• Reklam
Sayfa: 1 | Toplam: 4 1234 SonSon
37 sonuçtan 1 --- 10 arası gösteriliyor
  1. #1
    Unutursun Gönlüm
    Kayıt Tarihi
    23-07-2007
    Mesajlar
    17,073
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    8

    Kader Ve Özgürlük, Alın Yazısı vs Kader...

    evet arkadaşlar şu kader ve özgürlük konusuna yoğunlaşalım bence cok önemlı bır konu...

    A-)Kaderimiz çiziliyse kararlarımızdan niye sorumlu tutuluyoruz?

    B-)Yok eğer hür irademiz varsa, niye bazı şeyleri seçtiğimizde cehenneme atılıyoruz?

    C-)Biz seçimlerimizde özgürüz, kader sadece Tanrı'nın bizim seçimlerimizi önceden bilip takdir etmesidir diyerek bu işin içinden çıkmaya kalkmayın. İnsan verdiği kararları çevresindeki koşullara ve faktörlere göre verir. Bu koşullar ve faktörler ise Tanrı'nın kontrolü altında, hatta onun sebep olduğu şeyler olduğundan, Tanrı eğer denilen vasıflara sahipse, insan gerçekten özgür olamaz. Durum bu olmasa ve Tanrı insanı gerçekten özgür kılabilecek (ve kılmış) olsa, yani insanın kararları konusunda Tanrı'nın hiçbir kontrolü olmasa, o zaman da bu durum Tanrı'nın özgürlüğünü kısıtlar. İnsanın özgürlüğü ve iradesi Tanrı'nın mutlak iradesiyle çelişir. İnsan gerçekten seçimlerinde özgürse ve Tanrı'nın bunda hiçbir rolü yoksa, fonksiyonu sadece bunları baştan bilmekten ibaretse, bu Tanrı'nın gücüne sınır koyar. Tanrı her şeye kadir olduğuna göre, bizim seçimlerimiz de onun onayı ve bilgisi dahilindedir. Hatta çevremizdeki her şeyi o yarattığından, seçimlerimiz de dolaylı olarak onun sebep olduğu şeylerdir. Dolayısıyla, hem Tanrı hem de insan bir arada özgür olamaz. Cüz-i irade ve külli irade ayrımı da bu işi çözmeye yetmez. Bu çelişki dinlerin doğasında vardır ve din adamları bunun içinden ağızlarıyla kuş tutsalar çıkamazlar. Kendilerine sorun, alacağınız hiçbir cevap sizi tatmin etmeyecektir.

    D-)Seçme yeteneğimiz var, fakat bazı şeyleri seçmememiz isteniyorsa bu yeteneğin ne kadar anlamı var?


    E-)Tanrının gerçekten varolduğunu farz edelim. Benim niye ona tapınma zorunluluğum var? Eğer benim herhangi birine, bu biri benden çok daha güçlü bile olsa, tapınmayı reddetme yeteneğim varsa (eğer bunu seçebiliyorsam, böyle bir yeteneğim var demektir), o zaman bu yeteneği kullanmaktan dolayı neden ceza görmem gerekiyor? Eğer itaat istiyorsa, neden itaat etmeme yeteneğini de veriyor insana? Yok eğer başka türlüsünden zevk alamıyorsa, o zaman "Peki bu Tanrı sadist midir?" sorusu gündeme gelir.


    F-)Tanrı her şeyi biliyorsa (geçmiş, gelecek, vs), o zaman geçmiş de, gelecek de daha yaratılış anında belli demektir. Belli olan bir şeyi değiştirmek için, kitap, peygamber, vs göndermenin mantığı ne o zaman?


    G-)Jean Paul Sartre’a göre, Tanrı varsa bile ona savaş açıp yok etmeye çalışmalıyız, çünkü o bizim özgürlüğümüze engeldir. Tanrı varsa bile, eğer iddia edildiği gibi adilse, hür irade verdiği ve istediğini seçme yeteneğiyle donattığı kullarından, bu yeteneği kullanma hakkını esirgememelidir. O zaman kendisi iyi niyetli ve adil olmaz. Gaddar, despot ve adaletsiz olur.

    Fikirleriniz nedir?
    ............
    imza

  2. #2

    Kayıt Tarihi
    21-05-2009
    Mesajlar
    831
    Karizma Gücü
    4
    allah akl versin allah insana iyiliği gösteriyor diyrki kulum bunu yaparsan seni mükafatlandırırım ama diğer tarafı seçersen ozamanda seni cezalandırırım .biz insan oğlu tam anlamıyla ne özgürüz nede tam anlamıyla bağlıyız .doğrusu bunun arasındakidir .allah senin gelecekte ne yapacağını bilir ama bu demek değilki bunu sana yaptıran allahtır .allah gaybi bildiği için senin ne iş yaptığınıda bilir .ama bu demek değilki bizim kaderimiz önceden yazılmış ,


    EHL-İ BEYT MEKTEBİNDE KAZA VE KADER İNANCI


    Şia alimleriyle tanışınca (1) ve kitaplarını okuyunca adeta kaza ve kader hususunda yeni bir ilim elde ettim Birisi Hz. Ali (a.s)'a kaza ve kader konusunu sorunca imam şöyle buyurmuştur.

    "Yazıklar olsun sana sen kaza ve kaderin kesin ve mutlak bir şey olduğunu mu sanıyorsun? Böyle olsaydı artık sevap ve ceza vermenin bir anlamı kalmaz ve söz veren boş yere olurdu. Allah'u Teala kullarına ihtiyaren emir etmiş ve ihtiyaren de nehyetmiştir. Onların tekliflerini kolay kılmış zorlaştırmamıştır. Az bir amele karşılık olarak da çok sevap vermiştir. Allah-u Teala mağlup kılınarak isyan edilmemiş zorla da kimseyi itaat etmek mecburiyetinde bırakmamıştır. Peygamberleri oyuncak olsun diye göndermemiş, kitapları da boş yere nazil etmemiştir. Gökleri, yeri ve onların arasında bulunan varlıkları da batıl ve boş yere yaratmamıştır. "Bu kafirlerin hayalidir; cehennem ateşinden dolayı eyvahlar olsun kafirlere." (2)

    Nede açık bir beyandır bu. Bu konuda bundan daha açık bir söz ve bundan daha sağlam bir delil okumamıştım. Müslüman olan herkes bununla amellerinin sadece kendi irade ve ihtiyarından kaynaklandığına inanıyor. Zira Allah-u


    ----------

    ı - Muhammed Bakır Es-Sadr, Ayetudlah-il Uzma Hoi, Ayetıdlah Hekim
    Altame Tabatabai vb. bana bu hususta çok yarduncı oldular.
    2 - Muhammed ibn-i Abduh'un yazdığı "Şerh-i Nehc'ul Belaga" c.4, s.673.




    248 / DOĞRULARLA BİRLİKTE

    Teala emretmiş, ama seçim hürriyetini de bize bırakmıştır. Hz. İmam Ali'nin "Allah kullarına ihtiyaren emretmiştir" sözünün anlamı da budur. Daha sonra, Hz. İmam Ali (a.s) konuya daha da açıklık getirerek şöyle buyurmuştur. "Allah mağlup kılınarak isyan edilmemiştir." Bu sözün anlamı şudur ki, Allah-u Teala insanları bir işi yapmak zorunda bırakmak isteseydi, kulları da birleşseydi yinede Allah'ın işine galip gelemezlerdi. Bu ise Allah-u Teala'nın itaat ve isyanda kullarına seçme özgürlügü verdiğini gösterir. Bunu Allah-u Teala Kehf suresinin 29. ayetinde şöyle açıklamıştır.




    "De ki, hak Rabb'inizledir; isteyen iman etsin, isteyen de kafir olsun."

    Daha sonra, Emir'ul Mu'minin Ali (a.s) bu konuyu insanın kalbine yerleştirmek amacıyla insanın vicdanına hitap ederek konuyu açıklığa kavuşturan kesin bir delile işaret ediyor. O da şudur. "Bazılarmm inandığı gibi eğer insan fiillerinde mecbur olsaydı, o zaman artık peygamber gönderip, kitap indirmek bir nevi oyun ve faydası olmayan abes bir iş olurdu. Allah-u Teala ise oyundan ve abes iş görmekten münezzehtir. Zira Peygamberlerin (Allah'ın selamı onlara olsun) gönderilmesi ve kitaplarm nazil olunması insanlan islah edip onları zülümattan çıkarıp, nura hidayet ederek nefsani hastalıklarını tedavi etmek ve saadetli bir hayatın






    örnek yolunu onlara açıklamak içindir." Allah-u Teala İsra suresinin 9. ayetinde buyuruyor ki:


    "Şüphe yok ki bu Kur'an, insanlara en doğru bir yola sevkeder."

    Daha sonra Hz. Ali (a.s) sözünü, cebre inanmanın göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan varlıkların batıl yere yaratıldığına inanmayı gerektirdiğini açıklayarak sona erdiriyor.(1)

    Bir grubun cebre inandığı, bir grup da tefvize inandığı bir sırada şianın kaza ve kader konusundaki inancını incelediğimizde bu inancın çok sağlam bir inanç olduğu ortaya çıkar. Zaten Ehl-i Beyt imamları'nın (Allah'ın selamı onlara olsun) varlığı da İslami inanç ve kavramları islah etmek, ve bu yoldan kayanları tekrar doğru yola döndermek içindir. Bu amaçla Ehl-i Beyt İmamları açıkça buyurmuşlardır ki:


    "(Hakikat) Ne cebir doğrudur ve ne de tafviz; bu ikisinin arasıoda bir şeydir."(1)

    Bu kavramı Hz. İmam Sadık her insanın kendi aklıca kavrayacağı bir basit örnekle açıklamıştır. Birisi imam'a "Ne

    ----------
    - 1. Akaid'üş Şia fi'l kaza ve'l kader.



    250 7 DOĞRULARLA BİRLİKTE

    cebir doğrudur. ve ne de tafviz; bu ikisinin arasında bir şeydir" demekle neyi kastediyorsunuz?' diye sorunca, Şöyle buyurdu: "Yeryüzünde yürümen, yere düşmen gibi değildir."

    Bunun manası şudur ki, biz yürürken kendi ihtiyarımızla yürüyoruz; ama düşmemiz irademizin dışında olan bir şeydir.

    Böylece, kaza ve kader ile ilgili doğru görüş, cebir fikriyle tafviz fikri arasında bulunan bir fikirdir. Yani bir kısım işler bizim kendi elimizde olup kendi ihtiyar ve irademizle yaptığımız şeylerdir. İkinci kısım işler ise bizim irademizden hariçtir ve de bunlara karşı boyun eğmek zorundayız. Yani defetmek imkanımız da yoktur. Birinci bölümden dolayı hesaba çekiliriz; ama ikinci kısım işlerden dolayı bir sorumluluğumuz yoktur. O halde insan aynı anda hem muhtardır ve hem de mecbur.

    A) İnsan bir iş hususunda düşünüp nihayeten yapmak veya yapmamak kararını aldığı fiillerinde muhtardır. Allah-u Teala Şems suresinde buna işaret ederek buyurmuştur ki:



    "Andolsun cana ve azasını düzüp koşana, derken ona kötülüğünü de çekinmesini ilham etmiştir, andolsun ki kim özünü iyice temizlemişse kurtulmuştur, muradana ermiştir, ve andolsun ki kim özünü kirletmiş, kötülüğe gömmüşse ziyana girmiştir."



    O halde nefsin tezkiyesi ve kirlenmesi insanın kendi seçimi sonucu olduğu gibi, fe la ha varmak ve zarara uğramak ta bu seçimin kesin ve adilane olan bir neticesidir.

    B) İnsan onu kapsayan Allah-u Teala'nın irade ve meşiyetine boyun eğmiştir. Yani bütün bu evrene hakim olan kanunlanna karşı mecbur durumdadır. İnsan kendisinin erkek veya kadın cinsinden olmasını seçemez. Insan hangi renk ve ırktan olmasını seçemez. İnsan hangi anne-babadan dünyaya geleceğini seçemez. Hatta insan cisim yapı ve boyunun ne kadar olmasını bile seçemez. Bundan başka genetik hastalıklar gibi kendi katkısı olmadan lehine veya aleyhine işleyen bir kısım tabii kanunlara boyun eğmek zorundadır. İnsan yoruldu mu uyur, dinlendikten sonra da uyanır. Acıktığı zaman yemek yer. Susadığı zaman su içer. gir ferahlık hissettimi neşelenip güler, bir hüzüne kapıldı mı ağlar ve üzülür. Vücud fabrikasında çeşitli hormon, hücre ve büyüme kabiliyeti olan, nütfeler üretilir. Bu arada biyolojik yapısı ise hayret verici bir tertip ve düzenle çalışmaktadır. Fakat bu insan hayatının her anında ve hatta ölümünden sonra bile ilahi inayetlerle çevrelendiğinin farkında dahi değildir. Allah-u Teala buna işareten Kıyamet suresinin 36. ayetinden 40. ayetine kadar şöyle buyuruyor.




    252 / DOĞRULARLA BİRLİKTE

    "Yoksa insan sanır mı ki kendi keyfine bırakılır? Erlik suyundan dökülen bir katre değil miydi? Sonra bir kan pıhtısı oldu da onu yarattı, azasını düzüp koştu, derken ondan da erkek, dişi, çiftller yarattı; bunları yapanın, ölüyü diriltmeye gücü mü yetmez?"

    Evet ey Rabb'imiz, sen her eksiklikten münezzehsin ve bütün hamdlar da sana mahsustur. Ey bizim yüce Rabb'imiz, yaratıp düzenleyen sensin; takdir edip hidayet eden sensin; öldürüp dirilten sensin; bereketler sendendir; sen yücesin; sana muhalefet edip uzaklaşanlara ve seni hakkın gereği takdir edip tanımayanlara yazıklar olsun.

    Bu bahsimizi Abbasi halifesi Me'mun'un döneminde çeşitli ilim ve felsefelerin islam aleminde sözkonusu edildiği bir dönemde yaşayan ve ilimdeki üstünlüğü herkes tarafından tastik edilen hatta ondört yaşına varmadan zamanın en bilgini olarak tanınanın Ehl-i Beyt İmamlannm sekizincisi Hz. İmam Ali ibn-i Musa Rıza'nın sözleriyle sona erdirelim:

    İmam Rıza(a.s)'a imam sadık(a.s)'ın "Ne cebir doğrudur ve ne de tafviz; bu ikisi arasında bir şeydir" Sözünün manası sorulunca şöyle buyurmuştur.


    -----------------------------
    1 - İbn-i Abd-i Rabb'ih'in yazdığı "İkd'ul Ferid" kitabı, c.3, s.42.







    «Allah-u Teala'nın bizim fiillerimizi yaptığını ve daha sonra da bize o fiillerden dolayı azap verdiğini sanan kimse cebre kail olmuştur. Allah-u Teala'nın yaratmak ve rızık işini-kendi hüccetlerine - tafviz ettiğini hayal eden bir kimse ise hak yoldan sapmıştır. Cebre kail olan birisi kafirdir; tafvize kail olan ise müşriktir. Ama "gerçek bu ikisi arasında bir şeydir" sözünün manası "Allah'ın emrettiği şeyi yapıp, nehyettiği şeyden kaçınmanın bir yolunun bulunduğuna inanmaktır."
    Yani Allah-u Teala onu hayrı yapmaya veya terk etmeye kadir kıldığı gibi şerri de yapmaya veya terketmeye kadir kalmıştır. Hayrı emretmiş şerrden ise nehyetmiştir."

    Andolsun ki, bu söz ister tahsil görmüş olsun, ister okur-yazar olmasın her seviyede akıl sahibinin kavrayabileceği tam manasıyla yeterli ve doyurucu bir açıklamadır. Gerçekten de Resulullah'ın (s.a.a) Ehl-i Beyt hakkında buyurduğu şu söz ne de güzeldir.



    "Onlardan (Ehl-i Beyt'ten) öne geçmeyin yoksa helak olursunuz ve onlardan geri de kalmayın ki yine helakete






    düşerseniz; onlara ilim öğretmeye de kalkışmayın ki onlar sizden daha bilgilidirler."(1)

    -----------------------

    1 - İbn-i Hacer'in yazdığı "Savaik'ul Muhrika', s148 - Mecmeu'z zevaid, c.9, s.163 - Yenabiu'l Mevedde, s.41 - Durr'ül Mensur, c.2, s.60 - Kenz'ul Ümmal, c.1, s.168 - Usd'ul Gabe, c.3, s137 - Abekat'ul Envar, c.3, s.184.

    --------------------------------------------
    "Doğrularla Birlikte" Kitabından alınmıştır.
    www.islamkutuphanesi.com

  3. #3
    whatwehavebeeniswhatweare The Bob adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    24-12-2004
    Mesajlar
    3,706
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    8
    Üç olasılık için zamanında özlüsözlerden bir derleme yapmıştım. Felsefeye kaydı konu ama buraya da uygun, beraber tartışabiliriz.



    Biz senaryosu daha önce yazılmış bir filmde mi yer alıyoruz? Yapıcağımız tercihlerin hepsi daha önceden belirtilmiş mi? Nereye, nasıl varıcağımız, filmin sonunun nasıl biteceği, filmde figüran mı yıldız mı kötü adam mı olduğumuz önceden biliniyor mu?

    Kader olasılıklara güler geçer. ~E.G. Bulwer-Lytton
    İnsanlar genellikle, kaderlerinden kaçmak için girdiği yolda, kaderleriyle karşılaşırlar. ~Jean de La Fontaine
    Asılmak için doğan biri, asla boğulmamalı. ~Fransız Atasözü


    -

    Filmin sadece olayları mı senaryoda yazılmış? Bu senaryoda ne kadar doğaçlama hakkımız var? Bir iş yerinde çalışacağımız belli ama rütbemiz belli değil mi? Patronla olan ilişkimizi biz mi geliştireceğiz? Ana başlıkları belli olan bu filmin sadece alt başlıklarını mı biz belirliyoruz? Belirlediğimiz başlıklar ilerideki ana başlıkları etkiliyor mu?

    Rastlantılar, Tanrı'nın bilinmeyen olarak kalmasında tercih ettiği yoldur. ~Albert Einstein
    Kader bize bi limon verdiğinde, onu bir limonata yapmaya uğraşalım. ~Andrew Carnegie
    Kader akrabalarımızı seçer, biz arkadaşlarımızı. ~Jacques Delille
    Kader yönetici değildir, İlahi takdirin hizmetçisidir. ~Edward G. Bulwer-Lytton



    -

    Biz oynadıkça mı senaryo yazılıyor? Bu filmde ne olmak istersek, rol ona göre mi veriliyor? Kader, aslında bizim yaşadığımız şeyler mi? Önceden yazılmış hiç bir şey yok mu?

    Kendi kaderinden başka kader yoktur. ~Leslie Grimutter
    Her yaşadığımız gün kaderimizi yazarız. ~Henry Miller
    Bir kişi, dilekte bulunduğu zaman, kaderinin ustası haline gelir. ~Jose Ferrer
    Bir insanın karakteri, onun kaderidir. ~Heraclitus
    Kader, kendi kaderini bile belirleyemeyen insanlar içindir. ~Kamran Hamid



    Is this your homework Larry?




  4. #4

    Kayıt Tarihi
    06-09-2008
    Mesajlar
    1,726
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    4
    Yapacaklarımızı daha yapmadan bilen ve zamandan bağımsız olan sonsuz kudretteki bir varlık karşısında hiçbir canlının özgür iradesi yoktur. Özgür irade demek, o sonsuz bilgi ve kudrete sahip, zamandan bağımsız olan varlığın bilgisini değiştirmek, bilmediği birşey yapmak anlamına gelir. Siz daha doğmadan sizin hayatınızda neleri seçeceğinizi neleri yapacağınızı bilen bir varlığın varolması demek, o varlığın sizin hakkınızdaki bilgisi dahilinde yaşıyor olmanız demektir.

  5. #5

    Kayıt Tarihi
    21-05-2009
    Mesajlar
    831
    Karizma Gücü
    4
    Hz. Ali (a.s)'a kaza ve kader konusunu sorunca imam şöyle buyurmuştur.

    "Yazıklar olsun sana sen kaza ve kaderin kesin ve mutlak bir şey olduğunu mu sanıyorsun? Böyle olsaydı artık sevap ve ceza vermenin bir anlamı kalmaz ve söz veren boş yere olurdu. Allah'u Teala kullarına ihtiyaren emir etmiş ve ihtiyaren de nehyetmiştir. Onların tekliflerini kolay kılmış zorlaştırmamıştır. Az bir amele karşılık olarak da çok sevap vermiştir. Allah-u Teala mağlup kılınarak isyan edilmemiş zorla da kimseyi itaat etmek mecburiyetinde bırakmamıştır. Peygamberleri oyuncak olsun diye göndermemiş, kitapları da boş yere nazil etmemiştir. Gökleri, yeri ve onların arasında bulunan varlıkları da batıl ve boş yere yaratmamıştır. "Bu kafirlerin hayalidir; cehennem ateşinden dolayı eyvahlar olsun kafirlere." (2)

    Nede açık bir beyandır bu. Bu konuda bundan daha açık bir söz ve bundan daha sağlam bir delil okumamıştım. Müslüman olan herkes bununla amellerinin sadece kendi irade ve ihtiyarından kaynaklandığına inanıyor. Zira Allah-u


    ----------

    ı - Muhammed Bakır Es-Sadr, Ayetudlah-il Uzma Hoi, Ayetıdlah Hekim
    Altame Tabatabai vb. bana bu hususta çok yarduncı oldular.
    2 - Muhammed ibn-i Abduh'un yazdığı "Şerh-i Nehc'ul Belaga" c.4, s.673.




    248 / DOĞRULARLA BİRLİKTE

    Teala emretmiş, ama seçim hürriyetini de bize bırakmıştır. Hz. İmam Ali'nin "Allah kullarına ihtiyaren emretmiştir" sözünün anlamı da budur. Daha sonra, Hz. İmam Ali (a.s) konuya daha da açıklık getirerek şöyle buyurmuştur. "Allah mağlup kılınarak isyan edilmemiştir." Bu sözün anlamı şudur ki, Allah-u Teala insanları bir işi yapmak zorunda bırakmak isteseydi, kulları da birleşseydi yinede Allah'ın işine galip gelemezlerdi. Bu ise Allah-u Teala'nın itaat ve isyanda kullarına seçme özgürlügü verdiğini gösterir. Bunu Allah-u Teala Kehf suresinin 29. ayetinde şöyle açıklamıştır.




    "De ki, hak Rabb'inizledir; isteyen iman etsin, isteyen de kafir olsun."
    ne tam anlımında özgürüz nede tam anlamında bağlıyız doğrusu ortasıdır

  6. #6
    Kouga_Gennosuke adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    21-08-2007
    Mesajlar
    1,854
    Karizma Gücü
    5
    Hiç bir şeyin anlamı yok gidince görecez..zaten adam gibi yaşamıyoruz
    Ben yer altı efsanesiyim yavru kuş adım gamlı baykuş
    Gagamla tokuş yaptırırım alayına alaskada buz gibi duş
    Şimdi kur düş seni düşmüşten beter eder kaf kef aklı berduş
    Bakışlar betuş bu dala konma budala kuş da nereye uçuşursan uçuş

  7. #7
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    23-11-2008
    Mesajlar
    5,663
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    0
    Benim cok sevdigim bir arkadasimin ,kiz kardesi SAGIR-DILSIZ olarak dunyaya gelmis ve su anda eriskin bir insan.

    Bir gun annesine soruyor ..ben neden dunyaya bu sekilde geldim,neden ben ozurlu olarak yaratildim diye..

    Anneside ,ALLAH boyle takdir etmis,seni ve bizi siniyor diye cevap veriyor.

    Ama anne, ben dogustan ozurluyum,ben o ALLAHA dogarken ne yaptim ki, beni hayata
    1-0 yenik baslatiyor,diyor.

    Kizim senin bir gunahin olmaya bilir,belkide ALLAH, bizi bilmeden yaptigimiz bir olaydan dolayi siniyordur,diyor.

    O ALLAHIN gucu size yetmiyorda mi,benim uzerimden size ceza veriyor ,diyor..

    Amannnnn.. uzatma iste bu senin ALIN YAZIN ,diyor.

    Daha o zaman 12 yasindaki kiz da diyor ki..O yaziyi yazanida,yazdirani da..........




    .

  8. #8

    Kayıt Tarihi
    21-05-2009
    Mesajlar
    831
    Karizma Gücü
    4
    evet içindeki isyanı söyle ama sadece kendine zarar verirsin allah teala senin kulluğuna ihtiyacı yoktur ama senin allahın rahmetine ihtiyacın olacaktır .diğer konu ise herkesin imtihanı aynı olsa dünyada yaşam olmaz adalette olmaz idi .herkesin imanına görede imtihan vardır belki senin bir sıfır yenik dediğin bir sıfır öne geçmiştir .bunu sen bilemezsin allah herkesi çektiği eziyetlere göre mükafatlandırcaktır .herkes zengin olsa işçi kim herkes sağlam yaratılsa kendi sıhhatının değerini bilmezki nimeti ancak insan kaybettiği zaman anlar .bunlar insanlara bir imtihandı mesela hz eyyüp peygamberin çocuklarının hepsini allah teal canını aldı.hz eyyübün bütün mal varlığı yok yokoldu birde okadar hastalandıki yaralarında kurt çıkmaya başladı .ama hz eyyüp allaha isyan etmektense şükretti ve imtihanı kazandı .insan önce şükretmesini bilecek hasta olmadan bedenin sağlığının değerini bilmeyiz ama hastalandımı ozaman anlarız vesselam

  9. #9
    BiRed Kitt adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    31-07-2009
    Mesajlar
    120
    Karizma Gücü
    0
    Tartarus mükemmel özetlemiş. Özgür irade ve kader aynı anda barınamaz.

    Özgür irade var mı yok mu sorusu da nihayetinde bilimin konusu. Bir atomun hangi yönde ve hangi hızda hareket edeceği daha önceden yapılan hesaplamalar ile bilinebilir mi? Quantum mekaniğinin özünde hayır, ama quantum teorisi tamamlanmış değil. Son zamanlarda Gerard 't Hooft adlı fizikçinin devam ettirdiği saklı değişkenler teorisi var. 't Hooft'a göre Planck uzunluğundan (ölçülebilmiş en küçük uzunluk) daha küçük olan bir gerçeklik katı var ve burada parçacıklar ve dalgalar değil, enerjiye sahip "haller" hüküm sürüyor. Yaptığı hesaplara göre bu haller deterministik kanunlar altında önceden görülebilir bir şekilde hareket ediyor ve bunları takip edip gözleyebiliyoruz - ama yalnızca 10üzeri -(eksi)43 saniye boyunca.

