• Reklam
3 sonuçtan 1 --- 3 arası gösteriliyor
  1. #1
    fetullahh adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    22-03-2008
    Mesajlar
    826
    Karizma Gücü
    5

    Türkiye’de her 100 tutukludan 54’ü masum!



    Türkiye’de her 100 tutukludan 54’ü masum!


    Türkiye Barolar Birliği Başkanı Özdemir Özok, VATAN'ın sorularını yanıtladı

    İbrahim Seten
    --------------------------------------------------------------------------------


    Türkiye Barolar Birliği Başkanı Özdemir Özok, öyle bir tablo çiziyor ki, dünyayla kıyaslama yaparak, cezaevlerinin masumlarla dolu olduğunu anlıyorsunuz. Türkiye’de açılan 100 davadan 54’ü beraatla sonuçlanıyor. Yani suç isnat edilen 100 kişiden 54’ü suçsuz! Oysa Avrupa’da her 100 davadan 95’i, Japonya’da 99’u mahkumiyetle sonuçlanıyor

    özok, “Bu rakamlar da gösteriyor savcılık kurumu gelişigüzel kamu davası açıyor. Sakatlığın bir sebebi bu, ama bir başka mesele var ki, tutukluluğu mahkumiyete dönüştürüyor. Ülkemizde bir davanın süresi ortalama 350 günü buluyor, yani neredeyse bir yıl. Avrupa’da ise benzer davaların süresi en fazla 100 gün” diyor

    Hepimiz biliyoruz, Türkiye’de adalet sisteminin işlemediğini... Ama iş rakamlara döküldüğünde nasıl bir adaletsizlik içinde kıvrandığımız ortaya çıkıyor. Üçüncü kez Barolar Birliği Başkanlığı’na seçilen Özdemir Özok ile başkanlığı sebebiyle yaptığımız röportajda bu adaletsizlik çok daha net biçimde canlandı kafamda. Özok, örneklerle anlattı Türkiye’deki sistemin mantıksızlığını... Her şey suç isnat edilmesiyle başlıyor aslında. Nasıl mı? İşte Avrupa ve Japonya’dan birkaç rakam size... Avrupa ülklerinde açılan kamu davalarının yüzde 95’i mahkumiyetle sonuçlanıyor. Yani suç isnat edilen 100 kişiden sadece 5’i masum çıkıyor. Japonya’da ise 100 davadan 99’u mahkumiyetle sonuçlanıyor. Fire sadece yüzde 1... Bizde ise, açılan 100 davadan 46’sının sonu mahkumiyet. Nedir bunun anlamı?.. Tam 100 kişiden 54’ü masum! Sistem, ceza kesmiyor belki masuma, ama öyle bir cefa çektiriyor ki, neredeyse mahkumiyetle eş... Özok, özellikle bir vurgu yapıyor bu noktada; “Bu rakamlar da gösteriyor savcılık kurumu gelişigüzel kamu davası açıyor, yeterli özeni göstermiyor.”

    Sakatlığın bir sebebi bu, ama bir başka mesele var ki, tutukluluğu mahkumiyete dönüştürüyor. Ülkemizde bir davanın süresi ortalama 350 günü buluyor, yani neredeyse bir yıl. Avrupa’da en uzun kamu davası bile bu sürecin en fazla dörtte biri kadar sürüyor. Dile kolay, bir yıl boyunca yatıyorsunuz, sonra beraat ediyorsunuz. Peki kimden soracaksınız bu bir yıllık hapis cezasının hesabını? Tek bir merci var ne yazık ki; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi... Bu kez de eğer ki hesap sormaya kararlıysanız, devletinizi şikayet etmeye mahkumsunuz! Neyse ki, en azından bu mahkumiyetten kurtulma şansı doğuyor. Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruların önü açılıyor...

    Türkiye bir hukuk devleti nasıl olur? İşte bu röportaj boyunca Özok ile bu sorunun cevabını aradık. Tabii ki güncel meselelere gönderme yapmayı unutmadan...

    Üçüncü kez başkan seçildiniz. Bekliyor muydunuz, yine bu kadar açık ara başkanlığı almayı?

    Tabii! Aslında ben bu seçimlerde çok fazla sert ve tavizsiz hareket ettim. Eğer biraz taviz verseydim daha da fazla, 300, 400 oyla alırdım başkanlığı. Hiç taviz vermedim.

    Neden taviz verecektiniz ki!

    Örneğin, bazı liberal görüşlü arkadaşları yönetime almadık. Daha realist bir yönetim oluşturduk.

    Neden liberalleri almadınız yönetime? Liberallerde bir problem mi var?

    Hayır, yok! Ama daha çok insan hakları ağırlıklı, Türkiye’nin hukuku öne çıkarmasını düşünen, yargı bağımsızlığına, mesleğin etiğine inanan yeni bir grup oluşturduk. Çünkü bugün öncelikle hukuk adına çok ciddi kavga vermek, hukuku yeniden ayağa kaldırmak mecburiyetindeyiz. Herkes hukuktan bahsediyor, ama hukuk perişan, yerlerde sürünüyor. Bu dönemde çok daha ilkeli, omurgalı bir yapı oluşturmamız lazımdı, onun için bazı arkadaşları eledik.

    Peki ama liberaller hukukun üstünlüğüne inanmıyor mu sizce? Ve kim o liberaller?

    Bu İkinci Cumhuriyetçiler filan. Onlar biraz taraf... Onlar da hukukun üstünlüğüne inanıyorlar. Ama onlarınki farklı, bizimki farklı.

    Nasıl farklı?

    Türkiye’de bu yeni süreçte, özellikle 2002’den sonra yeni bir moda gelişti; işte ‘tarihle birleşelim’, ‘sistemi sorgulayalım’ gibi... Kuşkusuz biz Barolar Birliği olarak ülkemizde aydınlık, çağdaş, uygar, hukukun herkesi güven altına aldığı ve gerçekten bir sadaka toplumundan öte, Hakkari’den Edirne’ye kadar sosyal devletin var olduğu, insanların kendini saygın, onurlu bir devletin yurttaşı olarak hissettiği bir Türkiye Cumhuriyeti’ni hep özledik, hep bekledik. Maalesef birçok aksayan, tıkanan, sıkıntılı konularımız yok mu, var tabii. Onu yadsımıyoruz. Ama, siz ’tarihle yüzleşiyoruz’, ’sistemi sorguluyoruz’ derken, Türkiye’de çok zor oluşturulmuş ve oldukça ileri hak ve özgürlüklere sahip olan birtakım kurumları da yıpratmamak gerekiyor.

    Savcılık kurumunu yeniden masaya yatırmak lazım!

    Hangi kurumları?

    Parlamentoyu, Bakanlar Kurulu’nu, yargıyı... Ülkenin temel yapısını, devletin çatısını oluşturan birtakım kurumlar var. Kuşkusuz onların içerisinde çürük elmalar vardır, olacaktır. Bugün de var, dün de vardı, yarın da olacak. Önemli olan bunları ayıklarken sizin devletin temel taşlarını sarsmamanız... Bize emanet edilen Türkiye Cumhuriyeti, çağdaş, demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti. Onun eksiklerini tamamlamaya çalışalım. Ama bunu yapalım derken, devletin ve ülkenin temel taşlarını yerinden oynatmayalım, çatısını çökertmeyelim. Eğer Türkiye’de çatı çökerse, hiç kimse bundan kurtulamaz, hepimiz bundan yara alırız.

    ‘Çatı çöker’ demekle neyi kastediyorsunuz?

    Biliyorsunuz Türkiye’nin ilk kurulduğu yıllarda ‘Eğitim Birliği’ dediğimiz, yani Tevhid-i Tedrisat Yasası kabul edilmiştir. Ama bugün Türkiye’de bir yandan modern bilimi, çağdaşlığı, pozitivizmi öne çıkaran bir eğitim verilirken, bir yandan da daha çok dini kuralları ağırlıklı kılan kişileri, çağdaş, uygar, aydınlık Türkiye’nin geleceğine karar veren kişiler olarak, ülkenin yönetimine getirirseniz, orada birtakım yanlışlar, birtakım terslikler oluyor. İşte, bilindiği gibi bağımsız yargının verdiği bir karara karşı, “Hayır siz bunu bilmezsiniz, bunu ulemaya soralım” denilebiliyor. Ama laik bir hukuk düzeninin egemen olduğu, yargının bağımsız olduğu, yargıcın güvenceli olduğu bir hukuk devletinde asla böyle bir düşünce kimsenin aklına gelmez.

    O sözün üzerinden epeyce bir zaman geçti. Bir değişiklik yok mu şimdi sizce?

    Sayın Başbakan’ın, özellikle 2007 seçimlerinden sonra ve arkasından Konya Adliyesi’nin açılışında, ondan sonra Anayasa Mahkemesi’nin kuruluş yılı ve yeni binasının açılışlarında yaptığı söylemler gerçekten hukuk devleti adına bizleri umutlandırmıştır. Biz bunları da görüyoruz. Ama bütün bunları ortaya koyarken, Türkiye’nin çizdiği yol haritasını engelleyecek birtakım olumsuzluklar yaşanmasın diyoruz. Lütfen bu hukuk devleti, hukukun üstünlüğü ve insan hakları söylemleri kürsülerde, mikrofonlarda kalmasın, bir siyaset malzemesi olmaktan çıkarılsın, gerçekten yaşama girsin ve toplumun bütün katmanlarında bu hissedilsin. Bugün Türkiye’de, maalesef her geçen gün daha geniş kitlelerde yargıya karşı bir güvensizlik orta çıkıyor. Bu, şu ya da bu şekilde yürütmenin etkisinde hareket eden bir yargı olmasından kaynaklanıyor. Onun için süratle yargının yürütme tarafından yönlendirilecek, yürütme tarafından etkilenecek yapısının mutlaka değiştirilmesi gerekiyor.

    Ergenekon davasında, ‘Hurşit Tolon’u tahliye etti, Prof. Haberal’ı da tahliye edecek’ haberlerinin ardından hakim ‘Baskı altındayım’ diyerek davadan çekilmişti... Bunun gibi örnekleri mi kastediyorsunuz?

    Evet, bu olay Türkiye’de yargı ve yargıç bağımsızlığının ne durumda olduğunu çok net gösteriyor. Çok korkunç ve üzerinde durulması lazım gelen çok önemli bir olay bu. Bir bağımsız yargıç kendisine düzenli baskı yapıldığını ve bu baskı nedeniyle de vicdanına, özgür iradesine uygun bir karar veremeyeceği düşüncesiyle bu görevden affını istiyor, bu çok anlamlı. Bu tamamen yargıya yönelik bir baskının somut göstergesidir. Bu yüzden mutlaka ama mutlaka Türkiye’de yargı bağımsızlığını ve yargıç güvencesini temin etmek mecburiyetindeyiz.

    Türkiye’de eğer tam anlamıyla yargı bağımsızlığından söz edeceksek, mutlaka savcılık kurumunun da yeniden tartışmaya açılması lazım. Yani Savcılık Kurumu, Adliye’nin içerisinde yargıçlıkla bütünleşmiş durumda. O birliktelik görüntüsünün mutlaka giderilmesi lazım. Çoğu zaman Yürütme’nin gücünü de arkasına alan Savcılık Kurumu tahmin edemeyeceğiniz büyük bir güç sergiliyor. Bunun giderilmesi gerekiyor. Çünkü bütün dünyadaki çağdaş ceza yargılamalarında ‘savunma’ ile ‘iddia’ eşit koşullara sahiptir. Ama Türkiye’de asla böyle değil. Avukat arkadaşlarımın çoğu kalemlerde, savcılık bürolarında dosyaları inceleme imkanını bile zor koşullarla buluyor. Müthiş bir dirençle karşılaşıyorlar. Ama buna rağmen Savcılık Kurumu, Adliye’de yargı birimiyle yargıçlarla bütünleşmiş, hatta yargıcın önüne geçmiş bir görüntü sergiliyor. Tümden yeni, yepyeni bir yargı bağımsızlığını, yargıç güvencesini Türkiye’de gerçekleştirmek mecburiyetindeyiz. Türkiye’nin kurtuluşu hukuk devletinin yaşama geçirilmesindedir.

    Düşünebiliyor musunuz, Tuzla tersanelerinde 125 kişi ölüyor, hiç kimse ne sorgulanıyor, ne yargılanıyor. Davutpaşa’da bir patlama oluyor, 23 kişi ölüyor, hâlâ iddianame düzenlenemiyor. Böyle bir hukuk devleti olabilir mi? Mardin’de 44 kişi öldürülüyor. En yetkili kişiden en sade kamu görevlisine kadar herkes senin benim gibi olayı anlatıyor. Peki kim bunun sorumlusu? Yani bunu önleyecek, olay olmadan önce o tedbirleri alacak ya da almamışsa yakasına sarılınacak kimse yok mu? Bakın, biz eğer bu kamusal sorumluluğu ciddiye almazsak, ‘Benim suçlum masum, senin suçlun dünyanın en rezil suçlusudur’ anlayışını sergilersek, bunun sonu gelmez. Senin suçlun, benim suçlum olmaz. Tarafsız, objektif, yansız yargı, bunu tartışacak, ölçecek, biçecek ve ortaya çıkaracak. Bakın, Batı ülkelerinde açılan kamu davalarının yüzde 95’i mahkumiyetle, yüzde 5’i beraatle sonuçlanıyor. Japonya’da açılan 100 davadan 99’u mahkumiyetle, 1’i beraatle sonuçlanıyor.

    Bizde nasıl?

    Bizde ise açılan her 100 davadan sadece 46’sı mahkumiyetle sonuçlanıyor. CMK’nın Savcılık Kurumu’na, güvenlik güçlerine sağladığı bütün yeni olanaklara rağmen bu böyle... Açılan her 100 davanın 54’ü ise beraatle sonuçlanıyor. Böylesi bir hukuk sisteminde savcılık kurumunu yeniden masaya yatırıp tartışmak lazım. Bu şunu gösteriyor, savcılık kurumu kamu davası açarken gelişigüzel davranıyor, yeterli özeni göstermiyor. Japonya’da 100 davadan sadece 1’i beraatle sonuçlanıyor dedik, getir öyle sivil bir yargı, herkes yargılansın! Ama halk arasında bir deyim var, ’Dur ben sana bir dava açayım da sürüm sürüm süründüreyim!’ Dava mantığı aynen bu. Haklı olup olmamak önemli değil... Şimdi böyle bir yargı sistemine sahip olan Türkiye’de, daha suçluluğu ortada yokken, gazetelerin manşetlerinden, televizyonların ekranlarından insanları bu şekilde yargısız bir infaza mahkûm etmeye hakkı var mı? Böyle bir şey olabilir mi? Burada, gerçekten medya çok dikkatli davranmak durumunda. Ama maalesef Türkiye’de, ‘Benim suçlum masum, senin suçlunuz dünyanın en en rezil suçlusu’ görüşü hakim.

    Cezaevinde yatanların yüzde 60’ı tutuklu

    Yani şu anda tutuklu olanların yüzde 54’ü beraat edecek, öyle mi?

    Evet. Ve siz bu adamın beraat edeceğini bile bile, ortaya konulmuş bir soruşturma ve iddianame sonucunda, onun çocuğunu, ailesini, geçmişini, geleceğini manşet manşet yayınlıyorsunuz ve insanları perişan ediyorsunuz. Böyle bir şeyin hukuk devletinde olması mümkün değildir.

    Bu yüzden Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Genel Sekreter Yardımcısı Enver Arpalı, haksız suçlamalara dayanamayıp tutukluyken intihar etmişti. Böyle de bir örnek var önümüzde ama akıllanmadık...

    Maalesef... Şimdi onun için bu istatistikler ortada iken, siz nasıl bir insan hakkında bu tür sorumsuzca yazılar yazabilir, yayınlar yapabilirsiniz! Bakın, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. Maddesi’nde ‘adil yargılanma koşulları’ vardır. Bunun mutlaka Türkiye’de de uygulanması gerekir. Ama çoğu kez biz bunları göremiyoruz, mesela davaların makul bir sürede karara bağlanması gerekir. Bugün CMK çıkmış olmasına rağmen, Türkiye’de ortalama bir ceza davası 300 ila 350 günde bitiyor. Bu, daha da uzadı... Hele bir çete, bir örgüt suçuysa davanın yıllar sürdüğü oluyor. Tutuklanma bir tedbirdir. Ama buna rağmen, tutuklama konusunda CMK’da çok net koşullar belli olmasına rağmen, yerel mahkemelerimiz ve savcılık kurumu çok duyarlı davranmıyor. Bugün cezaevlerindeki kapasite hemen hemen dolmuş, artmış vaziyette.

    Tutuklu sayısı hükümlü sayısından daha fazla...

    Evet. Cezaevlerinde yatanların yüzde 60’ı tutuklu. İşte bütün bunlar Türkiye’de yargıya olan güveni sarsıyor, yargıya olan inancı azaltıyor...

    Herkesin, askerlerin de, AKP’lilerin de dokunulmazlığı kalksın! O zaman her yerde AKP değil, AK Parti derim

    DTP’lilerin dokunulmazlığı konusundaki görüşünüz nedir? Dava ötelendi ama yeniden gündeme geldi. Bir tarafta milletvekili dokunulmazlığı var, öte taraftan ifade vermeye çağrılıyorlar...

    Anayasa ve yasalar neyi öngörüyorsa o yapılmalı diye düşünüyorum. Benim kişisel kanaatim şu, öncelikle DTP’liler üzerindeki dokunulmazlık kaldırılır, ondan sonra işlem yapılır... Milletvekilleri üzerinde dokunulmazlık olduğu sürece yapılamaz. Eğer parlamenterse, DTP milletvekili, ÖDP milletvekili, MHP milletvekili, CHP milletvekili, AKP milletvekili fark etmez. Dokunulmazlık kurumu herkes için geçerlidir, eğer sen o insan hakkında soruşturma yapacaksan, dokunulmazlığı kaldırırsın, DTP’ninkini de kaldırırsın, yüreğin yetiyorsa AKP’ninkini de kaldırırsın. Keşke dokunulmazlık tümden kaldırılsa! Bugün AKP’nin herhalde 300 milletvekilinden 75-80’inin bir sürü soruşturma dosyası var. Onları da kaldırırsın, çıkarsın, ‘Biz hepimiz aklanıyoruz. Ak bir sayfa başlatıyoruz’ dersin. O zaman ben seni alkışlarım.

    Gerçekten AK Parti ise dokunulmazlığı kaldırsın diyorsunuz?

    Evet. O zaman onları alkışlarım, hiçbir zaman hiçbir yerde AKP demem, AK Parti derim. Dokunulmazlık değil, hakkında kuşku duyulan, şüphe duyulan, ciddi endişe duyulan milletvekilleri için parlamento Heybeliada gibi, Büyükada gibi kurtulunacak, sığınılacak bir ada olmamalı. Herkes her türlü şaibeden uzak, insanlara güven veren bir kimlikle o kürsülerde bizim adımıza oturmalı.

    Cumhurbaşkanı Gül, askerlere sivil yargı yolunu açan düzenlemeyi onaylarsa başta Genelkurmay Başkanı olmak üzere komutanlar sivil bürokrasinin sahip olduğu dokunulmazlık zırhından yoksun kalacak. Yargıçlar, savcılar, müsteşarlar için soruşturma izni alması gereken savcılar, komutanlar için doğrudan harakete geçebilecek. Bu konuda görüşünüz nedir?

    Bir defa bu çok aceleye getirilmiş bir yasa. Tarafların, kamuoyunun yeterli görüşü alınmadan oldu bitiye getirilmek isteniyor. Biz Baralor Birliği olarak, 2001 ve 2007 Anayasa önerilerimizde, ’Doğrudan doğruya askerlik göreviyle ilgili suçlarda muazzaf askerlerin yargılanması askeri yargı içinde olsun’ dedik. Ama gerçekten Türk Ceza Kanunu kapsamında suç işlemiş askerlerin sivil yargıda yargılanmasını savunuyoruz. Ancak tartışılmadan, ortada 145. madde varken böyle bir yasal düzenleme yapmak Anayasa’ya aykırı bir norm koymaktır. İkincisi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesi kovuşturma konusu olan bir konuda sanığın, zanlının, şüphelinin hukuki statüsünü değiştirecek yasal değişiklik yapmayı uygun bulmuyor. Bunu bir hak ihlali olarak kabul ediyor. Bu da son derece önemli. Üçüncüsü, bence üzerinde durulması gereken konu da bu; AKP yasa çıkarmak için, norm koymak için kendisi 8-10 maddelik bir ilkeler ve kurallar listesi çıkardı... Ama bu yasal düzenlemede hiçbirine uyulmadı. Buna da dikkat çekmede yarar var.

    Askerin de dokunulmazlığı kaldırılsın mı?

    Sadece askerin değil, herkesin dokunulmazlığının ciddi bir şekilde masaya yatırılması gerekli. Biz askerlere duyarlılık gösterilmesin demiyoruz ama aynı duyarlılık yaklaşık 350-400 soruşturma dosyasıyla karşı karşıya olan parlamenterler için de gösterilmeli. Dokunulmazlık asker için de, herkes için de kaldırılmalı. Kimse dokunulmazlık zırhından yararlanmamalı, herkes kendini hukuka teslim etmeli. Hukuk sadece yönetilenleri değil, yönetenleri de bağladığı ve sınırladığı an Türkiye’de hukuk devleti gerçekleşmiş olacak. Yoksa kimileri çeşitli bahanelerle hukukun sağından solundan dolanacak, hukukun üstünlüğünden bahsedecek, hukuku kendisi için kullanacak.

    YARIN: Özok’a göre, Anayasa değişikliği hangi şartlarda yapılmalı? Ergenekon


    VATAN

    Burası Türkiye,Demokrasiyi tramvay zannedenler sayesinde her şey mümkün.Dışarıdaki her yüz akp liden doksanı nasıl suçlu ise içerideki her yüz kişiden ellidördü de aynen söylendiği gibi masumdur.
    Bu imzaya erişim mahkeme kararıyla engellenmiştir. (SansüreSansür Yay! Hareketi)

    Bu ampul pat-la-ya-cak.
    İçeride gerici, dışarıda verici, YAKINDA GİDİCİ

  2. #2
    3UygaR5 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    24-08-2005
    Mesajlar
    7,167
    Karizma Gücü
    8
    Ne Hukuk Devleti Ama

    Hırçın Denizde Bir Dalgayım Sadece

  3. #3
    EgeTuna adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    07-02-2005
    Mesajlar
    22,217
    Karizma Gücü
    12
    Sadece savcılarda suç aramak yanlış olur.
    İş yükü ve inat uğruna yapılan şikayetlerle adaletin oyalanması ile çok yavaşlayan sistemden kaynaklanan sorunlarda çözülmeli
    ''Türkiye; Atatürk'ü Allah'a borçlusun, geriye kalan her şeyi de Atatürk'e..."


    1907-2007

 

 

Bu konuya benzer diğer konular

  1. AP üyesi Mölzer:’’Türkiye’de insan hakları ihlalleri sürüyor’’
    2005 Konuları bölümünde Pire tarafından açılmış
    Yanıt: 2
    Son Mesaj: 07.11.05, 23:44
  2. İstanbul’a Gökdelen, Türkiye’ye Bela, Dubai’ye Para…
    2005 Konuları bölümünde 1qazxsw2 tarafından açılmış
    Yanıt: 23
    Son Mesaj: 01.11.05, 18:31
  3. Onkelinx:’’Türkiye, Müslüman ülkeler ile köprü görevi üstlenebilir’’
    2005 Konuları bölümünde Pire tarafından açılmış
    Yanıt: 0
    Son Mesaj: 31.10.05, 09:06
  4. Libya’da idam edilen 2 Türk’ün cenazesi Türkiye’ye getirildi. !!!
    2005 Konuları bölümünde malibar tarafından açılmış
    Yanıt: 0
    Son Mesaj: 19.07.05, 03:48

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •