KÜRT AÇILIMI MI, OY AÇILIMI MI?
“Diyarbakırlı, Vanlı, Erzurumlu, Trabzonlu, İstanbullu, Trakyalı ve Makedonyalı, hep aynı cevherin damarlarıdır. Bu damarlar, birbirini tanısın. Türk milletinin toplumsal düzenini bozmaya yönelik çabalar boğulmaya mahkûmdur.”
Mustafa Kemal Atatürk
Türkiye, ulus devlet yapısı ve bölünmez bütünlüğü açısından, cumhuriyet tarihinin en karanlık dönemlerini yaşamaktadır. İşin en acı yanı ise, cumhuriyeti bu karanlığa boğanların iktidar sahiplerinin ta kendileri olmasıdır. Başbakan Erdoğan’ın talimatlarıyla başlatılan ve İç işleri bakanı Atalay’ın açıklamaları ile gün ışığına çıkan “Kürt Açılımı” süreci, Türkiye’yi karanlık dehlizlerde parçalanmaya doğru iterken, arkasında da büyük soru işaretleri bırakmaktadır.
Bölücü başı Apo’nun çok önemli(!) açıklamalarda bulunacağı haberleri daha sıcaklığını korurken, hükümetten bir “Kürt Açılımı” atağı geldi. Bu açılım doğrultusunda Türkiye’nin iç güvenliğini sağlayan, bölünmez bütünlüğüne karşı tüm saldırıları engellemeyi amaç edinmiş Polis teşkilatında, Polis Akademisi’nde bir “Kürt Çalıştayı” toplandı, ardından kulislerde Kürtler için “Alman modeli” sesleri duyulmaya başlandı. Tabi bunlara bir de Başbakan Erdoğan’ın DTP lideri Ahmet Türk ile görüşmesi eklendi. Hayır, AKP genel başkanıyla DTP liderinin görüşmesi dememiz gerekirdi. Sayın Erdoğan, DTP ile görüşürken Başbakanlık kimliğinden sıyrılıp, bir parti genel başkanı olarak görüştüğünü açıkladı ya. Tabi o sırada Başbakan kimdi acaba merak konusu. Tüm bunları çözüm için atılmış adımlar olarak görmek mümkün. Tabi biraz geriye dönüp Erdoğan’ın sözlerini incelemezsek. Erdoğan, düzenlediği bir basın toplantısında sorulan bir soruya şöyle yanıt vermişti: “Bölücü terör örgütü PKK’yı parlamento çatısı altında bulunan DTP, terör örgütü olarak ilan etmedikçe, ben Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı olarak kendileriyle görüşemem.” Sayın Başbakan’a sormak lazım: Acaba biz görmeden, gizli bir yerlerde DTP, PKK’yı terör örgütü mü ilan etmiştir, yoksa Başbakan ben AKP genel başkanı olarak görüştüm, başbakan olarak değil diyerek milleti kandırmayı mı düşünmektedir?
AKP, açılımlarını sürdürürken, bu açılımlara yorumlar ve destekler hemen gelmeye başladı tabiki. Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetimi Başkanı Mesud Barzani AKP’nin Kürt Açılımını : “Teşvik ediyoruz kutluyoruz.” Diye yorumladı. Ardından da PKK’lı Murat Karayılan, konuyla ilgili olarak bir basın açıklaması yaptı ve DTP’yi kastederek Kürt halkının seçilmişleriyle görüşülmesi gerektiğini belirtti.
Peki tüm bunlar ne için? “Çözüm için “ gibi bir cevap vermeyeceğimiz açık. “AB ve ABD’nin istekleri doğrultusunda yapılan politikalar” gibi bir cevabında yeterli olmayacağını düşünerek, farklı bir bakış açısı ile olaya bakmak istiyorum. Çünkü kulislerde Kürt Açılımı’nın içeriği olarak bir Alman modeli düşünüldüğü konuşuluyor. Yani Almanya’nın Türklere uyguladığı politikaları; Kürtçe eğitim, Kürtçe isim koyma, Kürt Kültürünü yaşama gibi noktalarda Türkiye’de Kürtlere uygulamayı düşünüyorlar. Kısaca siyasal bir çözüm değil bu açılım yani PKK veya K.Irak’taki aşiret reislerini ilgilendirecek bir durum değil. Doğrudan
Türkiye’de yaşayan Kürt kökenli vatandaşların sosyal yaşantısını ilgilendiren bir açılım. Bu tür isteklerin de DTP tabanından geldiğini düşünürsek, durum şunu gösteriyor: AKP son yerel seçimde kaybettiği oyları DTP tabanından telafi etmek istiyor. Daha net görmek için 2007 ve 2009 seçimlerindeki AKP ve DTP’nin oy oranlarına bakmak gerekir. AKP, 2007’de aldığı %46,5’luk oydan sonra, 2009’da %38,8 oy alarak büyük bir kayıp yaşamıştı. %6’lık bu kaybı bölgesel olarak incelersek AKP %10 civarında bir oy kaybı yaşamıştır. AKP bölgesel olarak İç Anadolu’da oyları %55,5’ten %46,8’e, Marmara’da %40,5’ten %38,4’e, Karadeniz’de %51,8’den, %40,4’e, Ege ve Akdeniz’de %38,6’dan %32,5’e, Güneydoğu ve Doğu Anadolu’da ise %49’dan %38,8’e varan düşüşler yaşamıştır. İç ve kıyı bölgelerde – milli hassasiyetlerin yüksek olduğu bölgelerde - %10’a varan düşüşler AKP’yi yeni arayışlara sevk etmiştir. Oy kaybı yaşadığı bölgelerden tekrar toparlanamayacağı da düşünülürse AKP bu kaybı 2009 seçimlerinde Kürt kökenli vatandaşlarımızın çoğunlukta olduğu Güneydoğu ve Doğu Anadolu bölgelerinde %31,3’lük oy potansiyeli yakalamış olan DTP’nin tabanına gözlerin dikilmesine sebep olmuştur. Hakkari’de %80 civarındaki DTP oyu, AKP’nin iştahını kabartmış olacak ki bu tür bir açılıma gitmeyi uygun gördüler.
Seçime daha 2 yıl olmasına rağmen, ekonomideki bozukluklar ve bir çok hoşnutsuzluğun var olması bir erken seçim ihtimali yarattığı için AKP bu oy deposunu, DTP yöntemiyle ele geçirmek için elini çabuk tutmuş oldu. Hele ki Demokratik Sol Parti lideri Masum Türker’in “Seçimlere 2 yıldan az bir süre kaldı ama biz bunun daha öne alınacağını düşünüyoruz.” açıklaması ve son seçimlerde büyük sükse yapan Saadet Partisi lideri Numan Kurtulmuş’un “Sayın Başbakanın, önümüzdeki cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde güven tazelemek için bir erken seçimi gündeme getireceğini tahmin ediyorum. 2010 yılında bunun olması mukadderdir.” Şeklinde bir açıklama yapması iyice dikkatleri bu yana çekmektedir.
Dış etkilerin ve uluslar arası baskıların yanında AKP’nin zamanlaması ve yapmakta olduğu işler, bu “Kürt Açılımı”nın aslında bir “Oy açılımı” olabileceğini göstermektedir.
Dün sokaklarda sağ ve sol adıyla gençlerimiz üzerinde oynanan oyunlar, bugün Kürt kökenli vatandaşlarımız üzerinde oynanmakta, bir kısmı haklarının olmadığına inandırılmakta, terör örgütüne katılmaktadır. 25 yıldır süren bu ihanet oyunu nihayetinde çözümsüzlüklerle birlikte siyasallaşma sürecine girmiş, katiller muhatap alınacak liderler konumuna gelmiş, İmralı’daki hain TBMM çatısı altındaki bazı vekillerce bir halk önderi olarak tanıtılmaya başlanmış, bazı belediye başkanları bölgelerinde Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter yapısını sarsacak eylemlerde bulunmaya başlamıştır. Yavaş yavaş halkımız gözünde bu olaylar olağan şeyler haline getirilmeye çalışılmaktadır. Dünün aşiret reisleri bugün Irak’ta Devlet Başkanlığı konumuna getirilmiş, aynı oyun Türkiye’de de teröristler aracılığyla oynanmaya başlamıştır. Bir yılanın zehri gibi yavaş yavaş ülkemizin damarlarında yayılmaya başlayan bu ihanet siyaseti de, iktidar partisinin, iktidarını koruma sevdasında kullandığı bir araç haline gelebilmiştir. Dün Güneydoğu’dan oy almak için aşiret liderleriyle masaya oturan merkez sağ partiler gibi, bugün de AKP bölücü odaklarla iş birliğine giderek oy uğruna koskoca bir ülkenin bölünmez bütünlüğünü hiçe saymaktadır.
Türkiye’de bir Kürt sorunu yoktur. 900 yıldır beraber yaşayan Türk ve Kürt halkları Osmanlı ve Cumhuriyetle birlikte tek bir millet olmuş, Kürt kendini Türkün Kürdü olarak tanımlamıştır. Umarız ki bu oyunlar tutmaz ve dün Çanakkale’de omuz omuza emperyalizme karşı mücadele vermiş bu millet bugün de tüm bu ihanet oyunlarını bozarak, Ulu Önderin dediği gibi tüm bunları boğulmaya mahkum eder. Bu noktada da en büyük görev Türk gençlerine düşmektedir.
“…Memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri, şahsî menfaatlerini, müstevlîlerin siyasi emelleriyle tevhid edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.
Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi vazifen, Türk istiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!
Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!”
EMRE KARTAL


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla




