İki yalnız dağdık biz
ayakları arza ezelde mıhlanmış
denizlerin ırağında bozkırın karşı kıyılarında

Doğuydu adın

İpeksi yollar kıvrılıyordu gelincik kırmızısı eteklerinde
şahrut doğuyordu kırmızı kardan tepelerinde

Sevda türküler
süzülüyorken ak güvercin kanadında sahralara
babilin şarkıları seni söylüyordu
nil kız firavun çocuklar emziriyorken
pembe saçların salınıyordu mutluluğun teraslarında

Güneş yüklü kervanlar gönderiyordun
"tanrıları ölmüş mavinin
altın saçlı peri silüetlerini
kurumuş iç denizlerin renkli kabuklarında yudumluyorken
teni tuz kusan
yüreği hayaletler damıtan insanlarına"


Bense

Adsız akıncıların otağında
batının yakınlarında
mistik rüyanın yaban bağlarında
bozkırın karşı kıyısında

Bin yıllık şarabın zamana meydan okuduğu
mahzen kapıların yürek balyozun her vurumunda
zeytin ağaçların siyah umutlar doğurduğu
zılgıt dudakların seslenişine
efe türkülerin geceleri yaktığı topraklarda


Munzurun çağlayan gözlerinde
semaha duruyorken nisan taşkını gediz
yıldızlar yağdırıyordu gök ana
ayın haresi resmediliyordu ışık vurmayan yüzlerimize

Kırmızı kar düşüyorken yeşil kubbeli zirvelere
bir ak başlı kartal uçuyordu bozkır üzerinde
çığlığını uçurumlarına gömüyordu yalçın kayalar



Karşı kıyıların sınırında

"Dağların ayakları yok ki
çocuklar koşsun bozkırın sarısında" ...



alıntı