Ne zaman bir yangından
masal çıkarmaya çalıştı ellerin

var mı
aklında eller varken
gölgeyle sevişmişliğin…




Dilinin ucunda işlenmiş bin bir cürüm
saçlarımı beyaza sürükleyen
ki sıkılmış avuçlarının içinde
bir kez uyumadım ben.

Gönlünün zindanında
voltalara serilmiş yüzümle
dikenlerinde yatırdığın hüzünlü besteyim.
Avuçlarının arkasında soluklanan gözlerin
aydınlatmadı tek gecemi
İsa’nın yerine ben çarmıha gerildim.

Şimdi
notalarımı kim verir bana geri ?
Kim bağlar yerlerine
kopmuş kirpiklerimi ?


Sen ?

Senin kar yanığından bozmadır
tenimi kuruttuğun ellerin
ki susuzluktan çatlamış çizgilerinde
kırılır bileklerim.




Sen mi cehennemi gördün !

Romanın son sayfasında
çürümüş kefenleriyle
ele yazılıp unutulmuş mektuplar,
dizlerimi kurşunlarken
ruhumu yağmalarlar.

Ben…

kapının önünde
bir cümle yazmadığın
liyakatsiz günahkar !


Sen mi harflerden düştün !

Fal kurnazlığıyla alırken papatyanın âhını
kırdığın kalemi/mi/n sancısında
yitirdim gözlerimin ferini.
Şimdi toprak altında attığım her adımda
kesiyor tabanlarımı tabutun sessizliği.



Sen mi uzaklara sürüldün !

Kıyıdan çok uzaklarda vurguna bırakıldım,
kozamın içinde
açılmadan gözlerim.
kanatlarım çiğnendi girdabın ortasında
uçamadım,
satır aralarında
tek başıma delirdim.



Sen mi ölümden döndün !

Pası dökülen zincirleriyle
çullanırken üzerime elbirliği
kulağı sökülmüş zebaniler,
benim hesabıma yazıldı tek tek
alnı lekeli düşükler.
Sahte cennetin kapısında
sen,gölge ve arsız hayaller.





Kendime beddualardı dökülen
açılmış ellerimin arasından.
Sana kıyamadım
ben’i yaktım sürgünlerimin ucundan.


Gel gör
dokunmadığın tenim
cemrelere küskün şimdi.
Solgun benzinde şaşı bakışlarıyla
ne çok iblis gezindi…



Bir fidan dikmiştik.
Avuçlarımızdan su içirmiştik.
Büyüdüğü zaman
gözlerimizde aşk
altında sevişecektik.
Kına zannettiğim renk
meğer kan kurusuymuş
köklerime kasteden
idam mahkumuymuş…



Sen mi acı çektin !

Kimin için…








Alıntı