Demokratik bir ortamın gelişebilmesi için çok önemli bazı ön şartların gerekleri yerlerine getirilmelidir. Parçalanmış, düşmanları tarafından paylaşılmış, bağımsızlığı yok edilmiş bir ülkede demokrasinin önemi olmayacağından Atatürk ilk önce tam bağımsızlığı sağladı ve demokraside esas olan egemenliğin millete ait olması için saltanat ve hilafeti kaldırarak milli egemenliği gerçekleştirdi. Ayrıca kişisel egemenlikten çıkan kurumlarında kaldırılıp yerlerine akılcı ve bilimsel yeni kurumların konulması gerektir ki saltanat ve hilafet geri gelmesin. İşte bunlar önemli inkılapların konusudur ve milli egemenliğe dayalı, bağımsız, modern ve akılcı kurumların işlediği bir ülkede demokrasinin sağlıklı bir şekilde işlenmesini sağlamaktadır.
Demokrasi aşığı Atatürk, bütün bunları biliyordu. Zaman zaman demokrasiye elverişli ortamın oluşup oluşmadığını anlamak için denemeler yapmış, yani cumhuriyet rejiminin gerektirmiş olduğu çok partili sisteme geçmek istemiştir. Ancak her deneme sonucunda anlaşılmıştır ki gerekli ortamın doğması için daha vakit vardır. Çünkü Atatürk’ün kurmuş olduğu partiye ve düşüncelerine karşı kurulan her yeni parti eski düzene dönmeyi istemiştir. Bu da inkılapların, modernleşmenin ve hatta milli egemenliğin yok olması demektir. İşte Atatürk, bu noktaya gelme tehlikesi belirince, denemelerini istemeyerekte olsa durdurmak istemiş ve uygun zeminin oluşması için yeni adımlar atmak zorunda kalmıştır
Cumhuriyet tarihinde ilk denemesi acı anılar bırakarak noktalanan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’ndan sonra çok partili demokrasiye geçişin ikinci denemesi Serbest Cumhuriyet Fırkası ile yapıldı.
Kurtarıcı ve kurucu Gazi Mustafa Kemal, gönülden bağlandığı milli iradeyi tam egemen kılmak ve kurumlaştırmak için zaman geçirmeden ikinci denemeye girişmiştir. Bu girişimde geçmiş deneyimler değerlendirilerek çok partili yönetimin işlenmesi ve kurumsallaşması için zamanın koşullarının elverdiği bütün önlemler alındı. Ancak ne yazık ki var olan koşullar, o güne kadar yenilgi tatmayan Yüce Lideri ilk ve son kez yenilgiye götürdü.
Cumhuriyetin yedinci yıl dönümüne yaklaşıldığı bir tarihte Ağustos 1930’da kurulan Serbest Cumhuriyet Fırkası, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’ndan önemli farklara sahipti.
Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın kurucuları Mustafa Kemal’in rakipleri olup, Cumhuriyet Halk Fırkası’nı yalnız denetleme değil, onun yerine geçmek ve ülkeyi yönetmek amacında idiler. Serbest Fırka’nın kurucuları ise, Mustafa Kemal’in yakın arkadaş, akraba ve dostlarından oluşmuştu. Ayrıca bu fırka Şef’ten izin alınarak kurulmuş güdümlü bir muhalif parti görünümü sergiliyordu.
“Bu parti TBMM’nin tatilde bulunduğu bir sırada kurulup üç ayı biraz aşan (100 günlük) bir süre yaşamını sürdürebildi.”[9]
a. Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın Kuruluşu
Cumhuriyet döneminin ilk muhalif partisi Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’dır. 1924 sonlarında kurulup 1925 ortalarına kadar yedi ay yaşayabilen Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın başarısız ve zararlı muhalefet deneyiminden sonra 1930 yılına kadar herhangi bir parti kurma teşebbüsü olmamıştır. CHF tek parti olarak iktidarını sürdürmüştür. 1927 seçimlerinde de hiçbir bağımsız aday kazanamayınca meclis tamamıyla Mustafa Kemal’in seçtiği Cumhuriyet Halk Fırkalı milletvekillerinden oluşmuştur. Bu dönemde yapılacak işler ve çıkarılacak kanunlar hakkında mecliste yapılan tartışmalar çok yetersiz kalmıştır. Önemli konularda önce CHF grubunda görüşülüp karara bağlandığından bu konular tekrar meclise geldiğinde tartışmasız oylamalar gerçekleşmiştir.
1930 yılına gelindiğinde 1929 Dünya Ekonomik Buhranı’nın Türkiye’ye de yansıması ile ortaya çıkan sıkıntılar karşısında halkın tepkisinin artmaya başlaması ve hükümet icraatlarının mecliste eleştirilemiyor olması, bir muhalefet partisine ihtiyaç duyulmasına neden olmuştur. Bu ihtiyacı da en çok Mustafa Kemal duymuştur. Mecliste çoğu konularda tartışma olmadan kararların alınmasını istemeyen Mustafa Kemal’in 1930’da söyledikleri bir muhalefet patisinin habercisidir.[10]
“Tek partili bir mecliste özellikle o parti hadise ve vak’aların ulaştırdığı bir Reis’in kurduğu teşekkül olunca o teşekküle dayanan hükümeti mesuliyet esasına dayanan ciddi bir denetleme imkansız olur. Ben inkılap yapmışım, bir devlet kurmuşum. Hadiseler ismimi, şahsımı, kanunlarla, meclisle, olaylarla karıştırmış. Milletin itimadı var. Böylece devam edip gidiyor. Fakat bu doğru bir gidiş değildir. Bundan sonrası ne olacak? Samimi bir denetleme kurulmadıkça hükümet de ve işbaşında bulunanlar da şuur altlarında saklı, gizli ve hususi emel ve heveslerini devletin hakiki ihtiyaçlarından ayıramazlar. Hükümeti ve hükümet adamlarını hatadan ve bu hatalar yüzünden devleti zararlardan korumak için bir muhalif partiye ihtiyaç açıktır. Başladığımız inkılabı tamamlayalım, en büyük emelim devlet başkanlığından çekilip partinin başına geçmek ve orada milletin selamet ve yükselmesi namına fikir ve prensip mücadelesi yapmaktır.”
Mustafa Kemal böyle düşünmektedir. Her çağdaş ve demokratik ülkede olduğu gibi çok partili düzeni arzulamıştır. Mustafa Kemal’in bu düşüncesinin 1930’da fiiliyata geçmesini ise değişik yazarlar değişik biçimlerde yorumlamışlardır.
Tevfik Çavdar o dönem ülkenin içinde bulunduğu ekonomik sıkıntıları anlatıp Mustafa Kemal’in de bundan rahatsızlık duyduğunu belirtmekte ve Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın kuruluşunu şöyle yorumlamaktadır: “Mustafa Kemal muhalefetin şu ya da bu nedenle bir yerde patlak vermesinden, merkez denetiminin yitirilmesinden korkuyordu. Cumhuriyetin ve onun ayrılmaz parçası haline gelen inkılapların korunması gerekiyordu. Güdümlü muhalefet diye nitelendirdiğimiz Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın kurulması bu koşulların zorunlu bir sonucudur. Çünkü böyle bir yapay nefes alma noktasının yaratılmaması durumunda toplumsal muhalefetin beklenmeyen bir biçimde patlaması söz konusu olabilirdi.[11]
Tarık Zafer Tunaya ise yeni siyasi partiye “kuruluşu ve kapanışı karışıklığını muhafaza eden bir mesele” olarak görmüştür[12].
Konu İsmet İnönü’nün hatıralarında şöyle anlatılmaktadır:
“1925’ten (Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası kapatıldıktan sonra) 1929’a gelinceye kadar İstiklal Mahkemesi kalkmış, Takrir-i Sükun kalkmış, bunların hepsi kalktıktan sonra az zamanda yine nüfuz su-i istimali memleketin, idarenin şikayetleri, etrafımızda bulunan daha doğrusu Atatürk’e yakınlık iddia eden bir çok insanların hallerinden, hareketlerinden şikayet yapılması almış yürümüştü. Kafi derecede zaman geçmiş, şimdi tedbir bulma devrindeyiz. İlk hatıra gelen Atatürk’ün bulduğu tedbir yeni bir fırka teşkil etmek olmuştur.”[13]
Mustafa Kemal yeni partinin kurulmasını TBMM’nin hükümet icraatlarını daha etkin bir şekilde denetleyebilmesi ve Türkiye’de de çok partili hayata geçişin zeminini hazırlayabilmek amacıyla arzulamaktadır. Böyle bir partinin kurulması için de en güvenilir kişi olarak daha önce başbakanlık da yapmış olan Paris Büyükelçisi Fethi (Okyar) Bey’i düşünmüştür[14].
Cumhuriyetçi Serbest Fırka, 1930 Ağustos başlarında kurulmuştur. Güdümlü bir muhalefet partisinin kurulması isteği bundan üç dört ay öncesine kadar uzatılabilirse de yaşama geçmesi Fethi Bey’in Paris Elçiliği’nden dönmesine rastlar. Paris’ten dönen Fethi Bey, Mustafa Kemal’e ülkede gördüğü genel bunalımlarla ilgili ayrıntılı bir rapor sunmuş ve aksaklıkları tek tek sergilemeye çalışmıştı. Gazi o sırada Yalova’da Termal Otel’inde istirahat etmekteydi. Mustafa Kemal verilen raporun geniş bir biçimde tartışmasını burada bizzat Fethi Bey ile yapmış sonra bu eleştirileri daha geniş bir ölçüde ve kamuoyu önünde hükümeti uyaracak bir biçimde yapabilmesi için bir muhalif parti kurmasını ondan istemiştir.[15]