Türk ordusuna saldıranlar kimlerdir?..
PKK ve onun partisi olan DTP, liberal işbirlikçiler, AB sözcüleri, dinci grupların tümü ve AKP yardakçıları…
İçerdeki saldırganların hepsi de hükümet yanlısı… PKK hükümetten daha da saldırgan...
Gerçeği artık kimse saklamaya kalkışmasın:
Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti Türk Silahlı kuvvetlerine karşıdır...
TC Hükümetinin başını çektiği büyük bir cephe var... Bu cephe Türk silahlı kuvvetlerine her fırsatta en saçma, en bayağı, en olmayacak gerekçelerle saldırmaktadır.
Bunun gizlenecek bir yanı kalmış mıdır?...
Başbakan Türkiye Cumhuriyeti'nin yargısına güvenmediğini ulu orta söyleyebilmektedir !.
TC yargısını güvenilmez olarak ilan eden bir başbakanın Türkiye Cumhuriyeti'nin iki numaralı makamını işgal etmesi hangi bir mantık ölçüsüne sığar ?..
Peki bu durumda başbakan hakkında yapılacak bir işlem yok mudur?..
Cumhuriyet savcıları başbakan için bir soruşturma açabildiler mi?..
Açılmadıysa devlet yönetiminde bir çürüme olduğunu kabul etmemiz gerekmiyor mu ?..
Hükümet, yargıya ve orduya güvenmediğini açık açık söylemektedir.
Bu durumda yargı ve ordu hükümete güvenebilir mi?.
Kimse gizlemeye çalışmasın. Herkesin bildiğini söyleyelim:
Bu kurumlar arası uyum değil, kurumlar arası bir savaştır !..
Taraflar birbirlerine sadece kibarlık gösteriyorlar...
Kimin haklı olduğu da çok açıktır ...
Türkiye Cumhuriyeti'ni korumak ve kollamakla görevli kurumlarla siyaseten aldığı oylarla bu durumu değiştirmek isteyenler arasında bir kavga sürmektedir...
TC yasalarıyla iş başına gelen yönetimler mevcut yasal ve anayasal kurallara bağlı olmak zorundadırlar...
O kuralları değiştirmek istedikleri zaman gerekli yasal aşamaları yerine getirmeleri zorunludur...
Ama böyle olmuyor...
Bir iktidar bu kurallara da tam olarak uymayı düşünmüyor. “hakimiyet milletindir” sözünün arkasına saklanarak kendine karşı olduğunu düşündüğü kurumların niteliklerini değiştirerek bağımlı hale getirmek için elindeki bütün güçleri seferber ediyor….
Bugün Askeri savcılığın akladığı bir konuda "özel yetkili" bir mahkeme tam tersi bir karar çıkıyorsa adı "sivil" olan "özel" yargının dikteye bağlı olarak iş gördüğü, hukukun temel kurallarına uymak yerine kendini atayan siyasete hizmet ettiği açık bir gerçek olarak karşımızdadır...
2003 yılında ABD askerleri Süleymaniye’de görevli askerlerimizin başına çuval geçirmişti. 2009 yılında TC Hükümetine bağlı emniyet ve savcılık da Albay Çiçek’in tutuklanma istemini silahlı kuvvetlerin başına bir çuval olarak geçirmişlerdir !..
Ve daha acısı, hükümet partisi tam da olayın en sıcak anında yaptığı bir “gece yarısı darbesi” ile ordu mensuplarının sivil mahkemelerde yargılanması için yasa çıkarmışlardır…
Türkiye’de yargıç ve savcıların mesleğe alımı hükümet tarafından yapılır.
Teftişleri, mesleki yükselmeleri, hangi görevlere atanacakları ve diğer özlük hakları adalet bakanlığına bağlıdır...
Bakanlık bütün yargıç ve savcıları dinlemektedir.
Bu durumda sivil yargı veya yargının bağımsızlığından söz edilemez..
Hükümet de bunun gereğini yapmıştır:
DGM’lerin yerine kurulan özel mahkemeye özel atamalar yaparak polisin uydurduğu sanal bir dava yaratılmıştır.
Bu yolla yıllarca sürecek bir baskı, yıldırma, sindirme operasyonu ile demokrasi ve cumhuriyet güçleri susturulacaktır. Bu arada sürdürülen kara propaganda ile cumhuriyet aydınları hakkında, ordu ve yargı hakkında halkın kafasında “acaba” soruları oluşacak; istenilen işbirlikçi İslami rejim yerleştirilecektir …
On yıllardır devlet kurumlarına sızan ahlaksız ve saldırgan bir oluşum Türkiye Cumhuriyeti'ni dönüştürmek hevesiyle azgınlaşmıştır…..
Emperyalizmin uşaklığını yaptığından kimsenin kuşkusu olmaması gereken, aslında bir ideoloji bile olmayan, sadece emperyalizmin günümüzdeki maşası olan, fikir ve düşünce yerine CİA emirlerini yerine getiren bir oluşumun Türkiye’yi bu denli etkilemesi çok üzücüdür !...
Bu konuda ciddi çalışma yapmayan ve çıkış yapmayan akademik çevreleri de açıkça kınıyorum... Bilim siyasete kölelik veya uşaklık değildir !...
Bilim Gerçeği Aramaktır !..
Bugün TC üniversiteleri kendi varlıklarını borçlu oldukları en temel konularda bile susmuşlardır...
Üniversite kafasını sallayıp maaş alanların değil bilimi savunanların kurumu olmak zorundadır..
Onlar susuyorlarsa, toplumun yapacağı bir şey kalmamış demektir....
HSYK diye kurul var. Ama biç bir işlevi yok... Bakan söyler. Müsteşar yapar... Üyeler de onaylar... Üyelerin görevi bu kadardır...
Böyle bir kurulda yer almak insana bir onur mu verir?... Yoksa, bazı değerleri alır götürür mü?..
Böyle olunca hangi yargıç ve savcıların hangi mahkemede görev yapacakları iktidarın keyfine kalmıştır… İşte bu yüzden Ergenekon soruşturması ile görevli savcı ve yargıçlar adaletli davranamazlar. Doğal bir yargılama yapamazlar…
Türkiye’de –nerdeyse- bütün basın-yayın, iletişim yollarının, tv'lerin, internet sitelerinin, yazışma gruplarının hizmet ettiği bir iktidar var., Medya sürekli olarak "cambaza bak" diyerek iktidarın bütün olumsuzluklarını gizlemeye çalışmaktadır.
Bu arada yankesiciler ülkemizi yağmalamaktadırlar...
İşte o yüzden Albay Dursun ÇİÇEK 'i suçlu çıkarmak için uğraşıyor...
Onun için bize cambazı gösteriyor...
Yankesicilerin bizi soymasını istiyor...
İktidar yankesicilerle ortaktır...
Türk halkı budala değildir… Gerçekler halktan sonsuza kadar saklanamaz…
Umalım ki, bu süre çok kısa olsun…
kaynak


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla


