Genel başkanının, icraatından çok adıyla aklamaya çalıştığı AKP, inandırıcılık sorununu aşmak için, bir zamanlar solun değişik kesimlerinde at koşturan eski politikacıları kendi çatısı altına aldı. Özellikle kamuoyunu çok şaşırtan iki ismin kendilerine AKP’de yer bulması, beni hiç mi hiç şaşırtmadı.

Partinin bunları iyi kullandığı, kimi açılım veya yaklaşımlarında, yeni katılımcıların eski konumlarından ustaca faydalanmaya çalıştığı görülüyor. Bunlar bana partinin demokrasi mostraları gibi görünüyorlar.

Ne var ki, AKP gibi bir çatının altında, bırakın bir yana solculuğu, liberallik, demokratlık taslamak bile güç oluyor ve hazretler teklemeye başlıyorlar.

Geçenlerde bunların güya en soldan geleni Prof. Dr. Zafer Üskül ile Can Dündar’ın yaptığı bir söyleşiyi okudum ve AKP çatısı altında teklemeden, tökezlemeden demokrasi mostralığı yapmanın ve inandırıcı olmanın olanaksızlığını gördüm.

Bir hukukçu olan Prof. Üskül, eski Uludağ Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Yurtkuran’ın durumu ile ilgili bir soruyu söyle yanıtlıyor:

- Zor bir durum, ama bir ihlal görünmüyor…

Ardından da ekliyor:

- Sevkler konusunda yapılabilecek her şey yapılmış, en iyi hastanelerden birinde tedaviye alınmış…

***

Demek oluyor ki, Sayın Üskül, Prof. Yurtkuran’a reva görülen hukuki muameleyi içine sindiriyor, hem kanser hastası, hem dört damarı by-pass edilmiş bir eski meslektaşının tutuklu olarak, demir parmaklıklı odalarda tedavi edilmesinde bir beis görmüyor.

Demek ki Sayın Üskül, bu durumdaki insanların tutuksuz yargılanmak varken, tutuklu olarak yargılanmalarını doğal buluyor.

Demek ki Sayın Üskül, fizik olarak kaçma olanağı bulunmayan, delilleri karartmaya dermanı olmayan saygıdeğer insanların tutuklanmaları karşısında en ufak bir vicdan rahatsızlığı çekmiyor.

Zafer Üskül’ün iftiharla ilan ettiği çözüm de Sağlık Bakanlığı ile Adalet Bakanlığı arasında imzalanan bir protokol ile “HASTANE HAPİSHANELER” kurulması.

İşte, eski insan hakları savunucusu yeni AKP milletvekilinden alınacak müjde diye ben buna derim.

Beyefendilerin sayeyi âlilerinde ülke yakında “okul hapishaneler”, “üniversite hapishaneler” ,“opera hapishaneler”, “huzurevi hapishaneler” ile dolacak.

Bravo!

***

Zafer Üskül hayati tehlikesi bulunan bir rektörün tahliye edilip, tutuksuz yargılanıp yargılanamayacağı konusunda, kendisini komisyonda da sıkıştırdıklarını ama yapacak bir şey olmadığını söylüyor, kimi davaların ilanihaye uzamasına karşılık da, kendisinin Kemal Gürüz’e açtığı hakaret davasının 9 yıl sürmesini gösteriyor.

Tutuksuz devam eden bir hakaret davası ile tutuklu devam eden bir davanın birbirleriyle kıyas edilmesindeki garabeti görmek için hukukçu olmaya bile gerek yok ama…

Sayın Zafer Üskül diyor ki:

- Toplumdaki kutuplaşma yargıçlara da yansıdı.

Sayın Üskül’e bu kutuplaşmada, partisinin büyük katkısını hatırlatmak ne sonuç verir bilmiyorum.

Ama AKP’nin baştan beri yargıyı siyasallaştırmayı hedeflediğini, buna karşı çıkan YARSAV Başkanı Eminağaoğlu gibi kişileri hedef aldığını, acaba Sayın Üskül bilmiyor mu?

Hurşit Tolon’u tahliye eden İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi Yargıcı Necat Ede’nin kendini “kurumsal baskı altında hissettiğini” söylerken kastettiği, acaba, Üskül’ün söylediği gibi soyut bir kavram olan toplum mu, Ergenekon tutuklularına tahliye kararı verilmemesi yolunda telkinlerde bulunan bakanlık çevreleri ile yandaş medya mıydı?

AKP de, yandaş medyası da gittikçe ciddileşen bir inandırıcılık sorunu ile karşı karşıyadırlar.



kaynak