teninde çoğalan sessizliğin rengi kızıl’a devşirmişti kadının,
aldı, göğsüne koydu ezberini tanrı’nın, göğüs kafesinden bir iblis havalandı...
ve dağınık bir resme saplanmış çukurda
aynı ellerin;
ve omuzlarından yırtılmış birer kanat gibi
aklında g/izleri silinmiş yollar çoktan çürümüş gibi
aynı sözlerim.
s/ayıklanmamış bir c/isim bul kendine
ve paslanmamış parmak uçları, d/okunuşlar bul
bir renk ve su...
yakılmış saçların y/arasından yağ göğe...
tırnakları yenmiş bir sabrın gölgesinde uyut sözlerini
bir cümle düşüğü gibi tellaffuzdan düş,esamesi okunmamış lehçelere.
kendi rızasıyla tanrı buyruğuna boyun eğmekse yaşamak,
tutulacak ucundan kanar hep hayat,
bilirsin!
"ve senin hep vardır tutmadığın sözlerin
ve senin iç cebinde; hep vardır birkaç adamın cesedi"
kırılmış gölgeler buldum sende, yarım kalmış tâbirler
ve kokusuz bir renk, çatırdayan s/esler gibi,
okunaksız ama anlamlı...
bu yüzdendi/r avuçlarının kanaması
ve bu yüzdendi/r kutsal soneler!
ayak izleri gördüm omzunda ve ağız dolusu küfürler
vazgeçilmiş gelecekler gördüm, tutuşturulmuş sancılar
ve vâkur bir gülümseyiş; aslı sûretinden menfur!
rüzgâra sürtünen bir nefes gibi gördüm seni
iklimsiz ama soğuk,
"her gidiş; bir dönüş, her vazgeçiş; bir tutunmadır unutma”
ve unutma!
kimse bilmeyecek içinde büyüyen sessizliği, görmeyecek hiçkimse
kimse b/ulaşmayacak k/ayıp şehirlerimize!
ağlayarak anlatacaksın belki sadece kendine,
noktası konmamış bir masal gibi.
belkide güzel bir rüyâdan korkunç bir gerçeğe uyanmak gibi...
Alıntı


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla
