‘’sevdalıydık…sevdalıydık
yaşamaya sevdalıydık
yangınların arasında
dostluğu andık…’’

kaybolan…



işçi babaların
akşamları eve dönüş yolculuğuydu
çocukların gözlerindeki bayram sevinci
azıkları sevgi, sevgileri ter kokusuna banılmış
yavrularının gönlünde yatan kahramanlardı


samimiyetine riya karışmayan
tek gerçekti aynadaki yüzleri
bir yanı yar, bir yanı dosttu
sağa/sola can deyip sarılan anaların…






yakılan…



emekçi insanların, yaşam kavgasına inat
her dönem, yeni bir kargaşaya gebe bırakılacaktı
güle-oynaya geçmeyi öğreniyorken zaman!
ille de canına okunacak/çomak sokulacaktı
huzur içinde akıp giden devranın…


postal izlerinin lekesi sinerdi mevsimlerin alnına
işlenen vukuatların vesikalık fotoğrafları
her ay’ın yakasına ayrı ayrı asılırdı
siyah-beyaz karelerde…

en çokta eylül alırdı hissenin ağır tarafını
zehir-zemberek küfürler ederdi ağız dolusu
yağlı urganlarda yiğitler sallanırken
mayıs’ın asık yüzünde…


ve temmuz!
türküler tutuşurken kucağında
başın öne eğerdi, yerin dibine girerdi
çığlıkları sararken alevler…






çalınan …



yalnızlıkları vurmaya yeltenirdi aşk(!)
tenhalarda unutulmuş mutlulukların
ufak-tefek kırıntıları ile yetinilirdi


köşe başlarında tuzağa düşürülmüş
yeni yetmelerin hayalleri
can verirdi sahipsizliğin kollarında


kimsesiz bebekler doğardı kaldırım taşlarında
güneş, her sabah utanarak uyanırdı
gök’ün karnını yararak…


birbirlerini çok seven(!)
aldanan ve aldatan
sevgilileri kucaklardı dünya
en çok ihaneti bağrına basarak



-sadakat-ı tekmelerdi/zulme alkış tutarak…-




Cömert Yılmaz