Yok efendim, Alman Mahkemesinin hükmü varmış!
Yok efendim, Almanya’da hâlâ aranıyor ve yıllardır oraya gidemiyormuş!
Yok efendim, Deniz Feneri’nin dışında kooperatif yolsuzluğu iddiasından da yargılanıyormuş!
Yok efendim, son birkaç yılda Karun kadar zengin olmuşmuş!
Yok efendim, Armada Alışveriş Merkezi’nde bile hissesi varmış!
Yok efendim, AKP’liler bile bu adamın istifaya direnmesine feveran ediyormuş!
Yok efendim, Bülent Arınç hemen ayrıl diye ültimatom vermişmiş!
Yok efendim, bütün kamuoyu aylardır ayakta imiş!
Yok efendim, bağımsız, yargı mallarına tedbir bile koymuşmuş!
Geçiniz efendim, geçiniz!
Başbakanımız dün hükmünü verdi:
Zahit Akman temiz bir arkadaşmış!
Ama olur mu, bu tavır yargıda olan konuya müdahale falan demeyin sakın!
O dediğiniz Ergenekon için geçerli!
O konuyla ilgili zerre bir yorum yaptın mı zılgıt yer, yargıya saygı azarını işitirsin!
Konu AKP’nin kapatılmasına geldiğinde!
Konu Deniz Fenerine ulaştığında!
Konu Zahit’i tehdit etmeye başladığında yargıya müdahale müstahak oluyor!
Söyler misiniz, Başbakan yoldaşı ve yardımcısı Bülent Arınç’ı bile karşısına alacak şekilde Zahit Akman’ı bu biçimde sahiplenirken hangi yargı mensubu konunun üstüne cesaretle gidebilir?
Hangi savcı layıkı ile soruşturma yapabilir?
Başbakan’ın Zahit’i bu biçimde sahiplenmesi yargıda olan bir konuya müdahil ya da taraf olmak değil midir?
Mahkemelerimiz muhakeme sonucu Zahit’i suçlu bulur ve mahkûm ederse Türkiye’nin Başbakanını yalanlamış olmayacak mı?
Başbakan’ın bu beyanından sonra normal şartlarda olması gereken Bülent Arınç’ın derhal istifasıdır.
Öyle, çünkü Tayyip Bey Arınç’ın tutumu için, o hükümet tavrı değil dedi.
Bunun anlamı Bülent Bey bizden farklı düşünüyor demektir.
Bir Başbakan yardımcısı daha görevinin başında kamuoyunun en önemsediği bir konuda Başbakan’la ters düşüyor ise yola devam etmemeli, hemen istifa etmelidir.
Emin olun, böyle bir istifa Arınç’ı efsane yapar; zira bu tür bir tavır onun yanlışlara olan tavrının amblemler üstü olduğunu kanıtlar!
Peki böyle bir ihtimal var mıdır?
Üzülerek söylüyorum, yoktur!
Bülent Arınç bile olsa AKP’de herkesin bir sınırı vardır ve ondan öteye geçemez, geçerse anında üstü çizilir.
Taç giyen (Koltuğa oturan) baş akıllanır(!), Bülent Bey de, göreceksiniz araziye uyacaktır!
Dileriz yanılırız!
OY VERMEZ MİSİN!:
Sandıkta kazandı, Ankara’da kaybediyor!
Malum Rahmetli Özal imar ve ruhsatlandırma işlemlerini merkezi idareden alıp belediyelere vermişti. Amacı bu şekilde bürokrasiden kurtulmaktı. Bugüne kadar sorunsuz işleyen bu sistem şimdi değiştiriliyor. AKP kıyı yani turizm bölgelerinde imar yetkisini belediyelerden alıp Turizm Bakanlığına vermek için hazırlık başlattı. İyi ama birden bire bu uygulama neden? Cevap basit efendim: Kıyı bölgelerinde AKP seçimi kaybetti de ondan. Evet, neredeyse bütün kıyı hattını yitiren AKP alelacele imar yetkisini uhdesine almak için hazırlık başlattı. İlginç olan yetkisi alınacak belediyelerin tamamına yakının CHP ve MHP tarafından kazanılmasıdır... Görüyorsunuz AKP sandıkta kazanılanı Ankara’da geri alıyor ve yetkileri yine uhdesinde topluyor. Muhalefet bu teşebbüs sonrasında ayağa kalkmalıdır.
GAYELERİ NE?
ANAP’ın Ak Saçlıları niye feveran ediyor?
Oltan Sungurlu’dan Mehmet Keçeciler’e kadar ANAP’ın Ak Saçlıları diye bilinen gurubu, DP ile birleşime karşı. Önceki gün toplanan ANAP MKYK’sında birleşme aleyhinde sahneler yaşandı. Sungurlu, Cindoruk ismine güvenilemeyeceğini dillendirerek, ANAP’ın peşkeş çekilmeye çalışıldığını ifade etti. Oltan Bey’in yanı sıra diğer bazı isimler de DP’nin homojen olmadığını ve güven vermediğini söyledi. Göründüğü kadarı ile birleşme ya da bütünleşme gecikirse bu iş her geçen gün zorlaşacaktır. Dolayısı ile yıl sonunu beklemeden bu iş bir an önce yapılmalıdır. Benim anlayamadığım husus, Oltan Bey’in tavrıdır. Yahu yüzde 1 oy bile alamayan ANAP’a daha düne kadar sahiplenmeyen ve onun için hiç bir şey yapmayan bu Ak Saçlılar Gurubu iş birleşmeye gelince sesini niçin yükseltiyor? Amaçları hisse almak yani listede yer bulmaksa bunun yolu bu değildir.
TESADÜF MÜ?
Ve eğitimi de yerelleştiriyorlar!
Dün yansıyan haberlere bakılırsa Milli Eğitim Bakanımız eğitimle ilgili faaliyet ve organizasyonları valilikten alıp belediyelere verecekmiş! Bunun için çalışma başlatmış. İlk bakışta masum gibi görünen bu teşebbüs eğitimin bölücülerin istediği gibi yerelleşmesine kapı açacaktır. Öyle ya, parayı veren düdüğü çalması misali, gün gelecek yerel otoriteler müfredata da karışacak ve eğitimin milli olma vasfı ortadan kalkacaktır. Görüyorsunuz TRT’de Kürtçe yayın şu bu derken Kürtçe eğitime de bu şekilde örtülü ya da kademeli olarak geçiş yapıyorlar. Milli Eğitimde başlatılan çalışma ama bilinçli ama değil böyle bir sonuca yelken açılmasına zemin yaratacaktır. Laf aramızda ben ardarda başlatılan bu çalışmaların pek tesadüf olduğu kanaatinde değilim... Ne dersiniz yanılıyor muyum?
http://www.yenicaggazetesi.com.tr/a_...hp?hityaz=8847


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla


