Sincan 1. Ağır Ceza Mahkemesi bir itiraz dilekçesi üzerine Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün yargılanması kararı aldı.
Şimdi Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, “Kayıp Trilyon” davası çerçevesinde evrakta sahtekârlık suçundan ifade verecektir.
Herhalde, bir cumhurbaşkanının sahtecilik suçlamasıyla karşı karşıya olması ve bundan ifade vermeye gitmesi kendisi için olduğu kadar, Türkiye açısından da pek güzel bir manzara olmasa gerek.
Tabii bu duruma bakarak, Sayın Gül ifade vermeye gitmesin demek istemiyorum.
Herhalde öylesi çok daha sakıncalı bir davranış olur. Zaten, kimi milletvekilleri ve bakanların, bu makama gelmeden önce, işledikleri iddia edilen fiillerden yargılanmadan kaçmak üzere, aslında başka amaçlarla getirilmiş olan dokunulmazlık kalkanının arkasına sığınmaları rejime olan güveni sarsmaktadır.
Şimdi Cumhurbaşkanı’nın yargı kararını hiçe sayarak “Ben ifadeye falan gelmiyorum” demesi devlete ve Çankaya’ya olan güveni sarsacak bir davranıştır.
Ya, maazallah, zorla getirme gibi bir yola başvurulmaya kalkışılırsa?..
Neyse kimse merak etmesin, Türkiye’de böyle bir kararı uygulamaya sokabilecek merci fiilen yok.
***
Sincan 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararının sonucunda neler olabileceği konusunda görüşler değişik.
AKP milletvekili ve TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı Burhan Kuzu, soruyor:
- Kararı nasıl uygulayacaksın? Gitmedi diyelim. İki polisle kolundan tutup mu götüreceksin?..
Ardından da ekliyor: Cumhurbaşkanlığı’nda görevli bahçıvan için izin gerekiyor, ama Cumhurbaşkanı için gerekmiyor. Hukuk sorun çıkarmak için değil, sorunu çözmek için vardır.
Doğrusu, Burhan Kuzu’nun hakkında sahtecilik, ihaleye fesat karıştırma gibi suçlardan dosyası olan milletvekili arkadaşlarının dokunulmazlıklarının kaldırılmasına karşı çıkarken, “Arkadaşlarım yargıya güvenmiyorlar” gerekçesini ileri sürdüğünü anımsayınca insan onun sözlerini ciddiye alamıyor.
Cumhurbaşkanının da, diğer muteber kişilerin de, bu şekilde götürülmelerine gerek olmadığı, kendilerinin davet ile ifadelerinin alınmasının mümkün olduğu kanunda belirtiliyor.
Ergenekon davası sırasında, bilinen tanınan kişilerin, bu şekilde yaka paça götürülmelerini eleştirdiğimizde, bize “Ne yani muteber insanlar suç işlemezler diye hüküm mü var?” diyorlardı.
Bunun hödükçe bir çıkış olduğu kesindir. Çünkü hiç kimse muteber insanlar suç işlemezler iddiasında değil, yalnız kanunun onların ifadelerinin alınması sırasında neler yapılması gerektiğini belirten maddelerine uyulması gerektiği hatırlatılıyor.
***
Peki Cumhurbaşkanı’nın durumu ne olacak?
Yargıtay Onursal Başsavcısı Sabih Kanadoğlu “Anayasada bir hüküm olmadığı için Cumhurbaşkanı hakkında sade bir vatandaş gibi işlem yapılmalıdır” diyor.
Hemen belirtelim, işlem yapılmasına karar verilse de masumiyet karinesi herkes için geçerlidir. Sayın Abdullah Gül de, bir yargı kararı çıkana kadar masumdur. Hiç kimse onu, şu ya da bu suçun faili olarak ilan edemez.
Belki de, Sayın Gül hakkındaki bu karar, Ergenekon davası dolayısıyla birçok kişinin medyada ve kamuoyunda yargı kararına gerek duymadan suçlu ilan edildikleri çok kritik bir dönemde masumiyet karinesinin bir kez daha anımsanması bakımından yararlı olmuştur.
Masumiyet karinesini hiçbir zaman unutmadan yine de, Çankaya’nın üzerinde sahtecilik şüphesinin dolaşmasının pek de şık olmadığını söylemek gerek.
Bu şüphe, Cumhurbaşkanı seçiminden önce de vardı.
Ama, yalnız muhalefet ile değil, rejimin tüm kurumlarıyla her türlü uzlaşmayı reddeden AKP bu yöndeki uyarıları dikkate almadı. Şimdi de bu durum doğdu.
O zaman adama sorarlar:
- Bunca uyarıya karşın şüpheliyi Çankaya’ya taşımakta neden bu kadar direndiniz?
kaynak


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla
