Peygamberimizin Masumiyeti ve Bunun Ehlisünnet'e Etkileri
Müslümanlar "ismet" (masumluk) konusunda ihtilaf ederler. Aslında Müslümanların, Peygamberimizin hükümlerini sorgusuz-sualsiz kabullenmelerinin sebebi de onun masum olduğuna, heva ve heves üzere konuşmadığına, ne söylerse vahiy veya ilahî ilham olduğuna inanmış olmalarıdır. Eğer Peygamberimizin sözleri ve hükümleri vahiy üzere değil de şahsî görüşüne dayalı olsaydı, kimse ona tabi olmazdı.

Bütün işlerin Allah'ın elinde olduğuna ve Peygamberimizin, sadece emirleri açıklayıcı bir aracı olduğuna iman eden kimse Şia sayılır. Sahabenin çoğu ve hepsinden üstün olan Hz. Ali (a.s) bu inançtaydı. Zira Peygamberimizin sünnetini eksiltme ve azaltma yapmadan uyguluyor ve şöyle diyorlardı: "Allah'ın hükümleri karşısında şahsî görüş belirtmek (içtihat etmek) caiz değildir."

Peygamberimizin söz ve fiillerinde masum olmadığına, sadece ve sadece Kurân ayetleri hususunda masum olduğuna ve bunun dışındaki söz ve hareketlerinde hata yapma olasılığı bulunduğuna inanan kimse ise Ehlisünnet ve'l-Cemaat'ten sayılır. Çünkü Ehlisünnet, Peygamberimizin söz ve hükümleri karşısında sahabelerin şahsî görüşlerine dayanarak maslahata ve günün şartlarına göre hüküm verebileceklerine ve Resulullah'ın hükmünün yerine kendi hükümlerini koyabileceklerine inanır. Hatta onlara göre her dönemin hükümdarı, sünnete ters düşse bile maslahat gereği şahsî görüşüne göre amel edebilir.

Söylemeye gerek yok ki, Hz. Ali dışında Hülefa-i Raşidin mektebi de nebevî sünnet karşısında içtihat etmek üzere sağlamlaştırılmış ve bu yolda ilerleme kaydetmiştir. Öyle ki, Kurân ayetleri karşısında bile şahsî görüşlerine amel etmişlerdir. Onların bu şahsî görüşleri, Ehlisünnet ve'l-Cemaat'in dinî hükümleri hâline geldi. Onlar da buna uyup amel etmeye başladılar ve diğer Müslümanların da bu hükümlere uyması gerektiğini savundular.

Biz Doğrularla Birlikte ve Zikir Ehline Sorun adlı kitaplarımızda Ebubekir'in, Ömer'in ve Osman'ın içtihatlarından bahsetmiştik. Allah'ın yardımıyla, ileriki zamanlarda özellikle bu konu hakkında bir kitap daha yazacağız.

Onca sözden sonra gördük ki, Ehlisünnet ve'l-Cemaat, İslam'ın iki temel esası olan Kurân ve sünnete Ebubekir, Ömer ve diğer sahabelerin içtihatlarını da eklemiştir. Onların bu davranışlarının asıl sebebi, Peygamber efendimizi masum bilmeyişleridir. Zira onlar, "Peygamber şahsî görüşlerini belirttiğinde bazı sahabeler onun yanlışlıklarını düzeltirdi" derlerdi.

Buradan da anlaşıldığı gibi Ehlisünnet ve'l-Cemaat, "Peygamber masum değildir!" derken bilerek veya bilmeyerek onunla muhalefeti caiz görmüş oluyor. Çünkü masum olmayan birine şer'î ve aklî delillere göre, daimî bir itaat söz konusu olamaz. Yanlış görüş belirten birine göz göre göre nasıl itaat edebiliriz?

Diğer taraftan Şia, Peygamberimizin masum oluşunu tereddütsüz kabul etmekte ve ona itaati vacip bilmektedir. Zira o, her türlü günah ve hatadan uzaktır. Ona itaatsizlik asla caiz değildir. Peygamber'e (s.a.a) itaatsizlik eden, Allah'a itaatsizlik etmiştir. Nitekim Kurân-ı Kerim birçok yerde bu konuya işaret etmiştir:

"Allah Resulü size ne verdiyse alın onu ve size neyi yasakladıysa sakının ondan."[491]

"De ki: 'Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah bağışlayandır, esirgeyendir.' (Ve) de ki: 'Allah'a ve resulüne itaat edin!' Eğer dönerlerse muhakkak ki Allah, kâfirleri sevmez."[492]

Ve daha birçok ayette Peygamber'in masum olduğundan dolayı itaati farz kılınmış, onun heva ve heves üzere konuşmadığı, ne söylerse Allah'ın emri olduğu belirtilmiştir.

Peygamber'in sünnetine bağlı kalan, onu tamamen masum bilen ve her halükârda itaatinin vacip olduğuna inanan tek fırkanın Şia olduğu ortadadır. Buna karşılık olarak Ehlisünnet ve'l-Cemaat'in sünnetten uzak olduğu da kesindir. Çünkü onlar Peygamber'in hata yapmış olduğuna, dolayısıyla da muhalefet edilebileceğine inanıyorlar.

"İnsanlar tek bir ümmetti. Allah müjdeci ve korkutucu olarak peygamberler gönderdi. İnsanların ayrılığa düştükleri şeylerde, aralarında dosdoğru hükmetmek üzere onlara kitap da indirdi. Onlara bunca açık deliller geldikten sonra da gene ancak ihtirasları yüzünden tuttular da ihtilafa düştüler. Hâlbuki Allah inananları, onların ihtilafa düştükleri doğru şeye, kendi izniyle muvaffak etti, gerçeğe ulaştırdı. Allah, dilediğini doğru yola hidayet eder."[493]

Böylece herkes, Şia'nın bütün inançlarının doğru olduğunu anlamış oldu. Çünkü Şia inancı, Kurân ve sünnete dayalıdır.

Allah ve Peygamber düşmanlarının birtakım iftiralarla Ehlibeyt (a.s) inançlarını sorgulamaları, çürük arama ve çürütme çabaları boşa çıkmıştır. Onlar boşuna uğraşıyorlar ve bırakın uğraşadursunlar. Çünkü Allah-u Taâla şöyle buyurmaktadır:

"Köpük uçup gider, insanlara faydalı olan ise yerde kalır. Allah bunun gibi daha nice misaller verir."[494]

Allah'tan hepimizi hidayet etmesini istiyoruz. Allah'tan bizi, sevdiği ve beğendiği şeylere muvaffak kılmasını, kemale erdirmesini, gazabını bizden uzak tutmasını, sıkıntı ve üzüntülerimizi beklenen imamın zuhuruyla sona erdirmesini ve onun zuhurunu acil etmesini diliyoruz. Başkaları onun zuhurunu uzak görüyor, biz ise yakın görüyoruz.

Kitabımızı, Allah'a hamt ve övgüyle, Rahmet Peygamberi Hz. Muhammed'e (s.a.a) ve onun tertemiz Ehlibeyt'ine (a.s) selam göndererek bitiriyoruz.



Muhammed Ticanî Semavî


[491]-Haşr, 7.

[492]-Âl-i İmran, 31-32.

[493]-Bakara, 213.

[494]-Râd, 17.

yukardaki konu hakkında herkesin görüşünü bekliyorum

kaynak .www.islamkütüphanesi.com .gerçek sünnet ehli şia kitabı .Peygamberimizin Masumiyeti ve Bunun Ehlisünnet'e Etkileri bölümü