• Reklam
Sayfa: 1 | Toplam: 4 1234 SonSon
32 sonuçtan 1 --- 10 arası gösteriliyor
  1. #1
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    04-08-2008
    Mesajlar
    8,291
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    0

    Tanrı (inanç) geni fiyaskosu

    Evet arkadaşlar,kendisine inanmamız için gen sistemimize ''İnanç geni'' koyan Allah,nedense Piraha topluluğuna bu geni aşılamayı ya unutmuş ya da bu topluluk hedef kitlesi arasında yer almıyormuş.De,zavallı Daniel'den ne istemişte kaderine bu toplulukla karşılaşıp(inanç genine rağmen) ateist olmasına sebeb olmuş?Buyurun okuyun;
    -----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------



    Daniel Everett, Brezilya'daki Piraha topluluğunu Hıristiyanlıkla tanıştırmak amacıyla Aralık 1977'de yola çıktı. 26 yaşındaki misyonerin yanında eşi ve üç çocuğu da vardı.

    Amazon ormanında yaşayan Pirahalar 'zorlu' bir topluluktu. Çünkü hiçbir misyoner Piraha'ların dilini öğrenememişti.

    Üstün bir dil öğrenme becerisine sahip olan Everett'in asıl görevi, Piraha'lara Hıristiyanlığı bizzat öğretmekten ziyade, İncil'i onların diline çevirmekti.
    Çünkü Everett ve eşi Karen'in bağlı olduğu Enstitü'nün (Summer Institute of Linguistics: SIL) hedefi İncil'in tüm dillere çevrilmesini sağlamaktı.

    Everett ailesi göreve çıkmadan önce sıkı bir 'dilbilim ve hayatta kalma' eğitiminden geçmişti.

    ***
    Daniel Everett hakikaten yetenekliydi. Piraha'larla sıcak ilişkiler kurmakla kalmamış, nispeten kısa bir sürede, dillerini kavramayı başarmıştı.


    O da diğer misyonerler gibi, ilişki kurduğu halkın yaşam biçimine uyum sağlamaya çalışıyordu.
    Böylece Hıristiyanlığı yerlilere aşılama yollarını kolayca keşfedebiliyordu.
    Misyonerlerin en kolay hedefi, 'anlam bunalımı' geçiren, 'yönünü kaybetmiş' ruhlardı.


    Ancak değişmeye başlayan Daniel idi. Bir süre sonra ateist oldu çıktı.
    İnanç yitiminde birçok faktör rol oynuyordu: Çocukluk yılları, aile, eğitim, çevre...
    Peki, Piraha'ların bunda etkisi neydi? Bunu anlamak için onlara daha yakından bakmak gerekiyordu.

    ***
    Everett'in o güne dek öğrendiklerinin hiçbiri Piraha'lara uymuyordu.
    * Örneğin sayı sistemleri yoktu. Hiçbir Piraha'ya ne 1'den 10'a kadar saymayı öğretebilmişlerdi, ne de örneğin 3+2'nin kaç ettiğini...


    * Ayrıca "hepsi, her biri, bütün, tamamı" gibi kelimeleri de yoktu.
    * Renk sistemleri ise siyah, beyaz, (sarı anlamına da gelen) kırmızı ve (mavi anlamına da gelen) yeşilden ibaretti.
    Ancak hiçbiri tek bir kelimeyle ifade edilmiyordu. Siyah için 'kirli kan', beyaz için 'o şeffaf', yeşil için 'henüz olgunlaşmamış' diyorlardı.


    * Piraha'larda 'Yüce Yaratıcı'yı ifade eden bir kavram (Tanrı, İlah, Ulu Baba, vb) ve dini inanç yoktu. Aynı şekilde yaratılış mitolojileri de bulunmuyordu.
    * Dede Korkut Hikâyeleri, 1001 Gece Masalları gibi geleneksel anlatıları da yoktu.

    ***
    Piraha kültürünün en önemli ilkesi 'doğrudan deneyim' idi. Direkt olarak tecrübe edilmemiş şeylere inanmıyor, onun hakkında konuşmak da istemiyorlardı.
    Herhangi bir olay ya kendileri ya da iyi tanıdıkları bir kişi tarafından yaşanmış olmalıydı.

    Everett, Hz. İsa hakkında söz edince onlar da dalga geçercesine soruyordu: "Hey Dan, İsa neye benziyor? Teni bizimki gibi koyu mu, yoksa seninki gibi beyaz mı?"

    Hiçbir açıklama Piraha'ları tatmin etmiyordu: "Nasıl yani" diyorlardı, "hayatta hiç görmediğin ve konuşmadığın bir adama mı inanıyorsun?"


    Arkadaşı Kohoi'nin söyledikleri de sarsıcıydı:
    "Bak Dan... Sürekli İsa'dan bahsediyorsun. Bizse içkiden ve kadınlardan hoşlanıyoruz. Seni seviyoruz. Ama İsa'yı istemiyoruz. Artık İsa'dan söz etme. Olur mu?"
    Yıl 1983'tü. Daniel Everett, Hıristiyanlığı yayma görevinin tamam mı, devam mı aşamasına vardığını anlamıştı.



    Bugün 58 yaşında olan antropolog ve dilbilimci Daniel Everett'in geçen pazar başladığımız hikâyesine devam ediyoruz...

    17 yaşında kendini Hıristiyanlığı yaymaya adayan Daniel'in yaşamı, Amazon'daki Piraha topluluğu ile tanıştıktan bir süre sonra değişmeye başlamıştı.
    Dillerinde sayı ve renk yelpazesi bulunmayan Pirahaların, Tanrı inançları ve dinleri de yoktu.

    Piraha kültürünün en önemli noktası ise 'doğrudan deneyim' ilkesiydi.
    Yani bir Piraha, ancak gözüyle gördüğüne ya da güvendiği bir kişinin sözlerine inanıyordu.

    İncil'de yer alan ya da Daniel'in anlattığı dini öyküler onları hiç ilgilendirmiyordu. Çünkü Daniel, Hz. İsa'yı bizzat tanımamıştı.

    O güne kadar teolojiyle yetinmeyip kapı kapı dolaşarak envai çeşit insana Hıristiyanlığı anlatmış, ateistlerle ateşli tartışmalara girmiş, vaazlar vermiş olan Daniel, Piraha kültürü karşısında çaresiz kalmıştı.
    İmanı aşılayacak uygun bir ortam, bir yarık, bir sızma noktası bulamıyordu.

    ***

    Öte yandan Daniel, sadece iyi bir dindar değil, aynı zamanda iyi bir bilimci olarak da yetişmişti.
    Somut kanıtlar, bilimin olmazsa olmaz parçasıydı. Pirahalar, "Bizzat tanımadan

    Hz.İsa'ya nasıl inanıyorsun" diye sorarken, Daniel'in bilimci yönüne dokunuyorlardı:
    "Tanrıyı hiç gördün mü? İsa ile tanıştın mı? Ölünce cennete gideceğini nasıl biliyorsun?"

    Pirahalara göre Daniel'in inancı, batıl itikattan başka bir şey değildi.
    Daniel açısından da durum çok garipti: Diliyle, kültürüyle, ekonomisiyle Pirahanın bir insan topluluğu olduğu apaçıktı.

    Ancak bu insanlar dinle, inançla ilgili hiçbir temel varsayıma uymuyordu.
    Örneğin, 'İnsanlar inançsız yaşayamaz' lafı burada geçerli değildi. Bal gibi de yaşıyorlardı!

    Sonraki yıllarda keşfedildiği iddia edilecek olan 'Tanrı geni' (Tanrı inancına sahip olmamıza yol açan gen) Pirahalarda yoktu işte.

    Pirahalar vicdanlı ve ahlaklı insanlardı. Ancak doğaüstü bir kurucu irade fikrine sahip olmadıkları için, günah kavramına da yabancıydılar.
    Dünyayı olduğu gibi kabul ediyor, çevreyi ve insanları belli bir soyut kalıba uydurmaya çalışmıyorlardı.

    ***

    Geçen yazıda da belirttiğim gibi inanç kaybında birçok faktör rol oynar: Çocukluk, aile, eğitim, çevre...
    Daniel Everett'te de bunların etkisi vardı mutlaka. Ancak Pirahalarla kaynaşmak bardağı taşıran damla olmuştu.

    1980'lerin ikinci yarısında Daniel artık bir tanrıtanımaz haline gelmişti. Bunu kendi de açıkça söylüyordu.

    Ama derdi büyüktü: Bir misyoner kızı olan eşi Keren'e ne diyecekti?
    İncil'i yaymak için küçük yaşta Amazon ormanlarına götürerek sıtma olmalarına yol açtığı çocuklarına vaziyeti nasıl izah edecekti?
    Misyondaki arkadaşlarına, çalışmalarını destekleyen inançlı işadamlarına ne anlatacaktı?

    Daniel'in en büyük endişesi ailesinin dağılmasıydı. Yıllarca düşündükten sonra gerçeği açıkladı. Ve korktuğu başına geldi!
    Artık Tanrı'ya inanmadığını söylediğinde birçok yakını Daniel'i terk etti. Evliliği sona erdi.


    "Büyük hakikatin baskısından kurtularak özgürleşmek" ona pahalıya mal olmuştu: Üç çocuğundan ikisi, babalarıyla selamı sabahı kesmişlerdi.
    İnternette Daniel Everett'in bir konferansını izledim. Pirahaca konuşarak espriler yapıyordu. Dıştan bakınca mutlu görünüyordu. İçini bilemem.


    Emre AKÖZ'den alıntıdır.

    http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/ako...erin_hikyesi_2
    Bu mesaj en son " 24.08.09 " tarihinde saat 02:01 itibariyle DÜZEN tarafından düzenlenmiştir...

  2. #2
    Kouga_Gennosuke adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    21-08-2007
    Mesajlar
    1,854
    Karizma Gücü
    5
    Pirahaca mı öğrenelim?
    Ben yer altı efsanesiyim yavru kuş adım gamlı baykuş
    Gagamla tokuş yaptırırım alayına alaskada buz gibi duş
    Şimdi kur düş seni düşmüşten beter eder kaf kef aklı berduş
    Bakışlar betuş bu dala konma budala kuş da nereye uçuşursan uçuş

  3. #3

    Kayıt Tarihi
    09-07-2009
    Mesajlar
    1,402
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    3
    Ibretlik olsun diye mi yapti Allah yoksa bu topluluga bir gicigi mi vardi?
    HÜMANİST DEMOKRAT PARTİ


    Bir insanı zorla susturmak ona bahşedebileceğiniz en büyük onurdur. Onun size karşı olan mükemmelliğini kabul ettiğiniz anlamına gelir. - Joseph Sobran

    Bir kimsenin dusuncesini aciklayamamasi koleliktir. -Euripides

  4. #4
    Kouga_Gennosuke adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    21-08-2007
    Mesajlar
    1,854
    Karizma Gücü
    5
    Bence pirahaca kabilesinin ismi, piri ve hacı kelimelerinden oluşmaktadır, m.ö 1700 lü yıllarda piri reisin dedesi hacı ahmet efendi ile brezilyaya teşrif ettiler daha sonra çoğalma mantığı ile bir kabile kurdular (ortak) ve adı pirahaca oldu dilden dile..
    Ben yer altı efsanesiyim yavru kuş adım gamlı baykuş
    Gagamla tokuş yaptırırım alayına alaskada buz gibi duş
    Şimdi kur düş seni düşmüşten beter eder kaf kef aklı berduş
    Bakışlar betuş bu dala konma budala kuş da nereye uçuşursan uçuş

  5. #5
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    23-11-2008
    Mesajlar
    5,663
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    0
    Selam olsun forumdaki butun Pirahalar'a..

  6. #6

    Kayıt Tarihi
    09-07-2009
    Mesajlar
    1,402
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    3
    Pirana baliklari ni cagristirdi bana da.
    HÜMANİST DEMOKRAT PARTİ


    Bir insanı zorla susturmak ona bahşedebileceğiniz en büyük onurdur. Onun size karşı olan mükemmelliğini kabul ettiğiniz anlamına gelir. - Joseph Sobran

    Bir kimsenin dusuncesini aciklayamamasi koleliktir. -Euripides

  7. #7
    t0_t0 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    14-01-2008
    Mesajlar
    575
    Karizma Gücü
    5
    Piraha insanları sadece ikiye kadar sayabiliyor

    02.06.2006

    Brezilya’da yaşayan bir yerli halkın hiçbir üyesi ona kadar bile sayamıyor. Dillerinde sadece bir ve iki sayısı var. Hatta onlar için renklerin bile önemi yok. Bu Brezilya yerlilerinin tuhaf yaşam biçimleri, bilim insanları arasında hararetli tartışmalara neden oldu.

    Brezilya’nın yağmur ormanlarında, Amazon havzasını sulayan Maici ırmağı kenarında küçük bir topluluk yaşıyor. Küçük yerleşme yerlerinde on ila yirmi kişilik gruplara bölünmüş olan Piraha halkının toplam nüfusu topu topu iki yüz, üç yüz kişi.

    Avcı ve toplayıcılıkla geçinen yerliler, avcılık konusunda ustalar ve müthiş bir konumlama yetisine sahipler.

    Piraha insanları dış dünyadan neredeyse tümüyle kopuk yaşıyorlar ve hiç ilgilenmedikleri Brezilya kültürüyle kaynaşmak gibi bir niyetleri de yok.

    Buraya kadar her şey olağan gibi. Sonuçta yerli halkların birçoğu aşağı yukarı benzer bir yaşam sürüyor.

    Parmak sayısı da yok

    Fakat Piraha halkını diğerlerinden eşsiz kılan, konuştukları dil. Piraha dilinde sayı kavramı yok. Sayı sistemi sadece bir ve iki sayısının yerine geçen "hoi" (sözcük sonuna doğru kısık sesle okunduğunda bir, yüksek sesle okunduğunda iki anlamını alıyor) sayısı ve üç ya da çok için kullanılan baagi sayısından ibaret.

    Piraha dilindeki bu eksikliği fark eden Columbia Üniversitesi psikolinguist Peter Gordon, dilbilimci Daniel Everett ile bazı testler yapmıştı.

    Testlere katılanlardan örneğin fındık fıstık gibi objeleri belli sayılara göre sıralamaları istenmişti. Bu testler sayıların kavranışını gösterecekti.

    Gordon, Science dergisinde yayımlamış olduğu makalesinde, yetişkinlerin üç objeye kadar sorun yaşamadıklarını söylüyor. Fakat obje oranı sekiz ila ona çıktığı zaman hatalar da önemli ölçüde çoğalıyordu. Hatta onun üzerindeki objelerde hata payı %100’ün üzerindeydi diyor uzman.

    İkinci bir testte, üzerinde birkaç balık resminin bulunduğu bir kutu ve bunun içinde bir obje gösterildikten sonra kutu kaldırılmış ve onun yerine iki kutu konmuş masaya.

    İkinci kutunun üzerindeki balık sayısı birinci kutudakinden bir eksik veya bir fazla olduğu için bilim adamları, insanların objenin hangi kutuda bulunduğunu bileceklerini düşünmüşler.

    Fakat ne var ki kutuların üzerindeki balık sayısı üçü veya dördü geçmediği zaman bile katılımcıların sadece %50’si başarılı olmuş.

    Pirahalarda parmak hesabı da işe yaramıyor. Çünkü katılımcılar saymak için parmaklarını kullandıkları zaman bile genelde hatalı yanıtlar vermişler.

    Geçmiş zaman yok

    Bununla birlikte Piraha dilindeki eksiklik sadece sayılar değil, insanlar sadece üç zamir kullanıyor, fiillerinde geçmiş zaman yok. Hatta renkler bile onlar için pek önem taşımıyor. Fakat dilbilimcileri en fazla hayrete düşüren nokta, Piraha dilinde yan cümlelerin bulunmayışı.

    Gordon, gerçekleştirmiş olduğu testlerle, sayı kavramı bilmeyen bir halkın sayı saymayı öğrenemeyeceği sonucuna varmıştı. Dilbilimci böylece bir zamanlar Benjamin Worf tarafından ortaya atılan tartışmalı bir hipotezi de yeniden canlandırmış oldu.

    Whorf’un ilgi alanı Amerikan ve Orta Amerikan dilleriydi. Bilim adamı Hopi dili üzerinde yaptığı araştırmalarla ve lingüistik görelilik ilkesiyle ünlendi. Bu ilkeyi daha sonra Edward Sapir’in çalışmalarıyla geliştirip Sapir-Whorf hipotezi olarak sunacaktı.

    Sapir-Whorf hipotezi en başta dillerin, düşünceleri ne şekilde etkilediğiyle ilgili açıklamalar getirir.

    Hipoteze göre, bir insanın konuştuğu dil, içinde yaşadığı kültürden bağımsız olarak, düşüncesini etkilemekte. Yani diğer sözlerle, dil yapısının çevreyi algılamada etkili olduğu söylenebilir.

    Başarısız çaba

    O halde yerliler, en azından aritmetiğin temel kurallarını anlayabilmeliydiler. Avustralya’da yaşayan ve Pirahalar gibi sadece bir, iki ve çok sayılarını kullanan Aborjinler, kısa bir süre içinde fazla zorlanmadan İngilizce ona kadar saymayı öğrenebilmişler.

    Ancak Pirahalarda durum farklı. Daniel Everett yıllar önce sekiz ay boyunca Pirahalara hesap yapmayı öğretmeye çalıştıysa da kesinlikle başarılı olamamış. Brezilya yerlilerinin hiçbir ona kadar saymasını bile öğrenememişler.

    Ama insanların bu yüzden "geri kaldıkları" söylenemez. Konuşma, mekansal algılama, balık ve kara avcılığı konusunda gerçekten de becerikliler. Demek ki sayılar önem taşımıyor onlar için. Yakaladıkları balıklar ya az ya da çok. Karada avladıkları hayvanların sayısı ikiyi geçmiyor. Savaştaki düşmanlar bir ya da iki kişi veyahut da çoklar.

    Anlık yaşama kültürü

    Neredeyse otuz yıldır Piraha insanlarını inceleyen Everett, sonunda Piraha dili için ilginç bir açıklama getirdi: "Dil, kültürle gelişiyor". Ve Everett’e göre Piraha kültürünün temeli "anlık yaşama" dayanıyor.

    Burada sadece o anda yaşananlar önemli. Tüm olaylar o anki konuşmalarla ilişkili. Bu yaşam tarzı ise geçmişle ilgili karmaşık bağlantılar kurmayı engellemekte, dolayısıyla da dili kısıtlamakta.

    Birbirlerine anlatacak çok şeyleri olsa bile konuşmaları bizimkinden farklı. Konuşulanlar sadece güncel olaylardan ve güncel deneyimlerden ibaret. Sözcükler, peş peşe sıralanıyor ve hiçbir zaman birbirleriyle karmaşık bir şekilde ilişkilendirilmiyor.

    Piraha insanlarının günü gününe yaşamları bireysel veya kolektif düşüncenin iki jenerasyonla sınırlı olmasına neden olmakta. Dillerinde sadece kız çocuk ve erkek çocuk için bir iki terim var. Bu düzlemden uzanan ailevi ilişkiler "yaşlılar" ve "genç nesiller" gibi genel tanımlar alıyor.

    Chomsky’nin tezi

    Everett çalışmasında, bu tuhaf kültürün Piraha dili ve düşünce tarzını ne şekilde etkilediğini gösteren kanıtlar sunuyor. Bu şekilde hem Sapir-Whorf Hipotezi yanlılarını hem de "evrensel grameri" savunan Noam Chomsky’yi kışkırtmış oldu.

    Chomsky’nin tezine göre her dil evrensel bir gramere dayanmakta. Yani her çocuk beyninde en ilkel kural sistemiyle dünyaya gelmekte ve bu kurallarla ilk bağırışlarına bile sözdizimi (sentax) ve anlam katmaya başlıyor.

    Bu evrensel gramerle tam olarak neyin açıklanmaya çalışıldığı tartışmalıysa da, Chomsky, insan dilinin en önemli noktasından birinin rekürsiyon olduğunu söyler.

    Bu fenomen, insan düşüncesinde yer alan yapının kendiliğinden tekrarlanması şeklinde açıklanmakta.

    Rekürsiyon olmadan ne matematik, ne bilgisayar, ne felsefe ne de senfoniler üretilebilirdi.

    Hatta insan, ayrı ayrı düşünceleri, düzenlenmiş parçalar olarak görme ve bunlardan karmaşık düşünceler üretme yetisine sahip olamazdı. Ve tabii ki yan cümleler de kuramazdı. Çünkü insan bunu ancak rekürsif düşünebildiği zaman yapabilir.

    Dil-kültür bağlılığı

    Dil ve kültürün birbirine bağlı olduğu, çok önceleri kültür bilimi araştırmalarıyla da kanıtlanmıştı. Çok çeşitli dış etkenlere rağmen Pirahalar özel yaşam biçimlerini ve dillerini iki yüz yıldan bu yana korumuşlardır.

    Hatta dillerini öğrenen ve onların yaşam biçimini benimseyenler de topluluğa kabul edilmiştir. Everett yine de yerleşimlerin genişlemesi ve küreselleşmeyle ortaya çıkacak farklı sonuçların, Piraha halkının yaşam biçimini olumsuz yönde etkilemesinden endişeli.

    İlginç bir tez

    Birkaç yüz kişilik yerli halkın dili üzerine hararetli tartışmalar sürerken Amerikalı psikolog Steven Pinker ilginç bir tez attı ortaya. Pinker diyorki eğer Pirahalarda yan cümleler yok ise rekürsiyon, insan dilinin eşsizliliğini açıklayan bir kaynak olamaz. Ve bu durumda da evrensel gramerin bir parçası değildir.

    O halde bu sorunun çözülmesi için Pirahaların da diğer yerli halklar gibi rekürsif düşünebildiklerinin kanıtlanması gerek. Fakat Everett’e göre Pirahalar bu yetiye sırf kültürleri izin vermediği için sahip değiller.

    Ve ortada başka bir sorun daha var. Pirahaların dilini şimdilik Everett’ten başka hiç kimse bilmiyor. Dolayısıyla da dilbilimcinin tezini ne çürütmek ne de kanıtlamak mümkün.

    Konu birçok dilbilimcinin, psikologun, etnografyacının ve diğer birçok bilim adamının ilgisini çekti. Bu yıl içinde birçok araştırmacının bölgeye gidip Piraha dilinin gizlerin incelemeleri bekleniyor. Tabii bunların arasında en başta Chomsky’nin çevresinden iki dilbilimci de bulunuyor.
    Kaynak: HÜRRİYET (Bilim)

    Bu yazıyı da okuyan derki: Adam gayet bilimsel kaygılarla yıllarca pirahaları araştırıp dilbilim tez ve antitezleri yazmış bir kısım bilim fun'ı tutmuş bunu inanç geni ile alakalandırmış hem de bilim adına...

    Bu Everett denen adam misyoner'mi yoksa bilim adamı mı? bu iki yazıya bakarak karar verebilen varsa beri gelsin.

    Din'i bilim'e karıştırmak için hayali inanç geni safsatasını kullananla, bilim'i din'e karıştırmak için dillerini dünyada sadece bir tek araştırmacının anlayabildiği pirahaları kullanan arasında hiçbir fark yoktur.

    Her nasıl oluyorsa her ikisi de "Aklın ve ilmin rehberliğinde yürüyoruz" diye kasım kasım kasılırlar. Yürüyün bakalım...
    Sözü bilen kişinin, yüzünü ak ede bir söz
    Sözü pişirip diyenin işini sağ ede bir söz
    Söz ola kese savaşı, söz ola bitire başı
    Söz ola agülü aşı, yağ ile bal ede bir söz

    Kişi bile söz demini, Demeye sözün kemini
    Bu cihan cehennemini, Sekiz cennet ede bir söz
    Yunus şimdi söz yatından, söyle sözü gayetinden
    Pek sakın o sah katından, Seni ırak ede bir söz

    Yunus Emre

  8. #8
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    04-08-2008
    Mesajlar
    8,291
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    0
    Alıntı t0_t0 tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    Kaynak: HÜRRİYET (Bilim)

    Bu yazıyı da okuyan derki: Adam gayet bilimsel kaygılarla yıllarca pirahaları araştırıp dilbilim tez ve antitezleri yazmış bir kısım bilim fun'ı tutmuş bunu inanç geni ile alakalandırmış hem de bilim adına...

    Bu Everett denen adam misyoner'mi yoksa bilim adamı mı? bu iki yazıya bakarak karar verebilen varsa beri gelsin.

    Din'i bilim'e karıştırmak için hayali inanç geni safsatasını kullananla, bilim'i din'e karıştırmak için dillerini dünyada sadece bir tek araştırmacının anlayabildiği pirahaları kullanan arasında hiçbir fark yoktur.

    Her nasıl oluyorsa her ikisi de "Aklın ve ilmin rehberliğinde yürüyoruz" diye kasım kasım kasılırlar. Yürüyün bakalım...
    Evet arkadaşlar,

    İnanç geni taşıyan arkadaşlardan biri daha bu duruma çok bozulmuş,bize kızmakla kalmamış,adamın meslekleri hakkında (Bugün 58 yaşında olan antropolog ve dilbilimci Daniel Everett'in geçen pazar başladığımız hikâyesine devam ediyoruz...)

    yazılanları da görmemiş.Vermiş veriştirmiş.Demek Antropoloji ile dilbilim bilim değildir

    Size Piraha kabilesi yetmez bilader.İllaki gökten Allah inecek ve uyanmanız için Piraha kabilesini gönderdim hala uyanamadınız diyecek.

    Şu inanç geninden habire mucize diye bahseden arkadaşlar nerede ya bu arada?

  9. #9
    t0_t0 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    14-01-2008
    Mesajlar
    575
    Karizma Gücü
    5
    Ben gördüm de sen okuduğunu anlayabildin mi acaba, ateist genli arkadaş.

    Adama bilim adamı diyen ben, misyoner hristiyan diyen sen. daha alıntıladığın yazının ne dediğini anlayama gel buraya bla bla bla...
    Sözü bilen kişinin, yüzünü ak ede bir söz
    Sözü pişirip diyenin işini sağ ede bir söz
    Söz ola kese savaşı, söz ola bitire başı
    Söz ola agülü aşı, yağ ile bal ede bir söz

    Kişi bile söz demini, Demeye sözün kemini
    Bu cihan cehennemini, Sekiz cennet ede bir söz
    Yunus şimdi söz yatından, söyle sözü gayetinden
    Pek sakın o sah katından, Seni ırak ede bir söz

    Yunus Emre

  10. #10
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    04-08-2008
    Mesajlar
    8,291
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    0
    Alıntı t0_t0 tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    Ben gördüm de sen okuduğunu anlayabildin mi acaba, ateist genli arkadaş.

    Adama bilim adamı diyen ben, misyoner hristiyan diyen sen. daha alıntıladığın yazının ne dediğini anlayama gel buraya bla bla bla...
    Adama şunu diyen sen;

    ''Bu Everett denen adam misyoner'mi yoksa bilim adamı mı? bu iki yazıya bakarak karar verebilen varsa beri gelsin''

    Beri geldim işte to to.İnanç geni kayış koparmış arkadaşım benim.Su kaynattınız tabii bu yazıyı okuyunca.

 

 

Bu konuya benzer diğer konular

  1. Dersim fiyaskosu ve Tunceli gerçeği
    SİYASET ve POLİTİKA ARENASI bölümünde 27 mayıs devrimdir tarafından açılmış
    Yanıt: 0
    Son Mesaj: 09.09.11, 15:52

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •