Ben fosforlu yeşil bir el feneri gibiyim.
Demet, sarılar içinde.
Reina’nın kapısında dikiliyoruz.
Size ne kadar eğlendiğimizi anlatamam.
Girişteki paniği görmeniz lazım... Koca koca adamlar bizi görünce ne yapacaklarını şaşırıyorlar. Gülmemek için kendimizi zor tutuyoruz.
Almak istemiyorlar ama nasıl kıvıracaklarını bilmiyorlar. Bütün trafik durdu herkes bize bakıyor.
Al sana mahalle baskısı!
Ama yani olabilecek en kibar biçimde, gece kulübüne giremeyeceğimizi söylemeye çalışıyorlar.
Dubailiyiz ya güya, İngilizce konuşuyoruz, "Ama rezervasyonumuz vardı" diyoruz, defterden adımızı bulmak için uğraşıyoruz.
Aralarında konuşuyorlar, "Abi giremez bunlar, içeride isyan çıkar, baksana tamamen kapalılar, olmaz... Söyle... Bir şey uydur!"
"Sizin rezervasyonunuz akşam üzerineymiş, şimdi geç oldu, artık gece kulübü. Giremezsiniz" diyorlar.
Ne kadar yaratıcılar!
"Yoo biz şimdi de yeriz, önemi yok" diyoruz.
"Ablacığım" diyor, "Çok alkol var içeride... Neydi bunu İngilizcesi... Too much alcohol... Gelmez sana..."
"Biz alışığız" diyoruz, "Dubai’de gidiyoruz kulüplere... Diet kola içiyoruz..."
"Abi bunlar Dubaili, orası acayip bir yer, sen direkt de ki, İstanbul’da türbanlılar giremiyor böyle yerlere..."
"Oğlum diyemem... Ayrımcılık bu..."
"Demezsen yarın yine gelecekler, ne b.k yiyeceğiz?"
O sırada "Yarın akşam 7’de gelelim o zaman" diyorum ben.
"Gördün mü" diyor, "Mahvolduk!"
Görevlilerin hali o kadar perişandı ki daha fazla zorlamayalım diyoruz. Arabaya biniyoruz ve karnımız ağrıyıncaya kadar gülüyoruz.
Pislikten başka bir şey değilsiniz!