CUMHURİYET, tek partili ya da askeri rejimli dönemlerde bile bunca hukuk cinayetine, hukukun ölmüşçesine yok sayılmasına tanık olmadı.
Tek partili dönemlerin anayasal sistemi, partinin egemen olduğu Meclis’i kesinlikle en yüce düzeye çıkardığı halde, egemenliğin kullanılışında hiç değilse biçimsel açıdan hukuk kurallarına uygunluk sağlamada titizlik gösterilir, hukuk kavramının saygınlığına toz kondurmamak için çaba harcanırdı. Belki de uzun süre bunun böyle olduğuna genellikle inanıldığı içindir ki, çok partili düzene geçildikten sonra 1960 Nisanı’nda Meclis’in yargıya ait bilinen bazı yetkileri kullanması meşruluk dışına çıkış olarak 27 Mayıs’ın temel gerekçesi sayıldı.
Askeri rejimlerin sıkıyönetim dönemlerinde yapılan anayasa ya da yasa değişiklerinin gerisinde de hep şu düşünce egemen oldu: Kuralları ayakta tutup onları açıkça ihlal etmek ya da yok saymak yerine, kuralları değiştirmek ve böylece hiç değilse hukuka uygun davranmışlık görüntüsü vermek.
Elbet, asla kabul edilebilecek, geçerli olması gereken, övülecek bir tutum olamazdı bu ama, hukuku büsbütün yok saymaktan ya da onunla alay etmekten hiç değilse bir nebze iyi sayılabilirdi.
Şimdilerde yaşamakta olduklarımız, bir bakıma o kötü durumlara göre daha da kötü: Kurallar var, değiştirilmeden duruyorlar; fakat yok gibiler. Daha doğrusu, gitgide çoğalan durumlarda yapılanlar, söylenenler, yaşananlar kurallarla çelişkili, kuralların dışında.
Bu yalnız dinlemelerde, aramalarda, çeşitli yasama, yürütme, yargı işlemlerinde usul kurallarına aykırılık gibi bazılarınca küçümsenebilecek ölçülerle kendini göstermiyor. Anayasal düzeyde, rejiminin özüne, devletin niteliğine yönelik çok daha önemli bir umursamazlık, çok temel bir hukuksuzluk var. Sanki ilkeleri anayasaca belirlenmiş, temelleri tarihten gelen bir cumhuriyette değil de, ondan çok farklı, bambaşka bir devlette yaşamaktayız. Birileri çıkıyor, resmi dilin Türkçe oluşunu hiçe sayarak resmi dil dışında bir dille resmi televizyon kanalından yayın başlatıyor; tepki yok. “Güneydoğu’da İskoçya usulü parlamento kurulsun; federatif sisteme geçilsin” diyenler var; yaprak kımıldamıyor.
Hoşgörü mü, demokrasi, düşünce özgürlüğü, tartışma serbestliği mi?
Yoksa, bilinçli bir laçkalık mı? Başka alanlara da yayılması istenen, devletin çivisini iyice çıkarmaya ve her şeyi olabilir göstermeye yönelik sinsice bir hesap mı?
Böylesi, hukuksuzluğun en kötüsü olsa gerek.
kaynak


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla