• Reklam
Sayfa: 1 | Toplam: 3 123 SonSon
30 sonuçtan 1 --- 10 arası gösteriliyor
  1. #1

    Kayıt Tarihi
    21-05-2009
    Mesajlar
    831
    Karizma Gücü
    4

    Hz. Fâtıma'nın (s.a) meşhur hutbesı

    BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
    HZ. FÂTIMA'NIN (S.A) MEŞHUR HUTBESI
    Ehl-i Sünnet'in meşhur ve eski tarihçisi İbn-i Tayfur diye meşhur olan Ahmed İbn-i Ebi Tâhir, "Belâğât-ün Nisâ" kitabında Abdullah İbn-i Hasan'dan, o da kendi senediyle babalarından (s.a.) şöyle rivayet etmiştir:
    "Ebu Bekir, Fedek arazisini Fâtıma'dan almayı kararlaştırdığında bu haber Hz. Fâtıma'ya ulaştı. Başörtüsünü başına örtüp cilbâbını giyindi ve yakınlarının hanımlarından ve kendi hizmetçilerinden oluşan bir grup hanımın eşliğinde hareket etti. Yürürken etekleri yere çekilen uzun bir elbise giymişti ve yürüyüşü Hz. Resullullah'ın (s.a.a) yürüyüşünden farksızdı. Gelip Ebu Bekir'in bulunduğu yere ulaştı. Ebu Bekir muhacirler ve Ensâr'dan oluşan bir kalabalığın içerisinde bulunuyordu. Hz. Fâtıma'yla halk arasında bir perde asıldıktan sonra (Resulullah'ın mezarının başında) oturdu ve hıçkırarak ağlamaya başladı. Oradakiler de onun ağlamasıyla ağlamaya başladılar. Meclisi büyük bir hüzün kapladı. Sonra Hz. Fâtıma (s.a.) ağlamayı kesip biraz öylece sessiz durdu. Halkın fiğanı dinip galeyanı yatışınca, Allah'a hamd ve sena edip Resulü'ne salât u selam göndererek söze başladı...
    Halk tekrar ağlamaya başladılar; durduklarında konuşmasını sürdürerek şöyle buyurdu:
    "Allah'a hamd olsun verdiği nimetleri için ve ona şükürler olsun ilham ettiği hidayetlerden ötürü ve ona senalar olsun, sunmuş olduğu eşsiz ve benzersiz yaygın ihsanları ve verdiği bol ve kamil bağışları ve lütfettiği tam nimetleri için. Nimetleri sayılmaz ve nimetlerinin sürekliliğinin şükrü eda edilemez ve ebedi oluşları idrak olunabilmelerini imkansız kılar. O, nimetlerini daha da arttırmak için kullarını şükretmeye çağırmış ve nimetini bollaştırarak da mahlukatından ona hamd etmelerini istemiş ve (kıyamette) benzerlerine davet ederek ihsanını (salih insanlara) iki kat kılmıştır.
    Şehâdet ederim ki, Allah'tan başka bir ilah yoktur; tektir; ortağı yoktur; o Allah ki, tevhid kelimesinin te'vilini (esas ve özünü) ihlas kılmıştır ve kalplere ona bağlılığı yerleştirmiştir ve aklin kavrayabilmesi için tevhid düşüncesini aşikar etmiştir. O Allah ki, gözlerin onu görmesi ve dillerin onun sıfatlarını beyan etmesi ve kavrayışların onun keyfiyetini anlaması imkansızdır. O Allah ki, önceden olan bir şeye dayanmadan ve bir eş ve benzere öykünmeden, yaratıkları yaratmaya muhtaç değilken ve yaratmada kendine bir yararı yokken, kendi güç ve meşiyetiyle her şeyi var etti. Sadece hikmetinin sağlamlığını bildirmek ve itaati hususunda uyarmak ve kudretini aşikar etmek ve mahlukatını kulluğa çağırmak ve çağrısını güçlü kılmak için onları vücuda getirdi. Sonra da kullarını kendi gazabından korumak ve onları cennetine sevk etmek için itaati karşısında mükafatı ve isyanı karşısında da azabı vaad etti. Ve şehadet ederim ki, babam Muhammed (s.a.a) onun kulu ve resulüdür. Allah, onu peygamber olarak göndermeden önce beğenmiş ve yaratmadan önce seçmiştir ve meb'us kılmadan önce -hatta mahluklar gayb aleminde korkunç perdeler altında saklıyken ve yokluk sinirinin eşiğinde bulunurken- onu Ahmed (yani beğenilmiş) olarak isimlendirmiştir. Çünkü Allah işlerin nihayetini ve hadiselerin akışını bilir ve takdir ettiği şeylerin yerlerine vâkıftır. Allah emrini tamamlamak ve kendi hükmünü geçerli ve kesin kılmak, kesin kıldığı kaderlerini icra etmek için onu peygamber olarak gönderdi.
    (Resulullah (s.a.a) meb'us olduğunda ) İnsanlar çeşitli dinlere bölünmüş, her grup kendi ateşinin çevresinde toplanmış bulunuyorlardı, putlara tapıyor ama Allah'ı tanımalarına rağmen (bilerekten) onu inkar ediyorlardı. (Böyle bir dönemde) Allah-u Teâlâ Muhammed'in (s.a.a) nuruyla onların üzerine çökmüş karanlıkları aydınlığa çevirdi. Kalplerindeki (küfrün) düğümlerini çözdü; gözlerden şaşkınlık perdelerini giderdi. Böylece peygamber (s.a.a) insanlar arasında hidayet işini üstlendi ve sonunda onları sapıklıklardan kurtardı ve kör olan gözleri açtı. Sağlam dine doğru onları hidayet eyledi ve doğru yola onları davet etti.
    Bunlardan sonra Allah, peygamber'inin kendi istek ve rağbetiyle onu, bu dünyadan alıp kendisine doğru götürdü. Böylece Hz. Muhammed (s.a.a) bu dünyanın zorluklarından kurtulup yüksek meleklerin eşliğinde Rabb'inin rızasıyla kuşatıldı ve yüce mülk sahibi Allah'ın civarına erişti. Allah'ın salâtı, selamı, rahmet ve bereketleri, kendi peygamberi ve vahyinin emini ve kulları arasında seçtiği ve beğendiği ve razı olduğu babama olsun."
    Sonra mecliste bulunanlara bakarak şöyle dedi:
    "Ey Allah'ın kulları, sizler onun emir ve nehiylerinin muhatabı ve dinin ve vahyin taşıyıcıları ve Allah'ın kendi nefislerine emin kıldığı kimseler ve ümmetlere dinin tebliğcilerisiniz. Allah tarafından hak bir önder (olan Kur'ân) sizin aranızdadır. O, Allah'ın size sunmuş olduğu bir ahittir ve halef olarak bıraktığı bir emanettir. O, Allah'ın nâtık kitabı, sâdık Kur'ân'ı yüce nuru, parlak ışığıdır. Basiretleri (hidayetleri) aşikardır. Sırları münkeşef açıktır. Zahirleri aydındır. Ona uyanlara gıpta olunur. Kur'ân kendisine uyanı Allah'ın rızasına götürür, ona kulak vereni kurtuluşa erdirir.
    O Kur'ân vasıtasıyla Allah'ın aydın hüccetleri, açıklanmış azimetlerine (farzlarına) sakındırılmış haramlarına, belli nişanelerine, yeterli burhanlarına, yapılması istenmiş faziletlerine ve kullara hibe edilen ruhsatlarına ve yazılı şeriatlarına ulaşır."
    (Sonra Hz. Fâtıma Kur'ân-ı Kerim'de yer alan şeriatı açıklayarak şöyle buyurdu.)
    "Allah, imanı sizler için şirkten temizlenme vesilesi kıldı. Ve namazı, kibirden uzaklaşmanız ve zekatı, nefsin yücelmesi ve rızkın çoğalması ve orucu, ihlası sabitleştirmek ve haccı, dinin temellerini sağlamlaştırmak ve adaleti, kalpleri birleştirmek ve bize itaati, dinin düzelmesi ve nizamı için farz kıldı. Ve imametimizi tefrikadan kurtulmak, cihadı İslam'a izzet kazandırmak, sabrı, mükafatı hak etmek, emr-i bil mârufu tüm halkın maslahatını korumak ve vâlideyne (baba ve anneye) iyiliği, Allah'ın gazabından kurtulmak için farz kıldı. Ve sıla-ı rahim yapmayı (akrabalarla iyi ilişkide bulunmayı) sayıların çoğalmasına vesile eyledi. Ve kıs-ası kanların dökülmesini önlemek, nezre (adağa) vefa etmeği Allah'ın bağışına ehil olmak ve tartı ve ölçüleri eksiltmeyip hakkınca tutmayı, malların değerinin korunması için farz kıldı. Ve şarap içmeyi (kullarını) pisliklerden temizlemek için nehyetti ve başkalarına zina nispetini vermekten kaçınmayı lanetten korunmak ve hırsızlıktan uzak durmayı iffet kazanmak için emretti. Ve şirki, onun Rab'lığına olan inancın halis olması için haram kıldı."
    "(Ey inananlar,) Allah'tan hakkıyla korkun ve ancak Müslümanlar olarak (Allah'a teslim olduğunuz halde) ölün! (Âl-i İmrân / 102)
    "Allah'ın emir ve nehiylerine itaat eyleyin. Gerçekten Allah'tan kulları içinden ancak bilginler korkar." (Fâtır / 28)
    Sonra şöyle dedi;
    "Ey insanlar, bilin ki ben Fâtıma'yım ve babam Muhammed'dir (s.a.a) Bu sözü ben tekrar tekrar sizlere söylüyorum. Sözlerim haktır ve yaptığım işte batıl bir yön yoktur. 'Allah Teâlâ buyuruyor ki); "Gerçekten size kendinizden olan öyle bir peygamber geldi ki, sizlerin uğradığınız çetinlikler ona ağır gelir, o size pek düşkün ve mu'minlere şefkatli ve merhametlidir." ( Tevbe / 128)
    Eğer Muhammed'i (s.a.a) tanısanız onun sizin hanımlarınızın babası değil, benim babam olduğunu ve sizin erkeklerinizin değil benim kocamın (Hz. Ali'nin) kardeşi olduğunu görürsünüz. Ona olan nispet ve yakınlık ne güzel bir nispettir. O peygamberliği uhdesine alıp, halkı Allah'ın azabından korkuttu. Müşriklerin yolundan yüz çevirdi. Şirkin belini kırıp, onların nefesini kesti ve halkı hikmet ve güzel nasihatle Rabb'inin yoluna çağırdı, putları kırdı, küfrün önderini yüzüstü yere serdi. Sonunda kafirler topluluğu bozguna uğrayarak ardlarına dönüp kaçtılar; gecelerin karanlığı sabahın aydınlığı ile yarıldı ve hakkın özü ortaya çıktı; dinin önderi konuşmaya başladı; şeytanın sözcülerinin sesi kesildi, nifakın tacı yere düştü, küfrün ve azgınlığın düğümleri çözüldü. Sizler de ibadetten, oruçtan karınları aç, yüzleri ak olanlarla beraber ihlas kelimesini söyler oldunuz.
    Sizler Hz. Resul-i Ekrem gelmeden önce ateş dolu bir uçurumun kenarında idiniz, (o halinizle) taşın dibinde kalan, hemen içilip tüketilecek olan bir yudum suydunuz; aç kişinin fırsat gözetmeden kapıp yiyeceği bir lokmaydınız (düşmanların) ayakları altına düşmüş bir toplumdunuz. İçtiğiniz deve sidiğiyle dolmuş ve hayvan pisliğiyle kokuşmuş çöllerdeki çukur suyu idi. Yediğiniz tabaklanmamış deriyle hazırlanan yemekti. Aşağılık bir hale düşmüştünüz, insanların saldırıp sizi yok etmesinden korkuyordunuz. Bütün bunlardan ve güçlülerin belasına uğradıktan, Arab'ın kurtlarına lokma olduktan, kitap ehlinin azgınlarına tutsak düştükten sonra sizleri Allah Tebâreke ve Tealâ babam Muhammed (s.a.a) vasıtasıyla kurtardı. Bundan sonra ne zaman müşrikler savaş ateşini yaktılarsa, Allah onu söndürdü ve ne zaman şeytan kendi boynuzunu çıkardıysa ve müşriklerden bir grubun ağzı açıldıysa (peygamber s.a.a.) kardeşini (Hz. Ali'yi) tehlikenin önüne çıkarıp müşriklerin ağzını tıkadı. Hz. Ali de düşmanların başını ezmedikçe ve yakılan ateşin alevini kılıcıyla söndürmedikçe geri dönmezdi. O Allah'ın zatı için zahmete katlanan, Allah'ın emrinde ciddiyet gösteren, Resulullah'ın yakını ve Allah'ın velilerinin efendisidir. O hak yolunda kollarını sıvayarak, iyilik istiyor, ciddiyetle çalışarak bu yolda zahmete katlanıyordu. Ama siz (o dönemde) rahat bir yaşayış yolunu seçip asayiş ve emniyet içerisinde hayatınızı sürdürüyordunuz ve bizlerin başına gelen belaların sonucunu bekliyordunuz; neticenin kimin yararına öğrenmek istiyordunuz; savaşlara katılsanız da düşmanla karşılaştığınızda geriye dönüp kaçıyordunuz.
    Allah-u Teâlâ Peygamberi'ne enbiyanın bulunduğu, yani seçkinlere ayırdığı makama yücelmeyi kararlaştırdığında sizlerdeki nifak düğümleri aşikâr oldu, din gömleği artık yıprandı; kendini gizlemiş olan azgınlar nutka geldi ve cansız kalmış düşmanlar harekete geçti; bâtıl ehlinin önderleri kükremeye başladı ve sizin aranızda değer kazandılar. Şeytan başını kendi yuvasından çıkarıp sizleri kendisine doğru çağırdı. Sizlerin onun davetini kabullenmeye ve aldanmaya meyilli olduğunuzu gördü; sonra sizi tahrik etti ve sizleri hafif buldu ve sizleri kışkırttı, siz de hemen galeyana geldiniz. Böylece sizler başkasının devesini (kendi deveniz olarak ) dağladınız ve (onu) başkasına ait çeşmeye sürdünüz (yani başkasına ait olan hilafete el koydunuz). Bütün bunlara henüz Resul-i Ekrem'in vefatından kısa bir süre geçmeden ve henüz kalbimizin yaraları tazeyken, yüreğimizin cerahati iyileşmeden, hatta Resul-i Ekrem'in cenazesi defnedilmeden teşebbüs ettiniz. "Fitne çıkmasından korkuyoruz" diyerek bu işlere koştular. "(oysa) iyi bilin ki (bu işleriyle), tam fitnenin ortasına düşmüşlerdir. Gerçekten cehennem kâfirleri (her taraftan) kuşatmıştır." (Tevbe / 49)
    Heyhat, size ne olmuştur? Ve (haktan dönüp), Allah'ın kitabini bırakıp neye yönelmişsiniz? Oysaki onda olan hakikatler zahir, ahkâmı nurlu, nişaneleri belirgindir, sakındırdığı şeyler ortadadır, emirleri açıktır. Ama sizler onu arkanıza atmışsınız. Acaba Kur'ân'ı bırakmayı ve ona sırt çevirmeyi mi istiyorsunuz; yoksa başka bir kitapla mi hüküm veriyorsunuz? "Ne kötüdür zalimlerin (Kur'ân'ın yerine) seçtikleri bedel! (Kehf / 50)
    "Kim ki, İslam'dan başka bir din ararsa o(din) asla ondan kabul edilmez ve o ahirette ziyankârlardan olur." (Âl-i İmrân / 85)
    Sonra ancak o fitnenin doğurduğu nefret yatışıncaya ve kontrol altına girinceye kadar beklediniz ve sonra yine fitnenin alevini daha da bir şiddetlendirmeye ve ateşini daha da bir kızgınlaştırmaya yöneldiniz. Aldatıcı şeytanın davetine icabet ederek dinin apaydın nurlarını ve peygamberin sünnetini söndürmeye koyuldunuz. Sizler köpüğü içmek adına altındaki sütü içiyor, (bey tul malı gizlice istediğiniz şekilde harcıyorsunuz) bunun yanı sıra açıkta gizlide Peygamber'in Ehlibeyt'ine ve evladına haksızlık ediyorsunuz. Biz ise sizlerin kalbimize vurduğunuz hançer yarasına ve bağrımızı delen ok darbesine sabrediyoruz. Siz şimdide benim, babamdan miras alma hakkımın olmadığını iddia ediyorsunuz. "Yoksa cahiliye hükmünü mü arıyorlar (uygulamak istiyorlar)? Halbuki, yakın eden bir toplum için hükmü Allah'tan daha güzel olan kim olabilir?" (Mâide / 50) Acaba sizler bilmiyor musunuz? Oysa size güneş gibi aşikâr olmuştur ki, ben onun kızıyım. Ey Müslümanlar! Acaba benim mirasım zorla benim elimden alınacak mı? (ve siz buna seyirci mi kalacaksınız?)."
    Ey Ebu Kuhafe'nin oğlu (Ebu Bekir)! Acaba senin babandan miras alman, ama benim babamdan miras almamam Allah'ın kitabında mı yazılmıştır? Gerçekten ortaya attığın söz büyük bir iftiradır. Acaba bilerek mi Allah'ın kitabını arkanıza atıp terk ettiniz? Kur'ân-ı Kerim buyuruyor ki: "ve Süleyman Dâvud'dan irs aldı (ona mirasçı oldu.)" (Neml / 16)
    Ve Yahya İbn-i Zekeriyya'nın kıssasını anlatırken de buyurmuştur: "Dedi ki (Ey Rabb'im), bana bir veli lütfet ki, benden ve Yakup soyundan irs alsın (mirasçı olsun) ." (Meryem / 60)
    Ve yine buyurmuştur ki: "Allah'ın kitabında akrabaların bazıları bazılarına (nispet,irs hususunda) daha evladır." (Enfâl / 75)
    Yine buyurmuştur ki: "Allah size evlatlarınız hakkında bir erkeğe iki kadının payını tavsiye eder." (Nisâ / 11)
    Yine buyurmuştur ki: "Sizlerden birinin ölümü geldiği zaman kendisinden bir hayır (mal) bırakıyorsa, baba ve annesine ve yakınlarına (verilmesi) adalet ve iyilik üzere vasiyet etmek (Allah"tan) takvalılara bir borç olarak yazılmıştır." (Bakara / 180) (Kur'ân ayetleri böyle buyururken acaba) sizlere göre benim bir payım yok mu ve benim babamdan miras almaya hakkım yok mudur?! Acaba Allah sizlere irs ayetinde bir özellik tanımışta yalnız babamı mı çıkartmıştır? Yoksa sizler, "Ayrı ayrı dinlere mensup olan kişiler birbirlerinden irs alamazlar mı" diyorsunuz (ve bu yüzden bana irs hakkı tanımıyorsunuz)? Acaba ben ve babam aynı dine bağlı değil miyiz? Yoksa sizler Kur'ân'ın husus ve umumunu (genel hükümlerini ve hükümlerden istisna edilen durumlarını) benim babam ve amcam oğlundan daha mı iyi bildiğinizi iddia ediyorsunuz?
    Ey Ebu Bekir, bu eğerli, yularlı ve süslenmiş Fedek devesini al da götür! Ama bil ki, mahşere geldiğin gün yaptıklarınla karşılaşacaksın. O gün ki, hakim Allah'tır ve kefil Hz. Muhammed (s.a.a)! ne güzel gündür o gün; o günde batıla uyanlar ziyana uğrarlar; o zaman pişmanlıkta halinize bir yarar sağlamayacaktır. Her bir sözün (hakikatin) gerçekleşeceği bir yer ve zaman vardır."
    "Artık yakında zelil edici azabın kime geleceğini ve kalıcı azabın kimi yakalayacağını bileceksiniz." (Hud / 39)
    Sonra Ensâr'a doğru bakarak şöyle dedi:
    "Ey yiğitler topluluğu ve dinin yardımcıları ve İslam'ın koruyucuları, benim hakkımda yaptığınız bu gevşeklik ve benden zulümle alınan (Fedek) hususundaki bu gafletiniz nedir? Acaba Resulullah (s.a.a): "Kişinin ihtiramı, evlatlarına iyi davranmakla korunur." Diye buyurmuyor muydu? Ne çabukta verdiğiniz ahdi bozdunuz. Sizlerin benim talebimi yerine getirmeye gücünüz var. Acaba kendi kendinize, Muhammed (s.a.a) öldü mü, diyorsunuz? (evet, öldü ama bu) bir büyük musibet idi ki, bu yüzden hasıl olan boşluk ve vücuda gelen gedik nede büyüktür! Yeryüzü onun gaybetiyle karardı ve yıldızların yüzü tutuldu; ümitler boşa çıktı; dağlar onun karşısında huşu etti. Ama Resulullah'ın vefatıyla da hadler aşıldı ve hürmetler pay mal edildi.
    "Muhammed ancak bir elçidir, ondan önce peygamberler gelip geçmiştir; acaba eğer ölürse veya öldürülürse sizler (dinden) geriye mi döneceksiniz? Kim ki, dinden geriye dönerse (bilsin ki) Allah'a asla bir zarar veremez ve Allah şükredenleri mükafatlandırır." (Âl-i İmrân / 144)
    Ey Kıyle oğulları (Evs ve Hazrec), sizin gözünüzün önünde babamın mirasını elimden alacaklar ve sizler buna şahit olup susacak ve topluca bunu duyup kendinizi kenara mı çekeceksiniz?! Halbuki, hepinize yardım çağrısında bulunmuşum ve sizde haberdarsınız. Sizler ki, güç ve sayınız yeterlidir ve elinizde silah ve kalkan vardır. Acaba nasıl olurda yardım çağrısını duyup icabet etmiyorsunuz; feryadımızı işitiyor ama bizim yardımımıza koşmuyorsunuz? Oysaki sizler cesur insanlar diye tanınmışsınız ve iyilik ve salah ile marufsunuz; sizler seçkinler ve beğenilmişlersiniz. Araplarla savaştınız ve çetinlik ve zorluklara karşı koydunuz ve kabilelerle karşı karşıya geldiniz ve kahramanlarla mücadele eylediniz. Nice uzun zamanlar biz (Ehlibeyt) size emrettiğimizde siz hep itaat ediyordunuz. Nihayet İslam değirmeni bizlerin ekseninde dönmeye başladı, nimet ve rızk çoğaldı ve şirkin sesi kesildi ve iftiracıların coşkusu yattı, küfrün ateşi söndü ve fitnenin çağrısı sustu, dinin nizamı güçlendi. Öyleyse neden hakk aşikâr olduktan sonra şaşkınlığa düştünüz ve gerçekler ilan olduktan sonra onu tekrar gizlemeye yöneldiniz ve hakka yöneldikten sonra geriye döndünüz ve iman ettikten sonra şirke düştünüz.
    "Neden antlarını bozan ve Resulullah'ı çıkarmaya yeltenenlerle savaşmıyorsunuz? Oysaki, ilk olarak onlar (savaşı) başlattılar. Yoksa onlardan mı korkuyorsunuz? Oysaki, gerçek iman sahibi iseniz kendisinden korkmanıza en layık olan Allah'tır." (Tevbe / 13)
    Ben sizlerin alçalmaya yöneldiğinizi ve yöneticilik makamına layık olanı bu makamdan uzaklaştırdığınızı görüyorum. Sizler rahatlık ve zevke çekildiniz. Darlıktan kaçıp genişliğe ve refaha meylettiniz. Ruhunuza yerleşen marifet ve anlayışları çıkarıp attınız ve afiyetle yediniz şeyi geri kustunuz.
    "Eğer sizler ve yeryüzünde bulanan herkes kafir olsalar (nankörlük etseler), (Allah'a bir zarar veremezler.) Çünkü gerçekten Allah ganidir ve övülendir." (İbrahim / 8)
    Bilin ki ben, sizlerin bize arka çıkmayacağınızdan, bizi yalnız bırakacağınızdan, kalbinizde yerleşen hıyanetten haberdar olmama rağmen bu sözleri size söyledim. (Bunların size te'sir etmeyeceğini biliyordum). Ama bunlar ruhun taşkınlığı, gazabın taşması, tahammülün sona ermesi neticesinde dile getirdiğim içimde toplanan dertlerimdi ve bu sözler benim size karşı hüccetimdir.
    Evet, alın götürün onu (hilafeti) ve yüklenin yükünüzü! Ama bilin ki, bu devenin sırtı yaralı, ayakları da aşınmıştır.
    O, sizlere sürekli utanç kaynağı olacak, üzerinizde de Allah'ın gazabı ve ebedi bir utanç dağı olarak; sizi, yürekleri kapsayan Allah'ın ebedi ateşine götürecektir. Bilin ki, yaptıklarınız Allah'ın gözü önündedir. "ve zalimler yakında nasıl bir akıbete (azaba) duçar olacaklarını bilecekler." (Şuarâ / 227)
    Ben sizleri önünüzde bulunan şiddetli azaptan korkutanın kızı Fâtıma'yım. Öyleyse "siz amel edin, şüphesiz biz de amel etmekteyiz." "ve bekleyin, şüphesiz beklemekteyiz." (Hud / 122)

    KAYNAK L A R
    Hz. Fâtıma'nın (Selamullah-i aleyhâ) bu meşhur hutbesi birçok Şiâ ve Ehl-i Sünnet kaynaklarında nakledilmiştir. Biz burada bu hutbeyi nakleden Ehl-i Sünnet kitaplarından bazılarına değinmekle yetineceğiz:
    1- Belâğât-ün Nisâ (İbn-i Tayfûr) S:12
    2- Şerh-ü Nehc-il Belâğa (Ibn-i Eb-il Hadid) C:16 / S:252
    3- Müruc-üz Zeheb (Mes'űdi) C:2 / S:311
    4- A'lam-ün Nisa (Ömer Rıza Kehale) C:4 / S:116
    5- Ehl-ül Beyt (Tevfik Ebu İlim) S:157
    Hutbenin bazı bölümlerini de yine bir takım Sünni kaynaklar nakletmişlerdir ki, onlardan yine sadece birkaçına değineceğiz:
    1- El-İmamet ve-s Siyase (İbn-i Kutaybe) C:2 / S:14
    2- Üsd-ül Gâbe (İbn-i Esir) C:2 / S:522
    3- El-İsabe (İbn-i Hacer) S:61-66
    4- El-İstiâb (Kurtubi) S:377
    5- Tarih-i İbn-i Kesir C:12 / S:441
    6- Tefsir-ül Keşşâf (Zemahşeri) C:1 Isra sűresi 26 Ayet tefsirinde.
    7- Kenz-ül Ummal (Muttaki) C:6 / S:219
    8- Müstedrek-üs Sahihayn (Hakim) C:3 / S:153
    9- Sahih-i Müslim C:2 / S:72.

    HZ. FÂTIMA'NIN ENSÂR VE MUHÂCİR
    KADINLARINA HİTABEN YAPTIĞI KONUŞMA

    Hz. Fâtıma-ı Zehrâ (a.s) ölüm döşeğindeyken Ensâr ve Muhacir hanımlarından kendisini ziyarete gelen bir gruba şöyle dediler: "...Müslümanlar Ali'de ne hata buldular ki, halifeliği onun elinden alıp başkasına verdiler?! Evet, Allah'a yemin ederim ki Ali'nin keskin kılıcı, azimli ve yolundan dönmez adımları ve uygulamada hiçbir müsamaha ve ayrıcalık tanımaması, ilâhi ahkâm konusundaki bilgisi, Müslümanlara hoş gelmedi. Ama Allah'a ant olsun Hz. Resulullah (s.a.a)'in Müslümanların idaresini kendisinden sonra ona bıraktığı gibi, onlar da ona bıraksaydı, Ali İslam ümmetini ifrat ve tefrite düşmeksizin idare ederdi. Çünkü Ali risaletin dayanağı, nübüvvetin sağlam beli (desteği) ve dinle dünya işlerinin bilgesidir. Şunu bilin ki İslam ümmeti bu işte apaçık kendi zararına olacak şekilde davrandı. Allah'a yemin ederim ki Müslümanlar Ali'nin yöneteceği bir hilafette eziyete uğramaz, sıkıntıya düşmezlerdi, Ali onları adalet ve bilgi pınarına doğru götürür ve doyasıya susuzluklarını giderirdi (herkes Hz. Ali'nin ilminden faydalanmış olurdu). Yerin ve göğün bereketleri Müslümanlara açılıverirdi o zaman!
    Sözlerime iyi kulak verin ve bu duyduklarınızı sakın unutmayın: Daha nice şaşırtıcı şeyler göreceksiniz, bekleyin hele.. Bu işte hangi delil ve karineyle davrandı onlar? Neye dayanarak yaptılar bunu? Cesur ve iş bilir bir uzmanı bırakıp korkak ve iş bilmez birine sarıldılar.
    "Yolu bilip de diğerlerine de doğru yolu gösterenin mi, yoksa yolu bilmeyen ve kılavuzluğa ihtiyacı olanın mı halkı yönetmeye daha lâyık olduğunu bilmeyen şu güruha yazıklar olsun!
    Ne oldu sizlere böyle?! Nasıl vardınız bu hükme?! Evet, Müslümanların yaptığı bu iş, tıpkı gebe devenin durumu gibidir!.. Bekleyin hele, yakında doğuracak; o zaman süt yerine kâse kâse kan ve öldürücü zehir sağacaksınız! İşte o zaman kötüler zararlı çıkar, gelecek nesiller geçmiş nesillerin düzüp koştuğu uğursuz temellerin sebep olduğu sonuçları görürler... O halde kesinlikle sizi saracak olan fitne ve fesadı bekleyedurun.
    Keskin bir kılıç, her yeri sarıp kuşatacak; daimi bir kargaşa ve zalimlerin diktatörlük ve zorbalığıdır bundan böyle sizi bekleyen... Varınızı yoğunuzu yağmalayacak, olgunlaşmış buğday başakları gibi tırpanlayıp biçecekler sizi! Bu uğursuz işin nelere yol açacağı şu anda belli değildir sizlerce... Ne de zavallıdır bunlar! Sizin kendiniz biat etmeye gelmedikçe biz Ehlibeyt, sizi zorlayamayız!"
    (Belâğât-ün Nisâ (İbn-i Ebî Tayfûr), S.19, Şerh-i İbn-i Ebi-l Hadid, C.16, S.234)
    kaynak www.ehlibeytnuru.com hadis bölümü ehlibeyt sayfasından hz fatıma olan yeri tuşlayıp ordaki hz fatıma hutbesi yazısı

  2. #2

    Kayıt Tarihi
    21-05-2009
    Mesajlar
    831
    Karizma Gücü
    4
    kim demişki hiç kimse ebubekirin hilafetine itiraz etmedi özellikle hz peygamberin s.a.a kızı bir hutbe okumuş görüşünüz nedir tartışalım .taassuptan kurtulun

  3. #3

    Kayıt Tarihi
    26-05-2009
    Mesajlar
    1,038
    Karizma Gücü
    4
    Boşa bekleme cevap Türkiyede Hz.Ali efendimizden daha üstün bir sahabe olduğunu iddia edecek müslüman yoktur.Ben ilim şehriyim Ali kapısıdır demiş Peygamberimiz.Peki biz neden sünniyiz inan bende bilmiyorum öyle öğretmişler.Yalnız Türkiyedeki sünnilikle araplarınki ayrıdır sanırım.Bizde muaviye yezid isimleri bulunmaz.Ali,hasan,hüseyin çoktur.

    Benim önerim camilerden Allah ve Muhammed ismi hariç bütün yazıların silinmesi ve Türkiyedeki bütün müslümanların tek bir ibadethanede buluşmaları ve yezide ortaklaşa lanet okumamız.Yalnız alevi kardeşlerimiz pireye kızıp yorgan yakıyorlar.Hz.Ali efendimiz namaz kılarken şehit edilmiştir.Yani beş vakit namazını kılıyordu.Yezid camilerin girişine hüseyin adı yazıp müslümanları yazıya basıp girmelerini emretmiş.Alevi kardeşlerimiz oyüzden camiye girmezmiş.Şu anda öyle bir yazı yok olsa silerim .Kısas olarak bende cami yaparım girişine yezid yazarım,uğruna Hz.Ali efendimizin canını verdiği namazı kılardım.Yani namazsız Ali taraftarlığı başta Hz. Aliyi kızdırır sanırım.
    Bu mesaj en son " 27.07.09 " tarihinde saat 22:28 itibariyle 1959 tarafından düzenlenmiştir...

  4. #4

    Kayıt Tarihi
    21-05-2009
    Mesajlar
    831
    Karizma Gücü
    4
    evet güzel kardeşim şialıkta namaz en önemli ibadetir .ama bütün alevileride hepsi aynı değil namaz kılanda var onuda bilmek gerekir.hepsini aynı kefeye koymamak gerekir

  5. #5
    kaiser adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    01-10-2003
    Mesajlar
    8,571
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    10
    Peki o camilerde alevilerin semah yapmasına izin verecek misiniz 1959?

    Elbette hayır,o halde bu boş barış teklifleriyle piyasaya çıkma... Hem insanların inancına aslında hakaret et, hem de alevi kardeşlerim diye söze başla...
    Çok akıllıymışsın.

    Cemevleri veya camiler aynı statüde olmadıkça bunlar boş muhabbetler...Dğer konuya gelince çokbilgim yok, ilginç bir yazı olmuş sağol hamza...
    Herkes aynı fikirdeyse, hiç kimse yeterince düşünmüyor demektir.

  6. #6
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    23-11-2008
    Mesajlar
    5,663
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    0
    Peki yillardir ALEVI cemahatinden caldiklarinizi geri verecekmisiniz 1959 ?

    Yada suan bile yapilan soygunlara dur diyecekmisiniz ?

    YAPMA 1959, biz kirk bitiz birbirimizi biliriz...

    .

  7. #7

    Kayıt Tarihi
    21-05-2009
    Mesajlar
    831
    Karizma Gücü
    4
    Alıntı 1959 tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    Boşa bekleme cevap Türkiyede Hz.Ali efendimizden daha üstün bir sahabe olduğunu iddia edecek müslüman yoktur.Ben ilim şehriyim Ali kapısıdır demiş Peygamberimiz.Peki biz neden sünniyiz inan bende bilmiyorum öyle öğretmişler.Yalnız Türkiyedeki sünnilikle araplarınki ayrıdır sanırım.Bizde muaviye yezid isimleri bulunmaz.Ali,hasan,hüseyin çoktur.

    Benim önerim camilerden Allah ve Muhammed ismi hariç bütün yazıların silinmesi ve Türkiyedeki bütün müslümanların tek bir ibadethanede buluşmaları ve yezide ortaklaşa lanet okumamız.Yalnız alevi kardeşlerimiz pireye kızıp yorgan yakıyorlar.Hz.Ali efendimiz namaz kılarken şehit edilmiştir.Yani beş vakit namazını kılıyordu.Yezid camilerin girişine hüseyin adı yazıp müslümanları yazıya basıp girmelerini emretmiş.Alevi kardeşlerimiz oyüzden camiye girmezmiş.Şu anda öyle bir yazı yok olsa silerim .Kısas olarak bende cami yaparım girişine yezid yazarım,uğruna Hz.Ali efendimizin canını verdiği namazı kılardım.Yani namazsız Ali taraftarlığı başta Hz. Aliyi kızdırır sanırım.
    selam kardeşim eğer konuyu iyi okusan ehlibeytin nedemek istediklerini anlarsın .türkiyede hiç kimse hzaliden daha üstün sahabi yoktur diyorsun ama sen kendi mektebinden habersizsin .ziraalimlerinin en üstün kişi olrak ebubekir ve ömeri gördükleri ve hzali yi sadece peygamberin damadı olduğu için sevmemiz gerekir dedikleri bilinen bir gerçektir .ve hiç bir ehli sünnet alimi ebubekirden daha üstün sahabi yoktur derler .ama hz fatımanın hutbesinde ebubekir ve diğer sahabilerin biatten döndükleri ve azabı hakedecek bir iş yaptıklarını ve mahşerde ehlibeytin bu işi yapanlardan şikayetçi olacağını belirtiği sözleri görmezlikten gelme lütfen .

  8. #8
    RAMAZAN TOPTAŞ adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    14-07-2009
    Mesajlar
    9,424
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    4
    Biz din büyüklerini birbiriyle kıyaslamayız. O bizim haddimiz degildir biz ancak sayğı duyarız kıyaslayacak ve ödüllendirecek olan ALLAHDIR. Sizde böyle düşünür böyle yaparsanız şetanın attığı fesat tohumu yok olur gider.

    İslamiyette istişare vardır insanlar istişare eder ve yolarını belirlerler bu yol kimine göre doğru kimine göre egri olabilir. Bu yolun doğru olması yolu seçenlerin sorumlulugudur. O devir de halk yolunu seçmiş ve yola devam demiştir. Takdir ALLAHINDIR.

    Ben musa tur dagına çıktığı zaman insanlar nasıl 40 günde puta taptılar ise burda da kimseyi ayırmadan söylüyorum. Dünya nimetleri ön plana çıkmış olarak gördüm. Halbuki insanların birbirlerine üstünlük saglama yerine halkın kanatine saygı gösterip iyiliğe ve güzelliğe hep beraber gitmeleri doğru olmazmıydı.

    Hem o insanlar degilmi Peygambere kulak verip müslüman olmuşlar ve ALLAHI bir tanımamışlarmıydı. Neden bu ayrılık tohumu ekilmesine müsade edildi, fedakarlık yapılması daha doğru olmazmıydı. İşte baştada dediğim gibi kırk gün geçmeden ALLAHIN ve Peygamberin yolundan ayrılmışlar. S
    CUMA6 – De ki: “Ey kendilerine Yahudi diyenler! İnsanlar arasında yalnız kendinizin Allah’ın dostları olduğunu iddia ettiğinize göre, bu iddianızda tutarlı iseniz, haydi hemen ölmeyi temenni edin de bir an önce O’na kavuşun.
    ENBİYA23 – O, yaptıklarından sorumlu değildir. O’nu sorguya çekecek kimse yoktur, ama insanlar mutlaka sorgulanacaklardır.
    30 – Hakkı, inkâr edenler görüp bilmediler mi ki göklerle yer bitişik (bir bütün) idi, onları Biz ayırdık, hayatı olan her şeyi sudan yaptık. Hâlâ inanmayacaklar mı?

  9. #9
    RAMAZAN TOPTAŞ adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    14-07-2009
    Mesajlar
    9,424
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    4
    Şimdi sorarım size kim haklı ne önemi var bu olaylar olmasaydı daha güzel olmazmıydı.
    CUMA6 – De ki: “Ey kendilerine Yahudi diyenler! İnsanlar arasında yalnız kendinizin Allah’ın dostları olduğunu iddia ettiğinize göre, bu iddianızda tutarlı iseniz, haydi hemen ölmeyi temenni edin de bir an önce O’na kavuşun.
    ENBİYA23 – O, yaptıklarından sorumlu değildir. O’nu sorguya çekecek kimse yoktur, ama insanlar mutlaka sorgulanacaklardır.
    30 – Hakkı, inkâr edenler görüp bilmediler mi ki göklerle yer bitişik (bir bütün) idi, onları Biz ayırdık, hayatı olan her şeyi sudan yaptık. Hâlâ inanmayacaklar mı?

  10. #10

    Kayıt Tarihi
    21-05-2009
    Mesajlar
    831
    Karizma Gücü
    4
    selam kardeşim öncelikle konu haklı veya haksızlık mevzusu değil konu bu insanlar peygamberin s.a.a vefatından kısa bir süre sonra onun ehlibeytini eziyet etmek ve hatta kızını ölmüne sebep verecek şekilde bu işi yapmaya iten şey nedir .gerçekte peygambere s.a.a. sevgileri varmıydı.mesela şura süresi 23 .deki tebliğimden dolayı sizden hiç bir ücret istemiyorum sadece yakınlarıma sevgiden başka ) acaba bu ayetteki yakınları içinde kızı hz fatıma yokmuydu .veya hz hüseyin bunlardan değilmiydi .anlıyacağın yıllarca on sahabi cennetliktir masallarıyla insanlar büyürtüldü .halbuki peygamberin s.a.a hadisinde fatıma cennet kadınlarının hanımefendisidir .sözü unutuldu veya hasan ve hüseyin cennet gençlerin efendisidir .siz bunları görmezlikten gelip onları öldüren veya zülüm eden kişileri aynı kefeye koyup onlarda sahabidir .allah .c.c afferder peki bu garatiyi kim verdi size halbuki hz peygamber s.a.a fatıma bedenimden bir parçadır onu üzen beni üzen demiştir .bu insanları hz fatıma affetmemiş ve cenazesine gelmemeleri için gece defnedilmesini vasiyette bulunmuş .peki hz fatımanın razı olmadığı kişilerden peygamberin s.a.a razı olacağınımı zannediyorsunuz .ve diğer sahabileri onlarla aynı derecede görmek nekadar yanlış bir düşünce mesela namazda ehlibeyte selam göndermeyenin namazı batıl olması başlı başına bir fazilet değilmi .halbuki ehlibeytten başka hiç kimsede bu özellik yoktur .veya veda haccındaki size emanet olrak kuran ve ehlibeyti bırakıyorum onlara sarıldığınız müddetçe asla ve asla sapıklığa düşmezsiniz .sözünü niye görmezlikten geliyorsunuz .ehlibeytin faziletini gizlemeye çalışıyorsunuz .halbuki imamı azamın son iki yılım olmasaydı helak olurdum sözünü unutmayın .zira son iki yılında imam caferi sadıktan ders görmüş .ve siz öğrencisini kabul edip hocasına tabi olmuyorsunuz .

 

 

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •