İşte Vali'nin kendi kaleminden 'Darbecilerin Yargılanması Yeter mi?' başlıklı yazısı:
''Birkaç gündür darbecilerin yargılanmasını konuşuyoruz.
Anayasanın geçici 15. maddesini kaldırarak 12 Eylül suçlularından hayatta kalanları yargılayabilecekmişiz.
12 Eylül 1980 darbesini yapanların, ondan önceki iki darbe ve 28 Şubat rezaletini icra edenlerin ve takip etmekte zorlandığımız, sayısız darbe girişimcilerinin elbette yargılanması gerekir.
Peki ama sadece 15. maddeyi kaldırmakla (ki bu madde 12 Eylülcülerle ilgili, diğerlerini bağlamıyor), maksat hâsıl olur mu?
Hayır, mümkün değil.
Anayasadan başlayarak darbeciliğe zemin hazırlayan tüm hukuki düzenlemeler gözden geçirilip değiştirilmelidir.
Mülkiyede bir hocamız; “Bu anayasanın hem lafzı, hem de ruhu bozuk.” diyordu.
Bazıları da “Bu anayasanın ruhu darbecilikle mülevvestir (kirlenmiştir).” diyordu
Aslında anayasamızın baştan sona sivil bir anlayışla, üyesi olmaya çok yaklaştığımız Avrupa Birliği normlarını da karşılar şekilde tamamen yeniden yazılması gerekir.
15. maddeyi ele almışken, ona kardeş ve rehber olan diğer maddeleri de değiştirmemiz gerekir.
Sırasıyla gidelim:
Çoğu hukukçuya göre başlangıç maddesi metinden tamamen çıkarılmalıdır. Çünkü yuvarlak ve muğlâk ifadelerle nereye çekilirse oraya gidecek hükümler içermektedir.
Genelkurmay Başkanlığı 1960 öncesinde ve gerçek demokrasilerde olduğu gibi Savunma Bakanlığı'na bağlanmalıdır. Genelkurmay Başkanı, Bakanlar Kurulu Kararıyla, Kuvvet Komutanları ise Müşterek Kararname ile atanmalı, diğer generallerin atanmasında Savunma Bakanı oluru yeterli olmalıdır. Başlı başına bir yazının konusudur, ama Jandarma teşkilatının varlığı gözden geçirilmelidir. Milli Güvenlik Kurulu kaldırılmalıdır. Eğer Başbakan veya Hükümet, memurlarının görüşüne ihtiyaç duyuyorsa, istediği zaman bu emri yerine getirilir. Yargıdaki çift başlılık giderilmeli, Askeri Yargıtay ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesi kaldırılmalıdır. Sadece asker kişilerin askeri disiplin suçlarına bakan birinci derece Disiplin Mahkemeleri tesis edilmelidir. Anayasa Mahkemesi üyelerinin en az yarısı TBMM tarafından seçilmelidir. Siyasi partilerin kapatılmasına ilişkin düzenleme tamamen kaldırılmalıdır. Partileri ancak halk kurar ve halk kapatır. Anayasa Mahkemesinin Yüce Divan görevi Yargıtay’a devredilmelidir. TSK İç Hizmet Kanununun 35. maddesi (Silahlı Kuvvetlerin vazifesi; Türk yurdunu ve Anayasa ile tayin edilmiş olan Türkiye Cumhuriyetini kollamak ve korumaktır.) ya tamamen kaldırılmalı ya da bu maddenin halkın oyu ile iktidara gelmiş olan hükümeti devirmek veya tehdit etmek anlamına gelmeyeceği belirtilmelidir.
Bütün bu düzenlemeleri yaparsak ordumuz zayıflar mı?
Tam tersine günlük siyasi hayatın dışında kalır.
Bazı siyasi görüşlere yakın, bazılarına karşıymış gibi bir görüntüsü olmaz.
Milletimizin tartışmasız ortak paydası olur.
Bu ülkede yaşayan 71.5 milyon insanımızın çok çok azı müstesna, herkes ordumuzun dünyanın en modern ve en güçlü ordusu olmasını arzu eder.
Başarılarından gurur duyar.
Ama, siyasi aktör olmasını arzu etmez.
Meşru yollarla iktidara gelmiş parti ya da partileri darbe ile devirmesi veya tehdit etmesini kabul etmez.
Bu kabil davranışlar, Kapıkule’den hemen öbür tarafta artık unutulmuştur.
Medeni âlemde halkın iradesinden daha üstte bir irade yoktur.
Gitmemiz gereken yer, eğer çağdaş uygarlık düzeyi ise, bu değişiklikler yapılmadan o amaca ulaşmamız mümkün değildir.''