• Reklam
+ Konuyu Yanıtla
5 sonuçtan 1 --- 5 arası gösteriliyor
  1. #1
    <span style='color: #FF0000'>Kutadgu Bilig</span> adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    02-03-2008
    Mesajlar
    5,134
    Karizma Gücü
    6

    Onay 17. Uluslararası Hazar Şiir Akşamları başladı



    Elazığ'da Necip Fazıl Kısakürek anısına düzenlenen 17. Uluslararası Hazar Şiir Akşamları, eğitimci yazar Vehbi Vakkasoğlu'nun ''Üstad Necip Fazıl Kısakürek'' konulu konferansı ile başladı.

    25 Haziran 2009 23:38

    Vakkasoğlu, Fırat TV stüdyolarında gerçekleşen konferansında, Necip Fazıl'ın dahi olduğu için şair, hatip, tiyatro-roman-hikaye yazarı, mücadele-dava adamı ve tasavvufu entelektüel manada derinleştirdiğini söyledi.

    Necip Fazıl'ın 100 yılda bir gelen ve Allah'ın insanlık dünyasında parlattığı çok önemli yıldızlardan bir tanesi olduğunu ifade eden Vakkasoğlu, ''Fikir çilesinin ne demek olduğunu bize gösteren insan. İnsan inandığı davanın aşkını, şevkini nasıl yaşar bunu gösteren insan. Daima güzelliği arardı. Bulanlar hep arayanlardır. Necip Fazıl gibi arayanlar mutlaka bulmuşlardır. Bugün tüm dünya Necip Fazıl'ın bulduğunu arıyor. Onun için Necip Fazıl'ı bulanlara büyük bir sorumluluk düşüyor. O bulunanı tüm dünya insanlarına, manevi susuzlara içirmek gerekiyor'' dedi.

    BÜYÜK DOĞU DERGİSİ

    Vakkasoğlu, 30 yaşından önce daha çok rastgele ve dünyevi yaşayan Necip Fazıl'ın bu yaşta bir dönüm noktası yaşayarak Abdulhakim Arvasi ile tanıştığını belirtti.

    Necip Fazıl'ın hayatında ikinci dönüm noktasının 1943 yılında çıkardığı Büyük Doğu Dergisi olduğunu anlatan Vakkasoğlu, bu zamana kadar dönemin edebi çevreleri tarafından ''Dünya çapında, yarına kalacak tek şairimiz'' olarak tanıtıldığı halde dergiden sonra bu çevrelerin üslubunu değiştirip O'nun için ''Sabık şair. Eskidendi şimdi bitirdi'' dediklerini kaydetti.

    Vakkasoğlu, ''Halbuki maneviyattır şiirin kaynağı. Şiir manadır ve Necip Fazıl derdini açık söyler, ikircikli konuşanları hiç sevmez. (Sanat Allah'ı aramaktır ve bulmak ve sevmektir) der. Şiir mutlak hakikati arama işidir ve mutlak hakikat ise Allahtır'' dedi.

    Necip Fazıl'ın cesur, medeni cesareti anlatan ve öğreten adam olduğunu ifade eden Vakkasoğlu, şunları söyledi:

    ''Ve verimli olmayı son ana kadar yapmıştır. Vefatına kadar şiir yazmıştır. (Tomurcuklanmayan adam odundur) der. Bizi odun olmamaya davet eder.

    Necip Fazıl deyince durgun statik bir şey insanın aklına gelmiyor. Bu isim bana daima heyecan vermiştir. İman, dava adamıydı. Duran, durağan adam değildi. Durgun suyun kokuştuğunu hep söylerdi. Aksiyon, onun bize öğrettiği bir kelimedir. Daima hareket halinde, daima insana, tabiata, Allah'a, vatana yarayan, yarayacak bir iş yapan durumda oldu. Dururken bile tefekkür etmek. Yani boş boş dünyaya bakmamak değil. Gerçek ve derin bir tefekkür. insanı hayırlı bir sona götüren derin düşünce içinde olmak fikrini veren insan.''

    Konferansın ardından Moğolistanlı katılımcı Dolgormaa Sainbayar Necip Fazıl'ın ''Sakarya'' şirini okudu.

    Etkinlik, yöresel müziklerin seslendirildiği Kürsübaşı Programı ile sona erdi.

    Elazığ'da bu yıl düzenlenen etkinliğe Türkiye, KKTC, Azerbaycan, Makedonya, Kazakistan, Kırgızistan, Kerkük, İran'dan 40'ın üzerinde şair, edebiyatçı katılıyor.

    3 gün sürecek etkinlikte katılımcı şairler şiirler okuyacak, Necip Fazıl Kısakürek, Türk şiiri ve dergicilik panelleri yapılacak.

    Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı Genel Başkanı Prof. Dr. Turan Yazgan'a Türk Dünyası Hizmet Ödülü verilecek etkinlikte edebiyatçı yazar İstender Pala ''Şiirin Sultanları'' sunumunu yapacak, Erkan Oğur ve İsmail Hakkı Demircioğlu katılımıyla sanat konseri verilecek

    kaynak


    Bu vesileyle KKTC, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Kerkük'e sevgilerimizi gönderiyoruz. Kültür Birliği, Ülkelerin Milli direncini güçlendirme de en önemli faktördür.
    Bu mesaj en son " 27.06.09 " tarihinde saat 22:17 itibariyle Kutadgu Bilig tarafından düzenlenmiştir...
    http://www.turkforum.net/signaturepics/sigpic389535_2.gif

    Rehber Kur'an Hedef Turan

    Türk Dünyası ve Türkiye, Hz. Muhammed (SAV) Gibi bir Önder Arıyor

  2. #2
    sensoryal adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    08-04-2008
    Mesajlar
    802
    Karizma Gücü
    5
    Can Yücel'den hoş bir alıntı ("can'dan yazılar-2", papirüs 1994, 269. sayfa):

    "o güzel dadaş, o erzurum kongresi yiğidi, cevat dursunoğlu anlattıydı: urfalı bir divaneyi akıllanır diye başgöz etmişler. çalgı-çağnak ve çatpattan sonra gelinle güvey odalarına çekilmişler. yengenin kulağı kirişte, işler ilkin yolunda gitmiş, derken bir feryad-ı figan kopmuş. yenge içeri dalmış ki ne görsün, damat gelinin ümüğüne oturmuş, 'ille de doğuracaksın!' diye avaz avaz! 'çocuk için, o işten sonra dokuz ay beklenir" diye dert anlatmağa çalışmışlar ama, ne fayda! damadın babaları ve de babalığı tutmuş bir kere! çaresiz, tımarhaneye posta etmişler... işte o gece ana rahmine düşen oğulcuk, necip fazıl kısakürek imiş..."

    *

    ek:

    elçiye zeval olmaz: bir kimsenin sözünü başka bir kimseye iletmekle görevli kişi, bu sözlerden sorumlu değildir. sözler kırıcı ise bunda aracının suçu yoktur. onu cezalandırmak gibi bir davranışta bulunulmamalıdır.


    necip fazıl kısakürek bir aydın değildir. çünkü necip fazılda empati öğesi sıfırın bile altındadır. kendisiyle mutabık olmayan kalemlere yaptığı çıkışlardaki aşağılamanın ve nefretin dozu bile bu noktada ilginçtir. veya siyasi görüşleri kendisiyle çakışmayanlara karşı tahammülsüzdür; hemen bir cihadın başlatıcısı olarak onlarca kelleyi halihazırda uçurmaya hevesli gibi görmüşümdür kendisini ben. bir ideolog olarak sadece kendi gibi olana karşı sempati besleyen, ötekinin derhal tasfiye edilmesi gerektiğini savunan bir hatiptir. diyaloga tamamen kapalıdır; monologlarla idare eder, onların da sonu gelmez. işte tam da burada keskinliği şüphe götürmeyecek olan zekasına, müthiş muhayyilesine, tartışma kabiliyetine, analitik yaklaşımına ve birikimine rağmen necip fazıl kısakürek, aydın olma sınavında sınıfta kalır. neden? çünkü ötekine onu yok etmekten başka bir itkiyle yaklaşamamaktadır. komünizm korkusuyla gittikçe daha çok öcüleştirdiği tüm o hayaletler (avrupanın üzerinde dolaşıyorlardı yaklaşık bir asır evvel) en kısa zamanda başı ezilmesi gereken hortlaklardır. işte böyle bir empati eksikliğini aydın olamamanın en önemli sebepleridne biri olarak görüyorum ben. bu kadar bilenmemiş, saldırgan bir militanlığın, böyle denetlenemez bir polemikçiliğin ve ben - öteki ayrımını bu kadar kıyıcı bir şekilde yapan, ötekinin dünyadan silindiği bir fikriyatı besleyen necip fazıl kısakürek bu sebeplerden aydın değildir. veya ben paranoyak oldum. çetin altana hapishaneden yazdığı bir mektup, bizim konuşma, köşe yazısı ve şiirlerinde gördüğümüz kükreyen tondan uzak bir necip fazılı işaret eder. ama bu mektup oldukça eski bir zamana tarihleniyordu; üstad o zaman politikanın içine balıklama atlamamıştı; açık açık mhpye olan sempatisini dile getirmiyordu. büyük doğunun 23 ağustos 1967 tarihli sayısının arka kapağında bir eşek fotoğrafının altında çetin altanın bir fotoğrafı vardır mesela. perhizi, rejimi ve lahana turşusunu aklımıza bir daha getirelim. açıkça da söyleyelim: necip fazıl kısakürek ve onun gibiler bu memlekette çok canların yanmasına sebep olmuşlardır.

    şiiri hakkında konuşalım biraz. üstadın ilk yılları benlikle ilgisi çok sayıda buhran ve korkunun cisimleşmesi olan hafakanların etkisi altında geçer. necip fazıl kısakürekde sık rastlanacak, kilit bir kelimedir hafakan. ne derece doğru olabilir bilmiyorum ama angst terimi belki biraz muadil olabilir hafakana. esasında necip fazıl kısakürekin ilk dönem şiirleri, garip ama hoş bir tesadüfün sonucu olarak heideggerdeki sein zum todeuyla inanılmaz bir benzerlik gösterir. bazen merak ederim acaba necip fazılın 1928de yazılan sein und zeitı inceleme imkanı olmuş muydu? felsefeyle olan yakın ilgisi, eğitimi ve sürekli olarak buhranlara savrulan kişiliği düşünülünce bunun olanaksız olmayabileceğini düşünüyor insan. çok fazla kesişen çizgiler üzerinde ilerliyorlar ikisi de. veya benim saplantım bu. sein und zeit, fransızcaya ancak 1964te çevrildi; ondan evvel okuma fırsatı olmuş muydu, bilemiyorum. fakat tam da bir yirminci yüzyıl bunalımı olarak adlandırabileceğimiz bu hissiyat sadece heideggerde veya farklılaşmış haliyle varoluşçularda yoktu; yirminci yüzyıla hakim olan karaltının özünde bu vardır zaten. bir ölüme doğru savrulmadır hayat bu yüzyılda. ben sadece belli noktaların kısakürekle heideggerde birbirini böylesine tamamlamasına takılmış durumdayım. ama heideggeri bilmesek de, kısakürekin bilginin ve somut verilerin karşısına sezgiyi çıkaran, mistisizme meyilli (ve ileride rasyonalizme militanca bir savaş açmasında, ay'a ayak basılmasını feza pilotuyla eleştirmesinde daha da belirgin bir örneğini göreceğimiz) anlayışının temelinde bergsonun yattığını biliyoruz. bunların üzerine bir de türk şiirinde modernleşmeyi dışarıdan sihirli değnek ile bir anda yaratıveren baudelairei düşünelim ki o yahya kemalden ahmet haşime, ahmet hamdi tanpınardan cahit sıtkı tarancıya kadar sayılmayacak kadar çok sanatçıya da benzer şekilde etkilemiştir. kısakürekın şiirinin koyu kıvamında baudelaireliğin çok tadı bulunur. hatta biraz fazlaca bulunur bazen, öyle ki insan dosdoğru `baudeliareìn kendisini okuyormuş hissine kapılır. tuhaf durum...

    necip fazılda ölüm hem kaçınılmaz olarak, her an ona doğru sürüklendiğimiz, azapların en büyük ve en korkunç olanını müjdeleyen bir büyük bilinmezdir. hafakan da sein zum todeun ta kendisidir (bunun tam bir türkçe çevirisini yapmak zor; ölüme doğru oluş denebilir belki). necip fazılda ölüm hem marazi ama vazgeçilmez bir merakla beklenen, hem de estetize edilen bir olgudur ve tek gerçektir. necip fazılın ölüme olan bu yaklaşımında onu aynı zamanda kutsal gibi görmesinde, hatta zaman zaman tabu yerine koyması yakalanabilir. tıpkı yhwh adının okunmaması gibi, kutsallığına atfettiği aşılmaz değerden dolayı telaffuz bile edilemez.

    necip fazılın şiirinde asla değişmeyecek bir durumdur bu; 1930lardan sonra, abdülhekim arvasiyle tanışıp hayatını köklü bir şekilde değiştirdikten sonra bile ölüm ve her an kaçınılmaz olarak ona doğru sürükleniş durumu değişmemiştir. ancak şairin hayatında daha evvel olmayan islam inancı birden devreye girerek, onun hafakanla olan ilişkisini bambaşka bir hale koymuştur. artık ölüm, allaha daha yakın olunmayı sağlayacak bir büyük buluşmadır. dolayısıyla ölüme her an daha çok yaklaşıyor olmanın önemi yoktur çünkü nasıl olsa "vademiz dolunca gideceğiz"dir.

    1930lar sonrası şiiri, dozu gittikçe kuvvetlenecek olan bir islam ideologunun doğuşunu müjdeler. giderek, şiir bir kavga aracı haline gelecek ve salt ideolojinin bir malzemesi olmak uğruna yazılacaktır. bugün islami büyük doğu akıncılar cephesinin savunduğu görüşlerle yakınlığı olmayan büyük doğuyu çıkarırken de siyasal söylemin ağırlık oranı gittikçe artmaktadır. muhafazakar kesim için de bu görülmüş şey değildir çünkü ilk defa aralarından yetkinliğine şapka çıkarılacak bir ideolog çıkmıştır. bu dönemden sonra yazdığı şiirlerin çoğunda hem ideolog hem de halen ölümü bekleyen bir fani olarak konuşur. fakat poetikasını da erken zamanlardan itibaren filizlendirmiş ve gittikçe daha mükemmelleştirmiştir.

    bitirmeden evvel ekleyeyim dedim; günümüzde birbirlerine karşı büyük bir hoşgörüsüzlük içindeki sol ve sağ cenahların birbirlerine karşı öne sürdüğü necip fazıl kısakürek ile nazım hikmet ran zamanında dostlardı. ikinci dünya savaşına kadar ortak bir muhalif söylemin ertafında şekil alan bir bağlaşma vardı ortada; farklı siyasi görüşlere sahip olmalarına rağmen birlikte dergiler çıkaranlar az değildi. siyasi görüşün bağlayıcılığına rağmen illa ki birbirlerinin suratlarına tükürmek zorunda değildi insanlar. ikinci dünya savaşıyla birlikte herkesin kalbine yerleşen faşizmin bulutu henüz ortalarda görünmüyordu. o yüzden şimdi cenahların birbirlerine karşı siyasi ve edebi birer silah gibi kullandıkları kişilerin vaktiyle dost olduğunu bilmek tuhaf gelebilir kimilerine. bilindiği kadarı ile beş kişilik dostlar meclisi şu isimlerden terekküp ediyordu: necip fazıl kısakürek, nazım hikmet ran, peyami safa, nizamettin nazif tepedelenlioğlu ve vala nurettin. tabii, o zamanlar siyaseten kimse daha sonra olacağı kadarkeskinleştirmemişti söylemini, belki nazım hikmet dışında. izleyen yıllarda sağın ideologları olacak olan peyami safa ve necip fazıl o zamanlar en fazla mistik sıfatıyla nitelenebilirlerdi. en azından peyami safa halen sosyalizme sempatiyle yaklaşan bir gençti. daha sonraki yıllarda nazım hikmetin hapishaneye girince, o sırada siyasi çizgisini tamamen sağdan yana belirlemiş olan necip fazılın bu eski dostunu ziyarete gittiği de bilinir. kısakürek son demlerinde bile nazım hikmetten biraz kinayeli de olsa eski bir dostu olduğunu hissetirecek şekilde ***** açardı (diye anlatıyor kimi milliyetçi-muhafazakar çevreler; ne kadar doğru bilemem).

    fakat... son tahlilde necip fazıl kısakürek, özellikle mhpnin kanatları altına girdiği dönemden itibaren (ki daha öncesi var, msp ve mnp ile olan münasebetlerini göz ardı etmemek icab eder) bir kırıklık. şiirini 1930lardan sonra kaybetti. geriye de kime, nasıl saldıracağını bilemeyen, bu memleketteki neredeyse tüm ilerici hareketlerin kafasının koparılmasını isteyecek kadar gözünü kan bürümüş biri kaldı. ahmet emin yalmana düzenlenen suikastin ruhu necip fazılınki kadar karanlıktır. üstad giderek bana karanlık kuyuya sarkıtılan boş kovanın yalnızlık ve hüznünü anımsatıyor, ama içi kanla da dolabilir o kovanın.


    demokrat parti nin zuhur ettigi vakitlerde, basvekil recep peker necip fazil i ankara ya cagirir. masasinin uzerinde yuzbinlik bir deste ile karsilar necip fazil i. dp ye vurmasi icin yuzbin lira teklif eder. dp ye vurup, islam davasini belirgin hale getirmeme amaci guden bu teklife karsilik olarak kapiyi vurup cikan sâbik sairdir efendim necip fazil...
    KEMAL'İN ASKERLERİ AFFETMEZ...

  3. #3
    <span style='color: #FF0000'>Kutadgu Bilig</span> adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    02-03-2008
    Mesajlar
    5,134
    Karizma Gücü
    6
    Hazar şiir Akşamlarının sitesinden kendi sesinden 3 şiiri dinleyebirsiniz.
    http://www.hazarsiiraksamlari.org/


    Sakarya Türküsü ilimli eser Zaman ve Mekan ötesi Mükemmel bir Şiir. Malesef böyle kaliteli şiirler mazide sadece..

    Türk gencini bundan daha iyi anlatan bir başka eser yok bence. Her satırı insanı ayrı ayrı derinden etkiliyor.. Ben buraya alıyorum bu şiiri ancak kendi sesinden dinlemenizi şiddetle tavsiye ederim:




    Sakarya Türküsü

    İnsan bu, su misali, kıvrım kıvrım akar ya;
    Bir yanda akan benim, öbür yanda Sakarya.
    Su iner yokuşlardan, hep basamak basamak;
    Benimse alın yazım, yokuşlarda susamak.
    Her şey akar, su, tarih, yıldız, insan ve fikir;
    Oluklar çift; birinden nur akar; birinden kir.
    Akışta demetlenmiş, büyük, küçük, kâinat;
    Şu çıkan buluta bak, bu inen suya inat!
    Fakat Sakarya başka, yokuş mu çıkıyor ne,
    Kurşundan bir yük binmiş, köpükten gövdesine;
    Çatlıyor, yırtınıyor yokuşu sökmek için.
    Hey Sakarya, kim demiş suya vurulmaz perçin?
    Rabbim isterse, sular büklüm büklüm burulur,
    Sırtına Sakaryanın, Türk tarihi vurulur.
    Eyvah, eyvah, Sakaryam, sana mı düştü bu yük?
    Bu dâva hor, bu dâva öksüz, bu dâva büyük! ..

    Ne ağır imtihandır, başındaki, Sakarya!
    Binbir başlı kartalı nasıl taşır kanarya?

    İnsandır sanıyordum mukaddes yüke hamal.
    Hamallık ki, sonunda, ne rütbe var, ne de mal,
    Yalnız acı bir lokma, zehirle pişmiş aştan;
    Ve ayrılık, anneden, vatandan, arkadaştan.
    Şimdi dövün Sakarya, dövünmek vakti bu ân;
    Kehkeşanlara kaçmış eski güneşleri an!
    Hani Yunus Emre ki, kıyında geziyordu;
    Hani ardına çil çil kubbeler serpen ordu?
    Nerede kardeşlerin, cömert Nil, yeşil Tuna;
    Giden şanlı akıncı, ne gün döner yurduna?
    Mermerlerin nabzında hâlâ çarpar mı tekbir?
    Bulur mu deli rüzgâr o sedayı: Allah bir!
    Bütün bunlar sendedir, bu girift bilmeceler;
    Sakarya, kandillere katran döktü geceler.

    Vicdan azabına eş, kayna kayna Sakarya,
    Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya!

    İnsan üç beş damla kan, ırmak üç beş damla su;
    Bir hayata çattık ki, hayata kurmuş pusu.
    Geldi ölümlü yalan, gitti ölümsüz gerçek;
    Siz, hayat süren leşler, sizi kim diriltecek?
    Kafdağını assalar, belki çeker de bir kıl!
    Bu ifritten sualin, kılını çekmez akıl!
    Sakarya, sâf çocuğu, mâsum Anadolunun,
    Divanesi ikimiz kaldık Allah yolunun!
    Sen ve ben, gözyaşiyle ıslanmış hamurdanız;
    Rengimize baksınlar, kandan ve çamurdanız!
    Akrebin kıskacında yoğurmuş bizi kader;
    Aldırma, böyle gelmiş, bu dünya böyle gider!
    Bana kefendir yatak, sana tabuttur havuz;
    Sen kıvrıl, ben gideyim, Son Peygamber Kılavuz!

    Yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya;
    Yüzüstü çok süründün, ayağa kalk, Sakarya! ..
    Bu mesaj en son " 27.06.09 " tarihinde saat 23:25 itibariyle Kutadgu Bilig tarafından düzenlenmiştir...
    http://www.turkforum.net/signaturepics/sigpic389535_2.gif

    Rehber Kur'an Hedef Turan

    Türk Dünyası ve Türkiye, Hz. Muhammed (SAV) Gibi bir Önder Arıyor

  4. #4

    Kayıt Tarihi
    13-10-2008
    Mesajlar
    1,809
    Karizma Gücü
    4
    konuya bir katkıda benden
    Ömer HAYYAM dan bir şiirle katkıda bulunayım

    Zahide hurilerle dolu cennet hoş gelir

    Onun bana üzümün suyu daha hoş gelir

    Onun cenneti veresiye benimki peşin

    Ne var ki uzaktan davulun sesi hoş gelir.


    Şarap beden gücüdür, can gücüdür bana;

    Çözülmedik ne sırları çözdürür bana;

    İstemem dünyayı ahreti şarap varken:

    Bir damlası iki dünyadan yeğdir bana.


    Bülbül ötmeğe başlayınca bahçemizde;

    Bir lale gibi açsın şarap elimizde;

    Elde kadehle öldü diyecekler bir gün,

    Ko desin cahil herifler, ne umrumuzda.


    O bilginler ki evrenin özetidirler;

    Düşüncelerinin atı göklerde gezer;

    İş kavramaya gelince Senin özünü

    Şaşkınlıktan Felek gibi başları döner.


    Baharlar yazlar geçer sonbahar gelir;

    Ömrümün yaprakları dökülür bir bir;

    Şarap iç, gam yeme, bak ne demiş bilge:

    Dünya dertleri zehir, şarap panzehir.


    Güzelim can çıkıp gidince bedenimizde

    Birkaç kerpiç olacak mezarımızı örten;

    Gün gelecek, mezar yapmak için başkasına

    Kerpiç dökecekler kalacak toprakla bizden.


    Aşıklar meclisinde yer bulmuşuz birlikte;

    Dünyanın dertlerinde kurtulmuşuz birlikte;

    İçip birer kadeh bu sevincin şarabından

    Özgürlüğe ermiş, sarhoş olmuşuz birlikte.


    Akılla bir konuşmam oldu dün gece;

    Sana soracaklarım var, dedim;

    Sen ki her bilginin temelisin,

    Bana yol göstermelisin.

    Yaşamaktan bezdim, ne yapsam?

    Birkaç yıl daha katlan, dedi.

    Nedir; dedim bu yaşamak?

    Bir düş, dedi; birkaç görüntü.

    Evi barkı olmak nedir? dedim;

    Biraz keyfetmek için

    Yıllar yılı dert çekmek, dedi.

    Bu zorbalar ne biçim adamlar? dedim;

    Kurt, köpek, çakal, makal, dedi.

    Ne dersin bu adamlara, dedim;

    Yüreksizler, kafasızlar, soysuzlar, dedi.

    Benim bu deli gönlüm, dedim;

    Ne zaman akıllanacak?

    Biraz daha kulağı burkulunca, dedi.

    Hayyam' ın bu sözlerine ne dersin, dedim;

    Dizmiş alt alta sözleri,


    Hoşbeş etmiş derim, dedi.

    Ömer HAYYAM

  5. #5
    TF Bölüm Sorumlusu <span style='color: #006400'><span class='glow_FFA500'>_WOLF_</span></span> adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    24-12-2007
    Mesajlar
    22,258
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    9
    hayrola türkforum şiir yarışmasımı var.




    Uzaklık deyip dert ettiğin nedir ki sevgili..?..Biz, yaradanı görmeden sevmedik mi..?((MEVLANA))

 

 

Bu konuya benzer diğer konular

  1. Uluslararası Adalet Divanı, Bosna Soykırımı'nı incelemeye başladı
    2006 Konuları bölümünde Mustafa tarafından açılmış
    Yanıt: 0
    Son Mesaj: 27.02.06, 14:43
  2. Uluslararası Avrasya Sempozyumu Ankara'da başladı.
    2003 - 2004 Konuları bölümünde Digital Planet tarafından açılmış
    Yanıt: 0
    Son Mesaj: 06.12.04, 00:34

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Bu bölümde konulara mesaj yazabilirsiniz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •