DOĞRU YOLDAN AYRILMAMAK
Doğru yola gelmeye karar veren mirasyedi bir adam, kralına çıkıp, dü*rüstçe yaşamak için kendisine bir yol göstermesini istedi.
Kral adama ağzına kadar dolu bir fıçı zeytinyağı verdi. Bunu tek bir damla bile dökmeden şehrin bir ucundan öbür ucuna götürmesini, yoksa boynunun vurulacağını söyle*di. Yanına da iki gözcü verdi.
Adam fıçıyı kralın buyruğuna uy*gun şekilde, bir damla bile dökme*den şehrin bir başından öbürüne gö*türdü. Sonra geri dönüp kralın huzu*runa yeniden çıktı.
"Şehirde ne gördün, neye şahit ol*dun?"
"Efendimiz, fıçıdaki yağı dökmemek için, bir an bile gözümü fıçıdan ayırıp bakamadım. Ne kimseyi gör*düm, ne de bir olaya şahit oldum."
"İşte yüce Allah'ın her an seni kontrol ettiğini aklından çıkarmazsan doğru yoldan ayrılmazsın."
(SEMERKAND TAKVİMİ, 27 Mayıs 2009)
+
İnsan Allah korkusuyla doğru dürüst yaşıyorsa bunun takdire değer bir yanı yoktur. Allah korkusu ile olan doğruluk, dürüstlük ve erdem terbiyeye dayanır. Terbiyeye dayanan doğruluk, dürüstlük bir şey ifade etmez. Oysa doğruluk dürüstlük Allah korkusu ile değil insanın tekâmülü gereği olmalıdır. İnsan, Allah’tan korktuğu için değil; insan olduğu için doğru dürüst ve erdemli olmalıdır.
Adamın biri kedisini terbiye etmiş. Kedi adamın konuklarına ön ayakları ile tuttuğu tepside kahve ikram edermiş. Kedinin sahibi de bununla övünürmüş.
Konuklardan Arif olan biri terbiyenin bir işe yaramayacağını kanıtlamak için bir gün yanında kibrit kutusunun içine koyduğu fındık faresiyle gelmiş. Kedi, konuklara tepsi içinde kahve ikram ederken kibrit kutusunu açarak fındık faresini ortaya bırakmış. Fındık faresini gören kedi tepsiyi tuttuğu gibi bir yana fırlatmış ve fındık faresinin arkasından koşmaya başlamış
Arif kişi kedinin sahibine: “Gördün mü, demiş, terbiyenin bir sınırı vardır. Terbiye kedinin özünü değiştirmemiştir…” demiş.
Bunun gibi insan özünü bulmayınca korku ile yaptığı doğruluk, dürüstlük, erdem bir işe yaramaz. Terbiye ile doğru yolu bulan insan çıkarı söz konusu olunca gözüne Allah korkusu görünmez.
Gelelim asıl konuya. Allah korkusu ile doğru, dürüst, erdemli yaşayan kişi, kim olursa olsun, ikilik içindedir. Bir kendisi vardır, bir de Allah. Bu ise tevhit ilkesine aykırıdır.
Türk tasavvufu dinde ikiliği kaldırmıştır. Doğruluğu, dürüstlüğü, erdemi özüne indirgeyerek Tanrısal özellikleri özüne indirmiştir. Böyle Allah ve kişi ikiliği bire inmiştir. Yalnızca kendisini Allah adayan ve Allah’a vasıl olan bir kişi kalmıştır. İkilik ortadan kalkmıştır. Böyle bir insanın özü de sözü de birdir.
Hem yaptığımız yanlışlar ve bilmeden işlediğimiz kötü davranışlar ki, buna dinde günah denir, bizi tekâmüle erdiren basamaklardır. Yanlışlarımız, günahlarımız olmasa biz doğruyu, güzeli, iyi, erdemi nasıl bulabiliriz. Bu konuyu da başka bir yazımızda inceleyelim izniniz olursa…
Eren Bilge Balta, 28.5.2009