Issızlığa şarkılar söylerdi yüzün
nihayetinde notasızdı keman kaşların
sorguladığım gecelerin yamalı ışımasında
bir yüzün kalırdı
bir de hüzün
ve eski sevmelerin yalnız!

Her yanı bulanık umman derini gözlerle
şimdi bohçalarını taşıyorsun kaçak bir gelinin
Hecesine naz gülleri diktiğim
yarım kafiye öpüşlüm
hitabe yeşili sevdam
ver elini…

Kiralanacak zamanlar bulalım
lâhza bile yeter bana
rüzgâr fakirim
ışık zenginim
kadife ellerini öpeyim!

Koşumlarını takayım kalbinin
öyle durma unutmuş gibi
ama sevdan coşkun
ama sevdan fırtına
ve sabaha kanatlanan bir Anka’ydı
uçardı onulmazlığa…

Üzerime boylu boyunca uzanırdı
istirahat özentilerim
Ah keşke sen yorsaydın beni
bu kör topal yorgunluk yerine…

Olmadığında o minik nefesin
sana ait yokluk zamanları
şiddetle bükülür içime
Elimde rüzgârın ıslak yeleleri
ve karayel haykırışında sallanan hüzünleri var
arnavut kaldırımlı vedanın…

Sırtımı okşa incitmeden/ a gülüm
hamur teknesidir bedenim/ yoğur yüreğimi!

Odam karanlık
perdelerde nakışlı gözlerin
sicim uzaması sızıma bakar
Pencerelerde hep yüzün kapalı
ey gözlerinde saadet uçurtmaları uçurduğum
amâ bakışlım/ adak gülüm…

Sen
ey şu an’ımın farkına varmaz
uslanmaz us tuzaklarına tutulan
sus pus olmalarımın suçlusu!

Bana üç kuruşluk gülümsemeler ver
bu da yeter beş para etmeyen ruhuma!

Hadi
tik tak zamanlarımın beklenen müjdesi
saat on ikiyi vuruyor
gecikme
aşk daralıyor sıkıntıdan!

Çan seslerini tırpanlayan bir çocuksam şimdi
kulağımda meşk sesi yankılanıyorsa
lir teline uzanıyorsa vücudun
dönüyorsundur imkânsızın merkezinden…

beni aynı yerde bulacaksın
ama olur ya dalarsam uykuya
sabahı bekleme sana uyanmam için
biliyorsundur ne yapacağını!







Nevzat KONŞER