Yıkılmadaysa da umutlarım gün be gün aramayışının silahlarıyla biraz daha yaralanarak, kurşunlar yağdırmadaysa da görünmeyişin penceremde her gün biraz daha öldürerek, yine de umutlar yeşertiyor oluşumdan umarsız bir yandan da.

Niye hâlâ umut kesmemek senden, niye süratle yok oluşuna inat yeşertmeler düşleri; ah bir anlasam, bir çözebilsem yüreğimin gelgitlerini! Ve dursa gittiği yerde umutlar hiç göverimsiz, tersine kuruyarak gün be gün, yok olsa bitse özlemler geri dönümsüz, yaşayamayacak ama ölmeyeceğim de.

Böylesi; böyle yeşertip yeşertip kurumaya terk etmeler her geçen gün biraz daha öldürüyor, tüm hayatiyetimi yok ederek, ölüp ölüp diriliyorum gelgitlerin çalkantısında çünkü.

Yok, olmayacak bu böyle. Başımın dönmelerine dayanamayacağım daha fazla böylesi çalkantıların beşiğinde sallanarak.

Ve karar verdim.

Topladım tası tarağı, sırtladım özlemleri, vurdum yollarına sensizliğin.

En özgür çiçeklerini derledim, geçtiğim yolların.

Tüm yuvalardan henüz hiç kanat çırpmamış kuşları topladım uçma arzusuyla dolu engin sevdalara.

Yaşadığın şehre vardığımda ilk işim bütün prangaları, bütün zincirleri satın almak oldu.

Sarmaladım her biriyle her bir zerremi, yüreğim en başta olmak üzere.

Anahtarlarını da attım Kafdağı ardına.

Köle pazarına geldim, ayaklarına sermeye sevdamı.

Aradım…

Yoktun, yoktun, yoktun!..

Alıntı