• Reklam
9 sonuçtan 1 --- 9 arası gösteriliyor
  1. #1
    matbuat adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    30-04-2008
    Mesajlar
    1,004
    Karizma Gücü
    5

    Çin malı yolcu uçağı ilk uçuşunda başarılı

    http://www.cnnturk.com/2009/bilim.te...5.0/index.html


    Şinhua ajansının haberine göre, üretim sahası olan Şanghay'dan Şian şehrine 2 saatlik uçuşunu başarıyla yapan jet, askeri uçak ve helikopterlerin de test edildiği kuruluş olan Çin Uçuş Testleri Kurumunda (ÇUTK) son yeterlilik testlerine tabi tutulacak.

    İlk deneme uçuşunu Kasım 2008'de yapan uçağın ÇUTK'da yapılacak testlerden başarıyla geçmesi bekleniyor.

    Şanghay'dan yerel saatle 10.34'de ayrılan uçak, Şian şehrine yerel saatle 12.53'de ulaştı.

    Başarılı bir uçuş olduğunu kaydeden uçağın pilotu Cao Ping, ARJ21-700 ile 9000 metre irtifada tüm hava şartlarında toplam 19 deneme uçuşu yaptıklarını ifade etti.

    "21. Yüzyılın Gelişmiş Bölgesel Jeti" isminin kısaltması olan ARJ21-700 tipi yolcu uçağı, Çin'in tamamen kendi imkanlarıyla geliştirdiği bir jet olmasıyla dikkati çekiyor.

    Maksimum 2,225 kilometrelik yerel uçuşlar için üretilen uçakta 90 koltuk bulunuyor. ARJ21'in ilk yolcularını 2010'da taşıması bekleniyor.



    İlk uçuşu başarılı ama diğer uçuşlarına güvenmiyorum.

  2. #2
    Ra_
    Ra_ çevrimdışı
    oysa ben ... Ra_ adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    17-02-2009
    Mesajlar
    7,335
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    5
    Adı üstünde çin malı... uzak durmak lazım.
    Her gidiş zamansızdır, bir yosmanın gülüşü kadar
    vurdumduymaz...
    dönüp bakmak istersin ardına, geride bıraktığın piç
    sevdalara...
    üşürsün bencilce..
    .....

  3. #3
    matbuat adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    30-04-2008
    Mesajlar
    1,004
    Karizma Gücü
    5










    bedava bilet bile verseler binmem.

  4. #4
    picassoserdar adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    18-02-2009
    Mesajlar
    858
    Karizma Gücü
    0
    çin kalabalık, kobay çok,çinin kaybı yok.enik gibi ürüyorlar.düşerse yenisini yaparlar.tek endişem türkiye üzerinden geçmesi,yada ithal edilip , boya çekilip thy nın kullanması.
    http://www.youtube.com/watch?v=RYzZPsK78Gg




    '' Önce isimleri unutmağa başlarsınız; sonra yüzleri unutursunuz; sonra fermuarınızı çekmeyi unutursunuz; giderek fermuarınızı açmayı da unutursunuz !! ''

  5. #5
    eli_f adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    13-06-2008
    Mesajlar
    560
    Karizma Gücü
    0
    Alıntı picassoserdar tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    çin kalabalık, kobay çok,çinin kaybı yok.enik gibi ürüyorlar.düşerse yenisini yaparlar.tek endişem türkiye üzerinden geçmesi,yada ithal edilip , boya çekilip thy nın kullanması.
    Yorumunuz gayet iyi olmuş. Dediğiniz gibi herhangi bir düşüşte ne derece umursanır tartışılır.
    Bahsettiğimiz bu Çin malı uçağa binenlerle konuşmak gerek aslında...
    "Biz doğrudan doğruya millet severiz ve Türk Milliyetçisiyiz. Cumhuriyetimizin dayanağı Türk topluluğudur. Bu toplulugun fertleri ne kadar Türk Kültürüyle dolu olursa, o topluluğa dayanan cumhuriyet de o kadar kuvvetli olur."
    M. Kemal ATATÜRK

    °••[Bye Bye Türkçe Birligi]••°

  6. #6
    3UygaR5 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    24-08-2005
    Mesajlar
    7,167
    Karizma Gücü
    8
    Bugün Donumuza Kadar Kullandığımız Malzemeler Çin Malı!
    Ayrıca Abd'nin Ürettiği Uçaklara Biniyoruzda Çinin Yaptığına mı Binmeyeceğiz?
    Durun Çinliler Soykırım Yapıyor Boykot Edelim Dimi

    Hırçın Denizde Bir Dalgayım Sadece

  7. #7
    matbuat adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    30-04-2008
    Mesajlar
    1,004
    Karizma Gücü
    5
    Ayrıca Abd'nin Ürettiği Uçaklara Biniyoruzda Çinin Yaptığına mı Binmeyeceğiz?

    Çin yıllardır karacılık,havacılık ve denizcilik alanında eski Sovyet teknolojisini kopyalıyor.Eski Sovyet teknolojisi ürünlerin bu 3 alanda sağlamlığı zaten şüphe altındayken,Çinin kopyasını kim veya ne garanti edecek?

    Çinin yeni ürün dediği bu uçak eski Sovyetlerin TU tipi yolcu uçağının 90% aynı kopyasıdır.





    ABD hiç bir dış yardıma gerek kalmadan uçak ve helikopter üretiyor.Kaza olduğu zaman detaylı bir şekilde inceliyor,kaza olmadan önce bile bir çok modeli için uyarı raporlararı veriyor.ABD uçak veya helikopterlerinin dünyada başka kopyalarını gösterebilirmisiniz?

    Uçak yapmak veya helikopter yapmak ( tamamen yeni ürün ) çok detaylı bir konudur ve öyle 3-5 senede olacak iş değildir.

  8. #8
    3UygaR5 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    24-08-2005
    Mesajlar
    7,167
    Karizma Gücü
    8
    Alıntı matbuat tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    Çin yıllardır karacılık,havacılık ve denizcilik alanında eski Sovyet teknolojisini kopyalıyor.Eski Sovyet teknolojisi ürünlerin bu 3 alanda sağlamlığı zaten şüphe altındayken,Çinin kopyasını kim veya ne garanti edecek?

    Çinin yeni ürün dediği bu uçak eski Sovyetlerin TU tipi yolcu uçağının 90% aynı kopyasıdır.





    ABD hiç bir dış yardıma gerek kalmadan uçak ve helikopter üretiyor.Kaza olduğu zaman detaylı bir şekilde inceliyor,kaza olmadan önce bile bir çok modeli için uyarı raporlararı veriyor.ABD uçak veya helikopterlerinin dünyada başka kopyalarını gösterebilirmisiniz?

    Uçak yapmak veya helikopter yapmak ( tamamen yeni ürün ) çok detaylı bir konudur ve öyle 3-5 senede olacak iş değildir.


    Son Yıllarda ki Abd Firmalarının Kazalarda Sorumluluk Sahibi Olduğunu ve Geçmiş Zamana Kadar Milyar Dolarlar Ödediğinden Haberiniz Var mı Peki?

    Peki Sen Bu Topraklar Tamamen Yerli Sermaye İle Yapılan Uçak Fabrikasının Kapatılım Bütün Bilgilerin El Altından Abd ye Gittiğini Biliyormusunuz?

    Senin Sağlamlığından Söz Ettiğin Sovyet Malzemeleri Bugün Dünyanın Bir Çok Ülkesinde Ordularda Halen Kullanılıyor...O Sovyet Yapımı Tüfekler İle Bu Ülkenin Kazanıldığını da Biliyorsundur.

    Önemli Olan Elbette Yenisini Üretebilmektir!Bir Önemlisi de Eskiyenleri Yenilemektir!!!

    Hırçın Denizde Bir Dalgayım Sadece

  9. #9
    matbuat adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    30-04-2008
    Mesajlar
    1,004
    Karizma Gücü
    5
    Son Yıllarda ki Abd Firmalarının Kazalarda Sorumluluk Sahibi Olduğunu ve Geçmiş Zamana Kadar Milyar Dolarlar Ödediğinden Haberiniz Var mı Peki?
    Kıyaslama yaparsak sovyetler birliği dağıldığından bu güne kadar düşen sovyet yapımı uçakların sayısı çok daha fazla.ayrıca ABD firmalarının kazazedelere milyar dolarlık tazminatlar ödediğini bildirdiniz.aynısını Çin yapacak mı?burada önemli olan gelişmiş bir toplumda ortaya çıkan kaliteli ürün ile komunist kölelik düzeninde ortaya çıkan şaibeli ürün arasındaki farktır.



    Peki Sen Bu Topraklar Tamamen Yerli Sermaye İle Yapılan Uçak Fabrikasının Kapatılım Bütün Bilgilerin El Altından Abd ye Gittiğini Biliyormusunuz?
    ABD de helikopter sanayisi ilk olarak 1923 yılında Sikorsky Aircraft Corporation şirketi olarak ortaya çıkmıştır.Yani ABD bu işlere başladığı zaman diğer ülkeler daha bu konuya girmemişlerdi.



    Senin Sağlamlığından Söz Ettiğin Sovyet Malzemeleri Bugün Dünyanın Bir Çok Ülkesinde Ordularda Halen Kullanılıyor...O Sovyet Yapımı Tüfekler İle Bu Ülkenin Kazanıldığını da Biliyorsundur.
    sovyet malı silahlar dünyanın bir çok ülkesinde kullanılıyor ancak ortaya çıkan sonuç %90 oranda böyle oluyor.










    Bu ülke ve sovyet silahları konusuna gelince..





    Atatürk, Nerimanov ve Kurtuluş Savaşımız

    Mustafa Kemal Paşa, her ne kadar Enver Paşa’nın Turan idealini gerçekçi bulmasa da, sınırlarımız dışında yaşayan kardeşlerimizle her zaman ilgilenmiş, onların durumlarını Kurtuluş Savaşı’ndan önce ve Kurtuluş Savaşı sırasında da dikkatle takip etmiştir. 1912 yılındaki facialarla dolu Balkan Savaşı sırasında, bilhassa Kırım ve Azerbaycan Türklerinden gelen maddi ve manevi desteği, ömrü boyunca unutmamış ve onlara minnet duygularıyla bağlanmıştı.

    Kurtuluş Savaşı’nı yönettiği yıllarda dahi, Azerbaycan’ın özgürlük mücadelesini dikkatle takip ediyor, onların sıkıntılarını, dertlerini, kederlerini ve sevinçlerini kendi milletinin derdi ve sevinci gibi kabul ediyordu. 1921 yılında, Kurtuluş Savaşı’nın şiddetle devam ettiği bir sırada yaptığı bir konuşmada “Azerbaycan Türklerinin dertleri bizim derdimiz, sevinçleri bizim sevincimizdir. Bu yüzden, onların arzularına nail olmaları, bağımsız ve özgür yaşamaları, bizi her şeyden çok memnun eder ve sevindirir.” diyordu. Atatürk bu sözleri ile ayrı coğrafyalarda yaşasalar da iki halkın kardeş olduğunu vurguluyor ve kendi halkı için istediği ‘özgür ve bağımsız’ hayatı, Azerbaycan halkı için de gönülden istediğini belirtiyordu.

    Atatürk’ün, yukarıda bir bölümünü verdiğimiz konuşmasını yaptığı yıllarda, Azerbaycan’da Sovyet idaresi kurulmuştu ve devletin başında Neriman Nerimanov vardı. Türkiye Türkleri ise tam bir ölüm kalım savaşı içindeydiler. Ülkesinde düşman orduları vardı ve topraklarının büyük kısmı işgal altındaydı. Yardım ve destek bekliyordu. Bu açıdan kardeş ülke Azerbaycan’ın vereceği destek çok büyük önem taşıyordu.

    Anadolu’da süren Kurtuluş Savaşı’nın başarıyla sonuçlanması için gereken maddi ve manevi desteğin alınacağı tek ülke, o günün şartları içinde sadece Sovyetler Birliği idi. Atatürk, emperyalist Batının düşmanı olan Sovyet devletinden, batılı emperyalistlere karşı savaşmak için yardım talep etti. Bir heyeti Moskova’ya gönderdi. Fakat heyet Moskova’da ileri gelenlerin hiçbirisi ile görüşemedi. İstenilen sonuç elde edilemedi.

    Bu istenilmeyen sonuca rağmen başka baş vurulacak yer olmadığı için Atatürk, Lenin’e bir mektup yazdı. Bu mektubunda:

    “Sayın Başkan,

    Rus Bolşevikleri ile bütün çalışmalarımızı ve en azı hareketlerimizi ortak düşmana karşı birleştirmek zorunda olduğumuzu kabul ediyoruz. Bolşeviklerin emperyalist ülkelere düşman olduklarını ve bütün mazlum milletleri emperyalizmin ezici baskılarından kurtarmak istediklerini biliyoruz.

    Ülkemizi işgal eden emperyalist güçleri ülkemizden çıkarmak ve emperyalizme karşı girişilen genel savaşı sürdürebilmek amacı ile ülkemiz içinde güçlü bir ordu bulundurmak ve bu ordunun gücünü artırabilmek için Sovyetler Birliği’nden öncelikle beş milyon altın ruble borç talep etmekteyiz.” diyordu.1


    Bu Mustafa Kemal Paşa’nın Lenin’e yazdığı ilk mektup değildi. Ama bir türlü gereken yardım alınamıyordu.

    Lenin, Mustafa Kemal Paşa’yı ve yürüttüğü mücadeleyi yakından takip ediyor ve Mustafa Kemal’e büyük önem veriyordu. O, Mustafa Kemal’in emperyalizme karşı verdiği savaşta başarıya ulaşmasını, biraz da Sovyet devletinin daha rahat hareket etmesi açısından gönülden istiyordu. Bunu yazdığı bir makalede şöyle ifade ediyordu:

    “Mustafa Kemal sosyalist değildir. Fakat görünen o ki, iyi bir teşkilatçı, yüksek anlayışlı, geleceği düşünen, akıllı bir liderdir. O emperyalizme karşı bir kurtuluş savaşı yürütüyor. Ben, onun emperyalistleri yeneceğine, onların gururlarını kırarak ülkesini emperyalizmin zulmünden kurtaracağına inanıyorum. Bu aynı zamanda emperyalizme karşı savaşan Sovyet halklarının da zaferi olacaktır.”2

    Lenin’in, Mustafa Kemal hakkında bu şekilde olumlu düşünmesinde Neriman Nerimanov’un önemli rolü vardı. O, Astarhan’da iken, orada bulunan Anadolu Türkleri ile sık görüşüyor ve onlardan Anadolu Türkleri ve Birinci Dünya Savaşı’nın gidişatı hakkında bilgi alıyordu. Yani, bu savaşın kimlere karşı ve niçin yapıldığını iyi biliyordu. Astarhan’dan Lenin tarafından Moskova’ya çağrıldığında, Lenin ile görüşmüş ve Doğu halkları, bilhassa Türkiye hakkında Lenin’e inandırıcı bilgiler sunmuştu. Lenin, Nerimanov’a inanıyor ve güveniyordu. Bu yüzden, Lenin’de, Mustafa Kemal hakkında oluşan olumlu kanaatin hamurunda Nerimanov’un da önemli katkısı vardı.

    Mustafa Kemal Paşa, Kurtuluş Savaşı’nın bin bir güçlükle yürütüldüğü bir dönemde, 3 Mayıs 1920 tarihinde, Doğu Cephesi Komutanı Kâzım Karabekir Paşa’ya yazdığı bir mektupta;

    “Şu anda devlette bir kuruş para kalmadı. İçeride devlete para bulabileceğimiz bir kaynak da yok. Başka kaynaklardan para buluncaya kadar, Azerbaycan hükümetinden en yüksek miktarda borç para almamız için gerekeni yapmanızı rica ederim.”3 diyordu.


    Karabekir Paşa, cevabi telgrafında gerekenin yapılacağını bildirdi.

    16 Mayıs 1920 tarihinde Bakü’ye gelen Nerimanov devletin yönetimini tam anlamıyla eline alabilmek için çalışıyordu. Birkaç ay süren bu uğraşılar sırasında bile Türkiye’de olan bitenleri dikkatle takip ediyor, Mustafa Kemal Paşa’nın yaptığı çalışmaları hayranlıkla izliyor ve başarılı olması için neler yapabileceğinin hesaplarını yapıyordu.

    19 Ağustos 1920 tarihinde TBMM Başkanlığı’na bir mektup yazan Nerimanov, TBMM’nin kurulmasından duyduğu memnuniyeti dile getiriyor ve emperyalistlere karşı verdiği mücadeleden dolayı Türkiye’yi kutladıktan sonra


    “... emperyalizme karşı birlikte hareket etmekten başka yolumuz yoktur. Müslüman Türk komünistleri, emperyalizme karşı yürüttüğünüz haklı kavganızda yanınızda olacaktır. Amacınıza ulaşabilmeniz için var güçleriyle size destek olacaklar ve ellerinden geleni asla esirgemeyeceklerdir. Aksi durumda, ne sizin ne de bütün mazlum doğu milletleri için hiçbir kurtuluş yolu kalmayacaktır”4 diyordu.


    Bu mektup, TBMM salonunda da okundu ve büyük bir coşkuya sebep oldu. Mektubun getirdiği olumlu hava içerisinde Mustafa Kemal ile Nerimanov arasında son derece yakın manevi dostluk, kardeşlik ve ideal birliği oluştu. Nerimanov, Kurtuluş Savaşı’nı çok daha dikkatli bir şekilde takip etmeye başladı. Sovyet devletinin ileri gelenlerine Türkiye’deki durumu sık sık rapor etti. Onların bilgisi dahilinde ve onlardan habersiz diplomasi ile, ekonomik araçlarla Türkiye’ye elinden gelen bütün yardımı yapmaya karar verdi.

    Bugünlerde Neriman Nerimanov, 1917 yılında Nargın adasındaki Türk esirlerinin kurtarılmasına benzer bir faaliyete girişti. İngilizler tarafından tutuklanarak Malta’ya sürülmüş bulunan İttihat ve Terakki Partisi elemanlarının ve geçmiş hükümetin memurlarının kurtarılması için çalışmalara başladı. İngiliz hükümetine, Bakü’de esir bulunan İngilizlerle, Malta’da tutulan Türklerin değiştirilmesi teklifinde bulundu. İngiliz hükümeti, Nerimanov’un bu teklifini kabul etmedi.

    Nerimanov’un bu girişimi Malta’da esir olarak bulunanları çok duygulandırdı. Orada esir olarak bulunan Azerbaycanlı ve milliyetçi gruba mensup Ağaoğlu Ahmet Bey, bu girişiminden dolayı Nerimanov’a yazdığı teşekkür mektubunda “Bakü’de bulunan İngiliz esirleri ile bizlerin değiştirilmesi teklifinizle, bizi kurtarmak istediğinizi ve bizi unutmadığınızı biliyoruz. Görünen o ki, siyasi durumdan dolayı bunu başarmanız mümkün olmamıştır. Bununla beraber, ben ve arkadaşlarımın hepsi, size, bu teşebbüsünüzden dolayı minnettardırlar.”5 diyordu.

    Nerimanov tarafından girişilen bu iki teşebbüs de, Nerimanov’un kendi milletine karşı duyduğu derin ve tarifi imkansız sevgisinin tezahüründen başka bir şey değildi. Onu, bu teşebbüslere girişmesi için zorlayan veya ona yardım veren bir güç olmadığı halde, Nerimanov’u bu işe iten güç, içinden gelen milletine duyduğu sevgiden başka bir şey olamazdı. O, Türklerin de insan olduklarını ve insanca yaşama hakkına, diğer bütün uluslar kadar hakları olduğuna inanıyor ve bu inancını hayata geçirmeye çalışıyordu.

    O’nun Bakü yıllarında (1891-1905) Türkçülerle birlikte yaptığı çalışmalarda, onlarla kurduğu dostluklarda, elbette aldığı bazı manevi değerler vardı. Milli ruhu her zaman gönlünde hissediyordu. Komünizm idealini seçtikten sonra, bir anda bütün değerlerini silip atması düşünülemez. Hâlâ gönlünün derinliklerinde bulunan o duygular Nerimanov’u bu tür teşebbüslere adeta zorluyor, o da içinden gelenleri yapmaya çalışıyordu.6

    Kurulan İlişkilerin Gelişmesi

    Emperyalizme ve onun uşağı olan Yunanistan’a karşı cephede ve diplomatik alanda mücadele eden Ankara Hükümeti’nin dış desteğe şiddetle ihtiyacı olduğu bir dönem yaşanıyordu. Çarlığı yıkarak SSCB’ni kuran ve emperyalizmi en büyük düşman ilan eden komünistlerle iyi ilişkiler kurulması zaruriydi. Çünkü, bunun mantıklı sebepleri vardı. Birincisi, SSCB’nin Ankara Hükümeti’ni tanıması, uluslararası alanda Ankara Hükümeti’nin elini güçlendirecek ve başka ülkeler tarafından da tanınmasına yardımcı olacaktı. Tanınma çok önemliydi.

    İkincisi, Ankara Hükümeti’nin, savaşı ve devleti yürütebilmesi için büyük maddi desteğe ihtiyacı vardı. Daha önceleri, Osmanlı hükümetleri döneminde, bu maddi destek Avrupa ülkelerinden sağlanıyordu. Ama, Ankara Hükümeti o günlerde Avrupa ülkeleri ile savaş içindeydi. Bu yüzden başka dış kaynak bulunmalıydı. Bu dış kaynak da o günün şartları içerisinde SSCB’inden başkası olamazdı.

    Bütün bu gerçekleri çok iyi bilen Mustafa Kemal Paşa, SSCB ile iyi ilişkiler kurmanın yollarını arıyordu. Bu yüzden Ali Fuat Paşa, ilk büyükelçi olarak Moskova’ya gönderilmişti. Hemen ardından bir TBMM Heyeti’nin Moskova’ya gitmesi kararlaştırılmıştı. İlk temaslar olumlu sayılsa da, Çiçerin engeli aşılamamış, Lenin ile görüşme sağlanamamıştı. İlk heyetin ziyareti istenilen sonucun alınmasına yardımcı olamamıştı. Yani heyet eli boş olarak dönmüştü.

    SSCB’nin Dışişleri Bakanı olan Çiçerin, Ankara Hükümeti’ne sıcak bakmıyordu. Görüşmeleri tıkayan da oydu. Bu engelin aşılması için bir dosta şiddetle ihtiyaç vardı. Lenin ile olan yakınlığı ve Azerbaycan Devlet Başkanı olması dolayısıyla bu insan Neriman Nerimanov’dan başkası olamazdı. Nerimanov’un Türkiye’ye bakış açısının ne kadar olumlu olduğu da biliniyordu. Bu yüzden Nerimanov’dan yardım talep edilmesine karar verildi.

    Neriman Nerimanov, 1921 yılının Nisan ayında TBMM’nin birinci kuruluş yıldönümünü kutlamak maksadıyla, TBMM Başkanı Mustafa Kemal Paşa’ya bir mektup gönderdi. Bu mektup aynen şöyleydi:

    “Sayın Başkan,

    Birinci yıl dönümünü idrak eden TBMM’nin elde ettiği büyük başarılarından dolayı en kalbi duygularımla, şahsımın ve Azerbaycan Türklerinin sevinçlerini, sevgilerini ve saygılarını bildirmekten büyük şeref duyuyorum.

    Azerbaycan Hükümeti, devrimci ruh taşıyan Türk halkının bağımsızlığını ortadan kaldırmak isteyen İtilaf devletlerine karşı kutsal bir savaşa başladığı bu günlerin sevinçli ve mutlu anlarını kutlar ve sizin sevinçlerinize ortak olduğunu bildirir. Azerbaycan’ın özgürlüğünü kazanmış işçi ve köylüleri devrimci Türk devletine en samimi duygularıyla tebriklerini gönderir.

    Türk halkı kahramanlık mücadelesinin ikinci yılında, bağımsızlığını yok etmek isteyen itilaf devletlerine karşı büyük başarılar elde etmiştir. Türk halkının kazandığı bu başarılardan dolayı sevincini ifade eden Azerbaycan Hükümeti; bizimle aynı cephede kardeşlik silahı ile donanmış kahraman Türk Ordusunun kesin zaferine olan inancını bildirir. Kahraman Türk Ordusunun kesin zaferini, kendisinin tarihi merkezi olan İstanbul’u alarak ilan edeceği günün uzak olmadığına gönülden inanıyoruz.

    Yaşasın Devrimci Türkiye!

    Yaşasın Sovyet Federasyonu ile Türkiye’nin dostluğu!

    Yaşasın Üçüncü Enternasyonalin bayrağı altında, ezilen halkların özgür olma yolunda verdikleri dünya savaşı!

    Neriman Nerimanov

    Azerbaycan Devrim Komitesi’nin Başkanı”7


    1921 yılının Haziran ayında Azerbaycan’ın Şuşa Kalesi’nde bulunan Doğu Cephesi Komutanı Kâzım Karabekir Paşa, Şuşa Kalesi’nden TBMM Başkanı Mustafa Kemal Paşa’ya bir telgraf ulaştırır. Telgraf Nerimanov’dan geliyordu. Paşa telgrafı TBMM’inde de okutur.

    “Güney Kafkasya Bakanı, bağımsız Azerbaycan’ın harbiye mektebi talebeleri, iki bölüklü süvari askerleri, Şuşa muhafız taburu askerleri ve topçuları, bize yardıma gelen Türk alayının askerleri; büyük Türk milletinin büyük nevruz bayramını tebrik ederler.

    İnancımız odur ki, Azerbaycan Devrim Ordusu ile birlikte kahraman Türk Ordusu Batı emperyalizminin baskısı altında bulunan doğu halklarını yakında bu baskıdan kurtaracaklardır.

    Yaşasın Doğu Devriminin baş komutanı Mustafa Kemal Paşa!

    Neriman Nerimanov

    Güney Kafkasya Halkları Bakanı”8


    Mektup ve telgraf, Nerimanov’un Türk milletine duyduğu büyük güvenin, Atatürk’e olan inancının resmi göstergeleri niteliğindedir. Nerimanov, sıkı sıkıya bağlı olduğu komünist ideallerine rağmen, duygularına hakim olamadığından içinden geçenleri, mektubunda ve telgrafında çekinmeden yazmış, Türkiye’nin ölüm kalım savaşında Türk milleti ile birlikte olduğunu herkese açık olarak göstermiştir.

    Mustafa Kemal Paşa, 1920 yılının Ağustos ayında, yazar Memduh Şevket (Esendal) Beyi, Azerbaycan’a ilk büyükelçi olarak gönderdi.9 Tam bir yıl sonra Azerbaycan Hükümeti, Ankara’ya İbrahim Abilov’u ilk büyükelçi olarak tayin etti. Bu atama, TBMM, Ankara Hükümeti ve Mustafa Kemal Paşa’yı çok memnun etti. İbrahim Abilov’un büyükelçi olarak göreve başladığı ilk gün yapılan törende, Mustafa Kemal Paşa, Azerbaycan bayrağını kendi elleri ile göndere çekerken “Milli hudutlarımız içinde özgür ve bağımsız yaşamak istiyoruz... Milletimiz, bu isteğimizin kardeş Azerbaycan halkı ve hükümeti tarafından kabul edilmesinden dolayı büyük mutluluk duymaktadır. Rumeli ve Anadolu Türkleri, Azeri kardeşlerinin kendileri için besledikleri güzel duyguları bilirler. Yaşasın Türkiye, Azerbaycan kardeşliği!”10 şeklinde kısa bir de konuşma yaptı.

    Ankara Hükümeti, Azerbaycan’ın büyükelçi tayin etmesi ile bir hayli ümitlenmişti. Fakat Türkiye’de TBMM içerisinde dahi, komünist Rusya’ya şüphe ile bakanlar hala çoktu. Bu durumu Nerimanov da iyi biliyordu. Türkiye’nin, SSCB ile yeni yeni kurmaya başladığı dostluk ilişkilerine zarar vermeye çalışacak, ilişkileri bozmaya yönelik faaliyetlere kalkışacak olanların bulunacağını tahmin eden N. Nerimanov, büyükelçi Abilov’a yazdığı bir mektupta “... Bu yüzden siz, Türk halkı ile çok sık temas etmelisiniz, onlarla görüşmelisiniz. Türk halkını, SSCB ile kurulan ilişkilerin Türk milletinin faydasına olduğuna inandırmalısınız.”11 diyordu. Bu konu ile ilgili yazdığı bir başka mektupta da;



    Azerbaycan’dan Alınan Yardımlar

    Neriman Nerimanov’un bu çabaları olmasaydı, TBMM Hükümeti’nin SSCB ile ilişki kurması elbette mümkündü. Ama, belki de uzun zaman alacağı için, iş işten geçmiş de olabilirdi. Belki de, Çiçerin gibi düşünenlerin devreye girmesi ile anlaşma imzalanmayabilirdi. Bütün bunlar varsayımdan ibarettir, fakat bu varsayımları dikkate aldığımız zaman, TBMM Hükümeti’nin hangi şartlar içinde Kurtuluş Savaşı’nı yürütmeye çalışacağını gözden ırak tutmamak zorunda olduğumuzu anlamak durumundayız. Uluslararası arenada tanınmamış bir hükümetle nereye kadar gidilebileceğinin en somut örneği Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’dir. Bir de buna para sıkıntısı ile birlikte, durmadan artan ihtiyaç ile petrol sıkıntısını da eklememiz gerekir. Bütün bu yoklar içerisinde Kurtuluş Savaşının kazanılamayacağını söylemek istemiyoruz. Ama, belirli oranda bir sıkıntı getireceği de ortada.

    SSCB’nin Ankara Hükümeti’ni tanıması olgusu bir müddet sonra bilindiği gibi, İngiltere’den sıkıntısı olan Fransızları da harekete geçirdi. Fransa hükümeti, Ankara ile doğrudan ilişkilere girişti ve Ankara Hükümeti’ni resmen tanıdı. Yani, bu tür uluslararası ilişkilerde başlangıcı yapabilmek oldukça önemlidir. Ankara Hükümeti’nin SSCB tarafından tanınması, bu açıdan bakıldığı zaman, gerçekten çok önemli bir uluslararası başarıydı. Ve bu başarının mimarlarından biri de, hiç şüphe yok ki Neriman Nerimanov’du.

    1921 yılı içinde Türk Ordusu’nun art arda kazandığı Birinci ve İkinci İnönü Savaşları, Azerbaycan’da büyük bir coşkuya sebep oldu. Nerimanov’un özel emri ile Azerbaycan Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Mirze Davut Hüseyinov bu münasebetle TBMM Başkanlığı’na çektiği telgrafta “Emperyalizme karşı kazandığı bu büyük zaferlerden dolayı, kardeş Türk halkını, TBMM’sini ve onun reisi Mustafa Kemal Paşa’yı, Azerbaycan Sovyet Sosyalist Halk Cumhuriyeti ve Azerbaycan halkı adına kutluyor ve tebrik ediyoruz.” dedikten sonra, Azerbaycan halkının bu zaferlerin şerefine, otuz sistern petrol, iki sistern benzin ve sekiz sistern kerosin gönderdiğini bildiriyordu.

    1921 yılının Mayıs ayında yine Nerimanov’un özel emri ile Azerbaycan Hükümeti, hiçbir talebi olmadığı halde TBMM Hükümeti’ne altmış iki sistern petrol gönderdi. Yine aynı ay içinde Azerbaycan Dışişleri Bakanı M. D. Hüseyinov, TBMM Başkanlığı’na gönderdiği bir mektupta, “Bundan sonra Azerbaycan Hükümeti kardeş Türk halkına yürüttüğü bağımsızlık savaşı müddetince her ay altmış iki sistern petrol ve üç vagon kerosin göndermeyi taahhüt ediyor.” diye yazıyordu. Azerbaycan, Nerimanov’un başkanlığı döneminde bu taahhüdüne sonuna kadar sadık kaldı.

    Aylık taahhütler gelirken 1922 yılında Azerbaycan ayrıca Batum yolu ile dokuz bin tondan fazla kerosin ve üç yüz elli ton benzin gönderdi.

    Mustafa Kemal Paşa, 1921 yılında Azerbaycan Başkanı Nerimanov’a bir mektup göndererek borç para talebinde bulundu. Mektup 17 Mart 1921 tarihinde TBMM Bakü Büyükelçisi olan Memduh Şevket Bey tarafından Nerimonov’a ulaştırıldı. Nerimanov, Azerbaycan Hükümeti içindeki bazı bakanların karşı çıkmalarına rağmen, Mustafa Kemal Paşa’nın isteğine olumlu cevap verdi. Derhal hazırda bulunan beş yüz kilo altın Ankara’ya ulaştırıldı. TBMM Hükümeti bu altının iki yüz kilosunu devlet bütçesine ayırdı. Geriye kalanı ise, silah ve mühimmat alımı için kullanıldı. Daha sonra, Azerbaycan Hükümeti tarafından Rusya’dan alınan on milyon altın ruble, yine Nerimanov tarafından Ankara’ya gönderildi. Yine aynı mektuba istinaden, Azerbaycan Hükümeti, TBMM Hükümeti’nin talebi olmadan, otuz sistern petrol, iki sistern benzin ve sekiz sistern yağ gönderdi.

    Bütün bu yardımlar, savaş içerisindeki ülkenin sıkıntılarının hafiflemesine büyük destek oldu. Bilhassa, savaş boyunca hiçbir petrol sıkıntısı çekilmedi.

    Nerimanov, 23 Mart 1921 tarihinde, Atatürk’e yazdığı cevap mektubunda, birbiri ardınca kazanılan savaşlarla Türk halkının emperyalizmden kurtulma günlerinin yaklaştığını, bu yüzden bu başarıları kazanan TBMM Hükümeti’ni, onun başkanını ve kahraman Türk Ordusunu kutladığını bildirdikten sonra, “Paşam, Türk milletinde bir anane vardır; kardeş kardeşe borç vermez, kardeş, her durumda kardeşinin elinden tutar. Biz kardeş halklarız, her zaman ve her şartta birbirimizin elinden tutacağız, bugün yaptığımız bir kardeşin yaptığından başka bir şey değildir.” diyordu. (Doğan Avcıoğlu, Milli Kurtuluş Tarihi, Cilt 3, Sayfa 438)

    Kurtuluş Savaşı’nın en tehlikeli günlerinde, bir kardeş olarak elini uzatan ve elinden gelen bütün yardımı yapan SSCB içinden Türk Kurtuluş Savaşı’na büyük destek veren Neriman Nerimanov’un bir komünist olsa da, Türk olduğundan, Türkçü olduğundan, kimliğinin sahibi olduğundan zerre kadar şüphemiz yoktur. Onun komünist olması nasıl yardım etmesine engel olmamışsa, bizlerin de onun komünist olmasına aldırmadan, onun Türk milleti için yaptıklarını göz ardı etmememiz gerektiğine inanıyorum.

    Belgelerin açık bir şekilde ortaya koyduğu gibi, Nerimanov Azerbaycan devletinin başında kaldığı iki yıl boyunca, Moskova’ya bağlı olmasına rağmen, bağımsız bir devlet başkanı gibi hareket ederek, Türkiye ile olan iyi ilişkileri daha üst boyutlara taşımış ve her şeyden önemlisi, çok zor durumda olan Anadolu’daki kardeşlerine, devletinin bütün imkanlarını zorlayarak elinden gelen yardımı hiç çekinmeden yapmıştır. SSCB ile Ankara Hükümeti’nin ilişkilerinin her zaman en üst düzeyde olması için Lenin başta olmak üzere Sovyet yöneticileri üzerindeki nüfuzunu her zaman kullanmaktan çekinmemiştir.

    Bazı Rus hayranlarının “Kurtuluş Savaşı’nın temelinde Rusların harcı vardır” şeklindeki sözlerinin, aslında dayandığı hiçbir somut temel yoktur. Tam aksine, SSCB Dışişleri Bakanı Çiçerin’in Anadolu İhtilali’ne olumlu bakmadığı ve Lenin’i etkilemeye çalıştığı çok açık bir gerçektir. Sovyet Cumhuriyetlerinden Türk Kurtuluş Savaşı’na yardım gelmiştir. Bu kesinlikle doğrudur. Ama bu yardımların kaynağı yine Türk halklarıdır. Öncelikle Nerimanov bu işin başındaki insandır. Buhara Cumhurbaşkanı Osman Hoca en fazla yardım gönderen insanlardan biridir. Türk komünistlerinin ve komünizme karşı mücadele eden Doğu Türklerinin yardımları maalesef, Rusya’nın yardımı gibi, yıllar boyu anlatılmış ve bir büyük yalan olarak hafızalara yerleştirilmiştir. Bu suretle, en zor şartlarda dahi çekinmeden Türk Kurtuluş Savaşı’na yardım eden asıl kahramanlar unutturulmuş, Sovyet Rusyası kahraman ilan edilmiştir. Türk komünistlerinin unutturulması olgusu, zannedersem iki devlet arasında yapılan bir anlaşmanın sonucudur. Sovyet devleti, kendisinden uzaklaştığına ve milliyetçilik yaptığına inandığı Türk komünistleri hain ilan ederek yok etmiş, Türkiye komünizmden korktuğu ve komünistlerden çekindiği için, onları kabullenmemiş ve iki devlette o günkü çıkarları icabı böyle bir anlaşmanın tarafları olmuşlardır.

    1991 yılında SSCB’nin yıkılmasından sonra açılan arşivler, gerçeği ortaya çıkarmış ve SSCB’nin yardımlarının Türk halkları tarafından gönderildiğini ispat etmiştir. Bu konuda yapılan çalışmalar maalesef, eski tüfek Rus hayranları tarafından halen engellenmekte ve yayımlanmalarına engeller çıkarılmaktadır. Bu yüzden eski Türk komünistlerinin hayatları ve yaptıkları ortaya konulmalı ve onların gerçek yüzleri Türk milleti tarafından iyi anlaşılmalıdır.

    Bu çalışmalar iki yönlü fayda sağlayacaktır. Birincisi, yarım kalan Türk düşünce hayatı, bu insanların fikirlerini, görüş ve düşüncelerini öğrenerek eksiğini kapatacaktır. Bu, belki, bazı düşünürlerimizin yeni bir yolu anlamasına ve görmesine yardım edecektir. Belki, AB ve ABD çemberinin de kırılmasını sağlayacaktır. İkincisi, tarihi ters yüz edenlerin suratına kırbaç gibi bir tokat inecek, yalan ve yalancı tarih, yeni araştırmalarla milletimizin tarihine dönecektir. Çünkü, yalanlar sadece bu konu ile sınırlı değildir. Tarihimizin, bilhassa medeniyet tarihimizin büyük kısmı Türk düşmanları tarafından yazıldığı için gerçek tarihimiz değildir. Bu yalanlar mozaik kültürünün gündem oluşturmasına sebep olduğu gibi, bizi öldürmekten başka bir özelliği olmayan millet durumuna da düşürmektedir.

    Burada bir çağrıyı da yapmadan geçemeyeceğim. Elinde eski Türk komünistlerini tanıtan eser, yazı bulunan herkesin bunları yayınlaması gerçek bir vatan severlik olacaktır. Yayımlamaya imkanı olmayanlar bizimle ilişki kurabilirler.

    Neriman Nerımanov’un Türk Kurtuluş Savaşı’na Olan İlgisinin Analizi

    Türk Kurtuluş Savaşı, başladığı yıllarda hemen hiçbir milletin yakın ilgisini çekmemiş, hatta Birinci Dünya Savaşı galiplerine karşı olduğu için de peşinen yenilgi olarak kabul görmüştür. İngiltere, Fransa ve İtalya ilk yıllarda mücadeleyi bir hayal olarak nitelemişler ve hiçbir başarı şansı olmadığı gerekçesiyle ciddi bir karşı durma olarak bile görmemişlerdir.

    İlk mücadelenin ilân edildiği tarihten bir yıl kadar sonra, TBMM Hükümeti’nin kurulması ve İstanbul Hükümeti’ne direnç gösterilmesi, Rusya’daki komünist ihtilalin başarıya ulaşması gibi faktörler, itilaf devletleri nezdinde, bu direniş hareketinin ciddiye alınması kaygılarını da beraberinde getirdi. Çünkü, emperyalizme karşı savaşacağını ilân eden yeni Sovyet devleti ile Anadolu’daki direnişçilerin ilişki kurması mümkün görünüyordu. İtilaf devletleri, böyle bir anlaşma olmadan işi bitirmek maksadıyla ileri sürdükleri Yunanistan’ın istenilen işi başaramayacağı endişesini duymaya başladılar. Bu onların en büyük korkusu idi. Bu korkunun gerçekleşmemesi için Yunanistan’a yardımlarını artırırlarken, İstanbul Hükümetini sıkıştırarak hilafet orduları ile Ankara Hükümetine yeni cepheler açmasını sağlamaya çalışıyorlardı. Anadolu’da çıkan iç isyanların büyük kısmı bu suretle çıkarıldı ve Ankara Hükümeti iki cephede birden savaşmak zorunda bırakıldı.

    TBMM Hükümeti’nin en büyük sorunlarından birisi uluslararası arenada kendini tanıyacak bir devlet bulmaktı. Rusya’da gerçekleşen iktidar değişikliği sonucunda, kendini “her türlü emperyalizmin düşmanı ilan eden ve kapitalist devletlere karşı mücadele eden her devlete yardım” edeceğini vaat eden yeni bir iktidar ortaya çıkmıştı. Rusya’da yeni oluşan iktidar ile ilişki kurulması ortak düşmana karşı mücadele çerçevesi içinde en akılcı yoldu. TBMM Hükümeti, bu gerçek üzerinden hareket ederek uluslararası tanınma atağına Rusya ile başlamayı ilke olarak kabul etti. İlk teşebbüsler, iki millet arasındaki güven zayıflığından dolayı istenen neticeyi vermedi. Çünkü, iki millet kamuoyu, hatta devlet yönetiminin başında bulunanlar bile “tarihi düşmanlığın” farkındaydılar.

    Tam bu yıllarda Azerbaycan’da hükümet değişikliği olmuş ve komünist yönetim iş başına gelmişti. Azerbaycan Devrim Komitesi başkanlığına getirilen Nerimanov aynı zamanda devlet başkanı sıfatı da taşıyordu.

    Nerimanov, Lenin’in ilkeleri çerçevesinde tam bir inanmış komünistti. Lenin’in daha 1915 yılında ilan ettiği ilkelere göre, kurulacak olan Bolşevik devlet, Çar rejiminin bir halklar hapishanesine çevirdiği Rusya’nın kapılarını açacak, halkların kendi kaderlerini, kendilerinin tayin hakkına sadık kalacak, halklara özgürlük getirecek ve tüm doğu halklarını emperyalizmin boğucu boyunduruğundan kurtaracaktı. Nerimanov bunlara samimiyetle inanıyordu. İnanmış bir komünist olan Nerimanov’un, dünya üzerindeki en büyük düşmanı kapitalizmdi. Kapitalizmin temsilcileri olan devletler, Türkiye’yi işgal etmiş, sömürge yapmak için uğraşıyorlardı. Bir gurup vatansever Türk’te bu işgalin sona erdirilmesi için Batılı devletlere savaş açmış ve nispetsiz bir oranla ülkelerini korumak ve kurtarmak üzere savaşıyorlardı. Bu ülkeye yardım etmek, ortak düşmana karşı savaşan bir halka destek vermek Nerimanov’un inandığı prensipler ve ilkeler açısından son derece önemliydi. Bu inanç içerisinde ilk teması Doğu Cephesi Nahçıvan bölge komutanı Mürsel Paşa ile kurdu. Onun yardımı ile Kâzım Karabekir ve Mustafa Kemal Paşalara ulaştı.

    Gördüğümüz ve anladığımız kadarıyla, Nerimanov’u Türk Kurtuluş Savaşı ile ilgilenmeye iten en önemli sebep, Lenin’in ilkeleri çerçevesinde inandığı komünist sistemin varlığı ve yayılma idealiydi. Çünkü, Komünist, Bolşevik sistemin karşısındaki en güçlü düşman, Türk vatanseverlerinin savaştıkları Batılı ülkelerdi. Onların kaybetmesi demek, hem Türkiye’nin, hem de Komünist Bolşevik sistemin zaferi olacaktı. Bunu idrak ettiği için Türk Kurtuluş Savaşı’na destek vermiştir. Yani bir manada inandığı ilkelerin başarılı olması için Türkiye’yi desteklemeyi bir görev kabul etmiştir. Bunu Lenin’e yazdığı mektuptan anlamak oldukça kolaydır.

    Nerimanov, Türk ve Müslüman bir ailenin çocuğuydu. İlk terbiyesini ve ilk eğitimini evinde, anne ve babasından almıştı. Altı yıl devam ettiği dini mektepte de İslam dinini öğrenmişti. Öğretmen olarak atandığı Kızılhacılı köyüne giderken o, Türk ve Müslüman olduğunun şuurundaydı. Bunu Kızılhacılı köyünde yaptığı çalışmalardan kesin olarak anlamak mümkündür. Ağa, molla ve işgalcilere karşı Türk köylüsünün yanında yer alması, bu yüzden işinden çıkarılması bunun en açık göstergeleridir.

    Bakü’ye geldikten sonra içinde yer aldığı ilmi ve edebi çevrenin genellikle Türk ve Müslüman olması, onun fikri cephesinin oluşmasında önemli rol oynamıştır. Halk okuma salonu açması, Türk ve Müslüman öğrencilere ücretsiz dersler vermesi, yoksul öğrencilere burs temin etmesi hep milletine duyduğu engin sevginin, yani milliyetçiliğinin yansımasından başka bir şey değildi.

    Nerimanov çocukluk yıllarından beri Kafkasya’da Türk ve Müslüman halka karşı yürütülen baskı ve asimilasyon politikasının canlı tanığıydı. Dede baba toprakları, Ermenilere verilmek üzere ellerinden alınan, evsiz, eşiksiz, ocaksız bırakılan ve zorla çöllere göç ettirilen, yüz binlerce insanın faciasının, canlı şahidiydi. Bütün bunlar onun ruhunun derinliklerinde unutulmaz izler bırakmıştı. 1915-1918 yılları arasındaki Ermeni katliamı gözlerinin önünde olmuştu. Anadolu’dan gelen Türk askerleri olmasaydı, bir tek Azerbaycan Türkünün sağ bırakılmayacağının bilincindeydi. Bu olay onun Anadolu Türklerine ömrü boyunca minnet ve şükran duymasına sebep olmuş, kendisini, Anadolu Türklerine borçlu hissetmesini adeta zaruri kılmıştı.

    Çocukluk yıllarından beri farkında olduğu bir takım olaylar, yaşadıkları ve içindeki borçluluk duygusu, Nerimanov’un Türk Kurtuluş Savaşı’na olan ilgisini artırmış ve gönlünün derinliklerine gömdüğü mensubiyet şuurunu harekete geçirmiş, kendisinden olanların yok edilmesine seyirci kalmamıştır. Türklük şuuru ve Müslümanlık, Nerimanov’u Türk Kurtuluş Savaşı’na destek vermeye iten ikinci önemli sebeptir.

    Nerimanov, uluslararası ilişkilerde devletlerin bağımsız, halkların özgür olarak yaşamasının en kuvvetli savunucularından biriydi. Bütün ömrü boyunca, konuşmaları ve yazdıklarıyla, her türlü emperyalizme karşı çıkmış, halkların kendi kaderlerini kendilerinin tayin etmesi hakkını savunmuştur. Dini ve etnik açıdan kendisini bağlı hissettiği bir milletin özgürlüğünün elinden alınmak istenmesi, devletlerinin bağımsızlığına son verilmesi isteği karşısında, karşı cephede yerini almaması, söylediklerinin ve yazdıklarının birer palavra olduğunun kanıtları olurdu. Yani kendini inkâr manasına gelirdi ki, Nerimanov gibi bir şahsiyetin, bunu kabullenmesi mümkün olamazdı. Bu yüzden Nerimanov, söylediklerinin ve yazdıklarının arkasında olduğunu göstermesi açısından da, Türk Kurtuluş Savaşı’na destek vermiştir.

    Nerimanov, Türk Kurtuluş Savaşı’nın başarıyla sonuçlanması durumunda mazlum Doğu halklarına iyi bir örnek olacağını düşünüyordu. Yenilmez güç olarak tanımlanan emperyalist güçlerin kaybetmesi, emperyalizm altında yaşayan Doğu halklarındaki yanlış bir inancı temelinden sarsacağını ve Doğu halklarını harekete geçireceği inancını taşıyordu. Anadolu’ya saldıran emperyalizmin yenilgisi ile mazlum Doğu halklarının harekete geçerek özgürlüklerine kavuşacakları inancının gerçekleşmesi için Türk Kurtuluş Savaşı’na destek vermiştir.

    Nerimanov’un Türk Kurtuluş Savaşı’na ilgi duymasının sebepleri, analizimizin sonucuna göre; Nerimanov inandığı sistemin karşısındaki en büyük gücün yenilgisini arzu ettiği, Türk ve Müslüman bir halkın yok edilmesine, Türk ve Müslüman olarak seyirci kalamadığı, inandığı değerlere sonuna kadar sadık kaldığı ve Türk Kurtuluş Savaşı’nın başarısının mazlum Doğu halklarını emperyalizmden kurtaracak bir kıvılcım olacağına inandığından dolayı Türk Kurtuluş Savaşı’na büyük destek vermiştir.

    Dıpnotlar:

    1. Dokümenti vneşney politiki SSSR, Moskova, 1960, Sayfa 59.

    2. Dokümenti vneşney politiki SSSR, Moskova, 1960, Sayfa 71.

    3. Kazım Karabekir, İstiklal Harbimiz, İstanbul, 1991, Cilt 3, sf. 238.

    4. Doğan Avcıoğlu, Milli Kurtuluş Tarihi, İstanbul, 1974, Cilt 2, sf. 430.

    5. Ağaoğlu Ahmet, Hatıralarım, İstanbul,1958, Sayfa 73.

    6. Azerbaycan Cumhuriyeti Siyasi Partiler Sosyal Hareketler Devlet Arşivi, Fond 609, Liste 1, İş 1-6, 9, 21.

    7. Azerbaycan Cumhuriyeti Siyasi Partiler Sosyal Hareketler Devlet Arşivi, Fond 609, Liste 1, İş 41.

    8. Azerbaycan Cumhuriyeti Siyasi Partiler Sosyal Hareketler Devlet Arşivi, Fond 609, Liste 1, İş 9.

    9. Ruşen Eşref Ünaydın, Anılar, İstanbul,1962, sf. 153.

    10. Azerbaycan Cumhuriyeti Siyasi Partiler Sosyal Hareketler Devlet Arşivi, Fond 609, Liste 1, İş 91.

    11. Azerbaycan Cumhuriyeti Siyasi Partiler Sosyal Hareketler Devlet Arşivi, Fond 609, Liste 1, İş 43

    12. Azerbaycan Cumhuriyeti Siyasi Partiler Sosyal Hareketler Devlet Arşivi, Fond 609, Liste 1, İş 44

    13. Neriman Nerimanov, Lenin’e Mektup.

    14. Neriman Nerimanov, Uzaklardaki İnkılabımızın Tarihine Dair, Bakü, 1992, sf. 12.

    15. Halit Kakınç, M. S. Galiyev ve Milli Komünizm, İstanbul, 2002, sf. 245.

    16. Dr. Rıza Nur, Moskova-Sakarya Hatıraları, İstanbul, 1991, sf. 56.

    17. Dr. Rıza Nur, Moskova-Sakarya Hatıraları, İstanbul, 1991, sf. 103.

    18. Dr. Rıza Nur, Moskova-Sakarya Hatıraları, İstanbul, 1991, sf. 117.

    19. Prof. Dr. İsmail Musayev, Azerbaycan-Türkiye İlişkileri 1917-1922 yılları, Bakü, 1998, sf. 33.

    20. A. Şemseddinov, Kurtuluş Savaşı Yılları’nda Türkiye-Sovyetler Birliği İlişkileri, Moskova, 1992, sf. 66.

    21. Doğan Avcıoğlu, Milli Kurtuluş Tarihi. İstanbul, 1974 Cilt 3, sf. 455.

    ayrıca sovyetlerin kendilerine ait tamamen milli dizayn ürün olan silahları yoktur.




    Önemli Olan Elbette Yenisini Üretebilmektir!Bir Önemlisi de Eskiyenleri Yenilemektir!!!

    İran da yeniliyor ama nedense hep düşüyor.

 

 

Bu konuya benzer diğer konular

  1. Azerbaycan Uçağı Düştü
    2005 Konuları bölümünde panturkist tarafından açılmış
    Yanıt: 0
    Son Mesaj: 24.12.05, 11:18
  2. (Son Dakika)Endonezya`da yolcu uçağı düştü:100`den fazla ölü..
    2005 Konuları bölümünde puma tarafından açılmış
    Yanıt: 0
    Son Mesaj: 05.09.05, 10:50

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •