Gerçek mi yoksa halk zekasının ve benzetmesinin bir ürünü mü bilinmez ama söylenen bir hikaye olması bakımından hatırlamakta yarar var :
Bir zamanlar Bursa’da yardımsever bir müslüman, gelip geçenlerin su içmesi için bir çeşme yaptırmış. Yaptırmasına yaptırmış ama başına da “Her kula helal, müslamana yasak” diye bir kitabe (yazıt) eklemiş.
Mahalleli ayaklanmış, suç duyurusunda bulunmuşlar. Adamı, devrin en büyük kadı’sının huzuruna çıkarmışlar. Kadı kızgın bir şekilde : “Bre mel’un, sen müslüman memleketinde bir çeşme yaptırırsın da, suyunu müslümanlara nasıl yasak edersin ?” diye sormuş.
Adam “Devletlum, bana üç delil sunma fırsatı verin. Bunun sebebini açıklayacağım ve bu yasağın haklı olduğunu size kanıtlayacağım. Aksi halde boynum kıldan incedir” demiş ve ilk delilini sunmuş :
“Şu karşıdaki sinagogun haham’ını iki gün için tutuklayın, bakın neler olacak.”
Haham tutuklanmış, başta museviler olmak üzere bütün azınlıklar ayaklanmış, kavga kıyamet başlamış. Yabancı ülkelerin elçileri bile şikayete ve tehdide başlamışlar. İki gün dolmadan hahamı bırakmak zorunda kalmışlar.
Yardımsever zat, ikinci delilini sunmuş :
“Şimdi bir kilisenin papazını tutuklayın.”
Tutuklama üzerine aynı olaylar daha büyük bir şekilde başlamış. Gösteriler, yürüyüşler, kapı pencerelerin taşlanması, evlerin, at arabalarının ataşe verilmesi sonucu ertesi gün papazı serbest bırakmak ve hatta özür dilemek zorunda kalmışlar.
Adam, üçüncü delilini sunmuş:
“Şimdi devlete millete hizmet eden, sevilen, sayılan, güvenilen bir, hatta bir kaç vatandaşı tutuklayın, bakalım neler olacak” demiş.
Önceki deneyimlerden korkan görevliler, belirledikleri kişileri gece vakti evinden, işinden, masasından yakaladıkları gibi götürmüşler. “Durun, ne yapıyorsunuz” diyen bile olmamış. Üç gün değil, beş gün geçmiş arayan soran olmamış. Üstelik arkasından dedikodular bile başlamış : Kimileri “Kimbilir ne pisliği vardı” diyormuş, bazıları “Ben zaten şüpheleniyordum” demeye başlamış, hatta yakınları “Aman arayıp sormayalım, sonra bize de bulaşır” diyorlarmış.
Çeşme yaptıran hayırsever kişi, Kadı’ya gitmiş “Bu kişilere, su haram edilmez, yasak edilmez de ne yapılır ?” demiş. Verecek cevap bulamayan kadı “Bunlara yalnız suyu değil, havayı bile haram kılmalı” deyip adamı serbest bırakmış.
Bu olayda, adı geçen haham veya papaz, birer simgedir; haham veya papaz oldukları için seçilmemişlerdir. “Papaz” yerine “gerici”yi veya benzerlerini “haham” yerine “bölücü” yü veya benzerlerini “yalakayı, işbirlikçiyi, dolandırıcıyı” koyun bakın, olay günümüze ne kadar uyuyor.
Gerçekten de; bölücünün, gericinin davasına; yabancı heyetler, büyükelçiler geliyor, “AB’ye giremezsiniz, demokrasiniz gelişmemiş” diye tehditler yağdırıyorlar. Bir şehidin, vatanseverin davasında, bunların bir tekini bile göremezsiniz.
Devleti, milleti, hayırseverleri dolandıranların davaları sulandırılıyor, ortamı bulandırmak için, asılsız iddialar, sahte belgeler havalarda uçuşuyor; fikir özgürlüğü, demokrasi bezirganlığı yapan “aydıncıklar, besleme basın mensupları” bağırtı, gürültü, kıyamet koparıyorlar. Atatürk ilke ve devrimleri söz konusu olunca, bunların bir tekini bile bulamazsınız.
Şimdi moda olan söylem “darbecilerin yargılanması”. Darbecileri yargılamadan önce “darbeye neden olanları” yargılasana. Beceriksizlikleri, kötü yönetimleri yüzünden ülkeyi kargaşaya sürükleyenlerin ve darbeye neden olanların yargılanması hiç gündeme gelmiyor. Dokunulmazlıkları olmayanlara her gün dokunuluyor. Önce şu “dokunulmazlıkları” kaldırın bakalım neler olacak.
Kendi çıkarını gözetmeden vatanı, milleti savunanların ise “ensesinde boza pişiriliyor”. Ne arayanı var, ne soranı, ne sahip çıkanı, ne de savunanı. Bunlara sahip çıkmak için biraz sesinizi yükseltsenize. Bu bilinç ve bu birliktelik sağlanmadığı müddetçe, Onlar için var olan tek şey: “Vatansere yasak çeşmesi”.



kaynak