• Reklam
Sayfa: 1 | Toplam: 3 123 SonSon
22 sonuçtan 1 --- 10 arası gösteriliyor
  1. #1

    Kayıt Tarihi
    21-05-2009
    Mesajlar
    831
    Karizma Gücü
    4

    Ehlisünnet Peygamber'in Sünnetini Bilmiyor

    Ehlisünnet Peygamber'in Sünnetini Bilmiyor
    Saygıdeğer okuyucu; bu başlığa şaşırmayın. Çünkü Allah'a şükürler olsun ki siz doğru yoldasınız ve Allah'ın hoşnutluğunu kazanmak için uğraşıyorsunuz. Öyleyse gereksiz taassupları bir kenara bırakın ve şeytanın hilelerine kanmayın. Bu hilelerin ve inadın sizin hedefinize ve ebedî cennete ulaşmanıza engel olmasına izin vermeyin.

    Daha önce de söylediğimiz gibi kendilerine Ehlisünnet ve'l-Cemaat diyenler, dördüncü halifeyi kabul etmektedirler. O halifeler Ebubekir, Ömer, Osman ve Hz. Ali'dir (a.s). Bunlar herkesin bildiği şeyler. Ancak acı gerçek şu ki; yine bu Ehlisünnet, Hz. Ali'yi (a.s) uzun yıllar dört halifeden biri olarak tanımıyor, hatta halifeliğini gayri meşru olarak biliyordu. Çok sonraları onu dördüncü halifeden biri olarak saydılar ki, bu da tam olarak hicretin 230. yılında Ahmed b. Hanbel'in zamanında olmuştur.

    Şiî olmayan sahabeler, halifeler, padişahlar ve emirler Ebubekir'den tutun Abbasî halifesi Mutasım'ın zamanına kadar Hz. Ali'nin hilafetini kesinlikle kabul etmediler. Hatta minberlerde Hz. Ali'ye lanet okunurdu. Onu Müslüman olarak dahi görmezlerdi. Çünkü hiçbir Müslüman'a minberlerde lanet okunmaz.

    Ebubekir ve Ömer'in, Hz. Ali'yi siyaset meydanından nasıl uzaklaştırdıklarını gördük. Osman ise başa geldiğinde diğerlerinden daha çok ona saygısızlık etti. Öyle ki Hz. Ali'yi (a.s) tıpkı Ebu Zer gibi sürgüne göndermekle tehdit ediyordu. Muaviye başa gediğinde ise Hz. Ali'ye (a.s) lanet etme konusunda çok çaba göstererek insanları bu işe emretti. Emevî halifelerinin hepsi, bütün köy ve şehirlerde Muaviye'nin bu sövme geleneğini 80 yıl boyunca devam ettirdiler.[50]

    Hz. Ali Şiîlerine karşı bu lanet ve kin dolu yaklaşım ise 90 sene sürdü. Öyle ki, Abbasî halifesi Mütevekkil, 240 yılında Hz. Ali ve Hz. Hüseyin'in (a.s) kabirlerinin yıkılmasını emretti. Yaşadığı dönemde kendisine müminlerin emiri diye hitap edilen Velid b. Abdülmelik, Cuma hutbesinde halka hitaben şöyle dedi: "Peygamber'in, Hz. Ali'ye dönerek 'Ey Ali, sen bana Harun'un Musa'ya olduğu nispettesin' dediği bu hadis doğrudur, fakat tahrif edilmiştir. Aslında Peygamber şöyle buyurmuştur: 'Ey Ali, sen bana Karun'un Musa'ya olduğu nispettesin.' Dolayısıyla bu hadisi duyanlar yanlış duymuşlardır."[51]

    Mutasım'ın zamanında mürtetler ve Allah'ı inkâr edenler çoğalmışlardı. İslam âlimleri ise onlarla kıyasıya mücadele içindelerdi. Hülefa-i Raşidîn zamanı artık geçmiş, insanlar önemsiz işlerle meşgul olmaya başlamıştı.

    Ahmed b. Hanbel, Kurân'ın kadîm (ezelî) olduğu inancındaydı. İnsanlar yöneticilerin inancını taşıyor, Kurân'ı mahluk olarak görüyorlardı. Ahmed b. Hanbel, Mutasım'ın korkusundan bu inancından kurtuldu ve böylece meşhur oldu. Mütevekkil'in zamanında ise hadisçilerin[52] en gözdesi hâline geldi. İşte bu dönemde Hz. Ali'yi diğer üç halifeye ekleyerek onu dördüncü halife olarak kabul ettiler ve hülefa-i raşidînden sayarak saygıyla anmaya başladılar. Belki de Ahmed b. Hanbel, Hz. Ali hakkında okuduğu sahih rivayetlerden etkilenmişti. Bu rivayetler halifelerin hoşuna gitmese de yok edilmedi.

    Ahmed b. Hanbel şöyle diyor: "Peygamber'in sahabeleri arasında, Hz. Ali hakkındaki hasen senetli hadislerin hiçbiri, hiçbir sahabe hakkında elimize ulaşmamıştır." Böylece Ahmed b. Hanbel, o zamana kadar Hz. Ali'yi halife statüsünde görmeyenler arasında onun hilafetini doğru ve muteber saydı.

    Deliller
    Tabakat-ı Hanabile'de (Ehlisünnet'in meşhur kitaplarından) İbn-i Ebi Ye'la, kendi senediyle Verize-i Hamesî'nin şöyle dediğini nakleder:

    "Ahmed b. Hanbel'in yanına gittim. O dönemler Ahmed b. Hanbel, Ali'yi (r.a) raşid halifelerin dördüncüsü olarak kabul ediyordu.[53] Ona dedim ki: Ey Ebu Abdullah! Senin bu yaptığın Talha ve Zübeyr'e karşı bir tutumdur!

    Ahmed b. Hanbel: Bu ne biçim söz? Biz niye onlarla savaşalım? Onun adını niye analım, dedi.

    Dedim ki: Allah seni hidayet etsin. Sen hilafeti dörde çıkardığın, Ali'yi itaati vacip bir imam olarak gördüğün ve geçmişteki imamların hakkını ona geri verdiğin zaman biz direkt olarak sahabeyle karşı karşıya gelmiş oluyoruz!

    Ahmed b. Hanbel: Neden bu işi yapmayayım, diye sordu.

    Ben de dedim ki: Ömer'in oğlu Abdullah'ın söylediği hadisten dolayı…

    Ahmed b. Hanbel dedi ki: Ömer, oğlundan daha üstündür. Çünkü o, Ali'nin Müslümanların halifesi olmasına razıydı ve ona şurada yer vermişti. Bu yüzden de Ali kendisini müminlerin emiri olarak adlandırmıştı. Ben nasıl olur da ona müminlerin emiri değil, derim?

    Ahmed b. Hanbel'in verdiği cevaptan sonra onunla konuşmamı yarıda kestim ve oradan ayrıldım."[54]

    Bu konuşmalardan çıkaracağımız sonuç şudur: Demek oluyor ki Ehlisünnet, Ahmed b. Hanbel'in dönemine kadar Hz. Ali'yi meşru bir halife olarak kabul etmiyordu. Açıktır ki Ahmed b. Hanbel isimli bu muhaddis, Ehlisünnet ve'l-Cemaat'in önderi ve sözcüsü idi. Onlar Ali'nin (a.s) hilafetini kabul etmiyor, Ehlisünnet'in fakihi olan Abdullah b. Ömer'in delillerine dayanıyorlardı.

    Kurân'dan sonra en muteber kitap olarak tanıdıkları Sahih-i Buharî'de de bu hadis geçmektedir. O halde Ehlisünnet, bu kaynağa dayanarak Ali'nin (a.s) hilafetini de resmen tanımamalıydı.

    Biz bu rivayete Zikir Ehline Sorun adlı kitabımızda da yer vermiştik. Ama herkesin bilgi sahibi olması için tekrar değiniyoruz.

    Buharî, Sahih'inde, Abdullah b. Ömer senediyle şöyle rivayet etmiştir: "Biz, Peygamber zamanında insanların birbirlerine karşı üstünlüklerinden söz ediyorduk. Üstünlük sıralamasına göre önce Ebube-kir'i, sonra Ömer b. Hattab'ı, sonra da Osman b. Affan'ı söylerdik. Allah onlardan razı olsun."[55]

    Buharî, adı geçen kitabında bu rivayetten daha açık bir rivayete de yer vermiştir. Zira Abdullah b. Ömer şöyle diyor: "Biz, Peygamber zamanında hiç kimseyi Ebubekir'le eş tutmuyorduk. Ondan sonra Ömer'i, sonra Osman'ı üstün biliyorduk. Sonra da Peygamber'in diğer sahabelerini üstün bildik ve hepsini eşit gördük."[56]

    Yukarıdaki rivayetlere dikkat edersek, içinde ne Peygamber'in bir görüşü var, ne de Peygamber'in ahlakına uygun bir yaklaşım. Zira yukarıdaki rivayet tamamıyla Abdullah b. Ömer'in Hz. Ali'ye olan düşmanlığının bir ifadesinden ibarettir. Ehlisünnet de mezhebini bu temel üzere inşa etmiştir.

    Ümeyye oğullarına gelinince; onlar da bu ve benzeri rivayetlere dayanarak Hz. Ali'ye küfretmeyi caiz görmüşlerdir. Muaviye zamanından Mervan b. Muhammed b. Mervan zamanına, yani hicrî 132 yılına kadar minberlerde Hz. Ali'ye lanet okunurdu. Ali Şiîlerini ve bu tür siyasetlerine ters düşen kimseleri acımadan öldürürlerdi.[57]

    Abbasîlerin başa geçmesiyle Ebul Abbas Seffah dönemi olan hicrî 132 yılından Mütevekkil'in dönemi olan hicrî 247 yılına kadar Ali ve takipçilerine olan düşmanlık farklı yöntemlerle ve farklı şekillerle yine devam etti. Zira Abbasîler, Peygamber ailesi ve Şiîleri adına hilafeti ele geçirdiklerini savunuyorlardı. Siyasî çıkarlarından dolayı minberlerde lanet okumasalar da, özel toplantılarında Ümeyye oğullarından daha ileri gidiyorlardı.

    Onlar tarihte yaşanan olaylardan gereken dersi almışlardı ve bu yüzden Ehlibeyt'in mazlumiyetini halka anlatarak bunu bir kalkan olarak kullandılar. Kurnaz bir taktikle gelişen olaylardan kendi lehlerine faydalanmaya çalıştılar. Kendilerini Ehlibeyt imamlarına (a.s) yakın göstererek halkın ayaklanmasını önlemeye çalışıyorlardı.

    Harun oğlu Memun, İmam Rıza'ya (a.s) aynen bu taktikle yaklaşmış, tahtını sağlama aldıktan sonra ayaklanmaları bastırıp, tam rahatladıktan sonra imamlara ve onların Şiîlerine tekrar zulüm ve hakaret etmeye başlamıştı. Tıpkı Hz. Ali'ye düşmanlığıyla tanınmış Abbasî halifesi Mütevekkil gibi… Zira Mütevekkil de kendi döneminde İmam Ali ve İmam Hüseyin'in (a.s) türbelerini ateşe vermişti.

    Bu delillerden dolayıdır ki bizler, Ehlisünnet'in, Ahmed b. Hanbel zamanına kadar Hz. Ali'ye ve hilafetine pek sıcak bakmadığını savunduk.

    İlk olarak Ahmed b. Hanbel, Hz. Ali'yi halife olarak tanırken hadis ehli bunu kabul etmedi. Çünkü onlar Abdullah b. Ömer'e tâbi idiler. Ahmed b. Hanbel'in verdiği bu kararın insanlar tarafından kabul görmesi uzun bir zaman aldı. Hanbelîler, Ahbed b. Hanbel'in bu kararından dolayı kendilerini Ehlibeyt dostu olarak gösterebiliyordu. Bu yüzden de Malikî, Şafiî ve Hanefî mezheplerine göre daha çok taraftar toplamayı başarmışlardı.

    Sonuç olarak bu düşünceyi kabul etmeleri gerekiyordu. Zamanla Ehlisünnet ve'l-Cemaat, Ahmed b. Hanbel'in bu sözünde birleşti ve Peygamber halifelerinin sayısı dört olarak kabul gördü. Artık Hz. Ali'ye de diğer halifelere gösterdikleri saygıyı göstermeye başladılar.

    Bu tip deliller, o dönemlerde Ehlisünnet'in Hz. Ali'yi kötülediği ve küçük düşürmeye çalıştığının açık göstergeleri değil de nedir? Buna rağmen, "Böyle bir şey nasıl olur? Hâlbuki bugün Ehlisünnet ve'l-Ce-maat Hz. Ali'yi seviyor ve onun adını andıklarında hakkında Allah ondan razı olsun diyor!" denilebilir.

    Bu düşünceye karşı cevabımız şudur: Aradan uzun bir zaman geçti ve Ehlibeyt imamları artık hayatta değiller. Bu durumda yöneticilerin durumunu tehlikeye düşürecek herhangi bir tehdit de söz konusu değil. Diğer taraftan da, zaten İslam hükümeti diye bir hükümet ortada yok. Vaktiyle İslam ülkeleri Moğolların, Tatarların ve daha birçok ülkenin hâkimiyeti altına girmişti. Şimdilerde ise din kavramı Müslümanların gözünde zayıfladı. Müslümanların çoğu, zamanın boş sanatları ve eğlenceleriyle meşgul durumdalar. Bir grup Müslüman içki, *****, kadın vs. eğlencelerle gününü gün ederken, bir grup Müslüman da namazı hiçe sayarak heva ve heveslerine kapıldılar. Kötüler iyi oldu, iyiler kötü. Her yeri fesat sardı. Hal böyle olunca içinde kıpırdama hisseden Müslümanlar geçmişlerine bakıp, ağlayıp sızlanmaya başladılar. Müslümanların görkemli zamanını yâd ederek o dönemleri "altın dönemler" olarak zihinlerine kazıdılar.

    Bu gruba göre en iyi zaman sahabeler zamanıydı. Çünkü sahabeler ülke sınırlarını genişleterek doğuda ve batıda İslam imparatorluğunu güçlendirmişler, diğer medeniyetleri dize getirmişlerdi.

    İşte, o zaman bütün sahabeye, içlerinde de Hz. Ali'ye rahmet okumaya başladılar. Ehlisünnet bütün sahabeyi adil bildiğinden dolayı Hz. Ali'yi o sahabelerden ayıramıyordu. Çünkü onu dışlayacak olsalar tutunacak dalları kalmaz, rezil olurlardı. Akıl sahipleri onları suçlardı. Dolayısıyla insanlara Ali'nin de dört halifeden biri olduğunu ve Peygamberimizin ilim şehrinin kapısı olduğunu itiraf etmişler, "radiyallahu anh" veya "kerremellahu vecheh" demişlerdir.

    Biz, Ehlisünnet'e diyoruz ki: Madem onu ilmin kapısı olarak görüyorsunuz, o halde neden dünya ve ahiret işlerinde ona uymuyorsunuz? Neden size açılan kapıyı kendi elinizle geri teptiniz de ilimde, yücelikte, fazilette Hz. Ali'nin tozu bile olamayacak Ebu Hanife, Malik, Şafi, Ahmed b. Hanbel ve İbn-i Teymiye gibi kimselerin peşinden gittiniz? Yer nere, gök nere? Kılıçla orak bir olur mu? Aklı olan bir insan hiç Hz. Ali ile Muaviye'yi bir tutar mı?

    Peygamber'in (s.a.a) Hz. Ali hakkında söylediklerini dikkate almasak bile, Peygamber'den sonra Hz. Ali'yi takip etmek yine de her Müslüman'a farzdır.

    Bazı Ehlisünnet mensupları şöyle diyebilir: Hz. Ali'nin üstünlüğünü, İslam yolunda cihatlarını, derin ilmini, yüceliğini ve takvasını herkes bilir. Hatta bugün Ehlisünnet, Hz. Ali'yi Şiîlerden daha iyi tanır ve sever! (Bu söz, günümüzde Ehlisünnet tarafından sıkça tekrarlanmaktadır.)

    Biz de cevap olarak diyoruz ki: Siz ve sizin geçmiştekileriniz, Hz. Ali'ye yıllarca hakaret edildiği zaman neredeydiniz? (Özellikle "neredeydiniz" sorusunu kullandım. Çünkü bugünkü Ehlisünnet Sahih-i Müslim'de, "Muaviye'nin Hz. Ali'ye lanet okuduğunu ve halktan da lanet okumasını istediğini, yine halkın bu emre uyarak ona lanet okuduğunu" okumuş, görmüştür. Buna rağmen Ehlisünnet, Muaviye'yi vahiy kâtibi olarak görüyor ve onu kendilerine örnek alıyor. Demek ki Hz. Ali'ye olan muhabbetleri doğru değil.)

    Biz tarihte onlardan herhangi bir şahsın bu işe itiraz ettiğini veya Ali'yi sevdiği için öldürüldüğünü görmedik, duymadık. Evet, Ehlisünnet mensubu birinin böyle bir şey yaptığını asla görmedik ve duymayacağız da. Çünkü onlar her zaman padişahların, emirlerin ve hükümdarların yanında yer alarak onlara biat ettiler ve onların tavırlarına razı oldular.

    Âlimleri, Ali evlatları ve Ali dostlarının katledilmeleri için fetvalar veriyorlardı. Bu tip âlimlerden günümüzde bile var.

    Hıristiyanlar asırlar boyu Yahudilere düşman kesilerek onları fesat unsuru olarak gördüler. Yahudileri Hz. İsa'yı öldürmekle suçladılar. Ama güçleri azaldığında, inançları zayıflayıp dünyevî meşgalelere yöneldiklerinde kiliseyi tarihe gömdüler. (Çünkü kilise, bilim ve bilim adamlarıyla mücadele içerisindeydi.)

    Bu zaman zarfında Yahudilerin gücü arttı. Öyle ki Arap ve İslam topraklarını işgal ederek doğuda ve batıda yayıldılar. Sonunda da bugünkü İsrail devletini kurdular. İş öyle bir yere dayandı ki, Papa Yuhanna Pulos, Yahudi hahamlarla düzenlenen bir konferansta Yahudilerin Hz. İsa'yı öldürmediklerini açıklamak zorunda kaldı. O zamanki Hıristiyan toplumun yaklaşımı, bugünkü Ehlisünnet'in yaklaşımıyla ne kadar da benzeşiyor?
    [50]-Ömer b. Abdülaziz dışında bütün Emevî halifeleri Hz. Ali'ye lanet okutmuşlardır.

    [51]-Tarih-i Bağdat, c.8, s.268.

    [52]-Ehl-i Hadis olarak tabir edilen hadisçiler de Ehlisünnet ve'l-Cemaat'in bir grubudur.

    [53]-Dikkat edecek olursanız bu hadisçi, Hz. Ali'ye (a.s) ne küfrediyor, ne de lanet okuyor. Aksine, "Allah ondan razı olsun" anlamında "radiyallahu anh" diyor. Ama buna rağmen onu dördüncü halife olarak kabullenmek istemiyor ve bu yüzden Ahmed b. Hanbel'e itirazını dile getirmeye çalışıyor. Anlattıklarına bakılacak olursa, o da Ehlisünnet ve'l-Cemaat grubundandı.

    [54]-Tabakat-i Hanabile, c.1, s.393, Hadis: 515.

    [55]-Sahih-i Buharî, c.4, s.191, Kitab-ı Bed'u'l-Halk, Peygamber'den Sonra Ebube-kir'in Fazileti bâbı.

    [56]-Sahih-i Buharî, c.4, s.203, Kitab-ı Bed'u'l-Halk, Osman b. Affan'ın Fazileti bâbı.

    [57]-Bu tutumlara sadece iki yıl ara verildi. O da Ömer b. Abdülaziz'in halifeliği döneminde gerçekleşmişti. Ömer b. Abdülaziz Hz. Ali'ye lanet okumayı yasakladı ve bu yüzden öldürüldü. Onun ölümüyle Hz. Ali düşmanlığı daha da şiddetlendi. Öyle ki bu yasaklamadan ötürü Ömer b. Abdülaziz'in kabri tekrar açıldı ve bununla da yetinilmeyip çocuklara onun isminin verilmesi yasaklandı.




    bu konu hakkında herkesin görüşünü bekliyorum .

    kayank .www.islamkütüphanesi ticani külliyatı gerçek sünnet ehli şia kitabı
    ve ehli sünnet sünneti bilmiyor bölümü

  2. #2
    RAMAZAN TOPTAŞ adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    14-07-2009
    Mesajlar
    9,424
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    4
    Biliyor biliyor sen hiç merak etme KURANDIR KURAN KURANDA HERŞEY VARDIR. ADAM OLANA YETERLİDİR.
    CUMA6 – De ki: “Ey kendilerine Yahudi diyenler! İnsanlar arasında yalnız kendinizin Allah’ın dostları olduğunu iddia ettiğinize göre, bu iddianızda tutarlı iseniz, haydi hemen ölmeyi temenni edin de bir an önce O’na kavuşun.
    ENBİYA23 – O, yaptıklarından sorumlu değildir. O’nu sorguya çekecek kimse yoktur, ama insanlar mutlaka sorgulanacaklardır.
    30 – Hakkı, inkâr edenler görüp bilmediler mi ki göklerle yer bitişik (bir bütün) idi, onları Biz ayırdık, hayatı olan her şeyi sudan yaptık. Hâlâ inanmayacaklar mı?

  3. #3

    Kayıt Tarihi
    21-05-2009
    Mesajlar
    831
    Karizma Gücü
    4
    kuranda her hüküm vardır ama bunun ilmi herkeste yoktur .vardır diyen yalan söylemiştir .ama herkes kendi bilgisi dahilinde anlar.ve yukardaki konuylada alakası yoktur .konu hakkında yorum söylersen daha doğru olur

  4. #4
    RAMAZAN TOPTAŞ adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    14-07-2009
    Mesajlar
    9,424
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    4
    Alıntı hamza76 tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    kuranda her hüküm vardır ama bunun ilmi herkeste yoktur .vardır diyen yalan söylemiştir .ama herkes kendi bilgisi dahilinde anlar.ve yukardaki konuylada alakası yoktur .konu hakkında yorum söylersen daha doğru olur
    Kuranda her bilenin üstünde bir bilen vardır der kim ve kimler olduğu isim isim yazmaz belki sen belki ben kim bilir. Bunu ALLAH bilir.

    Şimdi yukarıyı bir inceleyelim. tarafsız bir şekilde öbjektif olarak.

    kuranda her hüküm vardır ama bunun ilmi herkeste yoktur Sende varmı varsa olduğuna dair benim bilmediğim ALLAHDAN bir belgenmi var varsa göster.

    vardır diyen yalan söylemiştir Kuranda andolsunki biz her hususu çeşit çesit misallerle açıkladık hiç bir hususu eksik bırakmadık diyor. SEN ŞİMDİDE KURANI VE ALLAHI YALANCIMI DİYORSUN.

    ama herkes kendi bilgisi dahilinde anlar
    Bunun aksini söyleyen yok kim dogru anlamışsa onun sorumluluguda ona ait olacak unutma Kuran her bilenin üstünde bir bilen vadır diyor. İkimiz arasındaki bu dereceyi tayin edecek olan ALLAHDIR. Oda öbür dünyada bunu bize söyleyecektir.

    Sna öyle geliyor bu konu yukarıdaki konu ile direk alakalıdır.
    CUMA6 – De ki: “Ey kendilerine Yahudi diyenler! İnsanlar arasında yalnız kendinizin Allah’ın dostları olduğunu iddia ettiğinize göre, bu iddianızda tutarlı iseniz, haydi hemen ölmeyi temenni edin de bir an önce O’na kavuşun.
    ENBİYA23 – O, yaptıklarından sorumlu değildir. O’nu sorguya çekecek kimse yoktur, ama insanlar mutlaka sorgulanacaklardır.
    30 – Hakkı, inkâr edenler görüp bilmediler mi ki göklerle yer bitişik (bir bütün) idi, onları Biz ayırdık, hayatı olan her şeyi sudan yaptık. Hâlâ inanmayacaklar mı?

  5. #5

    Kayıt Tarihi
    21-05-2009
    Mesajlar
    831
    Karizma Gücü
    4
    Alıntı RAMAZAN TOPTAŞ tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    Kuranda her bilenin üstünde bir bilen vardır der kim ve kimler olduğu isim isim yazmaz belki sen belki ben kim bilir. Bunu ALLAH bilir.

    Şimdi yukarıyı bir inceleyelim. tarafsız bir şekilde öbjektif olarak.

    kuranda her hüküm vardır ama bunun ilmi herkeste yoktur Sende varmı varsa olduğuna dair benim bilmediğim ALLAHDAN bir belgenmi var varsa göster.

    vardır diyen yalan söylemiştir Kuranda andolsunki biz her hususu çeşit çesit misallerle açıkladık hiç bir hususu eksik bırakmadık diyor. SEN ŞİMDİDE KURANI VE ALLAHI YALANCIMI DİYORSUN.

    ama herkes kendi bilgisi dahilinde anlar
    Bunun aksini söyleyen yok kim dogru anlamışsa onun sorumluluguda ona ait olacak unutma Kuran her bilenin üstünde bir bilen vadır diyor. İkimiz arasındaki bu dereceyi tayin edecek olan ALLAHDIR. Oda öbür dünyada bunu bize söyleyecektir.

    Sna öyle geliyor bu konu yukarıdaki konu ile direk alakalıdır.
    evet kardeşim kitabın ilimini kimin bildiğini allah .c.c bilir ve onun resulu s.a.a ama hz peygamberin s.a.a hadislerinde rad 43 veya rad7 olması gerek bu ayetlerin tefsirlerinde ehlibeyt olduğu belirtilmiş .ve ehlibeyti veda haccında veya benim ehlibeytim nuhun gemisine benzer ve ona uyan kurtulur demesi senin için yeterli değil her halde peygamberin s.a.a daha ne demesini bekliyorsun gadir humda sylediği sözler 80000 bin insan yanında yeterli değilki sen hayla hariciler gibi bize kuran yeter deyip dinden çıktıkları malum .

  6. #6
    RAMAZAN TOPTAŞ adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    14-07-2009
    Mesajlar
    9,424
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    4
    Kardeşim gene beni bir kalıba koymuşsun bir de üstelik senin yetkinde olmayanı yapıp dindende çıkarmışsın sizin taptıklarınızı tanımadık diye, beni dinden çıkarıyorsan ben senin dinine inanmıyorum. Benim dinim ALLAHI bir bilen ve ondan başka eş ortak edinmeyen bir dindir. Ben Kuran ve onu İndiren Peygambere inandım ehlibeytte yıllar önce ölmüşler. Onların devri geçti gitti şimdi ehlibeytmi varda onlaramı tabi olacagım o devirde ki ehlibeyte inanacagıma Peygambere inansam inanmış olmazmıyım. Ehlibeyt farklı Peygamber farklı birşeymi söylüyor.

    Hem bana ehlibeytin yan dalları ile birlikte soy agacını bir çıkarırımısın.
    CUMA6 – De ki: “Ey kendilerine Yahudi diyenler! İnsanlar arasında yalnız kendinizin Allah’ın dostları olduğunu iddia ettiğinize göre, bu iddianızda tutarlı iseniz, haydi hemen ölmeyi temenni edin de bir an önce O’na kavuşun.
    ENBİYA23 – O, yaptıklarından sorumlu değildir. O’nu sorguya çekecek kimse yoktur, ama insanlar mutlaka sorgulanacaklardır.
    30 – Hakkı, inkâr edenler görüp bilmediler mi ki göklerle yer bitişik (bir bütün) idi, onları Biz ayırdık, hayatı olan her şeyi sudan yaptık. Hâlâ inanmayacaklar mı?

  7. #7
    NuruLikA adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    01-03-2008
    Mesajlar
    939
    Karizma Gücü
    5
    بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ

    Aramızda çok kuvvetli bağlar var. Hepimizin Rabbimiz bir, Halık'ımız bir, Malik'imiz bir, Mabud'umuz bir, Razık'ımız bir... Bir, bir, bine kadar bir, bir... Allah'ın isimleri sayısınca bizleri birleştiren bağlar var. Hem peygamberimiz bir, dinimiz bir, kıblemiz bir, kitabımız bir, cumamız bir, bayramımız bir, Ramazan'ımız bir... Yüzlerce birleştirici vasıtalar var. Bütün bunlar birlik ve beraberliği, muhabbet ve kardeşliği isterlerken, bölünüp parçalanmak, kin ve adavete devam etmek,kindar Gayri Müslimlerin olduğu bir mekanda din kardeşini eleştirip, Gayri müslimlerin ekmeğine yağ sürmek kaili ölmemiş, aklı sönmemiş bir Müslümanın yapacağı iş değildir.Malumdur ki iki yiğit dövüşürken bir çocuk bile onları dövebilir.

    "Sizden biriniz kendisi için sevdiğini kardeşi için de sevmedikçe tam îman etmiş olamaz! Mü'minler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve yardımlaşmakta bir tek vücut gibidirler. O vücudun bir âzası rahatsız olduğu zaman diğer âzâlar da onun acısına ortak olur. Mü'minler parçaları birbirine bağlanmış bir bina gibidirler, birbirlerine destek olurlar." (h.ş)

    Allah kalplerimizi muhabbet, uhuvvet ve şefkatle doldursun! Nefis ve şeytanın şerrinden muhafaza eylesin, âmin.. Şuur versin ki Gayri Müslimlerle birlikte din kardeşimize bir şamarda (tokat) biz vurmayalım.İndallah (Allah katında) mes'ulsün hamza76 kardeşim
    Bu mesaj en son " 03.08.09 " tarihinde saat 00:02 itibariyle NuruLikA tarafından düzenlenmiştir...
    Maahazâ Cenab-ı Hak da dünyayı (Allah'ta alıkoyan) terk etmeye dâvet ediyor ki, senelerce dostlarınla beraber rahat edesin. Öyle ise kayıtlı ve kelepçeli olarak sevkedilmezden evvel, Allah’ın dâvetine icâbet et.

    Biri de sen burada misafirsin. Ve buradan da diğer bir yere gideceksin. Misafir olan kimse beraberce getiremediği bir şeye kalbini bağlamaz. Bu menzilden ayrıldığın gibi, bu şehirden de çıkacaksın. Ve keza bu fani dünyadan da çıkacaksın. Öyle ise aziz olarak çıkmaya çalış, Vücudunu Mucidine (c.c) feda et, Mukabilinde büyük bir fiyat alacaksın. Çünkü feda etmediğin takdirde ya bâd-i heva zail olur, gider, veya Onun malı olduğundan yine Ona döner.

  8. #8
    RAMAZAN TOPTAŞ adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    14-07-2009
    Mesajlar
    9,424
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    4
    Alıntı NuruLikA tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ

    Aramızda çok kuvvetli bağlar var. Hepimizin Rabbimiz bir, Halık'ımız bir, Malik'imiz bir, Mabud'umuz bir, Razık'ımız bir... Bir, bir, bine kadar bir, bir... Allah'ın isimleri sayısınca bizleri birleştiren bağlar var. Hem peygamberimiz bir, dinimiz bir, kıblemiz bir, kitabımız bir, cumamız bir, bayramımız bir, Ramazan'ımız bir... Yüzlerce birleştirici vasıtalar var. Bütün bunlar birlik ve beraberliği, muhabbet ve kardeşliği isterlerken, bölünüp parçalanmak, kin ve adavete devam etmek,kindar Gayri Müslimlerin olduğu bir mekanda din kardeşini eleştirip, Gayri müslimlerin ekmeğine yağ sürmek kaili ölmemiş, aklı sönmemiş bir Müslümanın yapacağı iş değildir.Malumdur ki iki yiğit dövüşürken bir çocuk bile onları dövebilir.

    "Sizden biriniz kendisi için sevdiğini kardeşi için de sevmedikçe tam îman etmiş olamaz! Mü'minler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve yardımlaşmakta bir tek vücut gibidirler. O vücudun bir âzası rahatsız olduğu zaman diğer âzâlar da onun acısına ortak olur. Mü'minler parçaları birbirine bağlanmış bir bina gibidirler, birbirlerine destek olurlar." (h.ş)

    Allah kalplerimizi muhabbet, uhuvvet ve şefkatle doldursun! Nefis ve şeytanın şerrinden muhafaza eylesin, âmin.. Şuur versin ki Gayri Müslimlerle birlikte din kardeşimize bir şamarda (tokat) biz vurmayalım.İndallah (Allah katında) mes'ulsün hamza76 kardeşim
    DAOGRU SÖYLÜYORSUNDA BİRLİK BERABERLİĞİ SAGLAYACAGIZ DİYEDE DİNE FİTNE SOKULMASINA ASLA MÜSADE ETMEYİZ. KURANDA BİR MİSAL VARDIR. BUNLARIN YAPTIĞIDA ONA BENZİYOR. DİGER İNSANLARI KÜÇÜK GÖRÜP KENDİLERİNİ EHLİBEYTİN SOYUNDAN GELDİKLERİNİ SANIYORLAR. BİR ARAŞTIDIM İNTERNETTEN 100 MİLYONLARI GEÇMİŞLER. BÖYLE SAÇMALIK OLURMU BABADAN OGULA ANNEDEN KIZA DİN DEVİRMİ YAPAR BU NE SAÇMALIK, KENDİLERİNE MÜRİT TOPLAYACAKLARI YER BURASI DEGİL BU KAFAYLA İMANLARINI BİLE ZOR MUHAFAZA EDERLER.

    BEN ASLA MUSA PEYGAMBERİMİZİN KARDEŞİ HARUNUN YAPTUĞI HATAYA DÜŞÜPTE BU OLANLARA SEYİRCİ KALAMAM.

    92-93 – Mûsâ döndüğünde bu durumu bilmediğinden: “Harun!” dedi, “onların saptığını gördüğünde benim izimce gelmene ne mani oldu, yoksa emrime karşı mı geldin?” deyip onu sakalından tutarak çekmeye başladı. [7,142]
    94 – “Ey anamın oğlu!” dedi Harun, “lütfen sakalımdan, saçımdan beni çekiştirip durma. Ben, senin “İsrailoğullarının içine ayrılık soktun, sözümü dinlemedin!” diyeceğinden endişe ettim.”95 – Bu sefer Samirî’ye dönerek: “Samirî! peki senin derdin nedir?” dedi.
    96 – “Ben,” dedi, onların görmedikleri bir şeyi gördüm. O resul’ün izinden bir avuç toprak alıp onu potanın içine attım. İşte böylece nefsim böyle yapmayı bana hoş gösterdi.”

    NE DEMEK İSTEDİĞİMİ ANLAMIŞSINDIR. TEK BAŞIMADA KALSAM DOGRU BİLDİĞİMİ SAVUNURUM.
    CUMA6 – De ki: “Ey kendilerine Yahudi diyenler! İnsanlar arasında yalnız kendinizin Allah’ın dostları olduğunu iddia ettiğinize göre, bu iddianızda tutarlı iseniz, haydi hemen ölmeyi temenni edin de bir an önce O’na kavuşun.
    ENBİYA23 – O, yaptıklarından sorumlu değildir. O’nu sorguya çekecek kimse yoktur, ama insanlar mutlaka sorgulanacaklardır.
    30 – Hakkı, inkâr edenler görüp bilmediler mi ki göklerle yer bitişik (bir bütün) idi, onları Biz ayırdık, hayatı olan her şeyi sudan yaptık. Hâlâ inanmayacaklar mı?

  9. #9

    Kayıt Tarihi
    21-05-2009
    Mesajlar
    831
    Karizma Gücü
    4
    Alıntı RAMAZAN TOPTAŞ tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    DAOGRU SÖYLÜYORSUNDA BİRLİK BERABERLİĞİ SAGLAYACAGIZ DİYEDE DİNE FİTNE SOKULMASINA ASLA MÜSADE ETMEYİZ. KURANDA BİR MİSAL VARDIR. BUNLARIN YAPTIĞIDA ONA BENZİYOR. DİGER İNSANLARI KÜÇÜK GÖRÜP KENDİLERİNİ EHLİBEYTİN SOYUNDAN GELDİKLERİNİ SANIYORLAR. BİR ARAŞTIDIM İNTERNETTEN 100 MİLYONLARI GEÇMİŞLER. BÖYLE SAÇMALIK OLURMU BABADAN OGULA ANNEDEN KIZA DİN DEVİRMİ YAPAR BU NE SAÇMALIK, KENDİLERİNE MÜRİT TOPLAYACAKLARI YER BURASI DEGİL BU KAFAYLA İMANLARINI BİLE ZOR MUHAFAZA EDERLER.

    BEN ASLA MUSA PEYGAMBERİMİZİN KARDEŞİ HARUNUN YAPTUĞI HATAYA DÜŞÜPTE BU OLANLARA SEYİRCİ KALAMAM.

    92-93 – Mûsâ döndüğünde bu durumu bilmediğinden: “Harun!” dedi, “onların saptığını gördüğünde benim izimce gelmene ne mani oldu, yoksa emrime karşı mı geldin?” deyip onu sakalından tutarak çekmeye başladı. [7,142]
    94 – “Ey anamın oğlu!” dedi Harun, “lütfen sakalımdan, saçımdan beni çekiştirip durma. Ben, senin “İsrailoğullarının içine ayrılık soktun, sözümü dinlemedin!” diyeceğinden endişe ettim.”95 – Bu sefer Samirî’ye dönerek: “Samirî! peki senin derdin nedir?” dedi.
    96 – “Ben,” dedi, onların görmedikleri bir şeyi gördüm. O resul’ün izinden bir avuç toprak alıp onu potanın içine attım. İşte böylece nefsim böyle yapmayı bana hoş gösterdi.”

    NE DEMEK İSTEDİĞİMİ ANLAMIŞSINDIR. TEK BAŞIMADA KALSAM DOGRU BİLDİĞİMİ SAVUNURUM.
    selam kardeşim sana kaç defa dedimki peygamberin hadsilerinde benim halifelerim 12 tanedir ve hepsi kureştendir .ve senin kendi hadis kitabından delil getirdim .sana peygamber soyundan gelen şuana kadar olan herkese uymu dedimki sen bunları söylüyorsun .peygamberin s.a.a dediği 12 kişi vardır bunlardan 11 gelmiş ve vefat etmiştir .ve bu 11 kişi kendi zamanını en alimidirler .örnek imamı azamın hocası imamcaferi sadıktır .
    sana kendi alimlerinin itiraflarını yazıyorum onların ilim konusunda ve takva konusunda herkesten önde olduğunu gösteren .

    Kemalüddin Muhammed b. Talha Şafii (Ö: H. 654) "Metalib-us Seul" adlı kitabında (s.81) şöyle yazıyor:

    "İmam Sadık (a.s) Ehl-i Beyt'in büyüklerinden ve önde gelenlerinden olup birçok ilme sahipti. Her zaman dua ve ibadetle meşguldü; boş vakitlerinde ise özel dua ve zikirler okurdu. Zühd ve takva ehliydi. Çok Kur'an tilavet ederdi. Kur'an okurken ayetler üzerinde düşünür, tedebbür eder, onun uçsuz bucaksız ilim okyanusundan kıymetli inciler çıkarır ve gizli sırlarını keşfederdi. İşlerini belirli bir program üzere yapardı. Nefsini muhasebe ederdi. Onu görmek insana ahireti hatırlatır ve gönülleri okşayan sözleri, dinleyicileri dünyaya karşı meyilsiz ederdi. Onun yolunu izlemek, insanı cennete götürür. Nurlu siması Resulullah'ın (s.a.a) soyundan olduğunu gösterirdi. Davranış ve gidişatı onun risalet ve peygamberlik ailesinden olduğuna delalet ediyordu. Fazilet ve üstünlükleri sınırsızdır. Kalem onların hepsini saymaktan acizdir."

    "İbn-i Hacer" ismiyle meşhur olan Şahabuddin Ahmed Heysemi Mekki "es-Savaik-ul Muhrika" adlı kitabında şöyle yazmaktadır:

    "İnsanlar Cafer b. Muhammed'den (a.s) o kadar ilim kazanmış ve nakletmişlerdir ki, onun ünü her yeri almıştır; uzun bir süre kervanların yükünü ondan alınan ilimler teşkil etmekteydi ve muhaddisler o ilim ve bilgileri armağan olarak diğer yerlere götürüyorlardı."

    (Tabi burada İbn-i Hacer ve benzerlerine sormak gerek; eğer bu söyledikleriniz doğruysa, peki o kervanlar bu ilimleri nereye götürüp kaybettiler ki bugün Sünni kaynaklarda onların izine bile rastlayamıyorsunuz!! İşte kaynaklar; tersini iddia eden varsa, örnekleri ve kaynaklarıyla birlikte ortaya koysun!!)

    Süleyman Kunduzi "Yenabi-ul Meveddet" isimli kitabında (s. 380) şöyle yazmıştır:

    "Ebu Abdillah Cafer b. Sadık (a.s) Ehl-i Beyt imamları ve büyüklerindendir. "Tabakat-us Sufiyye" kitabında zikredildiğine göre Cafer-i Sadık (a.s) kendi asrında bütün Ehl-i Beyt seyyidlerinden önde olup, sonsuz bir ilim ve bilgiye sahipti. O, dünyaya meyilsiz, şehvet ve heveslerden uzak, hikmet sahibi ve kâmil bir insandı."

    Hafız Ebu Nuaym Ahmed b. Abdullah İsfahani (Ö: H. 430) "Hulyet-ül Evliya" adlı kitabında şöyle diyor:

    "….Ve, devamlı Allah'a ibadet ve kulluk ederek gününü geçiren, Rabb'inden korkma makamına sahip olan hak imam, seçkin ve liyakatli rehber Ebu Abdillah Cafer b. Muhammed es-Sadık (a.s) bu cümledendir. O, bütün boş ve yararsız sözlerden, makam ve mevkiperestlikten uzak olarak yaşıyordu…."

    "İbn-i Sabbağ-ı Maliki" ismiyle meşhur olan Nuruddin Ali b. Muhammed (H. 786-855) "el-Fusul-ül Mühimme" adlı eserinde şöyle diyor:

    "İmam Cafer-i Sadık (a.s) kardeşleri arasında babasının tek vasisi ve mirasçısıydı. O, şiilerin imamlık ve önderliği makamına ulaşıp bütün Ehl-i Beyt seyyidlerinden öndeydi. Asil bir soya sahipti. Kendisinden muhtelif ilimler nakledilmiş ve uzun yıllar boyunca kafilelerin yükünü İmam Cafer-i Sadık'ın (a.s) ilimleri teşkil etmekteydi. Şöhreti kendi zamanında dünyanın çeşitli yörelerinde duyulmuştu. Kısacası, Ebu Abdillah Cafer-i Sadık (a.s) fazilet ve üstünlükleri oldukça fazla, büyüklük ve azamette kemale erişmiş, başarılarının sesi her yere yayılmış yüce bir şahsiyetti. Alimler ve halkın ileri gelenleri meclislerini onun adını, üstünlük ve faziletlerini zikretmekle süslerlerdi."

    Muhammed Emin Bağdadi Süveydi "Sebaik-uz Zeheb" adlı kitabında (s.72) diyor ki:

    "Babası Muhammed Bâkır'ın (a.s) vasi ve mirasçısı olan İmam Sadık'tan (a.s), diğerlerinden nakledilmeyen ilim ve bilgiler nakledilmiştir. O, hadis ilminin önderlerinden idi."

    Cemalüddin Ahmed b. Ali Davudi Hasani (Ö: H. 828) "Umdet-ut Talib" adlı kitabında (s.184) şöyle diyor.

    "…Onu (Hz. İmam Cafer-i Sadık'ı) şeref ocağı ve fazilet kaynağı bilmişlerdir. Onun güzel hasletleri dillerde dolaşırdı. Avam ve alimler onun yüceliği ve üstünlüğü konusunda ittifak içindeydiler. Mansur Devaniki, onun kanını dökmeye yeltendi; ancak Allah Teala onu, o kan dökücü adamın şerrinden korudu."

    Ebu-l Feth Muhammed b. Ebi-l Kasım Şehristani (Ö: H.548) "el-Milel ve-n Nihel" adlı kitabında (c.1, s.166) şöyle yazıyor:

    "O hikmette, edebi ve dini ilimlerde bir dahi idi. Züht ve takvada üstün makama sahipti. Medine'de ikamet ederdi. Şiiler ve diğerleri onun feyizli varlığından yararlanır ve ilim alırlardı. İmam Sadık (a.s) seçkin ve üstün öğrenciler yetiştirmiş, onlara muhtelif ilim ve sırları öğretmiştir. O, daha sonra Irak'a gelerek uzun bir süre orada ikamet etti. Dünya hayatını isteyenlerin ve geçici dünyanın aldatıcı gösterişlerine hayranlık duyanların el-ayak kırarak, zulmederek ulaşmak istedikleri riyaset ve hükümeti hiçbir zaman aklından geçirmedi. (Saltanat ve tağuti hükumete dönüşen) hilafeti ele geçirmek için hiç kimseyle savaşmadı. Zira, berrak marifet okyanusunda yüzen kimse bulanık ve kokuşmuş su arkına rağbet etmez ve hakikat kalesinin zirvesini fetheden, aşağılığa gönül bağlamaz! Rabb'ine gönül veren kimse, şüphesiz, dünya ehlinden kaçar…."

    Ebu Muhammed Abdullah b. Sa'd-i Yemani Yafii (Ö: H. 768) "Mir'at-ul Cinan" adlı kitabında (c.1, s.304) şöyle diyor:

    "Bu yılda (H. 148) kadri yüce mevla ve önder, Peygamber-i Athar'ın (s.a.a) soyu, yiğitliğin sembolü, insanlığın hulâsası Ebu Abdullah Cafer-i Sadık (a.s) gözlerini dünyaya kapadı ve Bâkiy mezarlığında babası Bâkır-ul Ulum, dedesi İmam Seccad ve dedesinin amcası Hasan-ı Müçteba'nın (selam olsun onlara) mezarlarının yanı başında toprağa verildi. Ne kadar da kutlu ve haşmetli bir mezardır orası! Ona "Sadık" lakabı verildi, zira o hiçbir zaman ağzına yalan ve hakikat dışı bir söz almadı, tevhid konusunda ve diğer konularda oldukça değerli ve üstün sözler söyledi. Cabir b. Hayyan onun büyük ve meşhur öğrencilerindendir. Cabir, İmam'ın beş yüz ilmi risalesini içeren bin yapraklı bir kitap yazmıştır."

    "Şeyh Saduk" diye tanınan Muhammed b. Ali b. Babeveyh-i Kummi (ö: H. 381) "El-Emali" adlı kitabında şöyle yazıyor:

    Muhammed b. Ziyad, (Malikilerin İmamı) Malik b. Enes'ten şöyle dediğini nakleder: "Ben Cafer b. Muhammed'i (a.s) her zaman oruçlu ve Allah'ı zikretme halinde gördüm. Doğrusu o büyük abidlerden ve gerçek zahidlerden idi. Allah korkusu kalbine hakimdi. Çok hadis bilirdi. Hoş sohbetliydi, toplantıları çok faydalı geçerdi. Resulullah'tan (s.a.a) bir şey naklettiği zaman yüzünün rengi bazen yeşil ve bazen de siyah olurdu; onu tanımayan kimse bu durumdan dehşete kapılırdı. Ben bir defa onunla birlikte hacca gittim; ihrama girdiğinde telbiye (lebbeyk) demek istediği zaman sesi boğazında tıkanır kesilir ve nerdeyse bineğinden düşecek derecede kendinden geçerdi. Bunun üzerine ben "Ey Resulullah'ın (s.a.a) torunu, niçin lebbeyk demiyorsun?" diye sorunca:

    "Ey İbn-i Amir (Malik), nasıl "lebbeyk Allahumme lebbeyk" demeye cesaret edeyim?! Allah-u Teala, "La lebbeyk (Lebbeyk'in kabul değil)" diye karşılık verirse ne yaparım?" dedi.

    Yine aynı kaynakta "İbn-i Şazkuni" adıyla meşhur olan Süleyman b. Davud'dan, Hafs b. Kıyas'ın bir hadis rivayet ederken: "Caferlerin en hayırlısı bana şöyle buyurdu" dediğini nakleder. Ali b. Gurab'ın da "Allah tarafından konuşan ve diline doğrudan başka bir söz almayan Cafer b. Muhammed (a.s) bana şöyle buyurdu" diye rivayet ettiği naklemiştir.

    "İbn-i Şehraşub" adıyla meşhur olan şair, hatip ve yazar Reşidüddin Muhammed b. Ali Mazenderani, "Menakıb" adlı kitabında şöyle diyor:

    "Malik b. Enes'ten şöyle rivayet edilmiştir: "Cafer b. Muhammed'den (a.s) daha faziletli bir şahsiyeti hiçbir göz görmemiş, hiçbir kulak duymamıştır. Büyük bir ilme sahipti. İbadet, takva ve Allah'tan korkmada ondan üstün bir şahıs yoktu.""

    "El-Emali" kitabının seksen birinci meclisinde şöyle diyor:

    "….Allah'a andolsun ki o, konuştuğunda doğrudan başka bir şey söylemezdi. Ebu Hanife, "Fakihlerin en bilgilisi kimdir?" sorusuna Cafer b. Muhammed'dir" cevabını vermiştir. O şöyle derdi:

    "Mansur Abbasi onu (Cafer b. Muhammed'i) Irak'a getirttiğinde birini bana göndererek, Cafer b. Muhammed yüzünden başının derde girdiğini ve onu imtihan etmek için birtakım zor fıkhi meseleler hazırlamam gerektiğini bildirdi. Ben en zor meselelerden kırkını hazırlayarak Hire'de Mansur'un yanına gittim. Daha sonra Cafer b. Sadık'ı meclise getirdiler. Mansur beni ona tanıttı.

    İmam Sadık, "Onu tanıyorum" dedi.

    Mansur, bana: "Soracağın bir şey varsa Ebu Abdillah'a (İmam Sadık'a) sor" dedi.

    Ben hazırladığım meseleleri bir bir soruyordum; o hemen cevabını veriyor ve: "Bu konuda senin görüşün şudur, Medine fakihlerinin görüşü budur ve bizim de görüşümüz budur. Bazen sizinle aynı görüşe sahibiz, bazen Medine fakihleriyle aynı görüşteyiz ve bezen de görüşümüz her iki görüşe muhaliftir" diyordu. Bu ise İmam Cafer Sadık'ın (a.s) bütün fıkhi görüşlere vakıf olup, ihtilaf konularını bildiğini, dolayısıyla fakihlerin en bilgilisi olduğunu göstermektedir.""

    Halkın Ehl-i Beyt'e olan sevgi ve eğiliminden rahatsız olan, müslümanların, taharet ailesinden (Ehl-i Beyt'ten) olan ve ilim ve takvasıyla ün yapan imam Sadık'ın (a.s) şahsına yönelmesinden endişeye kapılan ve bu ilgi ve sevginin adını "fitne çıkarmak" koyan Mansur Abbasi gibi katı bir düşman da, İmam Sadık'ın üstün bir şahsiyete sahip olduğunu itiraf ederek: "Bir kemik gibi boğazımda tıkanıp kalan bu büyük insan, zamanın en bilgilisidir." demiştir.

    Bunun gibi daha nice senakarane ve İmam Cafer-i Sadık'ın, asrının en büyük alimi ve şahsiyeti olduğunu bildiren alimlerinizin görüşleri vardır ki onları nakletmekten vazgeçiyoruz. Ama sizler maalesef hep adetiniz üzere ya bunları bilmiyorsunuz; ya da bunların üzerinden es geçiyor ve görmezlikten geliyorsunuz. İnsafın en zayıf merhalesinin bir gereği olarak en azından İmam Cafer-i Sadık'ı da diğer alimlerin yanında zikredip onun da görüş ve açıklamalarına yer vermeniz gerekmez miydi? Siz ve o göklere çıkardığınız alimleriniz, değil bunu yapmak, o pak ve tertemiz peygamber evlatlarının mezhep ve görüşlerini bid'at ve bid'at ehli olarak değerlendiriyorsunuz. Ya Rabbi sen her şeyi görensin...Ve ileykel-müşteka. Bütün bunlardan sonra insafsız davrananın kim olduğunu, okuyucuların insaf ve vicdanına bırakıyorum.

  10. #10

    Kayıt Tarihi
    21-05-2009
    Mesajlar
    831
    Karizma Gücü
    4
    12 imamda dünyada gelmiş hicri 255 ama zuhurdadır .1400 yıldır gaybettedir .ismi mehdidir .
    Şimdi Hz. Mehdi’nin Hz. İmam Hasan Askeri’nin oğlu olduğunu gösteren hadislerden örnekler:



    1- "Esbağ bin Nübate" şöyle der: "Emir-ul Müminin Ali (a.s)'ın huzurlarına gittim, o hazretin düşünceye daldığını ve mübarek parmaklarıyla yeri kazdığını görünce: "Sizi düşünceli görüyorum, yere rağbetiniz mi var?" dedim.

    İmam: "Hayır vallahi, hiçbir zaman yere ve dünyaya rağbet göstermedim. Dünyaya benim soyumdan gelecek on birinci evladım hakkında düşünüyorum. O Mehdi (a.s)'dır, zulüm ve küfürle dolu olan yeryüzünü adaletle, eşitlikle dolduracak; onun için bir hayret ve bir de gaybet vardır, kimileri -bu gaybet ve hayret dönemlerinde- sapar, kimileri de hidayet bulur" dedi.



    2- - Abdurrahman bin Selit diyor ki, İmam Hüseyin (a.s) şöyle buyurdu:

    "On iki hidayet İmam'ı bizdendir; birincisi Emir-ul Müminin Ali bin Ebu Talip'tir; sonuncusu ise dokuzuncu evladımdır. Hak üzere kıyam edecek olan O'dur. Yeryüzü öldükten sonra, Allah onun vasıtasıyla tekrar onu ihya edecektir ve müşrikler istemese de Allah hak dini diğer dinlere muzaffer kılacaktır. Onun gaybete çekildiği dönemde bazı kavimler mürted olacak, bazıları ise dine bağlı kalacaktır; onlara eziyetler olacak ve onlara denilecek ki: 'Eğer doğru söylüyorsanız bu vaad ne zaman vuku bulacaktır?' Biliniz ki, onun gaybetindeki eziyetlere ve tekziplere sabretmek, Resulullah ile beraber kılıçla cihad etmek gibidir."



    3- Yunus bin Abdurrahman diyor ki, İmam Musa bin Cafer (a.s)'ın huzuruna çıkarak: "Ey Resulullah'ın oğlu! Hak üzere kıyam edecek olan Kâim sen misin?"diye sorduğumda İmam (a.s) şöyle buyurdular:

    "Hak üzere kıyam eden benim. Ama yeryüzünü Allah'ın düşmanlarından temizleyecek, onu zulümle dolduğu gibi adaletle dolduracak olan Kâim, benim evlatlarımın beşincisidir. Öldürülme korkusu olduğu için gaybeti o kadar uzayacak ki, bazı kavimler onun hakkında irtidada düşecek, bazıları ise ona bağlı kalacaklardır."

    Sonra şöyle ekledi: "Bizim Kâim'imizin gaybetinde bizim sevgimize sarılan, velayetimize bağlı kalan ve düşmanlarımızdan uzaklaşan takipçilerimize ne mutlu! Onlar bizdendir, biz de onlardanız. Bizlerden İmamları olarak razıdırlar: Biz de onlardan takipçilerimiz olarak razıyız. Ne mutlu onlara! Allah'a andolsun ki onlar, kıyamet günü bizimle aynı derecede olacaklardır."



    4- Hasan bin Halid, İmam Ali Rıza (a.s)'ın şöyle buyurduğunu naklediyor:

    "Benim evlatlarımın dördüncüsü, cariyelerin en üstününün oğludur, Allah onun vesilesiyle yeryüzünü bütün zulüm ve haksızlıklardan temizleyecektir. Halkın, doğumunda tereddüt ettiği gaybet sahibi O'dur. O, zuhur ettiğinde yeryüzü Rabbinin nuru ile aydınlanacak, halkın arasında adalet ölçüsünü kuracak, böylece hiç kimse başkasına zulmetmeyecek ve yeryüzü O'na itaat edecek ve onun gölgesi de olmayacaktır.

    Gökten bir münadi onun adına nida edecek ve yeryüzündeki bütün halk onun için yapılan şu çağrıyı işitecek: "Bilin ki, Allah'ın hücceti Beytullah'ın yanında zuhur etti, ona tabi olun; şüphesiz hak onunladır ve ondadır. Ve bu konuda Allah'ın ayeti şöyle geçer: "Eğer istersek onlara gökten bir ayet nazil ederiz de hepsinin boynu onun karşısında eğilir.' Yakın bir mekandan bir münadi, o gün nida eder ve onlar da o hak sesi duyarlar. İşte o gün zuhur günüdür." Yani oğlum Kâim Mehdi'nin zuhur günüdür."


    c) Buhari Tarih-i Kebir'de (c.1, s.446) ve Ahmed ibn-i Hanbel Müsned'inde (c.5, s.92) ve yine Ebu Avane Müsned'inde (c.4, s.396) Resulullah'tan (s.a.a):

    "Benden sonra on iki halife olacaktır" diye buyurduğunu naklederler.



    ç) Tirmizi Sahih'inde (c.9, s.66), Ahmed ibn-i Hanbel Müsned'inde (c.5, s.108) Resulullah'tan (s.a.a) şöyle buyurduğunu naklederler:

    "Benden sonra on iki emir olacaktır."

    İmamiye’nin iddiası bir başka yönden de gerçeklerin tersinedir. O da şudur: Diyorlar ki, İmam Mehdi, babasının vefatın (Hicri 260)’dan bir kaç yıl önce dünyaya geldi ve şu ana kadar yaşamaktadır. Buda normal olarak imkansız bir şeydir. Bir insanın bu kadar uzun bir süre yaşaması mümkün müdür?

    Cevap-66: Bu eleştiri de öncekiler gibi zayıf bir eleştiridir. Çünkü gerçi bu asırdaki insanlar ömürleri genel de 70 ila 80 yaşları arasındadır. Ama hiç bir şekilde geçmişte yaşayanların da böyle olduğu ispatlanamaz. Şimdi gerçeğin daha iyi anlaşılabilmesi için, uzun ömürlü olanlardan bir kaç örnek sayacağız:

    1) Alimlerin hepsi Hz. Adem aleyhi’s-selâm’ın ömrünün yaklaşık olarak 1000 yıl olduğunu söylüyorlar. Hatta yaratıldığı günden ta öldüğü güne kadar onda asla bir değişiklik olmadığı nakledilmiştir. Çocukluk, gençlik, yaşlılık, kudret ve ilmin azalıp çoğalması gibi, normal insanlarda görülen bu durum onda olmamıştı. Ölünceye kadar aynı şekilde idi.

    Çok daha ilginç ve acayip olan bir başka nokta, onun diğer insanlar gibi bir anne ve babadan yaratılmış olmamasıdır. Allah onu topraktan yaratmıştı.

    2) Kur’an-ı Kerim'de, Hz. Nuh aleyhi’s-selâm’ın 950 yıl, kavmini Allah’ın yoluna davet ettiği açıklanmaktadır. Davete başlamadan öncede uzun yıllar yaşamıştı. Ama ne zayıflamış, ne yaşlanmış, ne gücünü kaybetmiş ve ne de aciz olmuştur. Müslüman bilginler Hz. İbrahim aleyhi’s-selâm öncesinde insanların yaşlanmadığını söylemişlerdir. Ancak maddeciler bunları kabul etmezler.

    3) Tarih, muhtelif milletlerin içinde, bir çok uzun ömürlü insanın hayat öyküsüyle doludur. O insanlardan bir kısmının adını “el-İzah-u fil-İmame” kitabında kaydettim. Bir kısmını da burada zikredeceğiz. İsteyen daha geniş tarih ve biyografi kitaplarına müracaat edebilir.

    Onlardan biri “Lokman b. Aad” dır. Tarihçilerin nakline göre 3500 yıl yaşamıştır. Bazıları onun ömrünün 7 akbabanın ömrü kadar olduğunu söylüyorlar. Şöyle ki, o akbabalardan birini yakalıyor, dağlık bölgede, büyütüyordu. O öldüğü zaman bir başkasını yakalıyor eğitiyor ve ölünceye kadar koruyordu. Bu şekilde 7 tane akbabayı sırasıyla ömürlerinin sonuna kadar bulundurmuştur. Son akbabasının adı da “Lebed” idi ve o içlerinde en uzun süre yaşayanıydı.

    Meşhur şair A’şa, Lokman’ın hakkında şöyle bir şiir yazmıştı:

    Yedi tane akbabayı kendin için eğittin,

    Birinin ömrü bittiğinde diğerini getirdin.

    Uzun ömürlülerden bir başkası Rabi b. Za’b b. Vahab b. Buğeyz b. Malik b. Said b. Adiy b. Fezare’dir. O, 340 yıl yaşamıştır. Resulullah sallâ’llâhu aleyhi ve alih’i de görmüştür. Bu şiir de ona aittir.

    Beni çok koruyun kış geldiğinde

    Soğuk güç bırakmaz yaşlı insanda

    Ama bahar gelip, gök sakinleştiğinde

    Ona yeterlidir incecik bir cübbe de

    Birisi 200 yıl yaşadığında

    Onun bütün sevinçleri kaybolur.

    Uzun ömürlü olanlardan bir diğeri Mustevğer b. Rabia Kaab'dır. 333 yıl yaşamıştır. Bu şiiri ömrünün uzun olması hakkında yazmıştır.

    Şüphesiz ki çok yaşamaktan bıktım.

    Üç yüz yıl boyunca ömür sürdüm.

    Yüz yıl da ardından geldi.

    Buna ilave olarak bir sürede

    Ayları günleri saydım.

    Eksem b. Seyfi Esedi’de uzun ömürlülerdendir. O, 380 yıl yaşamıştır. Bu adam Peygamber sallâ’llâhu aleyhi ve alih döneminde ulaşmış ona iman etmiş, ancak Resulullah sallâ’llâhu aleyhi ve alih’le görüşememiştir. Eksem'den bir çok tarihi hikayeler, özlü sözler ve hutbeler nakledilmiştir. Bu şiirde onundur:

    Birisi doksan ya da yüz yıl yaşasa,

    Cahildir o insan eğer yaşamdan bıkmamışsa

    Ömrüm iki yüzü aştıysa da

    Ama bana bir kaç gece gibi geldi.

    Sefi b. Riyah b. Eksem 276 yıl yaşayan bir başka uzun ömürlü insandır. Onun aklı ve fikri gücü asla değişmedi.

    Zabire b. Said b. Saad b. Sehm b. Amr, 220 yıl yaşayan insanlardan bir diğeridir. Asla yaşlanmadı. İslam’ın doğuşuna şahit oldu, ama iman getirmedi. Ebu Hatem Rubasi, Utba’dan şöyle naklediyor: Zabire Sehmi, 220 yaşında ölmesine rağmen saçlar siyah dişleri ise sağlam kalmıştı. Amcasının oğlu, o öldüğü zaman şöyle bir şiir yazmıştır:

    Zabire Sehmi Öldükten sonra kim ölümü tatmayacak.

    Öyle bir halde öldü ki, yaşlanmamış ölmesi ise uzak.

    Öyleyse hazır olun, ölüm haber vermeden gelip size de çatar.

    Derid b. Samme Çeşmi, 200 yıl yaşayan uzun ömürlülerdendir. İslamın doğuşunu gördü ama Müslüman olmadı. Huneyn savaşında müşriklerin önde gelen komutanlarından idi. Orada Müslümanlar tarafından öldürüldü.

    Muhammed b. Utban b. Zalim b. Zubeydi adındaki şahıs 253 yıl yaşamıştır.

    Amr b. Hameme-i busi, 400 yıl yaşamıştır. Şu şiir o yazmıştır:

    Beni henüz bulmamıştır ölüm

    Oysa gelip geçmiş güzel, baharlı yıllarım

    Üç asır üzerimden geçmiştir,

    Dördüncüsü ise bitmek üzeredir.

    Salman-i Farisi herkesin, hatta Müslüman olmayanların dahi kabul ettiği uzun ömürlülerdendir. Müslüman ve Müslüman olmayan alimlerin çoğu onun Hz. İsa aleyhi’s-selâm’ı dahi gördüğünü söylemektedirler. Resulullah sallâ’llâhu aleyhi ve alih’den sonra ikinci halifenin hilafet döneminin ortalarına kadar yaşamını sürdürmüştür.

    İranlı tarihçiler, İran’ın eski padişahlarından bazılarının ömürlerinin yukarıda adları geçenlerden daha uzun olduğunu söylemişlerdir.

    Onlar şöyle yazmakta: “Ceşn Mehrgan, uzun ömürlü padişahlardan biridir. O, 2500 yıl yaşamıştır.”

    Ben bu padişahların adını üç sebepten dolayı burada getirmedim:

    1) Arapların uzun ömürlü olanları, Farslarınkinden daha çoktur.

    2) Arap uzun ömürlüler, zamanımıza daha yakındırlar.

    3) Arap alimleri, bu insanların yaşadığını kabul ediyorlar. Ama Farslar, Fars padişahlarının böylesine uzun ömürlü olup-olmadıkları konusunda ihtilafa düşmüşlerdir. Bazıları kabul ederken bazıları reddetmektedirler.

    Yukarıda saydığımız insanlar, tarih kitaplarında adları geçen uzun ömürlü insanlardan bazılarıdır. İnsanların uzun ömürlü olmasının mümkün olduğu konusunda kimsenin şüphesi yoktur. Böyle bir şeyin gerçekleştiği de kesindir. Uzun ömürlü insanların olamayacağını söyleyenler, sadece Allah’ı inkar edenlerle, bazı müneccimlerdir. Ama semavi dinlerin takipçilerinin hepsi insanların uzun ömürlü olabileceğini kabul etmektedirler.


    Enes Bin Mâlik’ten Naklolunanlar
    6- Abdüsselam bin Haşim el Bezzâz’dan, onun Meşaci oğullarının kölesi Abdullah bin Ebu Ümeyye’den onunda Yezide er Rukâşi’den naklettiğine göre Malik bin Enes dedi ki: Resulullah şöyle buyurdu: “Kureyşten oniki rehber varoldukça, bu iş devam edecektir.

    [Bu onikisinden sonra yeryüzünde kıyamet kopacaktır.]

    Sad bin Vakkas’ın kızkardeşinin oğlu Câbir bin Semre-i Sevai’den naklolunan rivayetler
    7- Esved bin Said-i Hemdanî’nin Cabir bin Semre’den naklettiğine göre Resulullah (sallallahu aleyhi ve âlih) şöyle buyurdu: “Bu ümmetin içinde Kureyş’ten oniki halife olduğu sürece ümmetin dini sağlam olacak ve düşmanlarına galebe çalacaktır.” Kureyşlilerin birçoğu onun evine gelerek dediler ki: Peki ondan sonra ne olacak? Buyurdu ki: “Sonra karışıklıklar çıkacak.”

    8- Osman bin ebi Şeybe’den, o Cerir den, o da Huseyn bin Abdurrahman’dan nakleder ki Cabir bin Semre şöyle dedi: Resulullah’ın şöyle buyurduğunu duydum: “Benden sonra oniki emir gelecektir.” Şöyle devamı eder. Sonra birşeyler daha dedi ama ben anlamadım. Orada olanlara ve bana en yakın olan babama sorduğumda dedi ki: Peygamber şöyle buyurdu: “Hepsi Kureyş’tendir”.

    3- Şeblenci “(2) Nur-ul Ebsar” adlı kitabında şöyle yazıyor:

    “Peygamber-i Ekrem’den, Mehdi’nin onun Ehl-i Beyt’inden olduğu, yeryüzünü adaletle dolduracağı ve İsa’ya Deccal’ı öldürmekte yardım edeceğine dair gelen hadisler mütevatirdir.”

    4- Muhammed bin Resul el Berzenci, “el-İşae li Eşrat-is Sae” adlı kitabının 87. sayfasında şunları yazıyor:

    “Mehdi’nin varlığı, ahir zamanda çıkacağı, Resulullah’ın öz soyundan olup, Fatıma’nın evlatlarından olduğu hususu mânen tevatür haddine ulaşmıştır; dolaysıyla bunları inkar etmek anlam taşımaz.”

    5- Muhammed bin Hasan el Asfevi, “Menakıb-üş Şafiiyye” adlı kitabında şöyle yazıyor:

    “Resulullah’dan bize ulaşan Mehdi ile ilgili ve Mehdi’nin onun Ehl-i Beyt’inden olduğunu belirten rivayetler tevatür haddine ulaşmıştır.”

    6- Ahmed bin Zeyni Dehlan eş Şafii, “el Futuhat-ül İslamiyye” adlı kitabında şöyle yazıyor:

    “Mehdi’nin zuhurunun zikrolunduğu hadisler çok sayıda olup mütevatirdir. Bunların içerisinde sahih, hasen ve zayıf olanlar vardır. Gerçi bu hadislerin zayıf olanları daha fazladır, ancak sayılarının çok oluşu ve onları tahric edenlerinin fazla oluşu nedeniyle bunlar birbirlerini takviye etmekteler. Dolayısıyla bu hadislerin toplamından insana yakin gelir. Şu kadarı kesindir ki, Mehdi zuhur edecek ve o Fatıma’nın neslindendir ve o yeryüzünü adaletle dolduracaktır.”

    Sözün kısası, İmam Mehdi hakkında gelen hadislerin mütevatir olduğunu belirten Sünni alimleri çok fazladır. Bizim onların hepsinin sözlerini burada nakletmemiz uzun süreceğinden sadece onlardan bazılarının isimlerine işaret etmekle yetiniyoruz.

    7- El-Hafız Muhammed bin Hüseyin El Abiri Menakib-uş Şafii adlı kitabında

    8- Şeyh Muhammed bin Ahmed es-Sefarini el-Hanbeli El-Levaih adlı kitabında

    9- Seyyid Muhammed Sıddık Hasan el Kunuci el Buhari El İzae lima Kana ve Ma Yekunu Beyne Yedeyis Sae adlı kitabında

    10- Ebu Abdullah Muhammed bin Cafer el Kattani el Maliki Nazm-ul Mütenasir Fi-l Hadis il Mütevatir adlı kitabında

    11- İbn-i Hacer el Heytemi es Savaik ul Muhrika adlı kitabında, s. 165.

    12- Şeyh Muhammed el Haneri el Mısri İthafu Ehl-il İslam adlı kitabında.

    13- Şeyh Muhammed es-Sabban İs’af-ur Rağibin adlı kitabında, s. 140.

    14- Es-Suveydi Sebaik uz Zehep adlı kitabında, s. 78.

    15- Şeyh Abdulhak Sünen-i Tirmizi’nin hamişesinde (c. 2, s. 46, Dehli baskısı)

    16- Şeyh Mansur Ali Nasif Gayet-ul Me’mul adlı kitabında c. 5, s. 382

    15- Kadı Muhammed bin Ali Eş Şavkani Et Tevzih Fi Ma Cae fi-l Mehdi adlı kitabında.

    16- Şeyh Muhammed Zahid Kevseri Nazrat-un Abire adlı kitabında. O bu hususta şöyle demiştir:

    “Mehdi, Deccal ve Mesih’le ilgili hadislerin tevatür haddine ulaştığı konusuna gelince bu, hadis ilmi alimleri arasında şüphe edilmeyen bir konudur.”

    17- Abdulvahhab Abdullatif es Savaik-ul Muhrika’nın hamişinde.

    Bu gerçeği kabul eden büyük alimlerin sayısı oldukça çok; ama söz fazla uzamasın diye bu kadarıyla yetiniyoruz.

    Alimlerin kabul ettiği diğer bir gerçek de bütün Müslümanların Hz. Mehdi’nin zuhur edeceğinde ittifak etmiş olmalarıdır.

    Suveydi Sabaik-uz Zeheb adlı kitabında (s. 78) şöyle yazıyor:

    “Ulema şunda ittifak etmişlerdir ki, ahir zamanda Mehdi kıyam edecek ve yeryüzünü adaletle dolduracaktır. Mehdi ve zuhuru ile ilgili hadisler pek çoktur.”

    Şeyh Mansur Ali Nasif Et Tac-ul Cami Li-l Usul fi Ehadis-ir Resul adlı kitabın hamişinde olup bu kitabın şerhi olan Gayet-ul Ma’mul’da (c. 5, s. 310) şöyle yazıyor:

    “Seleften halefe ulema arasında şu konu meşhurdur ki, ahir zamanda Ehl-i Beyt’ten Mehdi ismini taşıyan bir kişi zuhur edecek ve İslam beldelerinin hakimi olacak; Müslümanlar ona tabi olacaklar o Müslümanlar arasında adaletle davranacak ve dini teyit edecektir. Ondan sonra da Deccal zahir olacak ve İsa aleyhi’s-selâm inip onu öldürecek veya İsa Mehdi ile onu öldürmekte yardımlaşacaktır. Mehdi ile ilgili hadisleri ashabın seçkinlerinden bir grup rivayet etmiştir. Ebu Davud, Tirmizi, İbn-i Mace, Taberani, Ebi Yala, el Bazzaz, İmam Ahmed ve Hakim gibi büyük muhaddisler (r.a) de bu hadisleri tahric etmişlerdir. İbn-i Haldun gibi bu hadisleri tazif edenler ise şüphesiz hata etmektedirler. İsa’dan gayri Mehdi yoktur’a dair nakledilen rivayete gelince; Beyhaki ve Hakim ve diğerlerinin de belirttiği üzere bu zayıf bir rivayettir.”

    Gerçekte İsmaili Şiası olan Fatımi hükümdarlarına muhalefet amacıyla Hz. İmam Mehdi ile ilgili hadislerin bir kısmında şüphe uyandırmaya çalışan İbn-i Haldun dahi Mehdi İnancının İslam’ın doğuşundan bu yana asırlar boyunca bütün Müslümanların kabul ettiği bir inanç olduğuna itiraf etmektedir. O, Mukaddime adlı kitabının 367. sayfasında şunları yazıyor: “Bil ki, asırlar boyunca bütün Ehl-i İslam içerisinde şu meşhur olmuştur ki, ahir zamanda Ehl-i Beyt’ten olan bir kişi zuhur edecek, dini teyit edip adaleti egemen kılacak ve Müslümanlar ona tabi olacaklardır. O Müslüman ülkelerin hakimi olacaktır ve onun ismi Mehdi’dir.”

    Allame Ebu Tayyip el-İzae Lima Kane ve Ma Yekunu Beyne Yedeyi-s Sae adlı kitabında şöyle yazıyor: “Mehdi ahir zamanda zuhur edecektir ve onu inkar etmek büyük bir küstahlık ve sapıklıktır.”

    Büyük Ehl-i Sünnet alimlerinden konuyu tahkiki olarak ele alan her alim aynı sözleri söylemiştir. Biz konunun fazla uzamaması için bu kadarıyla yetiniyoruz.

    İmam Mehdi hakkında gelen hadisleri Ehl-i Sünnet’in yüzlerce büyük ve muteber alimi kendi hadis, tefsir, kelam, irfan, tarih, biyografi ve lügat kitaplarında tahric etmişlerdir. Örnek olarak onlardan bazılarını aşağıda zikrediyoruz:

    1- Buhari Sahihinde.(3)

    2- Müslim Sahihinde.

    3- Buhari Et Tarih-ul Kebir adlı kitabında.

    4- Ebu Davud Süneninde.

    5- İbn-i Mace Süneninde.

    6- Hakim Müstedrekinde.

    7- Ahmed bin Hanbel Müsnedinde.

    8- Tirmizi Sahihinde.

    9- İbn-i Kesir, El-Bidaye ve-n Nihaye adlı kitabında.

    10- İbn-i Kesir Nihayet-ul Bidaye adlı kitabında.

    11- Yine El Kavl-ül Müstahsan adlı kitabında.

    12- Hatip Mişkat-ul Mesabih adlı kitabında.

    13- Zehebi Mizan-ul İtidal adlı kitabında.

    14- Yine Tezkiret-ul Huffaz adlı kitabında.

    15- Yine Lisan-ul Mizan adlı kitabında.

    16- Yine Tarih-ul İslam adlı kitabında.

    17- Yine Telhis-ul Müstedrek adlı kitabında.

    18- Genci Kifayet-ut Talip adlı kitabında.

    19- Yine El-Beyan adlı kitabında.

    20- Muttaki Kenz-ul Ummal adlı kitabında.

    21- Yine Muntehab-u Kenz-ul Ummal adlı kitabında.

    22- Ebu Nuaym Hilyet-ul Evliya adlı kitabında.

    23- Yine Ahbar-ı İsbahan adlı kitabında.

    24- Muhibbuddin Taberi Zehair-ul Ukba adlı kitabında.

    25- Yine Er-Riyaz-un Nazıra adlı Kitabında.

    26- Hamevi Meşarik-ul Envar adlı kitabında.

    27- İbn-ül Mağazili el Manakıp adlı kitabında.

    28- Es Semani er Risalet-ul Kavmiyye adlı kitabında.

    29- El Cuveyni Feraid-us Simtayn adlı kitabında.

    30- Yusuf bin Yahya İkd-ud Dürer adlı kitabında.

    31- Yine el-Bed’u ve-t Tarih adlı kitabında.

    32- Beyhaki el-İtikad adlı kitabında.

    33- Yine el-Ba’s ve-n Nuşur adlı kitabında.

    34- Hamidi el-Cem’u Beyn-es Sahiheyn adlı kitabında.

    35- Heysemi Mecma-uz Zevaid adlı kitabında.

    36- Ed-Doabi el-Kuna ve’l Esma adlı kitabında.

    37- Taberani el-Mucemu-s Sağir adlı kitabında.

    38- Taberi Tefsirinde.

    39- Harezmi El-Menakıp adlı kitabında.

    40- Hatip Tarih-i Bağdad adlı kitabında

    41- İbn-ül Esir en Nihaye adlı kitabında.

    42- Askalani el-İsabe adlı kitabında.

    43- Yine Lisan-ul Mizan adlı kitabında.

    44- Yine Tehzib-ut Tehzip adlı kitabında.

    45- İbn-i Asakir Tarih-i Dimeşk adlı kitabında.

    46- İbn-i Ebi-l Hadid Nehc-ul Balağa’nın Şerhi’nde.

    47- Sa’lebi Tefsirinde.

    48- İbn-ul Esir Üsd-ül Gabe adlı kitabında.

    49- Semhudi Cevahir-ul İkdeyn adlı kitabında.

    50- Diyarbekri Tarih-ul Hamis adlı kitabında.

    51- İbn-ül Cevzi Tezkire adlı kitabında.

    52- İbn-i Hallikan Vefeyat-ul A’yan adlı kitabında.

    53- İbn-i Tolun Şuzurat-uz Zehebiyye adlı kitabnda.

    54- Muhammed bin Talha Matalib-us Seul adlı kitabında.

    55- İbn-i Hacer Heytemi es-Savaik-ul Muhrika adlı kitabında.

    56- Yine el Kavl-ül Muhtasar adlı kitabında.

    57- İbn-i Hacer-il Mekki el Fetave Hadise adlı kitabında.

    58- Suyuti el-Cami-us Sağır adlı kitabında.

    59- Yine el-Havi li-l Fetava adlı kitabında.

    60- Yine Neşr-ul Alemeyn adlı kitabında.

    61- El Bağavi Mesabih-us Sünne adlı kitabında.

    62- Nalusi Zehair-ul Mevaris adlı kitabında.

    63- İbn-ud Dubbi Temyiz üt Tayyip adlı kitabında.

    64- Yine Teysir-ul Vusul adlı kitabında.

    65- Şablenci Nur-ul Ebsar adlı kitabında.

    66- Muhammed Mubin el Hindi Vesilet-un Necat adlı kitabında.

    67- Balevi Buğyet-ul Müsteşidin adlı kitabında.

    68- El-Arif Abdurrahman Mir’at-ul Esrar adlı kitabında.

    69- Seyyid Abbas El Mekki Nüzhet-ul Celis adlı kitabında.

    70- El konduzi Yenabi-ul Mevedde adlı kitabında.

    71- El Bedehşi Miftah-un Necat adlı kitabında.

    72- Abdürrahman Deşti Şevahid-ün Nübüvvet adlı kitabında.

    73- Muhammed Hace Parsa Fasl-ül Hitap adlı kitabında.

    74- Şeyh Abdulhak Eşi’et-ül Lemaat adlı kitabında.

    75- İbni Teymiyye Minhac-üs Sünnet adlı kitabında.

    76- İbn-i Sabban İs’af-ur Rağibin adlı kitabında.

    77- El Menavi Kunuz-ül Hakaik adlı kitabında.

    78- Yine İnsan-ul Uyun adlı kitabında.

    79- En Nebhani Feth-ul Kebir adlı kitabında.

    80- Yine Eşref-un Nebi adlı kitabında.

    81- Yine Levahir-ul Bihar adlı kitabında.

    82- En-Nasani Tarih-ur Rikka’ye yazdığı talikada.

    83- El-Azizi es-Sirac-ul Munir adlı kitabında.

    84- İbnül Arabi el-Fütuhat-ul Kebire adlı kitabında.

    85- Yine Muhazeret-ul Ehvar adlı kitabında.

    86- El-Kurtubi Tezkire adlı kitabında.

    87- Ebu-l Ala el-Attar el-Erbain adlı kitabında.

    88- Abdulvahhab Şa’rani Munteser-ut Tezkire adlı kitabında.

    89- Şeyh Abdulhak Şerh-ul Mişkat adlı kitabında.

    90- İbn-i Manzur Lisan-ul Arap adlı kitabında.

    91- Zeyni Dahlan es-Siret-un Nebeviyye.

    92- Şeyh Hasan Neccar El-Esrar adlı kitabında.

    93- El Berzenci el-İşae Fi Eşrat-is Sae adlı kitabında.

    94- En Nevevi Nihayet-ul İrb adlı kitabında.

    Ve daha nice Ehl-i Sünnet’in büyük alimleri.

    Şimdi İmam Mehdi ile ilgili adı geçen kitaplarda nakledilen hadislerden bir kaç örnek verelim. Bu hadislerin senetlerini de zikredip senetlerinin sıhhati açısından onları incelemek bu makaleyi aştığından biz sadece hadisin yer aldığı kitap ve hadisi Hz. Resulullah’dan rivayet eden şahsın ismini vererek nakledeceğiz.

    1- Sahih-i Tirmizi, c. 2, s. 46;

    Abdullah’dan:

    Şöyle demiştir: Resulullah sallâ’llâhu aleyhi ve alih dedi ki: “Araplara benim Ehl-i Beyt’imden ismi benim ismim olan bir kişi hakim olmadıkça dünya sona ermeyecektir.”

    Tirmizi dedi: Aynı anlamda Hz. Ali, Ebu Said, Ümmü Seleme ve Ebu Hureyre den de bu hadis rivayet edilmiştir. Ve bu hasen ve sahih bir hadistir.

    Bu hadisi Ahmed bin Hanbel Müsned’inin 1. cildinin 576. sayfasında nakletmiştir.

    2- Sahihi Tirmizi, c. 2, s. 46;

    Abdullah’dan:

    Şöyle demiştir: Hz. Resulullah sallâ’llâhu aleyhi ve alih buyurdu ki: “Benim Ehl-i Beyt’imden ismi benim ismimle aynı olan bir kişi hükümdarlığa kavuşacaktır.” Asim ve Ebu Salih, Ebu Hureyre’den rivayet etmişlerdir ki Resulullah şöyle dedi: “Eğer dünyanın ömründen sadece bir gün dahi kalsa Allah o günü benim Ehl-i Beyt’imden benim ismimi taşıyan bir kişinin hakim olması için uzatacaktır.”

    Bu hadisi Ahmed bin Hanbel’in Müsned’inde, c. 1, s. 376, tahric etmiştir.

    3- Sahih-i Tirmizi, c. 2, s. 46;

    Ebu Said Hudri’den:

    Şöyle demiştir: Hz. Resulullah sallâ’llâhu aleyhi ve alih’den sonra bazı olayların vuku bulmasından korktuk ve durumu Resulullah’a sorduk, Resulullah şöyle buyurdu: “Mehdi benim ümmetimdendir, çıkıp beş, yedi veya dokuz (yıl) yaşayacaktır.”

    Zeyd-üş Şak diyor Resulullah’a beş, yedi ve dokuz nedir diye sorduk: Resulullah “Bunlar yıllardır” buyurdu. Sonra da şöyle buyurdu: “O’nun yanına bir kişi gelip “Ey Mehdi bana ver” diyecek, Mehdi elbisesinde taşıyabileceği kadar ona mal verecektir.”

    Tirmizi daha sonra şunları kaydediyor: “Bu hadis hasendir. Bu hadis, bir kaç senetle Ebu Said Hudri aracılığıyla Resulullah’dan rivayet edilmiştir. Bu hadisi Ahmed bin Hanbel Müsned’inde c. 2, s. 21’de kendi senediyle Ebu Said Hudri’den rivayet etmiştir. Yine bu hadisi et Tac-ul Cami Li-l Usul’un, c. 5, s. 364’te de rivayet edilmiştir.

    4- Sahih-i Ebi Davud, c. 2, s. 207;

    “Ali aleyhi’s-selâm’dan:

    Şöyle dedi: “Resulullah sallâ’llâhu aleyhi ve alih buyurdu ki: “Eğer zamandan sadece bir gün kalsa bile, Allah, benim Ehl-i Beyt’imden bir kişiyi gönderecek, o yeryüzünü zulümle dolduğu gibi adaletle dolduracaktır.”

    Bu hadis Yenabi-ul Mevedde’nin 432. sayfasında ve Nur’ul Ebsar’ın 154. sayfasında rivayet edilmiştir. Onu Ahmed ve Tirmizi de rivayet etmişlerdir.

    5- Sahih-i Ebi Davud, c. 2, s. 207;

    Abdullah’tan:

    Şöyle demiştir: Nebiyyi Ekrem sallâ’llâhu aleyhi ve alih buyurdu ki: “Dünyanın ömrü, Araplara benim Ehl-i Beyt’imden ismi benim ismim olan bir kişi hakim olmadan sona ermez.”

    Bu hadisi Ahmed bin Hanbel de kendi Müsned’inde, c. 1, s. 377’de ve ayrı bir senetle de c. 1, s. 430’da rivayet etmiştir.

    6- Sahih-i Ebi Davud c. 2, s. 207;

    “Ümmü Seleme’den:

    Şöyle dedi: “Resulullah’ın şunları buyurduğunu duydum: “Mehdi benim itretimden ve Fatıma’nın soyundandır.”

    Bu hadisi İbn-i Mace de kendi Süneninde Mehdi’nin hurucu bölümünde Said bin Musayyip aracılığıyla Ümmü Seleme’den rivayet etmiştir. Yine bu hadis et-Tac-ul Cami Li-l Usul, c. 5, s. 364’te, Mesabih’us Sünne kitabının kıyamet alametleri bölümünde, İs’af-ur Rağibin kitabında, s. 134’te, Yanabi-ul Mevedde kitabında s. 432’de ve Müntahabu Kenz-il Ummal kitabında c. 6, s. 30’da da rivayet edilmiştir. Ayrıca bu hadisi Müslim, Nesai, İbn-i Mace ve Beyhaki de rivayet etmişlerdir.

    7- Sahih-i Ebi Davud c. 2, s. 208;

    Ebu Said Hudri’den:

    Şöyle dedi: Resulullah sallâ’llâhu aleyhi ve alih buyurdu ki: “Mehdi bendendir. Alnı geniş burnu çekiktir. O yeryüzünü zulüm ve tecavüzle dolduğu gibi eşitlik ve adaletle dolduracaktır.”

    Bu hadisi Hakim de el Müstedrek adlı kitabında, c. 4, s. 557’de rivayet etmiştir. Bu hadisi et-Tacul Cami Li-l Usul kitabında, c. 5, s. 364’te Ebu Davud ve Tirmizi’den tahric etmiştir. Nur’ul Ebsar kitabında, s. 154’te ve Münteheb-u Kenz-ul Ümmal kitabının c. 6, s. 30’da da bu hadis rivayet edilmiştir. Ayrıca bu hadisi Taberani kendi Mu’cam’inde rivayet etmiştir.

    8- Sahih-i Buhari’nin İsa’nın Nüzulü böl.;

    Ebu Hureyre’den:

    Şöyle dedi: Resulullah buyurdu ki: “Meryem’in oğlu size indiği ve İmamınız da sizden olduğu zaman.” Bu hadisi Müslim de kendi Sahihi’nin İsa’nın nüzulü bölümünde rivayet etmiştir. Ayrıca bu hadis Yenabi-ul Mevedde kitabında, s. 432’de Metalib-us Seul kitabının 12. Bölümünde ve Gayet-ul Meram kitabının ikinci bölümünde de rivayet edilmiştir.

    9- Sahih-i İbn-i Mace, c. 2, Mehdi’nin hurucu böl;

    Hz. Ali aleyhi’s-selâm’dan:

    Şöyle demiştir: Resulullah buyurdu ki: “Mehdi biz Ehl-i Beyt’endir Allah onun işini bir gecede düzeltecektir.” Aynı hadisi Münteheb-u Kenz’il Ummal’ın c. 6, s. 30’da. Hz. Ali aleyhi’s-selâm’dan rivayet etmiştir.

    Bu hadisi el-Cami-us Sağir kitabında, c. 3, s. 924’te rivayet etmiş ve şöyle demiştir. Bu hadisi Ahmed ve İbn-i Mace de Ali’den tahric etmiş ve doğrulamıştır. Yine bu hadis Yenab-ul Mevedde kitabının 488 sayfasında ve Cevahir-ul İkdeyn kitabının 432. sayfasında rivayet edilmiştir. Bu hadis el-Burhan fi Alamat-i Mehd-i Ahir-iz zaman kitabının 2. Bölümünde de yer almaktadır. Ayrıca el Beyan kitabında bu hadisi Ebu Nuaym el Hafız’ın Menakib-ul Mehdi kitabında ve Taberani’nin Mucem’ul kabir kitabında da tahric ettiklerini yazdıktan sonra şöyle demiştir: Bu senetleri birbirinin yanına koyup hafızların onu kendi kitaplarında rivayet etmelerini nazara aldığımızda onun sahih bir hadis olduğuna dair insanda yakin oluşuyor.

    10- Sahih-i İbn-i Mace c. 2, Mehdi’nin hurucu bölümü;

    Enes bin Malik’den:

    Şöyle demiştir: Ben Resulullah’ın sallâ’llâhu aleyhi ve alih şöyle buyurduğunu duydum: “Biz Abdulmuttalip oğulları cennet ehlinin büyükleriyiz; ben, Hamza, Ali, Cafer, Hasan, Hüseyin ve Mehdi.” Bu hadisi, Ebu Nuaym, Salebi, El Erbain kitabının yazarı, Hamvini, Hakim ve Deylemi de tahric etmişlerdir. Bu hadisi İbn-i Hacer es Savaik-ul Muhrika’nın 309. sayfasında rivayet etmiştir. Yine El Beyan kitabında kendi senediyle Enes’den rivayet etmiştir. Zehair-ül Ukba kitabının birinci bölümünün Menakib-i Abdulmuttalib bölümünde de Enes’ten rivayet etmiştir. Ayrıca bu hadisi İbn-i Sirin’in de tahric ettiğini belirtmiştir. Bu hadisi Gayet-ul Meram kitabında Tefsir-i Salebi’den rivayet etmiştir.

    11- Müsned-i Ahmed bin Hanbel, c. 3, s. 28;

    Ebu Said’den:

    Şöyle demiştir: Resulullah sallâ’llâhu aleyhi ve alih buyurdu ki: “Yeryüzü zulüm ve tecavüzle dolacaktır. Sonra benim itretimden olan bir kişi çıkacak yedi veya dokuz yıl hakim olacak, işte o yeryüzünü adalet ve eşitlikle dolduracaktır.” Bu hadisi Müstedrek-us Sahiheyn de, c. 4, s. 558’de tahric etmiştir.

    12- El Müstedrek Ale-s Sahiheyn c. 4, s. 465;

    Ebi Said Hudri’den:

    Şöyle demiştir: Nebiyy-i Ekrem buyurdu ki: “Ahir zamanda ümmetime kendi padişahlarından taraf kendinden daha büyük olanı işitilmeyen bir bela inecek, hatta yeryüzü bu genişliğine rağmen onlara dar gelecek ve yeryüzü zulüm ve tecavüzle dolacak, öyle ki mümin insan zulümden sığınacak bir barınak bulamayacak. Bu sırada Allah Teala benim itretimden olan bir kişiyi mebus kılacaktır. O yeryüzünü zulüm ve tecavüzle dolduğu gibi adalet ve eşitlikle dolduracaktır. Ondan gökte yaşayan da razı olacak yerde yaşayan da. Bu zamanda yer kendi tohumundan hiç bir şey gizlemeyip hepsini çıkaracaktır. Gök de yağmurundan hiç bir şey saklamayıp hepsini bol bol yere dökecektir. Mehdi onların arasında yedi, sekiz veya dokuz sene yaşayacaktır. O zamanda yaşayanlar, Allah’ın yer halkına ihsanda bulunduğu hayırlardan dolayı ölülerin dirilmelerini arzu edecekler.”

    Hakim bu hadisin senet açısından sahih bir hadis olduğunu ancak Buhari ve Müslim’in onu tahric etmediklerini söylemiştir. Bu hadisi İbn-i Hacer es Savaik-ul Muhrika’da da rivayet etmiştir. Yine İs’af-ur Rağibin, s. 134’te ve Yenabi-ul Mevedde, s. 341’de de rivayet edilmiştir. Yine bu rivayeti Taberani kendi Mucem’inde ve Hafız Ebu Nuaym Menakib’ul Mehdi adlı kitabında rivayet etmişlerdir.

    13- Müsned-i Ahmed bin Hanbel, c. 3, s. 37;

    Ebu Said Hudri’den:

    Şöyle demiştir: Resulullah buyurdu ki: “Sizi Mehdi ile müjdeliyorum, o ümmetimin karışıp tam bir ihtilaf içerisinde olduğu bir zamanda mebus olacaktır. Yeryüzünü -tecavüz ve zulümle dolduğu gibi- eşitlik ve adaletle dolduracaktır. Göğün ehli de ondan razı olacak yerin ehli de. Malı doğru olarak bölecektir.” Bir kişi “Doğru olarak ne demektir” diye sordu. Resulullah: “Halk arasında eşit olarak bölecektir.” buyurdu. Sonra Resulullah şöyle buyurdu: “O zamanda Allah Muhammed ümmetinin kalbini zenginlikler ile dolduracaktır ve adaleti onların hepsini kapsayacaktır, hatta nida eden bir kimse, mala ihtiyacı olan var mıdır? diye nida edecek, bir kişiden gayri kimse kalkmayacaktır. Bunun üzerine ona git hazinedara de ki, Mehdi sana mal vermesini söyledi. Hazinedar ona seç diyecek, adam onu kendi evine getirip açınca pişman olup ben Muhammed’in ümmetinin en ihtiraslısı mı oldum yoksa, onlara yeterli olan bana kifayet etmedi mi diyecek. Sonra şöyle buyurdu: “Bunun üzerine o malı geri getirecek, ancak ondan alınmayacak ve biz verdiğimiz bir şeyi geri almayız denilecektir.” Yedi, sekiz veya dokuz sene böylece devam edecektir, bundan sonrasında artık yaşantının bir hayrı yoktur.”

    Buna benzer bir rivayeti de Ahmed Müsned’inde c. 3, s. 52’de ayrı bir senetle rivayet etmiştir. Müntehab-ul Kenz’ul Ummal kitabının c. 6, s. 29’da Ahmed yoluyla Ebu Said Hudri’den şu rivayeti nakletmiştir: “Müjde olsun size Mehdi’den o Kuryeş’ten ve benim öz soyumdan olan bir kişidir.” Bu hadis Nur’ul Ebsar, s. 155 ve Yenabi’ul Meveddet, s. 469 da ve es Savaik’ul Muhrika’da da rivayet edilmiştir.

 

 

Bu konuya benzer diğer konular

  1. chp geçmişini bilmiyor.
    2005 Konuları bölümünde erbakan tarafından açılmış
    Yanıt: 1
    Son Mesaj: 25.12.05, 01:19
  2. Hz. Peygamber'in vefatı (12 Rebîülevvel 11/8 Haziran 632)
    2005 Konuları bölümünde Xtreme-Power tarafından açılmış
    Yanıt: 8
    Son Mesaj: 07.06.05, 17:36

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •