• Reklam
6 sonuçtan 1 --- 6 arası gösteriliyor
  1. #1
    yucemanitu adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    10-05-2009
    Mesajlar
    11
    Karizma Gücü
    0

    Hızır ile musa'nın buluşması

    Kur’an’ın Kehf suresinde Musa Hızır’la buluşmak üzere yanında bir gençle yola çıkar. Şimdi biraz şu sureye bakalım:
    Bir vakit Musa genç adamına demişti ki: “Durup dinlenmeyeceğim; tâ iki denizin birleştiği yere kadar varacağım, yahut senelerce yürüyeceğim.” Her ikisi, iki denizin birleştiği yere varınca balıklarını unuttular. Balık, denizde bir yol tutup gitmişti. (Buluşma yerlerini) geçip gittiklerinde Musa genç adamına: Kuşluk yemeğimizi getir bize. Hakikaten şu yolculuğumuz yüzünden başımıza (epeyce) sıkıntı geldi, dedi. (Genç adam): Gördün mü! Dedi, kayaya sığındığımız sırada balığı unuttum. Onu hatırlamamı bana şeytandan başkası unutturmadı. O, şaşılacak bir şekilde denizde yolunu tutup gitmişti. Musa: İşte aradığımız o idi, dedi. Hemen izlerinin üzerine geri döndüler.(60-64)

    İki denizin birleştiği yer neresidir? Musa neden durup dinlenmeyecek? Balıklarını unuttular bahsinde bu balıklar yemek için mi eğer yemekleriyse bu yemek nasıl denize atlayıp bir yol tuttu yok balıklar canlıysa adam elinde akvaryumla mı yolculuğa çıkmıştı? Musa’nın “İşte aradığımız o idi”dediği şey ne? Neden geri döndüler?

    Gördüğünüz gibi Allah’ın apaçık olduğunu çeşitli yerlerde üstüne basa basa tekrar ettiği Kur’an’ın bu ayetleri hiç de açık değil.
    (…. Biz ayetleri, gerçeği apaçık bilmek isteyenler için iyiden iyiye açıklamışızdır./Bakara-118; …Şu bir gerçek ki, size Allah'tan bir ışık ve apaçık bir Kitap gelmiştir./Maide-15; …apaçık, apaydınlık Kitap'ın ayetleridir bunlar./Yusuf-1 … Allah, ayetlerini insanlara işte böyle açıklar ki korunabilsinler./Bakara-187)
    Zannedersem Kur’an’ın “apaçık” olduğu iddiasının Kur’an’da yer aldığını göstermek için bu kadar delil yeter.

    Şimdi tekrar Musa ile Hızır’ın buluşması olayına dönelim.

    Derken, kullarımızdan bir kul buldular ki, ona katımızdan bir rahmet (vahiy ve peygamberlik) vermiş, yine ona tarafımızdan bir ilim öğretmiştik. Musa ona: Sana öğretilenden, bana, doğruyu bulmama yardım edecek bir bilgi öğretmen için sana tâbi olayım mı? dedi. Dedi ki: Doğrusu sen benimle beraberliğe sabredemezsin. (İç yüzünü) kavrayamadığın bir bilgiye nasıl sabredersin? Musa: İnşaallah, dedi, sen beni sabreder bulacaksın. Senin emrine de karşı gelmem. (O kul): Eğer bana tâbi olursan, sana o konuda bilgi verinceye kadar hiçbir şey hakkında bana soru sorma! dedi. Bunun üzerine yürüdüler. Nihayet gemiye bindikleri zaman o (Hızır) gemiyi deldi. Musa: Halkını boğmak için mi onu deldin? Gerçekten sen (ziyanı) büyük bir iş yaptın! dedi. (Hızır Ben sana, benimle beraberliğe sabredemezsin, demedim mi? dedi. Musa: Unuttuğum şeyden dolayı beni muaheze etme; işimde bana güçlük çıkarma, dedi.(Kehf 65-73)

    Bir gemiye biniyorlar lakin neden biniyorlar ve gemi sahibi onları neden gemisine alıyor bilinmez. Hızır geminin tabanını delmekle meşgulken gemidekiler Hızır’ın tek başına aşağı inmesine neden müsaade etmiş, nasıl kimse bu tanımadıkları adamdan şüphe duymamış ve Hızır geminin tabanını deldiği halde gemi nasıl batmamış bunlar da muamma tabii ki. Yine devam edelim:

    “Yine yürüdüler. Nihayet bir erkek çocuğa rastladıklarında (Hızır) hemen onu öldürdü. Musa dedi ki: Tertemiz bir canı, bir can karşılığı olmaksızın (kimseyi öldürmediği halde) katlettin ha! Gerçekten sen fena bir şey yaptın! (Hızır Ben sana, benimle beraber (olacaklara) sabredemezsin, demedim mi? dedi. Musa: Eğer, dedi, bundan sonra sana bir şey sorarsam artık bana arkadaşlık etme. Hakikaten benim tarafımdan (ileri sürebilecek) mazeretin sonuna ulaştın. Yine yürüdüler. Nihayet bir köy halkına varıp onlardan yiyecek istediler. Ancak köy halkı onları misafir etmekten kaçındılar. Derken orada yıkılmak üzere bulunan bir duvarla karşılaştılar. (Hızır) hemen onu doğrulttu. Musa: Dileseydin, elbet buna karşı bir ücret alırdın, dedi. (Hızır) şöyle dedi: "İşte bu, benimle senin aramızın ayrılmasıdır. Şimdi sana, sabredemediğin şeylerin içyüzünü haber vereceğim." "Gemi var ya, o, denizde çalışan yoksul kimselerindi. Onu kusurlu kılmak istedim. (Çünkü) onların arkasında, her (sağlam) gemiyi gasbetmekte olan bir kral vardı." "Erkek çocuğa gelince, onun ana-babası, mümin kimselerdi. Bunun için (çocuğun) onları azgınlık ve nankörlüğe boğmasından korktuk." (Devam etti): "Böylece istedik ki, Rableri onun yerine kendilerine, ondan daha temiz ve daha merhametlisini versin." "Duvara gelince, şehirde iki yetim çocuğun idi; altında da onlara ait bir hazine vardı; babaları ise iyi bir kimse idi. Rabbin istedi ki, o iki çocuk güçlü çağlarına erişsinler ve Rabbinden bir rahmet olarak hazinelerini çıkarsınlar. Ben bunu da kendiliğimden yapmadım. İşte, hakkında sabredemediğin şeylerin iç yüzü budur."

    Hele şuna bakın siz, gemiyi delmiş ki sağlam olursa hükümdar el koyuyormuş yahu gemi nasıl batmadı nasıl karaya çıktınız gemi delik delik yoluna devam mı etti bu nasıl iş böyle? Bunu geçelim çocuğu neden öldürdü. "Erkek çocuğa gelince, onun ana-babası, mümin kimselerdi. Bunun için (çocuğun) onları azgınlık ve nankörlüğe boğmasından korktuk." Diyor Hızır. Yani bir ihtimal üzerine, daha gerçekleşmemiş bir olasılık yüzünden Allah çocuğu öldürtmüş. İyi de o zaman Allah bu çocuğa hidayet verseydi çocuk iyi biri olsaydı daha henüz günahsızken bir suçu yokken ilerde ana babasını azdırma ihtimalinden korkarak çocuk öldürülür mü? Kaldı ki Allah Kuran’ın çeşitli surelerinde dilediğinin kalbini açıp hidayete erdirdiğini dilediğini saptırdığını kendisi söylüyor. Çocuğu neden iyi bir insan yapmak yerine hem saptıracak hem de sapıp ana babasını da azdırmasın diye öldürtecek? İstese çocuğu pekala doğru yola sevkedebilir. ( Şüphesiz Allah dilediğini saptırır, dilediğini hidayete erdirir./ Fatır-8) Diyelim ki Allah bu çocuğu öldürmeyi kafasına koymuş, neden derede boğmuyor, ağaçtan düşürmüyor da Hızır çocuğu bıçaklıyor? Bir peygambere kiralık katil gibi küçük çocuğu öldürtmek de neyin nesi?

    Peki Hızır neden yaptıklarını açıklamıyor? Neden Musa’nın soru sormasını hoş karşılamıyor? Aynı surede şöyle bir ifade de var: Hakikaten biz bu Kur'an'da insanlar için her türlü misali sayıp dökmüşüzdür. Fakat tartışmaya en çok düşkün varlık insandır.(Kehf-54) İşte şimdi daha iyi anlaşılıyor ki insanlar tartışmasın, insanlar konuşmasın, soru sormasınlar işte istenen bu. Sus, sorgulama ve itaat et. Özgür düşünceyi ifade özgürlüğünü yüzyıllarca Sokratesler, Voltaireler, Hallacı Mansurlar, Pir Sultan Abdallar, Wilhelm Reichlar savunsun ama Kur’an gelsin yüzlerce yıl insanların uğruna neler verdiği sorgulama özgürce düşünme ve tartışmayı boğsun. Bakın şu ayetin üstüne bilmem artık yoruma gerek var mı: Yoksa daha önce Mûsâ’nın sorguya çekildiği gibi, siz de peygamberinizi sorguya çekmek mi istiyorsunuz? Her kim imanı küfre değişirse, o artık doğru yoldan sapmış olur. (Bakara - 108)

    Not: Kendi kişisel yazımdır.

  2. #2
    Searcher1 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    12-05-2008
    Mesajlar
    1,465
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    5
    Güzel bir inceleme. Kuran'ı savunanlar pek uğramamış bu konuya galiba.

  3. #3
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    23-11-2008
    Mesajlar
    5,663
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    0
    Gecenlerde bu konuyu AVRASYA TV de ,bir yobaz anlatmisti,konuyu buraya tasidigin icin tesekkur ederiz..

  4. #4
    gencerli adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    21-09-2006
    Mesajlar
    483
    Karizma Gücü
    0
    Cevabı gelecek biraz sabredin. Sizin bu konulara kafanız çalışmaz....

  5. #5
    gencerli adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    21-09-2006
    Mesajlar
    483
    Karizma Gücü
    0
    Slm & Slm


    “ZAMAN”IN EFENDİSİ"


    Hazreti Hızır, kendisine Allah katından ilim verilmiş olan ve bu ilimle her çağa ulaşabilen bir “zaman gezmeni”dir. 5000 yıldan beri, Afrika’ya, hatta Endonezya’ya kadar uzanan bir coğrafyada, kendisinin diri olarak görüldüğüne dair söylentiler vardır. Öyle ki, bir zamanlar, Hindistan’daki İngiliz makamlarının bir bilim kurumuna verdikleri raporda, “Bir görülüp, bir kaybolan kişi” diye sözünü ettikleri bu kutsal kişinin, ülkemizde de varlığını ileri süren bir çok kişi olduğu bir hayli dillerdedir. Biliyoruz ki, bu konuda çağlar boyu Türk halkının dilinden düşmeyen sayısız olgu vardır.

    Kur’an’ın Kehf Suresi’nin 65. ayeti şöyledir:

    "Orada kullarımızdan öyle birini buldular ki, biz ona katımızdan bir rahmet vermiş, lutfumuzdan bir ilim öğretmiştik.”

    Hazreti Hızır’ın adı, Kur’an’ın hiç bir yerinde geçmez. Ancak onun ismi, tüm gerçek hadislerde bol bol zikredilmiştir. Adının Kur’an’da geçmemesiyle ilgili olarak, Hazreti Hızır, Hızır Tezkiresi’nde şöyle demektedir:

    “Rabbimiz bile, kendine, bencilce “Ben” demezken, Zat-ı Şahane’sinden “O” diye söz ederken, eşsiz olmasına rağmen “Biz” derken, benim ismim nedir ki, ne haddime!”


    Kitab-ı Mukaddes’de “Melki-Sedek” (K12) ismi ile anılan Hazreti Hızır’ın zaman gezmenliği hakkında, Kehf Suresi’nde çok önemli bilgiler yer almaktadır. Bundan önce,
    A. C. Akıncı’nın, 1995 yılında yayınlanan, “Hızır’ı Arayan Peygamber” kitabından (K1) özetlediğimiz bir bölümü sunalım:

    Musa, İsrailoğulları için hutbeye kalktığında, kendisine, “İnsanların en bilgini kimdir?”
    diye sorulur. O da, “En alim benim” diye cevap verir. Ancak, ilmi, “Allah bilir” diyerek Allah’a havale etmediği için, Allah ona hitap eder ve “İki denizin birleştiği yerde, kullarımdan biri var. O, senden daha alimdir” diyerek vahiy eder. Musa: “Rabbim! Onu nasıl bulabilirim?” dediğinde, Allah: “Bir balık al, zembile koy, balığı nerede kaybedersen, işte senden daha alim olan kulum oradadır” der. Hazreti Musa söyleneni yapar, yanına muhafızı Yuşa’yı alarak yola koyulur. Yanlarına aldıkları cansız balık nerede kaybolursa, bu olay Hazreti Hızır’ın orada olduğunun işareti olacaktır.”

    Bundan sonrasını, Kehf Suresi’nden izleyelim:

    “Bir zamanlar, Musa, genç dostuna şöyle demişti: “İki denizin birleştiği yere
    (kadar, aradan) uzun yıllar da geçse hiç durmadan yürüyeceğim (Kehf-60).”

    “Bu ikisi, iki denizin birleştiği yere vardıklarında, balığı unuttular. Bunun üzerine, balık da denizde bir deliğe doğru yola koyuldu (Kehf-61).”

    “Orayı geçip gittiklerinde, Musa, genç arkadaşına dedi ki: “Hadi getir şu sabah yemeğimizi, vallahi bu yolculuğumuz yüzünden epey (sıkıntı) çektik (Kehf-62).”

    Yemeğe oturdukları sırada, muhafızı, balığın zembilde olmadığını görür.

    “Genç adam: “Gördün mü? Hani kayaya sığınmıştık ya, işte o sırada balığı unuttum. Onu bana unutturan Şeytan’dan başkası olamaz. Balık, denizin içinde acayip bir şekilde yolunu bulup (gitti)” dedi (Kehf-63).”

    Gerçekten, zembildeki balık bir süre önce “canlanarak” denize atlayıp gitmiş, her ikisi de farkına varmamışlardır.

    “Hazreti Musa: “Arayıp durduğumuz işte o idi” dedi. Bunun üzerine, kendi izlerini takip ederek gerisin geriye döndüler (Kehf-64).”

    “Orada (geriye döndükleri yerde), kullarımızdan öyle birini buldular ki, biz ona katımızdan bir rahmet vermiş, lutfumuzdan bir ilim öğretmiştik (Kehf-65).”

    “Musa, ona (Hazreti Hızır’a): “Sana öğretilenden bana da öğretmen şartıyla sana tabi olayım mı?” dedi (Kehf-66).”

    “(Hazreti Hızır: ) “Doğrusu, sen benimle beraberliğe dayanamazsın (Kehf-67). Havsalanın alamadığı şeye nasıl dayanacaksın?” dedi (Kehf-68).”

    “Musa: “İnşallah beni sabırlı bulacaksın; hiç bir işte sana karşı gelmeyeceğim” dedi (Kehf-69).”

    “(Hazreti Hızır: ) “Eğer bana tabi olursan, ben söz açmadıkça, bana hiç bir şey hakkında soru sorma” dedi (Kehf-70).”

    “(Böylece, her) ikisi birlikte yola koyuldular. Bir süre sonra, bir gemiye bindiklerinde, (Hazreti Hızır) o gemiyi (bir balta ile) deldi. Musa: “İçindekileri boğmak için mi deldin gemiyi? Vallahi korkunç bir iş yaptın” dedi (Kehf-71).”

    “(Hazreti Hızır: ) “Ben sana demedim mi? Benimle beraberliğe asla dayanamazsın” dedi (Kehf-72).”

    “Musa: “Unuttuğum için beni azarlama. Bu yaptığımdan dolayı da bana zorluk çıkarma” dedi (Kehf-73).”

    “Yine yola koyuldular. Bir süre sonra bir erkek çocuğa rastladıklarında, (Hazreti Hızır) tuttu, o çocuğu öldürdü. Musa: “Tertemiz bir canı, bir cana karşılık olmaksızın öldürdün ha! Vallahi çok kötü bir iş yaptın” dedi (Kehf-74).”

    “(Hazreti Hızır: ) “Ben sana demedim mi, sen benimle beraberliğe asla dayanamazsın” dedi (Kehf-75).”

    “Musa. “Eğer bundan sonra sana bir şey sorarsam, artık bana yoldaşlık etme. Benim artık ileri sürecek bir mazeretim kalmadı” dedi
    (Kehf-76).”

    “Yine yola devam ettiler. Biraz sonra bir şehire geldiler. Şehir halkından yemek istediler. Ama onlar bu ikisini konuk etmekten çekindiler. Orada, yıkılmak üzere olan bir duvara yaslandılar. Genç adam (Hazreti Hızır) tuttu, o duvarı onardı. Musa: “İsteseydin bunun karşılığında bir ücret bile alırdın” dedi (Kehf-77).”

    “(Hazreti Hızır: ) “İşte bu (sözün, artık) bizim ayrılmamız gerektiğini gösteriyor. Şimdi sana sabredemediğin şeylerin içyüzünü anlatacağım” dedi (Kehf-78).”

    “Gemiden başlayayım. O geminin sahipleri yoksul kişilerdi. Ben o gemiyi hasarlı hale getirmek istedim. Çünkü, yakınlarda (hüküm sürmekte olan) bir kral vardı; tüm (sağlam) gemilere el koyuyordu (Kehf-79).”

    “Çocuğa gelince, onun ana-babası çok mümin kimselerdi. Çocuğun (ilerde) onlara azgınlık ve nankörlük etmesinden korktuk (Kehf-80).”

    “(Böylece) istedik ki, Rabb’leri, onlara, (o çocuğun yerine) daha temiz ve daha merhametlisini versin (Kehf-81).”

    “Duvar ise, o şehirde yaşayan iki yetim çocuğa aitti. (Duvarın) altında o çocuklara ait bir define vardı. Çocukların babası da barışsever bir kişi olarak yaşamıştı. Rabb’in, o çocukların, rüştlerine ermelerinden sonra, Rabb’inden bir rahmet olarak o defineyi çıkartmalarını istedi. Ben bunları kendiliğimden yapmadım. İşte senin sabredemediğin şeylerin içyüzü budur” dedi (Kehf-82).”

    Kehf Suresi, görüldüğü gibi, (ismini anmasa da) Hazreti Hızır’ın zaman gezmenliğini apaçık anlatmaktadır. Hazreti Hızır, burada, en azından 30-40 yıllık ileri bir tarihten, geçmişe müdahele edip, geleceğin yeniden düzenlenmesi amacıyla geri gelmektedir. Kehf Suresi’nde anlatılan bu olay, çeşitli hadisler ve eserler dikkate alınarak hazırlanan, A. C. Akıncı’nın yukarıda belirttiğimiz kitabında (K1) ayrıntılı olarak ele alınmıştır.

    Hazreti Hızır’ın ilminin kaynağı, Ta-Ha Suresi’nin 114. ayetinden kaynaklanır. Bağdadi, Hızır Tezkiresi’nde, Hazreti Hızır’ın ağzından şöyle demektedir:

    “Sadece “Rabbim ilmimi arttır” diyebilir, karşılığını da alabilirdim. Ancak, “Rabbim ilmini arttırdıklarının sayısını arttır” dediğim için, bana, bir ilahi Levh-i Mahfuz katının ilmi verildi. Ben zamanda değil, zaman bende gezer. “Rakim”im ile dilediğim zamanı seçer, “Kehf”im ile orada var olur, bir ecir (ödül) istemeden, sadece merhametle ve rahmani olarak Allah reyi ile zamana sahiplenir ve olaylara hükmederim.”

    Hazreti Hızır’ın belirli bir yaşının olmadığını, hangi çağdaysa o çağın yaşı ve görüntüsü içinde olduğunu, yani çocuk veya yaşlı olabileceğini belirtelim. Mizacı ve ruhsal yapısı son derece mütevazi, çok barışsever ve sevgi doludur. En bariz özelliği, aşırı merhametli yapısıdır.

    Hazreti Hızır hakkında, Kur’an’da dolaylı olarak “kitabi bilim sahibi” olduğundan söz edilmiştir. Bu sözler, onun, geleceğin çok ileri teknolojilerini “geçmişe naklettiği” şeklinde yorumlanmalıdır. Kehf Suresi’nin 65. ayetindeki, “Katımızdan bir bilim öğrettiğimiz” sözleri büyük bir sırrı yansıtır: Hazreti Hızır, ilmini, Arş’ın, Levh-i Mahfuz’un bulunduğu, “Zeğ-Zağ” katından almıştır.

    Hazreti Hızır’ın, binlerce yıldır peygamberlere eşlik ederek, sırasıyla Musevi, Hıristiyan ve sonuncu olarak da dinimizin hizmetini üstlendiğini ledünni (kriptolojik gizli) bilimler bildirmektedir. Hazreti Hızır, “dört kutsal kitabın” ve bir kısım “suhuf”un indirilmesinde hazır bulunmuştur. Bu kitaplar, Hazreti Musa’ya indirilen “Tevrat”, Hazreti Davud’a indirilen “Zebur”, Hazreti İsa’ya indirilen “İncil” ve Hazreti Muhammed’e indirilen “Kur’an”dır.

    İslam kriptolojisi, “Hazreti İsa yeryüzüne döndüğünde, Hazreti Hızır’ın onunla buluşacağını, “Deccal”a karşı savaşacağını, ancak Deccal tarafından şehit edilerek, 7000 yıldan beri beklediği Hakk’ın rahmetine kavuşacağını” yazmaktadır.

    Ledünni bilgilere göre, “Her çağın dirisi Hazreti Hızır, bugüne kadar, adları gizli tutulan dokuz “İslam müceddidi”ni eğitmiş ve İslam’ın “Asr-ı Saadet” dönemini 313 “mürselin”e nakletmiştir. Bu İslam müceddidlerinin dokuzuncusu “Hazreti Mehdi” olacaktır” (“Müceddid”: Yenileyen, yeniden şekil veren kimse demektir. “Mürselin” ise, “mürsel”in çoğuludur. Gönderilmiş olan kimse demektir. Örneğin,
    Hazreti Muhammed’e, “Seyyid-ül Mürselin” denilirdi).

    Bu konuyla ilgili bir hadis de şöyledir: “Çeşitli beldelerden “yedi alim”, birbirlerinden habersiz olarak gelip, Hazreti Mehdi’ye biat edeceklerdir. Bu alimlerden her birine de “310 küsur kişi” biat etmiştir.”

    Aiberg’in belirttiği gibi, Zig-Zag Grubu’nda bugün 310 Batılı bilim adamının bulunması acaba bir raslantı midir? Yoksa, hadiste bildirilenler mi gerçekleşmektedir?

    İlminin bir kısmını emaneten verdiği Mevlana Halid-i Bağdadi, Hazreti Hızır’ın yardımcılığını yapmıştır. Hazreti Hızır’ın, “Kırklar Meclisi”nin ve 313 mürselinin
    başkanı olarak yazdırmış olduğu tezkireler, Bağdadi’den sonra, “kuşaklar boyu” öğrencilerine devrolmaktadır. Daha önce de belirttiğimiz gibi, bu tezkireler, KMA müstear adlı bir liderin gözetiminde, Batılı Müslüman bilim adamlarınca, bilimsel buluşlara çevrilmektedir. Sonunda, bu kutsal emanet, dokuzuncu ve sonuncu müceddid “Hazreti Mehdi”ye iletilecek ve Al-i İmran Suresi’nin 104. ve 114. ayetlerinde belirtilen, “Doğu ve Batı Müslümanlarının birleşmesi” sırrı başarılacaktır.

  6. #6
    Searcher1 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    12-05-2008
    Mesajlar
    1,465
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    5
    Gencerli, bir sürü şey yazıp, gereksiz bütün noktalara değinmişsin ama olayın özünü yine ıskalamışsın. Buradaki asıl sorular, bir çocuğun ilerde suç işleyebilir diye öldürülmesi ( o bahsedilen şeye suç demekte ne kadar doğrudur, tartışılır, bana göre suç falan değildir) ve soru sormanın kötü birşey gibi gösterilmesidir.

 

 

Bu konuya benzer diğer konular

  1. İstanbul Buluşması
    TF Üyeleri-TF Olayları-TF Ekseni bölümünde Çiçek Pasajı tarafından açılmış
    Yanıt: 10
    Son Mesaj: 08.08.11, 12:01
  2. forum msn buluşması
    TF Üyeleri-TF Olayları-TF Ekseni bölümünde BozBaykuş tarafından açılmış
    Yanıt: 21
    Son Mesaj: 10.04.06, 23:25

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •