilmesini ve en azından bir suçlunun
yakalanması için emir verdi. Bu emir yerine getirildi mi, bundan bir
sonuç alındı mı, şimdiye kadar bilmiyorum.
Albay Torkom yeniden ortaya çıkmıştı. Antranik’in gelişinden bir
iki gün sonra Ermeni Topçu Albay Doluhanov Erzurum’a gelmişti.
23
Bana Topçu Müfettişi olarak görevlendirildiği ve benim amirim olacağı
söylemişti. Benim, Tümen Komutanı yetkileri taşıdığımı üzerimde bir
emir komutaya ihtiyaç duymadığımı, aksi taktirde vakit geçirmeksizin
gideceğim ifade etmem üzerine, Albay Doluhanov’un Erzurum Kalesi
Topçu işlerini yürütmek üzere görevlendirildiğine dair bir emir
yayınlandı. Bana yolladığı emir ve talimatları da artık kendi adına
değil, Antranik adına göndermeye başladı.
Alayımda Topçu Tabur Komutanı olarak görev yapan
Ermenilerden Kıdemli Üsteğmen Canpolatyan da topçu karargâh
işlerime karışmaya çalışıyordu. Şöyle ki, topların mümkün mertebe
tahliye edilmesinin planlandığını, elektrik motorlarının ve
projektörlerin kısmen arızalı olduğunu öğrendiğinde, bir tek topun bile
tahliye edilmesine izin vermeyeceğini belirterek, “Rus subayları kalır
veya kalmaz, fakat her ne olursa olsun Ermeniler kalacaklar. Toplar,
onlara lazım olacak.” dedi.
Anlaşılıyordu ki, Ermeniler, Rusya’nın menfaatine hizmet etme
örtüsüne bürünüp, emir komutayı ellerine geçirmeyi, Rus subaylarına
ise sadece icra görevlerini bırakmayı istiyorlardı.
Meselenin açıkça Rusya’nın menfaatine değil, bilakis Rus
subaylarının yardımıyla Ermenistan’ın bağımsızlığının tesis edilmesine
doğru bir yol aldığı görülmeye ve hissedilmeye başlamıştı. Bu durumu
bütün güçleriyle açıktan açığa göstermemeye gayret ediyorlardı. Zira
böyle bir durumda Rus topçu subaylarının hepsi veya büyük
çoğunluğu derhâl gidebilirlerdi. Ermenilerin ise topçu subayları yoktu.
Ermeniler, topçu subaylarının gitmelerinden çok korkuyorlardı. 7
nci Kafkas Dağ Topçu Taburu Komutan vekili Yüzbaşı Plat bana şöyle
bir olay anlatmıştı: 7 Şubatta Dağ Topçusunun Erzurum’dan
Sarıkamış’a sevk edilmesi planlanmış. Ermeni yöneticiler bunu
öğrenince 5 Şubatta panik içerisinde Dağ Topçu Taburu İkmal
Komutanını yakalayıp tutuklamışlar. Ordu Komutanının emri üzerine
bu subay serbest bırakılmış. Bundan sonra onu, eğer Dağ Topçusu
Erzurum’dan gitmeye kalkacak olursa, bütün Erzurum’u kana
bulayacakları tehdidinde bulunarak, üç kez daha yakalamışlar. Kana
bulamaktan kastedilen tabii ki Rus subaylarıydı. Hapsedilenler, her
seferinde Rus karargâh subaylarının emriyle serbest bırakılıyorlardı.
Ordu Komutanı da Dağ Topçusunun gönderilmesini iptal etti.
Bu olay daha sonra beni, 7 nci Kafkas Dağ Topçu Tabur
Komutan vekili ile bir anlaşma yapmaya zorlamıştı.
24
Ordu Komutanının emriyle Erzurum’dan ayrılmamız hâlinde
bizim Rus Topçu subaylarına fiziki kuvvet uygulanma ihtimalini
düşünerek, Ermeniler bize veya bizim subaylarımıza, Ermeni
çıkarlarına hizmet etmeye zorlamak için ellerini kaldırırlarsa, karşılıklı
olarak birbirimize yardımcı olacağımız hususunda anlaştık. Tabii ki bu
anlaşma gizliydi. Maddi güç olarak elimizde toplar, makineli tüfekler
ve Rus subayları vardı.
O sıralarda, benim tavsiyem üzerine, Topçu Tabur Komutan
vekili, kendi subaylarını, kendisinin ve bizim dairelerimizin yakınında
grup hâlinde toplamıştı. Bizzat ben de Alayın teşkil edildiği ilk günden
itibaren, Alaydaki herkesi, Rus birliklerinin Erzurum’a girdiği günden
itibaren şehrin Müslüman mahallesinde bulunan Topçu Komutanlığı
yakınlarında toplamıştım.
Antranik’in Erzurum’a gelmesiyle birlikte, Albay Morel’in
karargâhında, şehrin sakinlerinin ayaklanacağına dair korku hayli
güçlenmişti. Bu korku, her geçen gün daha da çok artıyordu.
Antranik’in gelişinden üç gün kadar sonra Albay Morel’den,
varsayılan isyanın liderlerinin tutuklanması sırasında gerçekten bir
isyan patlak verecek olursa, Mecidiye15 Tabyasından şehrin Müslüman
mahallesine topçu ateşi açmaları için tecrübeli subaylar
görevlendirmemi isteyen bir emir aldım. Hepimize de şehrin
Müslüman mahallesinden Ermeni mahallesine taşınmamız emredildi.
Yaklaşık iki yıldır Müslüman halkla yan yana yaşayan ve bu halkı
çok iyi tanıyan biz Rus subayları isyan ihtimaline inanmıyorduk.
Ermeni korkaklığına açıktan açığa gülüyorduk.
Topçu subayları tabii ki, açıkça; şehre topçu ateşi açmayı
reddettiklerini bildirdiler. Zira sivil halkın, kadınların ve çocukların
üzerine ateş açmak için değil, bilakis düşman ordusuyla şerefli bir
savaş yapmak için çalıştıklarını söylediler. Mevcut durumda,
Ermenilerin korkudan veya başka sebeplerden hiç olmayacak bir
yerde silahlı isyan olacağı değerlendirmesinde bulunduklarına ve ateş
açılmasını talep ettiklerine şüphemiz kalmamıştı.
Şehrin Müslüman mahallesinden taşınmadık. Çünkü ilk olarak
tahsis edilen bu kısa sürede taşınmak fiziken mümkün değildi. İkinci
olarak da bizim taşınmamız Ermenilerin eline şehrin bu mahallesinde
Erzincan örneğinde olduğu gibi serbestçe katliam yapma imkânı
verebilirdi. Üçüncü olarak şehrin Ermeni mahallesine taşınmamızla
__________________________________________________________________________________________________
15 Mecidiye Tabyası; Erzurum’un hemen batısındaki 2042 rakımlı Topdağı’nda olup
kuzeydeki Gürcüboğazı girişini ve kuzeydoğudaki Vank Deresini kontrol etmektedir.
25
birlikte, artık kendilerine güvenmediğimiz Ermenilerin ellerine
düşebilirdik.
Müstahkem mevki kadrosuna girmeyen, Dağ Topçu Taburu
subayları da aynı şekilde taşınma teklifini reddettiler. Sonunda bu
mesele bizzat Ermenilere havale edildi. Olacağı varsayılan isyanın
liderlerinin tutuklanması işleminin herhangi bir başkaldırı olmaksızın
yapıldığını söylemeye gerek yok.
Albay Morel’in şehrin üzerine muhtemelen toplarla ateş açılması
emri, subayları heyecanlandırdı ve beni, maiyetimdeki topçu
subaylarını toplamaya mecbur etti.
Bir gün ara ile iki toplantı yaptık. İlk toplantıda, Erzurum ve
Deveboynu Müstahkem Mevki topçu subayları, garnizonun diğer tüm
birliklerinde bulunan topçu subayları, o sıralarda birkaç gündür
Erzurum’da bulunan iki İngiliz subayı, sonra Albay Morel, Albay
Zinkeviç, Albay Doluhanov, Albay Torkom, Antranik ve Doktor
Zavriyev de hazır bulundular.
İngiliz subaylar buradan ayrılıp birkaç gün sonra geri
dönerlerken, cephe gerisini, cephe karagâhını, yabancı askerî
misyonları, Rus Topçu subaylarının ruh hâllerini, Rus subaylarıyla
Ermeni subaylar arasındaki ilişkiyi, ve Ermenilerin kanlı eylemlerine
karşı alınan tedbiler konusunda bilgilendirilmişlerdi. Bu subaylar
özellikle davet edildiler. Çünkü, emrimde ne postane, ne de telgraf
vardı. Çektiğim telgraflarımın yerlerine ulaştığından asla emin
olamıyordum. Daha da doğrusu telgraflarımın iletilmediğinden
kesinlikle emindim.
Toplantıda mevcut durumu ve Rus topçu subaylarını Erzurum’a
getiren sebepleri etraflıca izah ettim. Toplantı salonunda bulunanları
şahsi gözlemlerimden, raporlardan ve diğer kişilerin, Ordu Komutanı
General Odişelidze’nin anlattıklarından öğrendiğim tüm Ermeni
münasebetsizlikleri ve vahşeti hakkında detaylı olarak bilgilendirdim.
Konuşmamı özellikle üstüne basarak şu sözlerle bitirdim. “Biz Rus
subaylarıyız. Erzurum’da adımızla ve üniformamızla, zavallı halk
üzerindeki, yağmacı Ermeni vahşetini örtmek için kalmadık. Biz
vazifemize sadık bir şekilde ve amirlerimize itaat ederek Rusya’ya
hizmet etmek için kaldık. Ermeni katliamına ve vahşetine değil, Rus
davasına hizmet için kaldık. Tüm dünyanın nazarında asla adımızın
kirlenmesi niyetinde değiliz. Biz burada bulunduğumuz sürece Ermeni
münasebetsizliklerinin son bulmasını istiyoruz. Aksi takdirde bir an
önce geriye dönmemiz konusunda ısrarcı olacağız.”
26
Benden sonra diğer subaylar tarafından dile getirilen
düşüncelerle de söylediklerim doğrulandı.
Antranik, Ermeni halkının Rusya’ya minnettarlığını büyük Rus
milletinin bir parçası olduğunu; şimdi ondan ayrılmayı düşünmeyerek,
sadece Rusya’ya yardım etmek istediğini; katliamın asırlardan beri
Ermenilerle Türkler arasında var olan düşmanlığın sonucu olduğunu;
tüm münasebetsizliklerin ve şiddetin kararlı bir şekilde sona
erdirileceğini; yakın bir gelecekte sivil halka şiddet uygulanması
ihtimali düşüncesinin bile görülmeyeceğini; kötü işlere son vermek
için buraya geldiğini; eğer bunu başaramazsa, ilk önce kendisinin
buradan ayrılacağını söyleyerek cevap verdi. Konuşmaların hepsi
tercüman aracılığıyla yapılıyordu.
İsteyen subayların Erzurum’dan ayrılıp ayrılamayacağına dair
dile getirilen soruya; cesaretsizlerin ayrılmasının dava için daha iyi
olacağını ifade ederek, bunların ayrılmalarına engel olmamaya “gayret
göstereceği” cevabını verdi.
Albay Zinkeviç, orada hazır bulunan herkesi, hizmet etmek için
kaldığımız davanın, büsbütün Rus davası olduğuna ve kendisinin de
büyük bir inançla bu davaya sarıldığına dair inandırmaya çalıştı.
Toplantı sonunda subaylar tarafından; meselenin daha sonra
nasıl seyredeceğini, Antranik’in taahhütlerinin gerçek olup olmadığını;
bu taahhütlerin ne derece geçerli olduğunu görmek için, yedi hatta on
gün beklemek, bilahare de duruma göre hareket etmek konusundaki
dilekler dile getirildi.
Toplantı 20 veya 21 Şubatta yapılmıştı. Bu toplantıdan sonra
Albay Doluhanov, bana, Rus subaylarında Ermenilere karşı duyulan
nefreti gözlemlediğini ve hayretler içinde kaldığını, subayların neden
Ermenilerden bu derece nefret ettiğine şaşırdığını söyledi. Bunu diğer
subaylara da açıklamıştı.
Antranik, herkesin, milliyet ayrımı gözetmeksizin, işlenen her
cinayet için, katil ister Ermeni, ister Müslüman olsun, aynı şekilde
cezaya çarptırılacağı konusunda bir emir yayınladı. Şehrin her
tarafına, halkı korkmamaya, dükkânlarını açmaya, kendi işleriyle
uğraşmaya çağıran Türkçe bildiriler asıldı. Çalışmak üzere toplanıp
götürülen, her Türk’ün katlinden konvoya eşlik eden tüm personelin
sorumlu tutulacağı vb. ilan ediliyordu.
Bu olaydan bir gün sonra, Belediye civarındaki bir sokaktan atla
geçiyordum. Benimle birlikte Tabur Komutanlarımdan Ermeni Kıdemli
27
Üsteğmen Canbolatyan da vardı. İlanı okuyan birkaç Türk’ü görünce
durduk.
Kıdemli Üsteğmen Canbolatyan, orada toplananlara, Türkçe
olarak; sivil Türk halk üzerinde Ermeni askerleri tarafından şiddet
uygulanmasına müsaade etmemek için Komutanlığın tüm tedbirleri
aldığını, eğer, şehir sakinleri bir isyan çıkarmazlarsa onlara hiçbir
kötülük yapılmayacağını açıkladı.
Orada bulunanlar geçen iki yıllık sürenin, hiçbir isyanda
bulunmadıklarına ve bulunmak istemediklerine, isyan etmeyeceklerine
bizzat şahit olduğunu, yalnızca savunmasız kişilerin tahkir
edilmemesini istediklerini söylediler.
Kıdemli Üsteğmen Canbolatyan’dan, oradakilere benim Topçu
Alayının Rus Komutanı olarak ve bütün Rus subaylarının daima
silahsız ve sivil Türklerin koruyucusu olduğumuzu ve olacağımızı,
elimizden geldiğince şiddete izin vermemek için tüm tedbirleri
aldığımızı, bu hususta yetkililere bir kez daha müracaatta
bulunacağımızı izah etmesini rica ettim.
Kalabalıktan pek çok kişi, bunu bildiklerini söyleyerek sözlerimi
doğruladılar. Aynı anda iki üç kişi orada bulunan kalabalığa, benim
kendilerini 7 Şubatta ölümden kurtardığıma dair şahitlik etti. Kıdemli
Üsteğmen Canpolatyan, Ermeni Komitesinin çalışmalarına iştirak
ediyordu.
Subaylar genel toplantısının ikincisinde, yabancı olarak sadece
Doktor Zavriyev vardı. Burada; 2 nci Erzurum Kale Topçu Alayının,
Ermenilerin onu saymak istedikleri gibi, hiç de Ermeni Alayı
olmadığını; sadece askerlerinin Ermeni olduğunu; hiçbirimizin paralı
asker olarak Ermenilerin hizmetine girmediğimizi ve girmek de
istemediğimizi; Ermeni birliklerinde hizmet etmek için imza
atmadığımızı; bu hususta bir sözleşme imzalamadığımızı; hükûmetin
bu Alayın Rus mu, Ermeni mi olduğunu kesin olarak belirlemesi
gerektiğini; Rus Alayı ise bize Rus askerlerinin gelmesini; eğer Ermeni
Alayı ise arzu eden subayların Rus Kolordusuna gitmelerini; Kafkasya
cephesinde hizmet etmek istemeyenlerin, sadece şeklî bir engel teşkil
eden sıkıyönetim hâli dikkate alınmadan ayrılmalarına müsaade
edilmesi gerektiği dile getirildi.
Güney Kafkasya’nın Rusya’dan ayrılması durumunda, ki bu
söylentiler bize kadar ulaşmıştı ve bu bugünlerde beklenmekteydi; o
zaman bizim bir an önce ayrılmamız gerekirdi. Zira böyle bir durumda,
bizler Güney Kafkasya’da yabancı konumuna düşecektik.
28
Mevcut talimatlara ve emirlere uygun olarak, herkesin amirine
yazılı başvuru yaparak terhisini veya Rus Kolordusuna naklini isteme
hakkına sahip olduğu ortaya çıktı. Bu hususta bana verilen dilekçeleri
geciktirmeyeceğimi, gereğinin yapılması için üst yazıyla ilgili
makamlara göndereceğimi açıkladım.
Bu toplantıda 7 nci Kafkas Dağ Topçu Taburu subayı Kıdemli
Üsteğmen Yermolov, subaylara; kendisinin yeniden tesis edilen
Ermeni Taburunda hizmet etmek istemeyerek terhisini isteyen bir
dilekçe yazdığını; başlangıçta kalması için onu ikna etmeye
çalıştıklarını, kararlı bir şekilde kalmayacağını söylemesi üzerine, Albay
Morel’in yazılı bir emir yayınlayarak, Kıdemli Üsteğmen Yermolov’un
“aykırılık” yani diğer bir deyişle, subaylık vazifesi için hiç işe yaramaz
ve zararlı biri olduğu gerekçesiyle, Cephe Karargâhı emrine
görevlendirilmek üzere ilişiğinin kesildiğini belirttiğini, ayrıca 24 saat
içerisinde Erzurum’dan ayrılması konusunda talimat verildiğini söyledi.
Kendi işini mükemmel seviyede bilen ve birkaç muharip nişanı
olan muharip bir subaya böyle davranılmıştı. Sadece kendince geçerli
sebeplere dayanarak Ermeni askeri birliğinde çalışmak istememesi
yüzünden, Albay Morel açıktan açığa Ermenilere duyduğu haddinden
fazla bağlılığını ortaya çıkaran birkaç söz sarf etme ihtiyatsızlığına
sebep olduğu için, onu karalamışlardı.
Doktor Zavriyev bu toplantıda, Rus subayları, şu konularda ikna
etmeye çalıştı. Subaylar Erzurum’da kalarak Ermenilerin değil,
tamamen Rusların işini yapmakta ve sadece Rusya’nın çıkarlarına
hizmet etmektedirler. Ermeni halkı Rusya’ya sınırsız derecede
mecburdur. İleride sadece Rusya’nın himayesi altında varlık
gösterebileceklerdir. Ermeniler hiçbir surette Rusya’dan ayrılma
niyetinde değillerdir. Ermeni halkı, Rus halkının bir parçasıdır. Bizzat
Rusya’nın ekonomik ve siyasi menfaatleri barış imzalanıncaya kadar
Erzurum’da bulunmamızı zorunlu kılmaktadır. Rus vatandaşları olarak
ahlaki açıdan: “Siz Ermeniler ve Türkler kendi hesabınızı kendiniz
görün! Birbirinizi mi kesiyorsunuz? Buyurun kesin. Şeytan görsün
yüzünüzü. Bu sizin iç meseleniz. Biz Rusların burada yapacak işi yok.”
diyemeyiz.
Son olarak da, “Madem ki o kadar insanî ve o kadar ısrarlı bir
şekilde sivil halkın katledilmesine son verilmesini istiyoruz, o zaman
gerçek insanlığımızla biz, kudurmuş Ermeni ayak takımının
Müslümanları Erzurum’da katletmesine izin vermemek için,
Erzurum’da kalmaya mecburuz.” dedi.
29
Doktor Zavriyev’in konuşması etkili olmadı. Bizzat kendisi bu
toplantıdan sonra bana, meselenin ümitsiz olduğunu ve bütün
subayların muhtemelen ayrılacaklarını ifade etti.
Erzurum’un Türkler tarafından alınmasını müteakip 10 gün
kadar sonra bazı belgeleri okuma imkânım oldu. Bu belgelerde; Rus
subaylarının yardımıyla Ermeni özerkliğinin tesis edilmesi hakkındaki
şüphelerimizin hiç de asılsız olmadığını gördüm. Bu belgede Doktor
Zavriyev, çok açık bir şekilde özerk bir Ermenistan kurma niyetinden
bahsediyor. Belge, Zavriyev’in Erzurum’a gelmesinden önceki bir tarihi
taşıyordu.
Rus subayların içinde bulundukları ruh hâllerine dair yaptığı
değerlendirmede, Doktor Zavriyev yanılmıyordu. Gerçekten de ayrılma
isteğimiz, yüzlerimizden okunabiliyordu. Ermenilerin ne istediği, Rus
subaylarının ne için onlara lazım olduğu açıkça görülüyordu.
Hepimiz sadece askerdik ve politikayla uğraşma niyetimiz yoktu.
Ermenilerin partizan savaşını da kendi meselemiz gibi sayamazdık.
Antranik’in sözleri vaatten öteye geçmedi. Halk, onlara
inanmıyordu. Pazarlar kapalıydı. Herkes korkuyordu. Şehrin Müslüman
mahallesinde sokaklarda kimsecikler yoktu. Sadece Belediye binasının
yakınlarındaki bir iki dükkân açıktı. Gündüz saatlerinde birkaç Türk bir
araya gelebiliyordu. Hiçbir Ermeni idam edilmemişti. Ermenilerin her
zamanki planı şöyleydi: “Suçlular yok. Suçluyu gösterin. Derhâl
yargılansın. Kimin suçlu olduğunu bilmeden nasıl cezalandırabiliriz ki?”
Buna karşılık Ermenilere, değişmez biçimde; Rus subaylarının
şimdiye kadar cezasız kalmış birçok suçluyu onlara gösterdikleri; Rus
subaylarının polis tarafından aranan Ermenileri bulmak zorunda
olmadıkları; Ermenilerin gerçekten iyi niyetle suçluları bulmak
istiyorlarsa çoktan ve muhakkak pek çoğunu bulabilecekleri cevabı
veriliyordu.
Ermenilerin ikiyüzlülüğü, giderek daha da şiddetli bir şekilde itici
geliyordu. Sivil halka yönelik münferit şiddetin ardı arkası
kesilmiyordu, fakat bu gizli bir biçimde yapılıyordu. Ermeniler,
faaliyetlerini şehirden, bizim göremeyeceğimiz civardaki köylere
taşımışlardı. Şehre yakın köylerdeki Türkler kayboluyorlardı. Bu
kayıpların nasıl ve nereye olduğunu bilmiyorum. Uzak köylerde ise
halk, silahla kendini savunmaya başlamıştı.
Şehirde olacağı varsayılan ayaklanmanın önüne geçme perdesi
altında, halk tutuklanıyordu. Albay Morel’e, tutuklananların
hayatlarının ne ölçüde emniyette olduğunu sordum. Bu
30
tutuklamalarla, insanlar, Erzincan örneğinde olduğu gibi, organize bir
şekilde koyun gibi boğazlanacaklar mı, diye imada bulundum.
Çıkarılacağı düşünülen Türk isyanının tutuklanan elebaşlarının
emniyetli konvoyla toplu hâlde en uzak cephe gerisine, Tiflis’e, sevk
edileceklerini, bir kısmının ise ayaklanmaya karşı güvenli bir koz teşkil
etmeleri maksadıyla Erzurum’da rehine olarak tutulacakları cevabını
verdi.