    Makale

    Onun teorisini henüz çürütmüş olan biri var mı bilmiyorum ama eğer tamamlanırsa, özetle (en azından teorik olarak) geleceği hesaplayabileceğimiz anlamına geliyor. Bu da evrenin deterministik bir yer olduğu ve özgür irade olmadığı, yaptığımız her hareketin daha önce gerçekleşen olaylar sayesinde zaten belirlendiği anlamına geliyor. Ki bana mantıklı gelen de bu.

    İnsan zaten kendine çok fazla mana yüklüyor. Ruh der, beynin sadece yüzde 10'unu kullanıyoruz der... Sol elin sağ elden haberi yok.


  10. #10

    Kayıt Tarihi
    21-05-2009
    Mesajlar
    831
    Karizma Gücü
    4
    Hz. Ali (a.s)'a kaza ve kader konusunu sorunca imam şöyle buyurmuştur.

    "Yazıklar olsun sana sen kaza ve kaderin kesin ve mutlak bir şey olduğunu mu sanıyorsun? Böyle olsaydı artık sevap ve ceza vermenin bir anlamı kalmaz ve söz veren boş yere olurdu. Allah'u Teala kullarına ihtiyaren emir etmiş ve ihtiyaren de nehyetmiştir. Onların tekliflerini kolay kılmış zorlaştırmamıştır. Az bir amele karşılık olarak da çok sevap vermiştir. Allah-u Teala mağlup kılınarak isyan edilmemiş zorla da kimseyi itaat etmek mecburiyetinde bırakmamıştır. Peygamberleri oyuncak olsun diye göndermemiş, kitapları da boş yere nazil etmemiştir. Gökleri, yeri ve onların arasında bulunan varlıkları da batıl ve boş yere yaratmamıştır. "Bu kafirlerin hayalidir; cehennem ateşinden dolayı eyvahlar olsun kafirlere." (2)

    Nede açık bir beyandır bu. Bu konuda bundan daha açık bir söz ve bundan daha sağlam bir delil okumamıştım. Müslüman olan herkes bununla amellerinin sadece kendi irade ve ihtiyarından kaynaklandığına inanıyor. Zira Allah-u


    ----------

    ı - Muhammed Bakır Es-Sadr, Ayetudlah-il Uzma Hoi, Ayetıdlah Hekim
    Altame Tabatabai vb. bana bu hususta çok yarduncı oldular.
    2 - Muhammed ibn-i Abduh'un yazdığı "Şerh-i Nehc'ul Belaga" c.4, s.673.




    248 / DOĞRULARLA BİRLİKTE

    Teala emretmiş, ama seçim hürriyetini de bize bırakmıştır. Hz. İmam Ali'nin "Allah kullarına ihtiyaren emretmiştir" sözünün anlamı da budur. Daha sonra, Hz. İmam Ali (a.s) konuya daha da açıklık getirerek şöyle buyurmuştur. "Allah mağlup kılınarak isyan edilmemiştir." Bu sözün anlamı şudur ki, Allah-u Teala insanları bir işi yapmak zorunda bırakmak isteseydi, kulları da birleşseydi yinede Allah'ın işine galip gelemezlerdi. Bu ise Allah-u Teala'nın itaat ve isyanda kullarına seçme özgürlügü verdiğini gösterir. Bunu Allah-u Teala Kehf suresinin 29. ayetinde şöyle açıklamıştır.




    "De ki, hak Rabb'inizledir; isteyen iman etsin, isteyen de kafir olsun."
    ne tam anlımında özgürüz nede tam anlamında bağlıyız doğrusu ortasıdır

 

 

Bu konuya benzer diğer konular

  1. bu ne kader!!
    2005 Konuları bölümünde reroute tarafından açılmış
    Yanıt: 2
    Son Mesaj: 23.04.05, 18:28

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •