Yıldızı sönmüş hanende sesiymiş yalnızlık
Kimsenin itibar etmediği titrek ve ürkek
Kendine bile yâr değil



Hafızamı zora koştum, tedirgin
Firarın eşiğinde
Dayanmanın hâd noktasını bilirim, zorlayamam
Siluetler dans ediyor, ki ayırımında değilim
Tütsülenmiş yalnızlık deminde ansızın
Göz değmedik bir akşam ferahlığıyla yâdıma düşersin



Ellerine geçirir yalnızlık
-hınzır-
Soyar da ruhunu
Büyür koynunda yaseminler çığlık çığlık
Ve ezelî mi ebedî mi bilinmez
Doğum lekesi bir mahcupluk durur dudak kıvrımında garip



Bir sen kalmışsın aklımda muğlâk
Ellerimde ipek mendil, bir sıkıntı
– ağlamışım -ıslak
Sakladım seni –korudum- kendimden bile
Korkularım vardı yarına dair
Seni harcadım korkusuzca
İçimi acıttım en derinlerde bir yerlere uğramadım hiç
Çekiliverdi, elin ayağın benden
Verdiğinden bile emin olmadığın hüzünle


Gidişinle ilkin leylak kokularını kaybettim
Kimsesizliğimin saçaklarından yağarken hüzün
Ortalıkta keskin yalnızlık kokusu
Ve ellerimden tutan başıboşluğum


Bekleyen biri olmalı beni diyorum, son istasyonda
Bir bekleyen olmalı, gözlerinde telaş
En beklenmedik dönüşlerin sonrasında



Keman sesi / ney taksimi/ eski radyo
Bir süt kokusu, annemi niye hatırlıyorum?
Aşina bir gülüş altında gizemi donuk şefkat
Babamın sakinliği, umursamazlığı deli olduğum
Tavla partileri / yenilişleri / öfkeli gidişleri


Evimiz… Her şey eskisi gibi...
Ihlamur kokusu, hanımelileri ve sarmaşık güller
Gelinparmağı asma, gene arılar yuvalanmış
—Bırak diyor babam, onların nasibi.
Taş basamaklar ikişer ikişer, çocuksu telaş
Ve ne kadar çabuk geçivermiş yıllar





İnsan niye hatırlar ki durup dururken ?
Bu yaşta, yol da çoktan yarılanmışken
Son yolculuk mu korkutan, bırakıp gitmek mi?
Her şey rayına tam da oturmuşken



Bütün anlamı hayatın; küçük gülüşler biriktirmek
Gölgesinde yıllar sonra serinleyeceğimiz
Hazları bekle…
Vakit varsa…
Bekle…




Selma Özeşer