Gelin ezber bozalım.
Demokratik olmayan bir meclis nasıl olur da demokratik bir yasa çıkarır?
Bu millet kendi vekilini kendi seçebiliyor mu? Seçemiyor. Parti başkanları adayları masa başında belirliyor mu? Belirliyor. O zaman bu millet kime oy veriyor? Parti diktatörü liderlere… Bu durumda o seçilen vekiller kimin vekilidir? Parti liderlerinin. O zaman vekil kime hizmet eder? Vatandaşa mı, lidere mi? Tabii ki lidere… Vekil diye seçilenler “parmak vekilleri” haline gelmişse, hangi demokrasiden bahsediyorsunuz?
Demokratikleşiyoruz diyen RTE muhalif olan vekillere, “sizi zorla mı aday yaptık, siz geldiniz” diyecek kadar demokratikti(!)..
Hiçbir eleştiriye tahammül edemeyen bir lider demokratikleşmeyi gerçekleştirecek öyle mi? Bu akla, bilime, eşyanın tabiatına aykırıdır!
Yurt dışında çalışan gazeteci bir arkadaş RTE için “bütün söylemleri Hitler ile nerede ise birebir aynı” demişti. Yaşasın Hitler demokrasisi…
Demokratik Başbakan “polis rejimin güvencesidir, sigortasıdır” deyiverdi. Böylece polisi hukukun üzerinde konumlandırdı.
İl Başkanları seçimlerindeki karışıklık için haber yapanlara “size ne” diyecek kadar demokrasiyi içine sindiren bir Başbakan(!)
Gene demokrasi aşığı hükümetin demokrat bakanı bir açıklama yapıyor, basın danışmanı “kendi görüşü, hükümeti bağlamaz” diye açıklama yapıyor. Demokrasi aşığı hükümetin bakanlarının açıklaması resmi görüş değilmiş(!)... Resmi görüş olması için bir basın danışmanının açıklamasına ihtiyaç var(!).. Demokrasinizi sevsinler…
Bu örnekleri çoğaltabiliriz…
Gelelim gece yarısı yasasına…
Sivilleşme imiş(..!!) Sivillere güvendiğimizi kim söyledi ki?
Polis okulu sınavlarına girecek cemaatçi öğrencilere, çıkacak 100 sorunun cevabının ezberletilerek sınava sokulduğu iddiaları ayyuka çıkmışken neyin güveninden bahsediyorsunuz?
Biz, bir zamanlar hakkında tutuklama kararı olan ve Ankara’ya gelemeyen bir babanın “şimdi yaşamıyor” Kızılcahamam’da Ankara’dan bazı emniyetçilere yemek verdiğini gördük. Dava görülürken hakimin cübbesine para koydurulduğunu gördük.
Bir ülke düşünün ki bir davanın “savcısıyım” diyen bir başbakan var. Bu başbakan bir başka ülkede hakkında dolandırıcılık suçu ile dava açılmış bürokratına “dürüsttür” diye sahip çıkıyor(!) Kendini hem savcı hem hakim yerine koyuyor. Bu mudur demokrasi?
Sonra dönüp diyeceksin ki, bu bir sivilleşmedir(!)..
Çıkardığınız yasanın iyi niyetle çıkarıldığına neden inanmıyoruz biliyor musunuz?
Geldiğiniz günden beri ASKERİ ötekileştirdiğiniz için… Geldiğiniz günden beri F Tipi cemaat üyelerinin asker aleyhi yaptığı servisler ve hükümetinizin bu servislere can simidi gibi sarıldığı için…
Asker düşmanlığı üzerine kurulduğu anlaşılan TARAF Gazetesi’ne AKP koridorlarında neden “bizim Taraf” deniliyor? Bizim Taraf diyerek tarafınızı ortaya koymuş olmuyor musunuz? Ordu aleyhine ifadeleri bulunan Bülent Arınç’ın “sabah ilk kalktığımda Taraf’a bakıyorum” sözü neyin alametidir?
Siz hükümet olana kadar bu ülke insanı asker düşmanlığının zirve yaptığı başka bir dönem görmedi. Askerin zayıflatılması kimin işine yarar? Bu sorunun cevabı çok açık iken, hükümetinizi bizim nasıl değerlendirmemiz gerekir?
Bu gece yarısı yasasının “Abdullah Gül’ün ABD ile yaptığını söylediği gizli anlaşma” ile bir alakası var mıdır?
AKP’nin CUMHURBAŞKANI
Gül’ün eşinin türbanlı olması nedeniyle Cumhurbaşkanı olmasına karşı çıkanların kulakları çınlasın(!) Bu yasaları herhalde Hayrünnisa Hanım’ın başörtüsü onaylamadı. O dönemlerde bu yanlışı yazdım. Nihayetinde örtü üzerinden karşıtlık Gül’ün Çankaya’ya çıkmasının önünü açtı.
Gül uzlaştırıcı ve dengeleyici olamadı, olamazdı da. Ülkenin en başarısız Dışişleri Bakanıydı. Bir başka ülke ile gizli bir anlaşma yaptığını kendi röportajından okuduk. İçeriğini sonra öğrendik. Bu iddialar tekzip edilmedi. Gül döneminde 1 milyar dolar karşılığında Irak’a girmeme anlaşması yapılıyor. Ortaya çıktığında “özrü kabahatinden büyük” misali bir açıklama yapıldı:
” Evet, böyle bir anlaşma yaptık ama muhalefet kötüye kullanır diye parayı almadık(!)”
Siz ülke çıkarını para karşılığı vesayet altına verebilen şahsı değil, eşinin türbanını tek engel gibi sunarsanız, asıl sebepleri halktan türban arkasına saklamış olursunuz. Öyle de oldu, halk tek sebep türban sandı. Ülke yönetiminde denge sağlaması gereken zat, ülkenin değil, AKP’nin cumhurbaşkanı oldu.
Muhalefet gece yarısı çıkarılan yasanın Gül tarafından veto edilmesini istiyordu. Gül hangi yasayı veto etti ki? Kendileri veto edileceğine inanıyor muydu bilmiyorum ama söyleyiş tarzlarına baktığımda adeta “kızıp onaylasın diye" kışkırtır bir tarzda “onaylamasın” deniyordu. Ben o söylemi duyduğum anda “onaylar” dedim.
Kraliçe’nin NİŞAN taktığı Cumhurbaşkanı beni hiç yanıltır mı(!)? Yanıltmadı…
Seçildiği günden beri kendisinden bir şey beklemiyorum, bekleyenler hayrını görsün.
Anti demokratik seçimin galipleri antidemokratik sivil darbe yapıyor. Bu hınç-intikam yönetimi bakalım ülkeyi daha hangi açmazların içine sürükleyecek?
AKP ilk iktidara geldiğinde hemen AB yüzme simidine sarıldı. Herkes methiye düzerken duygularım beni uyardı. Beraber çalıştığım bir arkadaşa dedim ki:” AKP ve RTE AB giriş masalını takiyye amaçlı kullanacak, samimi değiller” dedim. Geldiğimiz nokta ortada. Keşke yanılsaydım.
Gece yarısı yasası için bahane ne? AB kriterleri..(!) Tek bir ülkenin veto etmesi durumunda bile AB’ye üye olmanın imkansız olduğu bir yalan rüzgarı dizisi... AB kriterleri gerçeğini halka DEMOKRATİK olarak açıklayıp halk oylamasına gidin bakalım, ne çıkacak..
80 yıllık kin ve intikam bu... Hala anlamayan varsa, anlamak istemiyordur. Bekleyin…
“Du bakalım ne olacak…(!)”
http://www.internetajans.com/default.asp?NID=78402


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla
