bencil suskunluğun ölümcül hüzünlerinde yüzüm
yaşım kadar günlere kilitlenirken gözlerim
anıların gölgesi ceviz sandıklarına saklanan
baktıkça eskilere düşecek zamandan bir bahar
uzanırken yalnızlığıma geçmiş
geleceği olmayan uçurumlarda karanlığa
bir varmış bir yokmuş gibi sallanacağım
güneşin çoktan öldüğü saatlerde sesler
yiyip bitirecekler beni
aynada yüzümü göremeyeceğim
duvarlar simsiyah
-sahi rengi neydi duvarlarımın-
böcek gibi gezinirken bedenimde aşklar
hiç okşanmamış yanlarıma elimle dokunacağım ki
ellerim çığlık şiirler yazsın
ve kuru bir yaprak dalından koparken
duysun sesimi toprak
bağrında çatlarken tohumlarım
yağmur ilk adımını atsın damla damla
karışarak sularına gideyim
belleğimden düşsün ay
usulca yarılsın gök
karanlığından
şimdi bir ressam yüzümü çiziyor tarihlere/
tarihler kekeliyor yüreğime yürüyen kuşların gelişine
kent unutuyor beni rehin bırakırken içimdekileri
dağda bir çiçeğe...
fırtınalar kaç mevsimle koşarken
hala koynumda resimleri sabah merhabalarının
bulutları çoktan unuttum
açtı çiğdemler,güller
karanlığın öldüğü günlere
söylendi en yanık türküler
ekledim bütün gülüşleri kimliğime
arsız bir çocuk gibi
gidebilirim her yolculuklara
suskunluklarım çoğaldığında
tekrar görüşürüz hüzün
ama sakın gölgelerimi kullanma yalnızlığına
sen en iyi arkadaşım
suretin yüzümde yansıyan
sakın kurşun atma omuzlarıma
ezberimde bütün şiirlerin
Alıntı


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla

