14 Mayıs 1950 tarihinde iktidarı ele geçiren Demokrat Parti döneminde, Atatürk aydınlanması üzerinde oluşmaya başlayan kara bulutlar zaman içinde yoğunlaşarak karanlıklara boğduğu güzel ülkemiz, AKP iktidarı ile birlikte zifiri karanlıklara doğru yol alırken, laik Cumhuriyet sevdalılarının tehlikeyi fark etmeleri ve yasal yollardan laik Cumhuriyete sahip çıkmaları, milyonların sel gibi alanlara dolarak “Ne ABD, ne AB tam bağımsız Türkiye”, “Türkiye laiktir laik kalacak” sloganları ile yeri göğü inletmeleri, devrim karşıtlarını ürkütmüş ve bu sesleri susturmanın yollarını aramaya sevk etmiştir.

Sonuçta aranan yol bulunmuştur: Ergenekon.

Adına Ergenekon denilen ve susurluk devamı bir çeteleşmenin varlığı olarak kabul edilebilen bu ucu açık soruşturma kazanına, taraf medyanın iftira ve gayretleriyle, AKP’ye, F tipi örgütlenmeye, tarikatlara, cemaatlere, karanlığa, karşı olan aydınların, demokratların, Kemalistlerin atılması sağlanmıştır.

Yıllardır yapılan soruşturma aşamasında, F tipi polis ve Cumhuriyet Savcılarının görevlendirildiği, yargının siyasallaştığı, tarafsızlığını yitirdiği savlanarak yargının yıpratılması, yıllarca yargıya hizmet vermiş yargı mensuplarının yüreğini sızlatmaktadır.

Son günlerde taraf basın ve numaralı cumhuriyetçi yazarlar tarafından gündeme taşınan ve Kurmay Albay Dursun Çiçek tarafından imzalandığı söylenen “İrtica ile Mücadele ve Eylem Planı”nın aslı bir türlü bulunamamış ve bilişim döneminin olanakları ile her türlü naklin yapabileceği fotokopi üzerinden kıyametler kopartılmıştır.

Yerleşmiş Yargıtay kararlarına göre fotokopi üzerinde yapılan incelemenin kanıt olamayacağı bilinmesine karşın, taraf basın peşin hükümle belgeyi gerçek kabul ederek Albay Dursun Çiçek’i yargısız infazla mahkûm etmekte sakınca görmemiştir. Yapılan yargılama sonucunda verilecek ve Yargıtay’ca onanacak karara herkesin saygı duyması zorunludur.

Mahkemenin salıverme kararından sonra da taraf basın yaygarayı basarak mahkeme kararı için “Abrakadabra Çiçek Serbest”, Jet Tahliye ve Hâkim Değişikliği Kuşkuya Yol Açtı”, “Kaçma Şüphesi Yok Tahliyesi”,” 18 Saatte Tahliye” başlıklarını atarak, tahliye kararı veren yargıçları töhmet altında bırakmakta sakınca görmemiştir.

İşin ilginç yanı ne Emniyet, ne de Cumhuriyet Savcılığı belgenin aslı için ciddi bir araştırmaya yapmayarak eleştirilere hak verircesine sessiz kalmıştır.

Bu olayın şaşkınlığı içinde AKP fırsatları değerlendirerek gece yarısı baskını ile çıkarılan bir yasa ile askere son darbeyi vurmayı denemiştir. Bu yasa tamamen askerleri yıpratma amacını taşımaktadır. Anayasanın 145 maddesi ile Askeri Yargı hüküm altına alınmışken ve yasaların Anayasaya aykırı olamayacağı Anayasanın 11. maddesinde açıkça belirtilmişken, bu maddelere aykırı olarak askerlerin sivil mahkemelerde yargılanmasının önü açılmıştır.

Halen Cumhurbaşkanı’nın onaylamadığı bu yasa üzerinde de taraf basın insanların beyinlerinde bulanıklık yaratmak için elinden geleni yapmaktadır.

Örneğin Fetullah Gülen’e yakınlığı ile bilinen gazetenin Genel yayın yönetmeni şunları yazabilmektedir.

“Mesela hafta içinde askerî yargı konusu gündemdeydi. Çünkü iki maddelik yasa, iki önemli yenilik getiriyordu. Bir: Bundan sonra asker kişiler disiplin suçu dışındaki suçlamalarda sivil yargıda yargılanacak. İki: Sivil kişiler askerî mahkemede yargılanmayacak. Uzun lafın kısası bu. Tam bu noktada herkese şu soruları tevcih etmek gerekiyor: Siz bu iki düzenlemeden hangisine karşı çıkıyorsunuz ve hangi mantıkla kendinize makul sebep uydurabiliyorsunuz? Bunlardan birine karşı çıkan bir adam kendine hâlâ demokrat diyebilir mi?”

Bu arkadaşa verilecek yanıt şudur: Hukukun üstünlüğü açısından bu yasaya karşı çıkıyoruz. Yukarıda da belirttiğim gibi yasa, Anayasanın 11 ve 145 maddelerine aykırıdır. Önce bu maddelerde gereken düzenleme yapılır. O zaman sivillerin askeri mahkemelerde yargılanmamasına evet dedikten sonra, askerler için devlet memurları yasasında belirtilen güvenceler getirilip, gece yarısı baskınıyla değil, şeffaf olarak yapılan değişiklere evet diyoruz.

Arkadaşın amacı demokratlığından değil, bir an önce kurmak istedikleri karanlık düzene karşı engel gördükleri askerleri saf dışı bırakmaktır.

Genel Kurmay Başkanı Sayın İlker Başbuğ, medya karşısında açıkça “darbe karşıtlarını bünyemizde barındırmayız” demesine karşın, inat ve ısrarla, asker darbe hazırlıkları içinde çığırtkanlığı yapılmaktadır.

Evet, güzel ülkemizde Cumhuriyet mitingleri ile laik Cumhuriyete sahip çıkan milyonları darbeci olarak suçlamak, darbe söylentileriyle korku imparatorluğu yaratarak insanları susturmak, darbe çığırtkanlığı yapmak niye?



Gündüz AKGÜL

Emekli Cumhuriyet Savcısı



kaynak