Etiket Arşivi: BESLENME

Nis
14
2009
Margarini böcekler bile yemiyor!

Margarinler; kimyasal yollarla sıvı yağlardan elde ediliyor ve yüksek oranda trans yağ asidi içeriyor.

Medical Park Göztepe Hastanesi’nden Beslenme ve Diyet Uzmanı Gizem Keservuran, tabiatta normalde bulunmayan trans yağ içeriği yüksek bu ürünlerin doğal olmaktan uzak olduğunu söyledi. Margarinlerin oda sıcaklığında erimeden ve bozulmadan uzun süre kalabileceğini belirten Keservuran, “Kimyasal içerikleri oldukça yüksek olduğu ve doğal olmadıkları için karınca dahi yanına yaklaşmamaktadır; çünkü margarini bir besin ve gıda olarak görmemektedirler. Böcekler dahi kimyasallardan uzak dururken, insanlarımızın mutfaklarında hâlâ margarin bulundurmaları düşündürücüdür!” diye konuştu.

Keservuran, tüketicileri uyararak, “Türkiye’de içinde hidrojenize yağ bulunan gıdaların paketinde bu ‘hidrojene nebati yağ’ olarak ifade ediliyor; ancak buna bile çok az pakette rastlanıyor. Ülkemizde bu konu ile ilgili yasal düzenleme olmadığı için çoğunlukla etiket bilgilerinde bu ibareye yer verilmiyor. Etiket bilgileri okunurken bilinçli olunmalı; etiket bilgilerinde ‘hidrojene bitkisel yağ’ ibaresini gördüğünüzde o ürünün trans yağ asidi içerdiğinden emin olabilirsiniz.” dedi. Hidrojenlenmiş yağların doğal olmadığını, kimyasal işlem görmüş yağlar olduğunu ifade eden Gizem Keservuran, trans yağ asitlerinin sebep olduğu rahatsızlıklara dikkat çekti ve ve şu uyarılarda bulundu: “Vücuda alınan fazla enerjinin yağ olarak depolandığını biliyoruz; vücutta dolaşan yüksek miktarda kötü huylu kolesterol karaciğerle başladığı harabiyeti tüm organlarımıza yaymakta ve zincirin halkaları dağılmaktadır.”

Tereyağında da trans yağ olduğu doğru mu?

Doymuş yağ oranının tereyağında daha yüksek olduğu doğrudur; ancak margarinlerin trans yağ asidi içerikleri hâlâ tereyağına oranla daha fazladır ve en önemli nokta margarinler ‘yapay’dır. Ayrıca, sağlık açısından zararlı olarak bilinen doymuş yağların (tereyağ, peynir, kaymak) bile vücutta bir işlevi vardır. Hidrojen yapısı değiştirilerek üretilen trans yağlar ise kesinlikle vücutta hiçbir işleve sahip değildir.

Hazır gıdalarda neden margarin tercih ediliyor?

Fast food restoranlarında ve büfelerde kullanılan kısmi hidrojenize kızartma yağları, trans yağların bulunduğu önemli bir kaynağı oluşturuyor. Bu yağlar, tekrar tekrar kullanılabildikleri ve daha ucuz oldukları için tercih ediliyor. Bir diğer önemli trans yağ asidi kaynağı ise; bisküvi, çikolata, kek, gofret, mayonez ve cips gibi ticari ürünler. Ürünlerin içindeki yağ oda sıcaklığında erimemekte, ayrıca ürünün raf ömrü uzamaktadır.

(www.zaman.com.tr, 4-2009)

Domuz etlerini kime yedireceklerdi?

İtalya’dan yola çıkan ve domuz etinden yapılan yüzlerce kiloluk et ürünü ve makine parçası taşıyan TIR, İstanbul’da yakalandı.

Gümrük görevlilerinin “ince” çalışmasının ürünü olan operasyon İtalya gümrük görevlilerini hayrette bıraktı. Çünkü, son kontrolleri yapılan TIR’a daha sonradan nasıl kaçak mal yüklendiği, Türkiye’deki kontrollere kadar anlaşılamadı. Domuz eti ve ürünlerinden yapılan yüzlerce kiloluk ürünün araca yükleniş biçimi filmlere konu olacak cinsten.

İstanbul Gümrük Muhafaza Başmüdürlüğü’nün Kaçakçılık, İstihbarat, Narkotik Gümrük Müdürlüğü ekipleri İtalya’dan deniz yoluyla yola çıkacak TIR’la ilgili önemli bir istihbarat alınca harekete geçti. Gümrek görevlileri Pendik Limanı’na gelen Ro-Ro gemisinden gümrük alanına alınan iki dorseli TIR’da arama yaptı. 30 Mart 2009 tarihinde yapılan operasyonda aracın evraklarında yükünün “kargo ile taşınan ev eşyası” olduğu belirlendi. Ancak araçta yapılan aramada yaklaşık 1 tonluk makine parçası ile gıda maddeleri ele geçti.

Olayın farklı beyandan kaynaklanan kaçakçılık olduğu ortaya çıksa da gümrük görevlilerinin dikkatini gıda maddeleri çekti. Çünkü gıdalar arasında yüzlerce kiloluk sucuk, sosis, salam gibi et ürünleri de yer alıyordu. Bunun üzerine uzman ekiplerin yardımına başvuruldu. Gıda uzmanlarının belirlemeleri sonucunda araçta tam 422 kilo ağırlığında domuz eti olduğu belirlendi. Son kullanım tarihi bitimine çok az bir zaman kalmış 47 adet 241 ml. şişelerde zeytinyağı, 166 kg peynir, 67 kg salam ele geçirildi. Ele geçirilen et ürünlerinin domuz etinden üretildiği ortaya çıktı. Araç sürücünün verdiği bilgilere göre domuz etlerinin İstanbul’daki gayrı müslim vatandaşların gittiği restoranlara verilmek üzere getirildiği belirlendi. Araçtaki yaklaşık 1 ton ağırlığındaki makine parçalarının ise Avrupa’da hurdaya çıkan ancak Türkiye’de yedek parça olarak değerli olan ürünlerden oluştuğu tespit edildi. 816 parçalık makine parçalarının kullanılmış krank mili, motor üst kapağı, şanzıman, piston, aks, dinamo, yakıt deposu beyni, tesisat kablosu ve oto aksamı olduğu belirtildi. 34 URM 06 plakalı araca el koyan yetkililerin belirlemelerine göre ele geçrilen eşyanın gümrüklenmiş değerinin 110 bin TL olduğu ifade edildi.

İTALYANLAR ŞAŞKIN, KONTROLÜ YAPILAN TIRA O MALZEMELER NASIL YÜKLENDİ?

İtalya’daki gümrük limanında yüklemesi yapıldıktan sonra son kontrolü yapılan araç, “güvenlik kontrolünden geçirildi” anlamı taşıyan özel bir çelik halat ile çevrelendi. Bu sayede araca başka bir malzeme bindirilmesinin önüne geçilmiş oluyordu. Ancak İtalya’daki limanda ya da liman dışındaki bir noktada kaçakçılar tarafından “ince” bir işçilik yapılarak çelik halatın görünmeyen bir bölümü açılarak buradan araca makine parçaları ve gıda malzemeleri dolduruldu. Dikkat çekmemesi için de kesilip açılan yer cıvata ile yeniden tutturuldu. Bu sayede hiçbir gümrük görevlisinin dikkati çekilmemiş oldu. Evrak kontrolünün ardından Ro-Ro gemisine alınan TIR, Türkiye’ye doğru yola çıktı.

Gümrük görevlileri tarafından ifadesi alınan TIR sürücüsü İsmail A. Pendik Adliyesi’ne sevk edildi. Konuyla ilgili soruşturmanın devam ettiği, malın asıl alıcılarının kimler olduğu araştırılıyor.

(CİHAN, 3-2009)

İsrail’den tohumlu bomba

Dünyada başta silah, kimya ve elektronik olmak üzere birçok temel sektörü hem doğrudan hem de dolaylı olarak elinde tutan İsrail’in yeni gözdesi, genetik tarım. Topraklarındaki genetik tarlalarda harıl harıl çalışan İsrailli bilim adamları özellikle gelişmekte olan ülkeler gibi pazarlar sayesinde ‘Siyonizm’e milyar dolarlar kazandırıyor.

Genetik tarlalarda ürettiği GDO’lu ürünleri ve suni tohumları dünyaya ihraç eden İsrail, insanlığın en temel ihtiyacı olan gıda sektörünü tekeline almaya hazırlanıyor. Uygulanan ya da ‘uygulanamayan’ politikalarla Türkiye’de tarımın yok olma noktasına geldiği artık bilinen bir gerçek. 70 üniversite, 30 ziraat fakültesi, 50 tarım araştırma enstitüsü ve yaklaşık 15 bin işsiz ziraat mühendisi bulunan Türkiye’nin İsrail’den ithal ettiği GDO’lar milyon tonları buluyor.

Bu GDO’lar sanıldığı gibi sadece sebze ve meyvelerde değil, marketlerde bebek mamasından çikolatalara kadar yüzlerce üründe bulunuyor. İnsan sağlığına zararlarından olsa gerek aralarında İsviçre, Polonya, Tayland, Suudi Arabistan, Bolivya, Cezayir, Gana, Zambiya ve Gürcistan gibi ülkeler bu suni tohum ve benzeri maddelerin tarlalarda ekilmesini tamamen yasaklamış durumda.

İsrail bir de kanserden vuruyor

Aslında GDO’lu ürünlerin insan sağlığı üzerindeki etkilerini inceleyen herhangi bir klinik çalışma bulunmuyor ya da bulunması istenmiyor. Çünkü yukarıda da belirttiğim gibi pazarda milyar dolarlar yani katrilyonlar dolaşıyor. Ancak GDO’ların doğrudan olmasa da dolaylı yoldan kansere yol açabileceği belirtiliyor. Buna en büyük kanıt olarak son yıllarda dünyada ve Türkiye’de artan kanser vakaları gösteriliyor. Örneğin; Türkiye’de artık her yıl 150 bin yeni kanser vakasına rastlanıyor. Bu vahim durum İsrail için de para demek. Çünkü oldukça pahalı olan kanser ilaçlarını da yine İsrailli ilaç firmaları üretiyor. Yani özetle sistem şöyle işliyor: İsrail GDO üreterek para kazanıyor, bu GDO’larla beslenen insan kanser oluyor, kanser olan insanlara ilaç satan İsrail yine para kazanıyor.

GDO ithalatının önüne neden geçilemiyor?

Tüm bunların sonucunda insanın kafasında şöyle bir soru oluşuyor: Madem GDO’lar bu kadar tehlikeli, öyleyse neden somut bir önlem alınmıyor? Bu sorunun cevabı şimdilik yok. Bazı STK’ların (sivil toplum kuruluşları) ve platformların dışında GDO’ya yönelik herhangi bir somut eylem bulunmuyor. Yakın zamanda da bulunmayacak gibi. Çünkü sektörde ‘alan-veren razı’ durumu söz konusu. Yani İsrail GDO üretip satıp milyar dolarları kazanıyor. Tarım üreticileri de kısa zamanda düşük maliyetli gıda üretmenin keyfini çıkarıyor. Devletler de “Küresel gıda sıkıntısının başka çaresi yok.” diyor.

(www.netapno.com, 03-2009)

Hurmanın faydaları

Yüksek miktarda meyve şekeri ihtiva etmesinden dolayı enerji verir.

Süt ile beraber yenirse yaşlılara güç verir.

Rahim kaslarının rahat çalışmasını sağlayarak kolay doğum olmasını sağlar.

Doğumdan mütevellit hastalıklara iyi gelir. Anne sütünü çoğaltır.

A vitamini ihtiva eder. Bu da gece körlüğünü engeller veya varsa iyileştirir.

Stres ve sinir bozukluğunu giderir. Sinirleri sakinleştirir.

Hurmada B1 vitamini bulunmasından kaslara güç verir.

Kas sağlamlığını artırır.

B2 vitamini ihtiva etmesinden dolayı karaciğer ve safra hastalıklarının iyileşmesine faydası vardır. Sarılık hastalığının iyileşmesine yardım eder.

Sinir hücrelerini besler. İçinde Fosfor bulunmasından dolayı cinsi gücü artırır.

İştahı açar.

Kansızlığın ilacı ve bağırsak tembelliğinin düşmanıdır.

Kan yapar, kanamaları durdurur, beden ve zihin yorgunluğunu giderir, kansere karşı koruyucudur.

Vücudu toksinlerden temizler zehirlere karşı vücudu korur.

İçinde yüksek oranda demir bulunmasından dolayı vereme ve kemik zayıflığına karşı bünyeyi korur.

Yüz ve göz felcine, göz hastalıklarına, soğuktan meydana gelen mafsal ağrılarına, kemik hastalıklarına iyi gelir.

Cerahatleri iyi eder. Lapa yapılıp yakı gibi cerahatler üzerine uygulanır.

Cilt lekelerini geçirir. Kirpikleri çoğaltır. Kaynamış suyu ile saçlar yıkanırsa saç koyulaştırır.

Afrodizyaktır, bademle yenirse diş etlerini onarır.

Taze hurmadan yapılan şurup karın ağrılarına ve mide kramplarına iyi gelir.

Öksürüğü kurutur, balgamı söktürür, boğaz ağrısı ve bronşite iyi gelir,

Sırttaki ağrıları giderir.

Aç karnına yenilmeye devam edildiğinde kurtları zayıflatır, azaltır veya öldürür.

Hurma, ciğeri güçlendirir, tabiatı yumuşatır. Özellikle de çam tohumu ile birlikte alınırsa şehveti arttırır. Boğazın haşinliğini giderir.

Tazesi mideye oturur’ diyerek bayat ekmek tüketenler dikkat! Bayat ekmekteki aflatoksin, mide, bağırsak ve karaciğer kanserine yol açıyor.

2006′da ‘en fazla ekmek tüketen ülke’ olarak Guiness Rekorlar Kitabı’na giren Türkiye’de kişi başı yıllık ekmek tüketimi tam 200 kilogram. Türk insanının vazgeçilmezi olan taze ekmek aslında sağlığımızın düşmanı.

Ülkemizde taze ekmeğin mideye oturacağı düşüncesi ile bayat ekmek kullanımının çok yaygın olduğunu söyleyen Uzm. Dr. Elif Güveloğlu, “Bu çok yanlış bir davranış. Çünkü bayat ekmek aflatoksin kaynağıdır. Aflatoksin de, kansere neden olduğu kanıtlanmış maddelerden biri” dedi. Aflatoksinin mide, bağırsak ve karaciğer kanseri oluşumunu tetiklediğine dair binlerce araştırma olduğunu belirten Güveloğlu, küflü gıdalar konusunda şu uyarılarda bulundu:

‘Her dilime tek tek bakılmalı’

“Paket içindeki dilimlenmiş ekmekleri kullanırken, dilim aralarını çok iyi kontrol etmek, hatta koklamak gerekiyor, en ufak bir küf kokusu alınırsa, görüntüde bir şey olmasa bile o ekmeği tüketmemek gerekiyor. Paket ekmeklerin son kullanma tarihine değil, üretim tarihine bakmak ve üretim tarihinden sonra en fazla 3 gün içinde buzdolabında saklayıp tüketmek lazım.”

‘Küfü sıyırıp yemeyin’

Diğer önemli aflatoksin kaynaklarının da, mısır unu başta olmak üzere iyi saklanmamış tahıllar ve üzerinde beyaz tabaka birikmiş salça, turşu, şalgam türü mayalı yiyecek-içecekler olduğunu kaydeden Güveloğlu, “Üzeri küflü gıdanın küfünü sıyırıp altını kullanmak çok yanlış. Çünkü bu mikroorganizma gıdanın derinliklerine ulaşıyor. Yani üzeri küflenmiş salçayı, tamamen atmalıyız” diye konuştu.

Katkı maddeleri migren nedeni

Bir tarafta buğday krizi olacağı, diğer tarafta una zararlı katkı maddeleri katıldığı tartışmaları sürüp giderken, Dr. Elif Güveloğlu, ekmekte kullanılan katkı maddelerinin önemli hastalıklara yol açtığını söyledi. Dr. Güveloğlu, katkı maddelerini migrenden alerjiye, hatta kansere kadar birçok rahatsızlığın nedeni olarak gösteriyor. Birleşmiş Milletler’in açıklamasına göre de, önümüzdeki 5 yılda dünyada ‘buğday krizi’ bekleniyor.

‘Kepekli ekmeğin namusu bozuldu’

Katkı maddelerinin yanı sıra ekmek üretiminde hileler de yapıldığını belirten Dr. Elif Güveloğlu, “Günümüzde ekmeklerin namusu bozuldu. ‘Kepekli’ diye ekmeklere boya katıyorlar” dedi. Dr. Güveloğlu, gerçek kepekli ekmek bulmanın zorlaştığını ifade etti. Uzmanlar, kepekli ekmeğin çok daha sağlıklı olduğunu, beyaz ekmekte vitamin ve mineral kaybı yaşandığını vurguluyor. Öte yandan Halk Ekmek yetkilileri, ekmek tüketiminde şu noktaların altını çiziyor:

* Tam buğday unundan yapılmış ekmeği öneriyoruz. Tam buğday ununda kepek oranı yüzde 13′tür. İlave değil, buğdayla öğütüldüğü için kepekli undan daha faydalıdır.

* Kepekli ekmekte beyaz una yüzde 25 oranında kepek ilave ediliyor, ama tam buğday unundaki besleyici değerleri yakalayamıyor.

* Sıralama yapacak olursak; öncelikle tam buğday ekmeğini tavsiye ediyoruz. Bulunamazsa kepekli ekmeği, kepekli ekmek yoksa son olarak beyaz ekmeği öneriyoruz.

* Mısır ekmeği: Çölyak hastalığında tüketebilecek tek ekmektir. Kişi hastalık sebebiyle buğday, arpa ve çavdar unlarından yapılan hiçbir ürünü yiyemez.

* Kepek ekmeği: Dış kepeği ayrılmış, ancak embriyo ve iç kepeği ayrılmamış undan elde edilen mayalı ekmek önemli bir B1 vitamini kaynağı. Çok kahve içenler, düşük kalorili diyet yapanlar, diyabet, kabızlık, spastik kolon hastaları ve doğum kontrol hapı kullananlar tercih etmeli.

* Çavdar ekmeği: Düşük tansiyon ve kalsiyum eksikliği olanlar bolca kullanmalı. Sporcular da çavdar ekmeği tüketmeli.

* Ambalajlı ekmek üreticileri neden zenginleştirilmiş ekmek üretimi yapıyor? Gıda Güvenliği Derneği (GGD): Türkiye’de insanlar besin ihtiyaçlarının yarısını ekmekten, genellikle de beyaz ekmekten karşılıyor. Beyaz ekmeklerde ise vitaminlerin yalnızca yüzde 10′u bulunuyor. Bu duruma ekmeğe vitamin ve mineral takviyesi yapılarak çözüm geliştiriliyor.

* Ekmek şeker hastalığı yapar mı? GGD: Hayır. Aksine kepek ekmeğini diyabet, kabızlık, spastik kolon hastalıkları ve doğum kontrol hapı kullananlar özellikle tercih etmeli.

* Ekmekte hangi katkı maddeleri kullanılıyor? GGD: Enzimler (alfa amilaz enzimi), C vitamini (Askorbik asit), şekerler (sakkaroz, maltoz,fruktoz, glukoz), emülgatörler.

Halk Ekmek işi sıkı tutuyor

Yerli üretim buğday ununu tercih ettiklerini söyleyen Halk Ekmek yetkilileri, kullandıkları unda hiçbir katkı maddesi bulunmadığını belirtti. Yetkililer şunları kaydetti: “Fabrikaya gelen unlardan kamyondan inmeden numune alıp laboratuvarlarımızda test ederiz. Standartların altındaysa iade ederiz.”

‘Beyaz’lık iyi değil

Un değirmenden geçtikten sonra 1 ay kadar dinlenmeye bırakılırsa, kendiliğinden beyazlar, ilave beyazlatıcıya gerek kalmadan doğal haliyle olgunlaşır. Sonuçta pamuk beyazlığında olmasa da, ekmeğin istediği beyazlıkta olur. Bu yüzden dışarıdan beyazlatıcıya gerek yoktur. Dinlenmiş unun su kaldırma oranı artar ve biraz beyazlar. Un esmerleştikçe vitamin ve mineral değeri artar, beyazlaştıkça da zayıflar. Beyaz unun avantajı kolay ve kabarmış ekmek yapmaktır.

Tüketim azalıyor

Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) tarım ve hayvancılıkta 10 yılda yaşanan üretim ve tüketim dengesini içeren kapsamlı bir rapor yayınladı. Rapora göre; Türk halkı 1996-2006 yılları arasındaki 10 yıllık dönemde ekmek ve buğday tüketimini azalttı. Buğday tüketimi 10 yılda 21.3 kilo birden düşerek 2005 yılında 168 kiloya geriledi.

(Takvim, Özlem Kamer, 11-2008)



Süte, un ve nişasta katılarak daha yağlı görünmesi sağlanıyor. Sütte yapılan bu akıl almaz hileler ölüme götürüyor. İşte temel besin sütün bilinmeyenleri:

Gözümüzü açar açmaz tanıştığımız süt ve süt ürünleri, 7′den 70′e herkesin vücudu için gerekli olan bütün besinleri barındırıyor. Büyüme ve gelişmenin temel yapı taşını oluşturuyor, içerisinde kalsiyumun yanı sıra, potasyum, fosfor ve protein bulunuyor. Ancak, yapılan akıl almaz hilelerle, büyümenin temeli süt ve süt ürünleri öldürücü bile olabiliyor. Süte un ve nişasta karıştırıldığını söyleyen Medical Park Göztepe Hastanesi Diyetisyeni Hülya Çağatay, süt ve süt ürünlerinde yapılan hilelerin, besin zehirlenmelerinin en önemli nedeni olduğunu, yapılan hilelerin ölümlerle sonuçlanan rahatsızlıklara bile sebep olduğunu söyledi.

BAKTERİLER YOK OLUYOR
Diyetisyen Hülya Çağatay, akıl almaz hileleri ise şöyle sıraladı: Sütü daha yağlı kıvamda göstermek için un ve nişasta katılıyor. Bakteriyel faaliyeti önlemek için formaldehit, borik asit, hidrojen peroksit gibi bakteri öldürücü özellikte maddeler katılıyor. Bu maddeler zararlı bakterileri yok ederken yararlı olanları da yok ediyor. Ayrıca sütün uzun süre kesilmeden kalabilmesini sağlamak amacıyla bir diğer başvurulan hile yöntemi ise çoğunlukla sütün pişirilmesi oluyor.

RENGİNE DİKKAT EDİN
Eğer sütün renginde morarma varsa ya da kokusu keskinse muhakkak bozuktur. Sütün hileli olup olmadığını vatandaşın anlaması oldukça zor. Fakat sütün içine su karıştırıldığında rengi açılır, kokusu ve tadı değişir. Tüm bunlardan üründe hile olup olmadığını, ayırt etmeye çalışabiliriz. Ancak her ne olursa olsun tam olarak emin olabilmeniz mümkün değildir.

Uzun ömürlü süt almayın
Dr. Hülya Çağatay: Pastörize günlük süt tüketin. Uht sütleri yani kutudaki uzun ömürlü sütleri ve pazarlarda satılanları önermiyoruz. Çünkü, cam şişedeki günlük sütte insan vücudu için yararlı olan bakteriler bulunmakta. Bu bakteriler uht sisteminde yaşamaz. Günlük sütten yoğurdunuzu, hatta yine aynı sütten çok sağlıklı olan ve kalsiyum içeriği yüksek olan çökeleğinizi de kendiniz yapabilirsiniz.

Kapaklara dikkat!
Paketli ürün alacaksanız, en çok dikkat edilmesi gereken husus, ürünün kapağının bombe yapmış olmaması ve kutuların hava yapıp şişmiş olmaması. Şişme, koku gibi durumlar mikroorganizma üremiş olduğunu gösterir.

Yılda 12 litre tüketiyoruz
Peynir ve süt pazarı hakkında bilgi veren Türkiye, Süt, Et, Gıda Sanayicileri ve Üreticileri Birliği (SETBİR) Başkanı Erdal Bahçıvan, şunları kaydetti: 3 Türkiye’de kişi başı ambalajlı süt tüketimi 6 yılda 2′ye katlandı. 3 Ambalajlı süt pazarı yıllık yüzde 9 büyüyor. 3 Yıl sonunda toplam ambalajlı süt pazarının 978 milyon litre olacağı öngörülüyor. Bir bu kadar daha açıkta süt satıldığı tahmin ediliyor. 3 Türkiye’de yıllık süt tüketimi yaklaşık 12 litreyken, Avrupa’da bu rakam 3 katı civarında.

Ambalaj açılmazsa 4 ay taze kalıyor
Ülker Gıda ve İçecek Grubu Başkanı Mehmet Tütüncü, günlük 2 bin 100 ton üretim kapasitesi ile Türkiye’nin ve komşu coğrafyanın en büyük süt ve sütlü ürünler üreticisi olduklarını söyledi. Tütüncü, ambalajlı ürün tercih edilmesini ve paketlenen sütün, ambalajı açılmazsa 4 ay tazeliğini koruduğunu kaydetti. Ülker Gıda ve İçecek Grubu Başkanı Mehmet Tütüncü, günlük 2 bin 100 ton üretim kapasitesi ile Türkiye’nin ve komşu coğrafyanın en büyük süt ve sütlü ürünler üreticisi olduklarını söyledi. Tütüncü, ambalajlı ürün tercih edilmesini ve paketlenen sütün, ambalajı açılmazsa 4 ay tazeliğini koruduğunu kaydetti.

Diyet sütlerin besin değeri daha mı azdır?
Gıda Güvenliği Derneği (GGD): Hayır, değildir. Diyet sütlerde yağ miktarı azaltıldığı için daha düşük kalorilidir.

Hayvanların aldığı hormonlu yemler sütü etkiler mi?
GGD: Evet, etkiler. Fakat Türkiye ve AB’de hormon kullanımı yasaktır. Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı, Kalıntı İzleme Sistemi kapsamında düzenli olarak numuneler alıp analizler yaparak hayvan yemlerinde hormon kullanılıp kullanılmadığını tespit eder.

Laktik asit insan sağlığına zararlı mıdır?
GGD: Hayır değildir, süt asiti olarak da bilinir. Her insanın vücudunda oluşan tabii bir organik bileşiktir.

Sokak sütü ne kadar süre kaynatılmalıdır?
GGD: Kaynatma yöntemiyle sütün içindeki tüm bakteriler yok edilemediği için kesin bir süre vermek mümkün değildir. Aksine kaynatma yöntemi sütün besin değerinin azalmasına da neden olmakta.

(Takvim, Özlem Kamer, 2008)
Eki
05
2008
Diyet kolanın zararları

Kola kutularının üzerindeki ‘Soğuk içiniz!’ yazısı lezzet için yazılmamış. Hadise ABD de geçiyor. Ancak bildiğiniz gibi Türkiye’de de birçok kişi diyet kola içiyor. Siz de içiyorsanız, okuduktan sonra fikrinizi değiştireceğinize eminim!

2001 yılı Ekim ayında kız kardeşim çok hastalandı, mide spazmları vardı, dolaşmakta zorlanıyordu, yürümek ise başlı başına bir sorundu. Sadece yataktan kalkması bile onu tüketiyordu, o kadar çok ağrısı vardı.

2002 yılı Mart ayında biyopsiler alındı, ve 24 değişik ilaç almaya başladı. Doktorlar kendisinde ne olduğunu bulamıyorlardı. O kadar çok ağrısı vardı ve o kadar hastaydı ki, ölmekte olduğunu biliyordu.

Evini, banka hesaplarını, yaşam sigortasını ve diğer şeylerini en büyük kızının adına kaydettirdi, ve küçük çocuklarının en büyük kızı ile birlikte olmalarını sağladı.

Son bir keyif yaşamak istiyordu, böylece 22 Mart günü (tekerlekli iskemlede olmak kaydıyla) Florida’ya gitmeyi planladı. 19 Mart günü testlerinin nasıl geçtiğini öğrenmek için kendisini aradım, testlerde bir şey bulunamadığını, ama kendisinde MS olduğunu düşündüklerini söyledi. Çok şaşırdım, sonra bir arkadaşımın bana e-mail olarak gönderdiği bir yazıyı hatırladım, ve ona sordum: Diyet içecekler içiyor musun?

Evet dedi, o anda da bir tanesini açıp içmek üzere olduğunu söyledi, açmamasını ve diyet meşrubat içmemesini söyledim, bahsettiğim yazıyı e-mail ile kendisine gönderdim. Telefon konuşmamızdan 32 saat sonra beni aradı, diyet meşrubat içmeyi bıraktığını ve yürüyebildiğini, merdiven çıkabildiğini ve adale spazmlarının kaybolduğunu söyledi. %100 iyileşmemişti ama kesinlikle çok daha iyi hissediyordu. Makaleyi doktorlarına göstereceğini ve eve dönünce beni arayacağını söyledi.

Beni aradı, doktoru çok etkilenmişti ve diğer MS hastalarını arayarak suni tatlandırıcı kullanıp kullanmadıklarını soracağını söylemişti. Bir kabuğun içinde diyet meşrubat içindeki aspartam maddesiyle zehirleniyordu ve yavaş yavaş ölüyordu.

22 Mart Florida’ya giderken tek bir hap almıştı - bu da zehirlenmeye karşı olan haptı, iyileşme yolundaydı, ve yürüyebiliyordu!!! Tekerlekli iskemle olmaksızın!!! Bu makale hayatını kurtarmıştı.

Hayat kurtaran makale:

Etikette ‘ŞEKERSİZ’ yazıyorsa ASLA KULLANMAYI DÜŞÜNMEYİN BİLE!! ‘NutraSweet’, ‘equal’ ve ‘Spoonful’ markaları ile pazarlanan ‘ASPARTAM’ hakkında DÜNYA ÇEVRE KONFERANSINDA birkaç gün konuşma yaptım. EPA’ya yönelik bir yazıda 2001 yılında Birleşik Amerika’da multiple sclerosis ve sistemik lupus salgını olduğu, hangi zehirin bunun yaygın hale gelmesine neden olduğunun anlaşılamadığı belirtilmişti. Ben ayağa kalktım ve tam bu konuda konferans vereceğimi söyledim.

Aspartam’ın neden bu kadar tehlikeli olduğunu açıklayayım: Bu tatlandırıcının ısısı 86ºF seviyesine ulaşınca, aspartam içindeki metil alkol eformaldehite, sonra da formik aside dönüşüyor, bu da metabolik asidosise yol açıyor. Metanol zehirlemesi diğer koşulları açısından multiple sklerosise benziyor. İnsanlara yanlışlıkla multiple sklerosis teşhisi konuyor. MS ölüme yol açmazken metanol zehirlemesi öldürücü oluyor! Sistemik lupus da neredeyse en az multiple sklerosis kadar yaygın hale geldi, özellikle Diet Coke ve Diet Pepsi içenler arasında! Kurban genellikle suçlunun aspartam olduğunu bilmiyor. Kullanmaya devam ediyor, lupus da artık yaşamı tehdit edecek düzeye ulaşıyor. Diyet içecekleri bıraktıktan sonra sistemik lupus hastalarının asistematik hale geldiklerini gördük. Multiple sklerosis teşhisi konan hastalarda (aslında bunlar metanol zehirlenmesi hastaları idi) semptomları çoğu kayboldu. Görüş yeteneğinin geri kazanıldığı ve işitme duyusunun önemli ölçüde iyileştiğini gördük. Bu tinnitus vakalarında da geçerli idi.

Bir konferansımda “Aspartam kullanıyorsanız (NutraSweet, Equal, Spoonful vs) ve fibromalji, spazmlar, ani ağrılar, bacaklarınızda uyuşma, kramp, vertigo, bulantı, baş ağrıları, tinnitus, eklem ağrısı, depresyon, endişe atakları, bozulan konuşma, bulanık görüş veya hafıza kaybı semptomlarından şikayetçiyseniz muhtemelen aspartam hastasınızdır. Konferans esnasında ayağa kalkan kişiler “Bu semptomlardan bazıları bende de var” “Bundan kurtulmak mümkün mü?” diye sordular. Evet! Diyet meşrubat içmezseniz ve gıda etiketlerinde yazılı aspartam kelimesine dikkat ederseniz, evet!

Çok ciddi bir sorunla karşı karşıyayız. Bir yabancı Bay Espisto’ya (konuşmacılarımdan birisi) ve bana geldi ve “Neden bu kadar çok insanın MS derdi olduğunu bana söyleyebilir misiniz?” dedi. Bir hastaneye yaptığımız ziyaret esnasında bir hemşire ağır Diet Coke bağımlısı olan altı arkadaşının tümünde MS sorunu olduğunu söylemişti. Bu tesadüfün ötesinde bir durumdu! Diet Coke ve Diet Pepsi vs.

BU BİR DİYET ÜRÜNÜ DEĞİLDİR! Kongre Raporuna göre karbonhidrat birikimine neden oluyor ve sizi şişmanlatıyor. Formaldehit yağ hücrelerinde depolanıyor, özellikle kalça ve basenlerde birikiyor. Dr Roberts, bir kez bu ürünleri bırakınca ekstra spor vs yapmaksızın deneme süresi içinde 19 kilo kaybeden hastası olduğunu belirtiyor.

Aspartam özellikle şeker hastaları için tehlikeli. Hastalarında retinopati olduğunu düşünen hekimlerle konuştuk, aslında hastalarındaki semptomların nedeni aspartamdı. Aspartam kan şekerinin kontrolden çıkmasına yol açıyor. Bu nedenle şeker hastası proteinde bulunan diğer amino asitler olmadan aspartik asit ve fenilalanin maddelerinin nörotoksik hale gelmesi nedeniyle hafıza kaybından şikayet ediyor. Aspartik asit ve fenilalanin kan beyin bariyerini aşıyor ve beyin nötronlarını harap ediyor, şeker hastalarında (şeker hastası olmayan hastalarda da) çeşitli tipte beyin hasarı, nöbet hali, depresyon, manik depresyon, panik ataklar, öfke ve şiddete neden oluyor (Körfez Savaşında savaşan kadın ve erkeklerin tükettikleri binlerce Diet Coke ve Diet Pepsi içinde bulunan aspartam iyi bilinen Körfez Savaşı Sendromunun nedeni olabilir).

Dr. Roberts doğum arızalarına yani gebe kalma ve ilk gebelik döneminde tüketilmesi halinde zeka geriliğine neden olabildiği konusunda uyarıyor. Çocuklar özellikle nörolojik bozukluklar açısından büyük risk taşıyorlar ve NutraSweet kullanmamaları gerekiyor.

NutraSweet’e bağlı olarak çocuklarda görülen nöbet hali ve diğer bozukluklara ilişkin çeşitli vaka bildirebilirim. Maalesef anneleri çocuklarındaki bozukluğun aspartama bağlı olduğu konusunda ikna etmek her zaman kolay olmuyor. Ancak deneme-yanılma metodu ile diğer anneleri çocuklarının sağlığını ellerinde tuttukları konusunda uyarabiliyor. Şeker metabolizmasına (ki şeker hastaları için ideal) yardımcı olan ve SUNİ TATLANDIRICI OLMAYAN tatlı bir bitki olan Stevia FDA tarafından onaylanan bir diyet ürünüdür. MONSANTO’ya bağlı olduklarından FDA yıllarca bu tatlı gıdayı göz ardı etti. Bu konuda mevcut literatür: EXCITOTOXINS: THE TASTE THAT KILLS (Öldüren Tad) - Dr Russell Blayblock (Health Press) 1-800-643-2665 ve DEFENCE AGAINST ALZHEIMER’S DISEASE (Alzheimer Hastalığına Karşı Savunma) - Dr H J Roberts.

Dr. Roberts aynı zamanda bir diyabet uzmanıdır. Bu iki hekim aspartamın öldürücü etkisini gösteren vakaların yer aldığı bir çalışmayı Internette yayınlayacaklar.

American College of Physicians Konferansına göre “bu ölümcül zehrin neden olduğu nörolojik hastalıklar salgınından bahsediyoruz.” Sorun bu: aspartamın 100 farklı üründe bulunduğuna dair Kongre tezleri mevcut. İlk tezden sonra peş peşe iki tez sunuldu, ana bir faydası olmadı. Hiçbir şey yapılmadı. İlaç ve kimyasal madde lobilerinin cepleri çok dolu. Bu madde halen beş binden fazla üründe bulunuyor ve HASTALAR TÜKENİYOR!!

Aspartamın yaratıcısı olan MONSANTO’nun bunun ne kadar öldürücü olduğunu bildiğinden eminim. Birçok kuruluşun yanı sıra Amerikan Diyabet Derneği, Amerikan Diyetetik Derneği, Amerikan Tıp Fakültesi Konferansına fon sağlıyorlar. Bu New York Times gazetesinde yayınlandı, ama bir faydası olmadı. Bu dernekler herhangi bir katkı maddesini tenkit edemiyorlar veya MONSANTO ile bağlantılarını açıklayamıyorlar çünkü gıda sanayiinden para alıyorlar ve ürünlerini desteklemek zorundalar.

Senatör Howard Hetzenbaum tüm bebek, hamileler ve çocukları aspartamın tehlikeleri hakkında uyaran bir yazı yazdı. Bu yazıda toplumda mevcut sorunlar (nöbet hali, beyin kimyasında meydana gelen değişiklikler, nörolojik ve davranış bozuklukları; semptomlar) hakkında yapılan bağımsız çalışmalar da yer alıyordu. Bu yazı güçlü ilaç ve kimya lobileri tarafından yok edildi, böylece herhangi bir şüphe taşımayan insanlar hastalık ve ölüm karşısında çaresiz kaldılar.

Petra Holzer

http://www.nancymarkle.com
http://www.ethicalinvesting.com/monsanto/markle.shtml
http://www.apratametruth.com