s/onsuzluğa açılan kapı yokluğun alazıyla tutuşurken
hangi karanlık ormana sığınır içindeki sır kuşları-


suyun yorduğu karanlık boşlukta sarmal
sözün ateşi ruhunda har
saat tıkırtısı hüzzamda
sundurmada boynu kırılmış akşam sefası
yaslanıyor omzuma yağmurun sesini bastıran rüzgar


çat kapı geliyor ayrılık
aralanıyor kirpikler yalnızlığa
ruhunda efkar dumanı
aşina olduğun sima yabancıdır artık sana
ve genizlerde kalıyor yanık kokusuyla bir elveda…



alnına dayanan hüzün namlusuna umarsızdır hayat
insafsızdır her gece inadına o şarkıyı mırıldanan sokak çalgıcısı
çürütür kıyılarını arsız dalgalar
duyarsız kalırsın yosun tutan sayfalara...


sevdiğin o koku sızıdır şimdi cam fanusta
sığınıp ağlarken soluksuz karanlığına
aşkın şifresini çözenin alnını karışlarsın.


o kuğu gibi bembeyaz deniz feneri nasıl karalar bağlamış
mavi saçlarımdan uçuşan martılar şimdi çığlık çığlığa
boşuna ararsın vefanın izlerini kararan sularda…


sonsuz bir ummandır devranda feryadın
karanlığın mührü vurulurken ömrüne
hangi insafın diyarına sığınır fermana uyan
oysa can damarında saklı olan
ah ile susan kadar uzaktır şimdi sana!



Alıntı