• Reklam
Sayfa: 1 | Toplam: 4 1234 SonSon
40 sonuçtan 1 --- 10 arası gösteriliyor
  1. #1

    Kayıt Tarihi
    21-05-2009
    Mesajlar
    831
    Karizma Gücü
    4

    Kur'an ve hadislerde ehl-i beyt

    Bismillahirrahmanirrahim
    KUR'AN VE HADİSLERDE EHL-İ BEYT
    Fahrettin ALTAN


    Müslümanlar, çeşitli mezheplere mensup olmalarına rağmen Hz. Peygamber (s.a.a)’in Ehl-i Beyt’ini sever ve bu sevginin imanın bir parçası olduğuna inanırlar. Bizce bu sevginin sebebini Kur’an’da ve Resulullah’ın sünnetinde aramak gerekir. Çünkü yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de, onlardan her türlü pisliği uzaklaştırmayı ve onları tertemiz kılmayı irade ettiğini açıklamış ve Resulüne, peygamberliğinin ücreti olarak Müslümanlardan Ehl-i Beyt’ini sev-melerini istemesini emretmiştir. Dolayısıyla Müslümanların Ehl-i Beyt’e karşı özel bir sevgi beslemelerinden daha doğal bir şey olamaz. Ancak bizce bu sevgi sırf dilde ve kalpte kalmamalıdır. Bu sevginin belirtileri Müslümanların amellerinde görülmelidir. Eğer bir Müslüman Ehl-i Beyt’i sevdiğini söylüyorsa, onların Kur’an ve sünnetteki özgün yerlerinden habersiz olmamalıdır. Onların Allah katındaki makamlarını bilmelidir. Onların dostlarıyla dost, düşmanlarıyla düşman olmalıdır. Kur’an ve sünnette onlara tanınan ayrıcalığın hikmeti üzerinde düşünmeli ve bunun sırrına vâkıf olmalıdır.
    Biz bu kısa önsözde Ehl-i Beyt’in Allah ve Resulü indindeki makamlarını daha iyi tanıyabilmek için Kur’an ve sünnette Ehl-i Beyt’le ilgili ayet ve hadislerden bazı örnekler aktarıp kısa bir açıklama yapmayı uygun gördük. Umarız, değerli okuyucular bu kitapta aktarılan hadislerin nasıl berrak ve zülal bir kaynaktan geldiğini bilip onları daha bir dikkatle okur ve amellerine yansıtırlar.

    Önce Kur’an’da Ehl-i Beyt’le ilgili bazı ayetlere bir göz atalım.

    KUR’AN’DA EHL-İ BEYT

    1- Tathir Ayeti
    Ehl-i Beyt’in üstün makamını bildiren ayetlerden biri, Tathir ayetidir. Yüce Allah, bu ayette onların her türlü pislikten (günah ve kötü işlerden) tertemiz olduklarını vurgulayarak insanların onlara yönelmelerini ve her konuda onları kendilerine örnek edinmelerini istemektedir. Ömürlerinin bir bölümünü puta tapmak veya diğer günahlarda sarf etmekle geçiren lekeli insanlar, diğer insanlara önder ve örnek olamazlar. Allah’ın halifesi ve hücceti olacak kişiler, mutlaka lekesiz, tertemiz ve her yönden mükemmel insanlar olmalıdırlar. İşte bu yüzden yüce Allah, halkın, gönül rahatlığıyla Ehl-i Beyt’e uymaları ve her konuda onlara başvurmanın gerekliliğini anlamaları için şu ayet-i kerimeyi nazil buyurmuştur:
    “Gerçekten ancak Allah, siz Ey Ehl-i Beyt’ten ricsi (günah ve hata pisliğini) gidermek ve sizi tertemiz kılmak ister.”[1]

    Ehl-i Beyt’ten maksat, Resulullah (s.a.a)’in Ehl-i Beytidir. Onlar da Hz. Ali, Hz. Fatıma, Hz. Hasan ve Hz. Hüse-yin’dir. Allah’ın selâmı onlara olsun. Eğer Ehl-i Beyt’ten maksat, Hz. Peygamber’in hanımları olmuş olsaydı, ayetteki zamirlerin müzekker olarak değil, müennes olarak zikredilmesi gerekirdi. Yani, “ankum” ve “yutahhirekum” yerine “ankunne” ve “yutahhirekunne” buyrulmalıydı.
    Ehl-i Beyt’in Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin (aleyhim’us-selâm) olmasıyla ilgili pek çok hadis ve rivayet nakledilmiştir. Örneğin, bir hadiste Resulullah (s.a.a); Hz. Ali, Hz. Fatıma, İmam Hasan ve İmam Hüseyin’e işaret ederek şöyle buyurmuştur:
    “Allah’ım, bunlar benim Ehl-i Beytimdir; onlardan ricsi (günah ve hata pisliğini) gider ve
    onları tertemiz kıl.”[2]

    Bir rivayette de şöyle geçer:
    “Resulullah (s.a.a), sabah namazı vakitlerinde Hz. Fatı-ma’nın evinin önüne gelerek şöyle buyuruyordu:
    “Ey Ehl-i Beyt! Namaz! Şüphesiz Allah ricsi sizden gidermek ve sizi tertemiz kılmak ister.”[3]
    Birçok rivayette Resulullah (s.a.a)’in 6 ay, bazı rivayetlerde ise 9 ay boyunca Hz. Fatıma (a.s)’ın evinin önüne gelerek; “Ey Ehl-i Beyt! Namaz! Namaz!” diyerek mezkûr ayeti okuduğu nakledilmiştir.
    Resulullah (s.a.a)’in bu konuya bu kadar önem vermesi ve Ehl-i Beyt’inin kimler olduğunu tanıtmasına rağmen yine de bazı insanların, onca hadis ve rivayetleri görmezlikten gelerek; “Ehl-i Beyt’ten maksat, Resulullah’ın hanımlarıdır.” demelerine şaşırmamak elde değildir. Ama Allah’a çok şükürler olsun ki, artık Ehl-i Beyt dostları kendi yollarını bulmuşlar ve bu gibi sözlere kulak asmak bile istemiyorlar.

    2- Meveddet Ayeti
    Yüce Allah, Ehl-i Beyt’in ne kadar yüksek bir makama sahip olduğunu halka bildirmek için onları her çeşit günah ve pislikten arındırmanın yanı sıra, onları sevmenin gerekliliği hususunda da Resulullah (s.a.a)’e şöyle buyurmuştur:

    “De ki: Ben, buna (tebliğime) karşılık yakınlarıma sevgi dışında sizden hiçbir ücret istemiyorum.”[4]
    Resulullah (s.a.a), ayette geçen yakınların kimler olduğunu ve bu ayet gereğince kimlere sevgi duyulması gerektiğini kendi sözlerinde açıklamıştır. Müfessirler, muhaddisler ve siyer yazarları, kendi kitaplarında, bu ayetteki yakınlardan maksadın; Hz. Ali, Hz. Fatıma, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin (aleyhim’us-selâm) olduğunu bildirmişlerdir. Örneğin, Ahmed b. Hanbel, kendi Müsned’inde Said b. Cübeyr’den, o da İbn-i Abbas’tan şöyle nakletmiştir:
    “Meveddet ayeti nazil olduğunda ashap; “Ya Resulullah! Sevgileri bize farz olan yakınların kimlerdir?” diye sordular. Resulullah (s.a.a); “Ali, Fatıma ve onların oğullarıdır.” buyurdular.”[5]
    Böylece bu ayet gereğince, Ehl-i Beyt’i sevmek, bütün Müslümanlara farzdır. Fakat daha önce de değindiğimiz gibi, bu sevgi sadece dilde ve kalpte kalmamalı, amele de yansımalıdır. Yüce Allah, bir ayetinde şöyle buyuruyor:
    “De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız, bana uyun, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın.”[6]
    Allah’ı sevip de Peygamber’in düşmanlarına uymak düşünülemeyeceği gibi, Peygamber’i ve yakınlarını (Ehl-i Beyt’ini) sevip de onların düşmanlarının peşice gitmek de düşünülemez. Aksi takdirde sevginin gerçek olmadığı ortaya çıkar.

    3- Mübahele Ayeti
    Mübahele olayını tarihçiler, müfessirler ve muhaddisler genişçe nakletmişlerdir. Olay özetle şöyledir: Necran Hıristiyanlarından bir grup, bazı konularda Resulullah (s.a.a) ile görüşüp konuşmak için Medine’ye geliyorlar. Fakat Resulullah (s.a.a)’in haklı ve delilli sözleri karşısında teslim olmayıp tartışmalarını sürdürünce, Allah Tealâ şu ayeti nazil ediyor:
    “Artık sana gelen ilimden sonra, onun hakkında seninle çekişip tartışırlarsa, de ki: Gelin, oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi çağıralım; sonra karşılıklı lânetleşelim de Allah’ın lânetini yalan
    söylemekte olanların üstüne kılalım.”[7]
    Necran Hıristiyanları Resulullah (s.a.a) tarafından müba-heleye (karşılıklı beddua etmeye) davet edilince, düşünüp taşındıktan sonra nihayet mübaheleyi kabul ediyor ve mübahele yapmak için vaatleşiyorlar. Vaat edilen gün ve saat gelip çatınca, Hıristiyanlar, Resulullah (s.a.a)’in Hz. Ali, Hz. Fatıma ve onların iki evladı Hasan ve Hüseyin ile geldiğini görüyorlar. Resulullah (s.a.a)’in kararlılığını ve yanındaki nurlu simaları görünce, korkuya kapılarak müba-heleden vazgeçip sulh anlaşması önerisinde bulunuyorlar. Resulullah (s.a.a), birtakım şartlarla onların önerisini kabul ediyor.
    Resulullah (s.a.a) bu hususta şöyle buyurmuştur:
    “Canım elinde olan Allah’a ant olsun ki, Necran ehlinin helâk olması yaklaşmıştı. Eğer mübahele etmiş olsalardı, maymun ve domuz oluvereceklerdi...”
    Bu olayı birçok müfessir nakletmiştir. Örneğin; Zemahşerî, Tefsir-i Keşşaf’ta; Fahr-i Razî, Tefsir-i Kebir’de ve Allâme Tabatabaî, el-Mizan’da.
    Ehl-i Beyt’in Allah’ın emriyle Resulullah (s.a.a) ile birlikte mübahele olayına katılması, onlar için çok büyük bir makam ve fazilettir. Eğer onlar, Allah katında çok sevilen ve duaları kabul olan şahsiyetler olmasalardı, Allah Tealâ, kesinlikle Peygamberine onları mübaheleye götürmesini emretmezdi. Böyle bir makama sahip olan Ehl-i Beyt’e sahip çıkmak, onları savunmak, onları halka tanıtmak ve onların sözlerinden yararlanmak her Müslümanın kaçınılmaz bir vazifesidir. Allah Tealâ bizleri, vazifelerini tanıyan ve onları yerine getirmek için gayret gösteren Ehl-i Beyt takipçilerinden kılsın, inşaallah.

    4- Salât Ayeti
    Salât ayetinde, bütün Müslümanlar, Hz. Peygamber’e ve onun tertemiz Ehl-i Beyt’ine salât etmekle görevli kılınmışlardır. Ayetin meali şöyledir:

    “Şüphesiz, Allah ve melekleri Peygamber’e salât etmekteler. Ey iman edenler, siz de ona salât edin ve tam bir teslimiyetle selâm edin.”[8]
    Tefsir-i Kebir’deki nakle göre; ashap Resulullah’ın yanına gelerek; “Ya Resulallah! Biz sana nasıl salât edelim?” dediklerinde Resulullah (s.a.a) şöyle buyuruyor:
    “Şöyle deyin: Allahumme salli alâ Muhammedin ve alâ âl-i Muhammed; kema salleyte alâ İbrahime ve alâ âl-i İbrahim ve barik alâ Muhammedin ve alâ âl-i Muhammed; kema
    barekte alâ İbrahime ve âl-i İbrahim; inneke hamîdun mecîd.”[9]
    Görüldüğü gibi, Hz. Peygamber’e salât etmek isteyenin, onun Âl’ine (Ehl-i Beyt’ine) de salât etmesi gerekir. Şafiî mezhebine göre teşehüdde salâvat getirmek farzdır. Şia mezhebine göre de öyledir. Teşehüdde Hz. Peygamber’e ve onun Ehl-i Beyt’ine salâvat getirmek, namazın bir cüz’üdür.
    Bir hadiste Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur:
    “Bana kesik salâvat getirmeyin; (bana salâvat getirdiğinizde) Ehl-i Beyt’ime de salâvat getirin. Salâvat getirdiğinizde onları kesip atmayın. Çünkü kıyamet günü bütün nesepler
    kesilip atılacak, sadece benim nesebim korunacaktır.”[10]
    Yine Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur:
    “Kim bana salât eder de Ehl-i Beyt’ime etmezse, cennet kokusunu koklayamaz.”[11]
    Cennet kokusunu almaya liyakati olmayan bir kimsenin, cennete girmesi nasıl düşünülebilir? Bu ayet ve hadislerden anlaşıldığına göre, Ehl-i Beyt’in Allah katındaki makamı düşünebildiğimizden çok daha yücedir.
    Kur’an’da Ehl-i Beyt’in fazileti ile ilgili pek çok ayet vardır. Ancak biz bu kadarıyla yetinerek, şimdi de Ehl-i Beyt’le ilgili önemli bazı hadislere göz atmak istiyoruz.

    HADİSLERDE EHL-İ BEYT

    1- Sekaleyn Hadisi
    Sekaleyn hadisi, Şia ve Ehl-i Sünnet kanalıyla nakledilen çok meşhur ve mütevatir bir hadistir. Bu hadis, çeşitli senet ve lafızlarla nakledilmiştir.
    Resulullah (s.a.a) bu hadiste şöyle buyuruyor:
    “Ben sizin aranızda iki değerli emanet bırakıyorum; biri Allah’ın kitabı, diğeri ise öz soyumdan olan Ehl-i Beyt’imdir; onlara sarıldığınız müddetçe, asla sapıklığa düşmezsiniz; onlar havuzun başında bana gelinceye dek birbirinden ayrılmayacaktır.”[12]
    Görüldüğü gibi, Resulullah (s.a.a) bu hadiste, Kur’an ve Ehl-i Beyt’in kıyamete kadar birlikte devam edeceğini bildirmiştir. Bu hadisten, diğer hadislerde olduğu gibi, yeryüzünün hiçbir zaman hüccetsiz kalmayacağı anlaşılmaktadır. Kur’an var olduğu müddetçe, onun müfesirleri olan Ehl-i Beyt de var olacaktır. Zamanımızın hücceti de, Ehl-i Beyt İmamlarından olan Hz. Mehdi (a.s)’dır. O, birtakım sebeplerden dolayı insanlar arasında gizli bir şekilde yaşamaktadır. Eğer bu ilâhî hüccetler olmasalardı, hadisler tabirince, yeryüzü ehlini yutardı. Şu hadis de, Ehl-i Beyt İmamlarından birisinin her zaman için var olduğunu ispatlamaktadır:

    Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur:
    “Kim kendi zamanının imamını tanımadan ölürse, cahiliye ölümüyle ölmüştür.”[13]
    Acaba bu zaman veya gelecek zamanlarda cahiliye ölümüyle ölmemek için Müslümanların kime biat etmesi gerekir. Eğer; “Kendi zamanlarındaki iş başında olan yöneticilere, Ulü’l-Emr olarak biat etmelidirler.” diyecek olursak, o zaman büyük bir hata veya daha doğrusu büyük bir günah işlemiş oluruz. Çünkü onların hemen hepsi İslâm düşmanıdırlar; onlara biat etmeden ölen kimse, cahiliye ölümüyle ölerek cehenneme gitmez; aksine onlara biat ederek ölen kimseler onlarla birlikte cehenneme gitmeyi hak etmiş olurlar. Hadislerde de vurgulandığı gibi Ulü’l- Emr’den maksat, yine Ehl-i Beyt İmamlarıdır. Bunlar, her zaman için vardır, kıyamete kadar Kur’an’la birlikte hayatlarını sürdüreceklerdir. İşte bunlara biat etmeden ölen kimseler, cahiliye ölümüyle ölmüş olurlar.

    2- Sefine Hadisi
    Resulullah (s.a.a), Sefine hadisinde Ehl-i Beyt’ini Nuh’un gemisine benzetmektedir. Nuh’un gemisi nasıl ona binenleri gark olmaktan kurtardıysa, Ehl-i Beyt de dinî ve dünyevî meselelerde kendilerine uyanları sapıklıktan kurtarırlar.
    Resulullah (s.a.a) bu hadiste şöyle buyuruyor:
    “Sizin aranızda benim Ehl-i Beyt’imin durumu, Nuh’un gemisinin durumu gibidir; kim o
    gemiye bindiyse, kurtuldu; kim de ondan geri kaldıysa, boğuldu.”[14]
    Buna göre, sapıklık ve cehennem ateşinden kurtulmak isteyen herkes Ehl-i Beyt’e uymak zorundadır. Çünkü Allah ve Resulü, Ehl-i Beyt’in tertemiz olduğunu, hata ve yanlışlığa düşmeyeceklerini bize bildirmişlerdir. Onların yolu ve sözü, Resulullah’ın yolu ve sözüdür. “Kur’an bize yeterlidir.” demek doğru değildir. Çünkü Kur’an’ı hakkıyla anlayıp uygulayacak âlimlerin olması da şarttır. Kur’an’ı Ehl-i Beyt İmamlarından daha iyi anlayıp uygulayacak kim vardır? Öyleyse haddi aşarak onlardan öne geçmek veya akılsızlık ederek onlardan geri kalmak, büyük bir hatadır. Ehl-i Beyt, ilim madenidir; onların ilimlerinden yararlanmak gerekir. İlim peşinde olanlar, onların kapılarını çalmalıdırlar. Nitekim Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Ben ilmin şehriyim, Ali de onun kapısıdır; ilim isteyen o kapıya gelmelidir.”[15]

    3- İhtilâftan Kurtulma Hadisi
    Resulullah (s.a.a), bu hadiste ümmetinin, ancak Ehl-i Beyt’e sarılarak ihtilâf ve tefrikadan kurtulabileceğini buyurmuştur. Denizde veya çölde olan bir kimse, nasıl yıldızlarla yolunu bulup sapmaktan kurtulabiliyorsa, İslâm ümmeti de Ehl-i Beyt vasıtasıyla, fikrî, amelî ve siyasî meselelerde onların söz ve davranışlarından yararlanarak ihtilâf ve sapmaktan kurtulabilirler. Hadis şudur:
    “Yıldızlar yeryüzü ehli için boğulmaktan kurtulma vesilesi olduğu gibi, Ehl-i Beyt’im de
    yeryüzü ehli için (ihtilâftan) kurtulma vesilesidir.”[16]

    4- Kisa Hadisi
    Tirmizî, kendi Sahih’inde, Ömer bin Ebî Seleme’den şöyle rivayet etmiştir:
    Tathir ayeti (Ahzab Suresi, 33) Ümmü Seleme’nin (bir rivayete göre de Safiyye’nin) evinde nazil olduğunda, Resulullah (s.a.a) Hasan, Hüseyin ve Fatıma’yı çağırtıp onları önünde oturttu ve Ali’yi de çağırtıp onu da arkasında oturttu. Sonra onları ve kendisini bir kisayla örtüp şöyle buyurdu:
    “Allah’ım, bunlar benim Ehl-i Beyt’imdir; bunlardan her türlü ricsi (günah ve hata pisliğini) gider ve bunları tertemiz kıl.”[17]
    Bu hadisi İbn-i Asakir de rivayet etmiştir. Fakat İbn-i Asakir’in nakline göre hadisin sonunda şu ilâve de mevcuttur:
    “Bunun üzerine Ümmü Seleme; “Ya Resulallah, beni de onlarla birlikte kıl.” dedi. Resulullah (s.a.a); “Sen kendi mevkinde dur, senin sonun hayırdır.” buyurdu.
    Kisa hadisi, muhtelif tabirlerle birçok senetle rivayet edilmiştir. Bu yüzden bu hadis senet yönünden sahih ve kesindir.
    Ehl-i Beyt hakkında pek çok hadis vardır ki, biz onlardan bu birkaç tanesiyle yetinerek bu bölüme şu hadisle son veriyoruz:
    “Hiçbir kimse biz Ehl-i Beyt’le kıyaslanamaz.”[18]

    Ehl-i Beyt Şiilerinin Vazifesi
    Ehl-i Beyt Şiilerinin önemli vazifelerinden biri, Ehl-i Beyt’in (Allah’ın selamı onların üzerinde olsun) ilmini ve hikmet dolu güzel sözlerini insanlara aktarmaktır. Çünkü eğer Ehl-i Beyt’in hikmet dolu sözleri insanlara iletilirse, insanlar o sözlerdeki güzellikleri görerek Ehl-i Beyt’e uyarlar. Nitekim Abdüsselâm b. Salih el-Herevî şöyle diyor:
    İmam Rıza (a.s)’dan şöyle buyurduğunu duydum: “Bizim meselemizi ihya edene Allah rahmet etsin!” “Sizin meseleniz nasıl ihya edilir?” dediğimde şöyle buyurdular: “Bizim ilmimizi öğrenip onu halka öğretmekle. Şüphesiz, eğer halk sözlerimizdeki güzellikleri bilmiş olsalar, mutlaka bize uyarlar.”[19]
    Hadiste de vurgulandığı gibi, Ehl-i Beyt’in sözlerini ilk önce kendimiz iyice okuyup öğrenmeli ve daha sonra onu başkalarına aktarmalıyız. Şunu da hatırlatalım ki, bazı hadisleri anlamak pek kolay olmadığından dolayı, onları fakih ve müçtehit bir kimsenin açıklaması gerekir; yerinden kalkan herkes kendi kafasına göre yorum yapmamalıdır. Çünkü Kur’an’da olduğu gibi, hadislerde de muhkem ve müteşabih hadisler vardır. Hatta birbirleriyle çelişen bazı hadisler de vardır. Bunları ancak büyük âlimler açıklayabilirler. Nitekim İmam Rıza (a.s) şöyle buyurmuştur:
    “Bizim hadislerde de, Kur’an’ın muhkem ve müteşabih ayetleri gibi, muhkem ve müteşabih hadisler vardır. O halde müteşabihleri (ehline) bırakın ve muhkemleri (hükmü açık seçik olanları) tutun.”[20]

    Bir hadiste de İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur:
    Anladığın bir hadis, (anlamayarak) rivayet ettiğin bin hadisten daha hayırlıdır. Sizden hiç kimse, sözlerimizin mefhumunu anlamadıkça, fakih olamaz. Şüphesiz, sözlerimizden bir kelime, yetmiş şekilde yorumlanabilir; oysa bunların hepsinde bizim için sadece bir çıkış yolu vardır.”[21]
    Bunları yorumlayabilecek bir güce sahip olmayan kimseler, hadisler arasında bir çelişki olduğunu zannetmiş olabilirler. Ayrıca hadisler arasında birtakım uyduruk hadisler de vardır ki, onların teşhisi çoğu insanların haddini aşmaktadır. Buna göre, anlamadığımız veya yararımıza olmayan bir hadisi görür görmez, hemen; “Bu hadis yalandır.” demeye kalkışmayalım. Zira bu gibi sözlerin büyük bir sorumluluğu vardır.

    Vesselamu aleykum ve rahmetullahi ve berekatuh





    --------------------------------------------------------------------------------

    [1]- Ahzab/33

    [2]- Şu kaynaklara bakabilirsiniz: Sahih-i Tirmizî, c. 5, s. 31, h. 3258, 3875, 3963; Şevahid’ut- Tenzil (Haskanî), c. 1, s. 124, h. 172 ve c. 2, s. 16, h. 647-649, 604-679, 682-689, 691-693; Menakıb-ı Ali bin Ebî Talib, (İbn-i Meğazilî), s. 302, h. 346-349; Tefsir-i Taberî, c. 22, s. 6-8. Daha fazla kaynak görmek isteyenler, “el-Müracaat” kitabıyla birlikte ek olarak basılan “Sebil’ün- Necat” kitabına başvurabilirler; orada bu konuyla ilgili 300’den fazla kaynak zikredilmiştir.

    [3]- Sahih-i Müslim, Sahih-i Buharî ve diğer birçok kitaplarda nakledilmiştir. Zemahşerî de, Tefsir’ul-Keşşaf’da Mübahele ayetinin tefsirinde zikretmiştir.

    [4]- Şûra Suresi, 23.

    [5]- “Hz. Peygamber’in yakınlarından maksat; Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin’dir.” diyen pek çok kitap vardır. Örneğin; Şevahid’ut-Tenzil (Haskanî), c. 2, s. 130, h. 822-828, 832-834 ve 838; Menakıb-ı Ali bin Ebî Talib (İbn-i Meğazilî), s. 307, h. 352; Zehair’ul-Ukba (Taberî), s. 25, h. 138; es-Savaik’ul-Muhrika (İbn-i Hacer), s. 101, 135 ve 136; Metalib’us- Suul (İbn-i Talha), s. 8, Tahran basımı ve c. 2, s. 21, Necef basımı; Kifayet’ut- Talib (Genci-i Şafiî), s. 91-93. “el-Müracaat” kitabında bu sözü nakleden 35 kitabın isimi zikredilmiştir.

    [6]- Âl-i İmran Suresi, 31.

    [7]- Âl-i İmran Suresi, 61.

    [8]- Ahzab Suresi, 56.

    [9]- Tefsir-i Kebir, Ahzab Suresi, 56. ayetin tefsiri.

    [10]- Vesail’uş- Şia, c. 4, s. 122.

    [11]- Mir’at’ul-Ukul, c. 12, s. 96.

    [12]- Allâme Firuzabadî, Sekaleyn hadisini nakleden kitaplardan bazılarının isimlerini şöyle nakletmiştir: Müsned-i Ahmed, c. 4, s. 366 ve c. 3, s. 17; Menakıb-ı Ehl-i Beyt (Tirmizî), c. 2, s. 380; Müstedrek’üs- Sahihayn (Hakim), c. 3, s. 109; Sünen-i Beyhakî, c. 2, s. 148; Sünen-i Daremî, c. 2, s. 431; Kenz’ül- Ummal, c. 1, s. 45 ve c. 7, s. 102; Müşkil’ül- Âsar, c. 4, s. 368; Sahih-i Tirmizî, c. 2, s. 308; Üsd’ül- Gabe, c. 2, s. 12 ve Hasais’un- Nesaî, s. 21.

    [13]- el-Kâfi, c.1, s. 308, bab: “Men mate ve leyse lehu İmamun”, h. 3 ve c. 2, s. 18, h. 9; Bihar’ul-Envar, c. 23, s.76, bab: “Vücub-u Marifet’il- İmam”, h. 1-3; s. 77, h. 4-6; s. 78, h. 7 ve 9; s. 81, h. 18 ve Kenz’ül- Ummal, c. 1, s. 103, h. 463 ve 464.

    [14]- Müstedrek’üs- Sahihayn, c. 2, s. 343; (Bu hadis Müslim’in şartına göre sahihtir.) Kenz’ül- Ummal, c. 6, s. 216; Tarih-i Hatib-i Bağdadî, c. 12, s. 19; Hilyet’ul-Evliya, c. 4, s. 306; Mecma’uz- Zevaid, c. 9, s. 163 ve el-Mu’cem’ul-Kebir, c. 1, s. 125.

    [15]- Cami’us- Sağir, c. 1, s. 415, h. 2705.

    [16]- Müstedrek’üs- Sahihayn, c. 3, s. 149; es-Savaik’ul-Muhrika (İbn- i Hacer), s. 68 ve Kenz’ül- Ummal, c. 6, s. 217.

    [17]- Sahih-i Tirmizî, c. 12, s. 85; Tefsir-i Taberî, c. 22, s. 7; Tefsir-i İbn-i Kesir, c. 3, s. 485; Müşkil’ül- Âsar (Tahavî), c. 1, s. 335 ve el-Fusul’ül- Mühimme Fi Ahval’il- Eimme (İbn- i Sabbağ), s. 25.

    [18]- Zehair’ul-Ukba (Taberi), s. 17.

    [19]- Uyun-u Ahbar’ir-Rıza, c. 1, bab: 28, h. 64 ve Mean’il-Ahbar (Saduk), s. 180

    [20]- Bihar’ul-Envar, c. 2, s. 185, h. 7.

    [21]- Bihar’ul-Envar, c. 2, s. 184, h. 5.


    yukardaki konu hakkında herkesin görüşünü bekliyorum .
    kaynak .www.ehlibeytnuru.com ondört masum pak
    ehlibeyt nicki ve kuranda ve hadiste ehlibeyt konusu

  2. #2

    Kayıt Tarihi
    21-05-2009
    Mesajlar
    831
    Karizma Gücü
    4
    kuranda ehlibeyt yok diyenlere sadece bir kaç ayetten örnek isteyen insan süresi 7 -8-9- veya rad süresi 7 veya rad 43 .bakabilir daha çoktur .ama insan kuranın tefsirini bilmeden kendi yorumladımı yanlış itikatlara sapabilir veya inançlara sadece kuran yeter diyenlere gene kurandan cevap

  3. #3
    RAMAZAN TOPTAŞ adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    14-07-2009
    Mesajlar
    9,424
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    4
    7 – Bu kullar, dünya hayatında iken sözlerinde durur, adadıkları şeyi yerine getirir ve felaketi bütün ufukları tutan kıyamet gününden endişe ederlerdi.
    8 – Kendileri de ihtiyaç duydukları halde yiyeceklerini, sırf Allah’ın rızasına ermek için fakire, yetime ve esire ikram ederler.
    9 – Ve derler ki: “Biz size sırf Allah rızası için ikram ediyoruz, yoksa sizden karşılık


    7 – Kâfirler diyorlar ki: “Ona Rabbinden bir mûcize indirilmeli değil miydi?” Sen, ey Resulüm, sadece bir uyarıcısın. Her millete bir yol gösteren vardır. [17,59; 2,272; 35,24]
    43 – Dini inkâr edenler: “Sen Peygamber değilsin” diyorlar. De ki: “Benimle sizin aranızda şahit olarak Allah yeter, bir de nezdinde kitap ilmi bulunanlar.” [26,197; 7,156-157]

    HAMZA KARDEŞ BU AYETLERE BAK BAKAYIM EHLİBEYT VEYA PEYGAMBERİMİZİN AKRABALARI KASTEDİLİYORMU. KIRMIZI İLE İŞARETLEDİĞİM YER ONU SİZMİ BİLİYORSUNUZ YOKSA ALLAHMI BEN SİZE DİYORUMKİ ALLAH ÖBÜR DÜNYADA DİYE YEKİLERİNİ GASP ETMEYİN, HADİ AŞMAYIN ZİRA HADDİ AŞANLARI ALLAH SEVMEZ BÜYÜKLÜK TASLAYIP BANA ALLAH TORPİL GEÇTİ DİYİPTE KENDİNDE DİNİ DERECE GÖRENLERİDE SEVMEZ SİZDE BENİM GİBİ SIRADAN BİR KUL OLUN. SİZ BÖYLE AYETLERİ KURANDAN OKUYORMUŞ GİBİ YAPITA ÇARPITIRSANIZ. BU ARKADAŞLARDA ELBETTE DİNDE KARARLI BİR YOL BULUP ÇIKIŞ YAPAMAZLAR.

    HA ŞUNU DİYEBİLİRSİN KARDEŞ SENİN İNANDIĞIN KURAN AYRI DERSEN O BAŞKA. Benim inandığım kuranda kimseye ayrıcalık yoktur. Ayrıcalık öbür dünyada ALLAH huzurunda olacaktır.
    CUMA6 – De ki: “Ey kendilerine Yahudi diyenler! İnsanlar arasında yalnız kendinizin Allah’ın dostları olduğunu iddia ettiğinize göre, bu iddianızda tutarlı iseniz, haydi hemen ölmeyi temenni edin de bir an önce O’na kavuşun.
    ENBİYA23 – O, yaptıklarından sorumlu değildir. O’nu sorguya çekecek kimse yoktur, ama insanlar mutlaka sorgulanacaklardır.
    30 – Hakkı, inkâr edenler görüp bilmediler mi ki göklerle yer bitişik (bir bütün) idi, onları Biz ayırdık, hayatı olan her şeyi sudan yaptık. Hâlâ inanmayacaklar mı?

  4. #4

    Kayıt Tarihi
    21-05-2009
    Mesajlar
    831
    Karizma Gücü
    4
    Alıntı RAMAZAN TOPTAŞ tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    7 – Bu kullar, dünya hayatında iken sözlerinde durur, adadıkları şeyi yerine getirir ve felaketi bütün ufukları tutan kıyamet gününden endişe ederlerdi.
    8 – Kendileri de ihtiyaç duydukları halde yiyeceklerini, sırf Allah’ın rızasına ermek için fakire, yetime ve esire ikram ederler.
    9 – Ve derler ki: “Biz size sırf Allah rızası için ikram ediyoruz, yoksa sizden karşılık


    7 – Kâfirler diyorlar ki: “Ona Rabbinden bir mûcize indirilmeli değil miydi?” Sen, ey Resulüm, sadece bir uyarıcısın. Her millete bir yol gösteren vardır. [17,59; 2,272; 35,24]
    43 – Dini inkâr edenler: “Sen Peygamber değilsin” diyorlar. De ki: “Benimle sizin aranızda şahit olarak Allah yeter, bir de nezdinde kitap ilmi bulunanlar.” [26,197; 7,156-157]

    HAMZA KARDEŞ BU AYETLERE BAK BAKAYIM EHLİBEYT VEYA PEYGAMBERİMİZİN AKRABALARI KASTEDİLİYORMU. KIRMIZI İLE İŞARETLEDİĞİM YER ONU SİZMİ BİLİYORSUNUZ YOKSA ALLAHMI BEN SİZE DİYORUMKİ ALLAH ÖBÜR DÜNYADA DİYE YEKİLERİNİ GASP ETMEYİN, HADİ AŞMAYIN ZİRA HADDİ AŞANLARI ALLAH SEVMEZ BÜYÜKLÜK TASLAYIP BANA ALLAH TORPİL GEÇTİ DİYİPTE KENDİNDE DİNİ DERECE GÖRENLERİDE SEVMEZ SİZDE BENİM GİBİ SIRADAN BİR KUL OLUN. SİZ BÖYLE AYETLERİ KURANDAN OKUYORMUŞ GİBİ YAPITA ÇARPITIRSANIZ. BU ARKADAŞLARDA ELBETTE DİNDE KARARLI BİR YOL BULUP ÇIKIŞ YAPAMAZLAR.

    HA ŞUNU DİYEBİLİRSİN KARDEŞ SENİN İNANDIĞIN KURAN AYRI DERSEN O BAŞKA. Benim inandığım kuranda kimseye ayrıcalık yoktur. Ayrıcalık öbür dünyada ALLAH huzurunda olacaktır.
    kARDEŞİM ÖNCELİKLE SEN OAYETLERİN TEFSİRLERİNE BAK ORDA EHLİBEYTİ GÖRÜRSÜN PEYGAMBERİN S.A.A HADİSLERİNDE MEVCUTTUR .MESELA HER KAVMİN HİDAYET EDİCİSİ KİM PEKİ VEYA KİTABIN İLMİ OLAN KİMDİR .VEYA İNSAN SÜRESİNDEKİ O SÖZLERİ SÖYLEYEN KİMLERDİR .SEN ALLAHIN C.C. KURANDA TEK TEK İSİM VERMESİNİMİ BEKLİYORSUN .YUKARDAKİ AYETLERİN TEFSİRLERİNDEKİ PEYGAMBERİN HADİSLERİNİ NİYE KABUL ETMİYORSUN .

  5. #5
    RAMAZAN TOPTAŞ adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    14-07-2009
    Mesajlar
    9,424
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    4
    ehlibeyt hepimiziz bütün inanalar sende bunu anla, insanlara sen busun sen şusun deyip durma dinimiz kimseye aurıcalık tanımaz bu dünyada ayrıcalık takva ile öbür dünyada hala bu dereceleri neden istiyorsunuz. Çeşmenin sahibi olmakmı istiyorsunuz çeşmenin sahibi ALLAHdır. ALLAH nasılsa öbür dünyada biz sahip çıkalım diye düşünmeyin nasılsa onun yanına varacaksınız. EGER ÇEŞMEYİ YARATAN OLDUĞUNA İNANIYORSANIZ. VE İNANIYORSANIZ ŞEYTANIN DÜŞTÜĞÜ HATAYA DÜŞÜPTE KİMSEYE ÜSTÜNLÜK TASLAMAYIN HEPİMİZ YARATILDIR. ŞEYTANDA HİÇ YARATILANLA YARATAN BİR OLURMU?
    CUMA6 – De ki: “Ey kendilerine Yahudi diyenler! İnsanlar arasında yalnız kendinizin Allah’ın dostları olduğunu iddia ettiğinize göre, bu iddianızda tutarlı iseniz, haydi hemen ölmeyi temenni edin de bir an önce O’na kavuşun.
    ENBİYA23 – O, yaptıklarından sorumlu değildir. O’nu sorguya çekecek kimse yoktur, ama insanlar mutlaka sorgulanacaklardır.
    30 – Hakkı, inkâr edenler görüp bilmediler mi ki göklerle yer bitişik (bir bütün) idi, onları Biz ayırdık, hayatı olan her şeyi sudan yaptık. Hâlâ inanmayacaklar mı?

  6. #6

    Kayıt Tarihi
    21-05-2009
    Mesajlar
    831
    Karizma Gücü
    4
    - İnsan (Dehr) Sûresi
    "Şüphesiz ki iyiler, karışımı kâfur olan bir kadehten içerler. Bir kaynak ki, Allah’ın kulları ondan içerler ve onu fışkırtarak akıtırlar. Onlar, adaklarını yerine getirirler ve şerri (kötülüğü) yaygın olan bir günden korkarlar. Kendi canları çektiği halde, yemeği yoksula, yetime ve esire yedirirler. “Biz size, ancak Allah rızası için yediriyoruz; sizden ne bir karşılık istiyoruz, ne de bir teşekkür. Biz, asık suratlı, sert bir günden dolayı Rabbimizden korkuyoruz.” Böylece Allah, onları o günün şerrinden korumuş ve onları bir parlaklığa ve bir sevince kavuşturmuştur. Sabretmelerine karşılık da, onları cennetle ve ipekle ödüllendirmiştir. Orada tahtlar üzerine yaslanmış olarak bulunurlar. Ne yakıcı bir sıcak görürler orada, ne de dondurucu bir soğuk. (Cennet ağaçlarının) Gölgeleri üzerlerine sarkmış ve (meyvelerinin) devşirilmesi kolaylaştırıldıkça kolaylaştırılmış. Çevrelerinde gümüşten kaplar ve billûr kupalar dolaştırılır. Gümüşten billûrlar ki, belli bir ölçüde belirlemişlerdir onları. Orada onlara bir kadeh içirilir ki, karışımı zencefildir. Oradaki bir pınardan ki, "Selsebil" olarak adlandırılır. Çevrelerinde ölümsüz gençler dolaşır durur. Onları gördüğünde, saçılmış inciler sanırsın. Nereye baksan, bir nimet ve büyük bir mülk görürsün. Üzerlerinde ipekten ince ve kalın yeşil elbiseler vardır; gümüşten bileziklerle de bezenmişlerdir. Rableri onlara tertemiz bir içki içirmiştir. Bu, sizin için bir mükâfattır ve gayretiniz karşılığını bulmuştur."

    (İnsan Sûresi: 5-22)

    Hiç kuşkusuz, bu ayetlerde cennet ile müjdelenen Ehl-i Beyt’tir. Onlara uyan ve onların yolunda hareket eden kimseler de onlarla birlikte mahşur olur.

    Zemahşerî, bu ayetlerin tefsirinde şöyle diyor:

    “İbn-i Abbas (r.a) nakletmiştir: “Bir gün Hasan ve Hüseyin hasta olmuşlardı. Hz. Peygamber (s.a.a) ashaptan bir grup ile birlikte onları görmeye gittiler. Bu ziyaret esnasında: “Ey Ebe'l-Hasan, çocuklarının şifası için bir adak ada." buyurdular. Ali (a.s), Fatıma (a.s) ve hizmetçileri Fizze, her üçü, "Hasan ve Hüseyin (a.s) şifa bulurlarsa, üç gün oruç tutacağız." diye nezrettiler. Hasan ve Hüseyin (a.s) şifa buldular. Fakat o günlerde evlerinde yiyecek herhangi bir şey yoktu. Ali (a.s), Şem’un isimli bir Yahudiden üç sa' miktarında arpa borç aldı. Hz. Fatıma (a.s) onun bir sa'ını öğütüp kendi sayılarınca beş adet ekmek pişirdi. Onları iftar vakti yemek için önlerine koydukları sırada, bir dilenci kapının önünde durup şöyle seslendi: “Selâm olsun size Ey Muhammed’in Ehl-i Beyt'i! Ben bir fakirim; bana yiyecek verin, Allah size cennet sofralarından yedirsin." Bunun üzerine, hepsi fedakârlık edip ekmeklerini dilenciye verdiler ve kendileri suyla iftar edip o geceyi öylece sabahladılar. Ertesi gün yine oruç tuttular. Akşam vakti sofra başına oturup iftar edecekleri sırada, bu sefer bir yetim kapıya gelip yiyecek istedi. Onlar da ekmeklerini ona verdiler ve o gün de aç kaldılar. Üçüncü gün iftar vakti bir esir gelip yiyecek istedi. Onlar da iftarlıklarını ona verdiler. Ertesi gün Hz. Ali (a.s), Hasan ve Hüseyin (a.s)’ın ellerinden tutup Hz. Peygamber (s.a.a)'in huzuruna geldiler. Hz. Peygamber, onları açlıktan titrer halde görünce şöyle buyurdu: “Sizi bu halde görmek bana çok ağır geliyor.” Daha sonra onlarla beraber Fatıma (a.s)'ın evine geldiler. Hz. Peygamber kızı Fatıma (a.s)'ı mihrabında açlıktan karnı vücuduna yapışmış ve gözleri çukurlaşmış bir halde gördü. Bu manzara, Peygamber'i çok üzdü. Bu sırada Cebrail (a.s) nazil oldu ve: “Ey Muhammed! Allah böyle Ehl-i Beyt'ten dolayı seni müjdeliyor.” dedi ve İnsan Sûresini Peygamber (s.a.a)’e okudu."[21]

    Bu husustaki hadislerin ifadelerinde biraz değişiklik olmasına rağmen hepsi, bu ayetlerin, Ali (a.s), Fatıma (a.s) Hasan (a.s) ve Hüseyin (a.s)'ın hakkında nazil olduğunu açıkça ortaya koymaktadırlar. Ehl-i Beyt İmamlarından da bu hususta birçok hadis nakledilmiştir.

    Bu ayetler, Ehl-i Beyt (a.s)'ın, Allah’ın “ebrar=iyiler" olarak nitelendirdiği kulları olduğunu bildirmekte ve onları cennetle müjdelemektedir.

  7. #7

    Kayıt Tarihi
    21-05-2009
    Mesajlar
    831
    Karizma Gücü
    4
    ahzap 33 ehlibeytin temiz olduğunu masum olduğunu söylüyor bütün insanalr masum değilki sen kendini günahsızmı sayıyrosun

  8. #8
    RAMAZAN TOPTAŞ adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    14-07-2009
    Mesajlar
    9,424
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    4
    Kardeşim sen kimin yolundan gittiğin beni ilgilendirmez, ben sadece kendi fikirlerimi söylüyorum. Bende ALLAHIN ve Onun Peygamberinin vasıtası ile indirmiş olduğu Kuranın yolundan gidiyorum.
    O kitabın yanına sanki kitapta eksik husus bırakılmış gibi ehlibeytin düşünceleri ile eklenen ve bana üstünlük taslayan varislerini tanımama imkân yok.

    BEN ALLAHA VE ONUN KİTABINA İNANIYOR VE O KİTAPTA HİÇBİRŞEYİN EKSİK OLDUĞUNU DÜŞÜNMÜYORUM VE VESİLELERİN ALLAHDAN GELDİĞİNE İNANAN SIRADAN BİR KULUM.

    SİZE TAVSİYEM ALLAH RIZASINI KAZANMAK. PİR, DERVİŞ, ŞIH, HACI HOCADAN DAHA ÖNEMLİ İSE, SİZDE BANA UYUN BEN SİZE ÜSTÜNLÜKTE TASLAMIYORUM, ÜCRETTE İSTEMİYORUM.

    HA…. DİN BİLGİNLERİNİN KİTAPLARI ALINIR OKUNUR DİĞER İNSANLAR NE DÜŞÜNÜYOR, ONLARDAN BİR ŞEYLER ALABİLİRMİYİM, ACABA BEN YANLIŞMI YAPIYORUM DİYE, SİZDE BÖYLE YAPIN KENDİSİNE ŞEYTAN GİBİ ÜSTÜNLÜK TASLAYAN İNSANLARA UYMAYIN ONLAR AYAKLARINIZI KAYDIRIRLARDA SİZE YARDIM EDECEK KİMSEYİ BULAMASINIZ. GELİN SİZDEN BİR ÜCRET İSTEMEYEN VE İNTERNETTEN GELEN ŞU SIRADAN KULA UYUN. BAKIN SİZE ÜSTÜNLÜKTE TASLAMIYOR. BELKİDE ALLAH SİZE ONU VESİLE KILIYORDUR. ALLAHDAN BAŞKA KİM BİLELBİLİR.

    7 – Bu muazzam kitabı sana indiren O’dur. Onun âyetlerinin bir kısmı muhkem olup bunlar Kitabın esasıdır. Âyetlerin bir kısmı ise müteşabihtir. Kalplerinde eğrilik olanlar sırf fitne çıkarmak, insanları saptırmak ve kendi arzularına göre yorumlamak için müteşabih kısmına tutunup onlarla uğraşır dururlar. Halbuki onların hakikatini, gerçek yorumunu Allah’tan başkası bilemez. İlimde ileri gidenler: “Biz ona olduğu gibi inandık. Hepsi de Rabbimizin katından gelmiştir.” derler. Bunları ancak tam akıl sahipleri düşünüp anlar ve şöyle yalvarırlar
    8 – “Ey bizim kerîm Rabbimiz, bizi doğru yola ilettikten sonra kalplerimizi saptırma ve katından bize bir rahmet bağışla. Şüphesiz bağışı bol olan vehhab Sensin Sen!”
    16 – De ki: “Dindarlık derecenizi siz mi Allah’a bildireceksiniz? (Allah sanki bunu bilmiyor da sizin iddianıza mı bakacak?) Halbuki Allah bunu bildiği gibi, göklerde ve yerde ne varsa bilir. Evet, Allah her şeyi hakkıyla bilir.”
    56 – Kendilerine ulaşan hiçbir delil olmaksızın Allah’ın âyetleri hakkında ileri geri tartışanların içlerinde olan duygu, sırf bir büyüklük kompleksinden başka bir şey değildir, ama onlar o özendikleri dereceye asla ulaşamazlar.Sen onların şerrinden Allah’a sığın.Çünkü O, her şeyi tam mânasıyla işitir ve bilir.
    17 – Yaratan hiç yaratamayana benzer mi? Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız?
    93 – Allah adına yalan uydurandan, yahut kendisine hiçbir şey vahyedilmediği halde “Bana da vahyolundu.” diyenden, bir de, “Allah’ın indirdiği âyetler gibi ben de indiririm.” diye iddia edenden daha zalim kimse olabilir mi?Ölümün şiddetleri içinde kıvranırken, ölüm meleklerinin de yakalarına yapışıp kendilerine: “Haydi, derhal ruhlarınızı çıkarıp teslim edin! Bugün zillet azabıyla cezalanacaksınız; çünkü Allah hakkında gerçek dışı şeyler söylüyordunuz ve çünkü kibirlenerek O’nun âyetlerinden yüzçeviriyordunuz!” diye haykırdıkları sırada sen o zalimlerin halini bir görsen!
    116 – Kendi dillerinizin yalan yanlış nitelendirmesiyle uydurduğunuz yalanı Allah’a mal ederek “bu helâldir, şu haramdır” demeyin.Çünkü Allah adına yalan söyleyenler asla iflah olmazlar.
    CUMA6 – De ki: “Ey kendilerine Yahudi diyenler! İnsanlar arasında yalnız kendinizin Allah’ın dostları olduğunu iddia ettiğinize göre, bu iddianızda tutarlı iseniz, haydi hemen ölmeyi temenni edin de bir an önce O’na kavuşun.
    ENBİYA23 – O, yaptıklarından sorumlu değildir. O’nu sorguya çekecek kimse yoktur, ama insanlar mutlaka sorgulanacaklardır.
    30 – Hakkı, inkâr edenler görüp bilmediler mi ki göklerle yer bitişik (bir bütün) idi, onları Biz ayırdık, hayatı olan her şeyi sudan yaptık. Hâlâ inanmayacaklar mı?

  9. #9
    RAMAZAN TOPTAŞ adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    14-07-2009
    Mesajlar
    9,424
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    4
    Alıntı hamza76 tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    ahzap 33 ehlibeytin temiz olduğunu masum olduğunu söylüyor bütün insanalr masum değilki sen kendini günahsızmı sayıyrosun
    gene ne konuştugunu farkında degil peki sen kendini ne sanıyorsun, senmi karar vereceksin benim günahlı veya günahsız olduguma, kardeşim allaha ait olan yetkileri allah adına konuşuyormuş gibi yapıpta haksız yere kullanmayın. Bak kardeşim sen ehlibet derken peygamberimizin yakınları ve cenetle mücdelenenleri kastediyorsun sanırım, peki ben sana sorarım onlardan yaşayan varmıda onlara uyacagım. Bana söylermisin onların soyundan gelenlerin günahsız olduğunun bir kanıtı varmı? Kime iman verecegine allahın sizmi karar veriyorsunuz. Nuh peygamberin oğluna ve daha nice peygamberlerin çocuklarına iman vermemiş olan allah ehlibeytin soyundan gelenlere iman verecegine dair kuranda bir ayet varmı. Neden böyle kendinizi saptırmak için yol arayışında oluyorsunuz.

    Neden bu üstünlük anlayışınız ile benden bir derece üstün olmak zorundamısınız din kardeşi olupta eşit olsak olmazmı.
    CUMA6 – De ki: “Ey kendilerine Yahudi diyenler! İnsanlar arasında yalnız kendinizin Allah’ın dostları olduğunu iddia ettiğinize göre, bu iddianızda tutarlı iseniz, haydi hemen ölmeyi temenni edin de bir an önce O’na kavuşun.
    ENBİYA23 – O, yaptıklarından sorumlu değildir. O’nu sorguya çekecek kimse yoktur, ama insanlar mutlaka sorgulanacaklardır.
    30 – Hakkı, inkâr edenler görüp bilmediler mi ki göklerle yer bitişik (bir bütün) idi, onları Biz ayırdık, hayatı olan her şeyi sudan yaptık. Hâlâ inanmayacaklar mı?

  10. #10

    Kayıt Tarihi
    21-05-2009
    Mesajlar
    831
    Karizma Gücü
    4
    ne oldu hani insan süresi ehlibeyt hakkında inmemişti gördünmü ehlibeyt hakkında inmiş ama sen bunu idrak edemeyecek kadar ilmin yok sizin alimleriniz bile bunu kabul ediyor biraz hakikatı görsende

 

 

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •