• Reklam
2 sonuçtan 1 --- 2 arası gösteriliyor
  1. #1
    misafir <s><span style='color: #FF0000'>alpi1907</span></s> adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    15-11-2005
    Mesajlar
    27,766
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    12

    Kürt sorunu hepimizin sorunu-Erol Katırcıoğlu

    Hepimiz özgür olmadıkça hiçbirimiz özgür olmuş sayılmayız!” Bu söz “başörtüsü”yle ilgili yasa değişikliği önerisinin gündeme düştüğü günlerde adlarını duyduğumuz üniversiteli- başörtülü üç genç kızın kullandığı bir sözdü. Öyle hatırımda kalmış. Neslihan Akbulur, Hilal Kaplan ve Havva Yılmaz’ın, daha sonra Henüz Özgür Olmadık adıyla yayımladıkları kitaplarına da koydukları bir bildiride geçmişti yanılmıyorsam.

    Dünkü asker açıklamasından sonra dilime düştü birden. “Hepimiz özgür olmadıkça hiçbirimiz özgür olmuş sayılmayız!” diye. Ne doğru bir söz! Özgürlüklerin bir toplum için derecelendirilip, bazılarımızın özgürlüğünün diğer bazılarımızdan daha önemli ve değerli olduğunu söyleyemeyeceğimizi söyleyen özlü bir söz.

    Nereden mi aklıma düştü? Aklıma düştü çünkü bu açıklamanın ülkenin başbakanlarının “Kürt realitesi” ya da “Kürt sorunu” dediği müthiş bir adalet ve özgürlük sorununun giderilebilmesi umudunun yeşermekte olduğu şu günlerde bu çabanın ne ölçüde Kürtleri aşan bir çaba olduğunu hatırlatmış olmasından.

    Çünkü bu ülke bir Batı ülkesi değil. Burada asker hâlâ kuruluş yıllarının düşmanlarla çevrilmiş Türkiyesi’nde sanıyor kendini. O nedenle de varlığını ülkeyi yönetmek için kurulan siyasi partiler gibi görüyor ve bu çerçevede de siyasete karışıyor. Tabii askerin siyasete karışması dediğimiz şey de aslında silahlı bir gücün siyasete dışarıdan “müdahalesi”nden başka bir şey değil.

    Askerin kendini hâlâ böyle bir konumda görmesinin ise yine adlarına siyasi parti denilen ama aslında siyaset yapmayı yalnızca milliyetçi ve devletçi refleksleri ayakta tutmak olarak gören bir tür “güvenlik kuruluşları”nın varlıklarıyla da ilgili. (Anlayacağınız gibi MHP’den ve CHP’den söz ediyorum ve bu kuruluşların günlerdir süren saldırıları olmasaydı belki de askerin de böyle bir müdahalesi söz konusu olmayacaktı).

    Bu ülkenin bana kalırsa iki tane “adalet” sorunu var. Biri ekonomiyle ilgili, diğeri ise demokrasiyle. Ekonomiyle ilgili adalet sorunları diz boyu. Ekonomik alanın büyük bir güç yoğunlaşması içinde olması işsizlikten, yoksulluğa kadar birçok mağduriyetin de sebebi. En son kendilerini krizden korumak için aniden frenlere asılan ekonominin bu güçlü aktörlerinin, küçük sermaye sahipleriyle onların işçilerini nasıl mağduriyetler içine düşürdüklerini bir düşünün.

    Eskisiyle yenisinin arasında bazı farklar olsa da esasında ekonomik gücü elinde bulunduranların siyaseten demokratik davranmakta zorlandıklarını da biliyoruz. En son örneği MÜSİAD ve TÜSİAD’ın “Kürt Açılımı”yla ilgili yaklaşımlarının neredeyse aynı olması ve her iki kuruluşun da, (şimdi anlaşılıyor ki) asker gibi ve askerinkine benzeyen “kırmızı çizgiler”e sahip olmaları.

    İkinci adalet sorunu ise, varolan “demokrasimiz”le ilgili. Varolan demokrasimiz hiç bir biçimde gerçek bir “temsil” üretemiyor. Bunun bir yanı çağımızdaki “temsilî demokrasilerin” yine çağımız toplumlarındaki farklılıkları içerecek mekanizmalar olmaktan çıkmış olmalarıyla ilgili, bir diğer yanı ise bizle. Yukarıda da değindiğim gibi askerin sistem içindeki rolü ve ağırlığı toplumun “temsilî” de olsa kendini sistem içinde ifade etmesini önlüyor. Bölünme korkusuyla farklılıkları “güvenlik sorunları” olarak görme alışkanlığı demokrasinin “temsilî” karakterinin aşılıp “katılımcı” gerçek bir demokrasiye doğru değişmesinin önündeki en büyük engel.

    Doğrusu bu iki “adalet” sorununa baktığımda “demokrasiyle” ilgili adalet sorununun “ekonomiyle” ilgili olandan çok daha önemli ve acil olduğunu düşünüyorum. Neyin toplum için daha iyi olduğuna karar verebilen bir silahlı gücün ve bu güç etrafında oluşan “siyasetin” baskıladığı bir toplumda yaşanan adaletsizliklerin ekonomide yaşananlardan çok daha derin olduğu açık. Bu nedenle de “Daha fazla özgürlük!” ve “Daha fazla demokrasi!” talebinin bütün mağdurları birleştirebilecek en temel taleplerden biri olduğunu düşünüyorum.

    Kürt sorununu çözememiş bir ülkenin diğer kesimleri, muhafazakârlar, Aleviler, gayrımüslimler, kadınlar, gençler ve hatta “laikler” bile özgür olamazlar. Yani aslında Kürt sorunu yalnızca Kürtlerin değil hepimizin özgürlük sorunu...

    kaynak

    Böyle bir sorun olmadığına göre sadece pkk sorunu var


    Kor cehalet cirkeflestirir insanlari !
    Suskunlugum asaletimdendir...
    Her lafa verecek bir cevabim var...
    Lakin bir lafa bakarim laf mi diye,
    Bir de soyleyene bakarim adam mi diye...
    Mevlana Celaleddin-i Rumii

  2. #2
    Ra_
    Ra_ çevrimdışı
    oysa ben ... Ra_ adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    17-02-2009
    Mesajlar
    7,335
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    5
    Evet aynen öyle... Kürt sorunu diye bir sorun yok..

    Mesele pkk sorunudur.. açılımda bunun üzerine yapılmaya çalışılmaktadır.
    Her gidiş zamansızdır, bir yosmanın gülüşü kadar
    vurdumduymaz...
    dönüp bakmak istersin ardına, geride bıraktığın piç
    sevdalara...
    üşürsün bencilce..
    .....

 

 

Bu konuya benzer diğer konular

  1. erdoğan ve baykalın kürt sorunu tanımı
    2008 Konuları bölümünde osbourne tarafından açılmış
    Yanıt: 2
    Son Mesaj: 02.11.07, 09:07
  2. Muhalefet Olsun Diye Muhalefet Yapıyorlar: Bugün Eleştiren CHP Dün "Kürt Sorunu " Dem
    2005 Konuları bölümünde conquerer tarafından açılmış
    Yanıt: 15
    Son Mesaj: 18.08.05, 20:05
  3. Erdoğan: Kürt sorunu benim sorunumdur
    2005 Konuları bölümünde De sousa tarafından açılmış
    Yanıt: 0
    Son Mesaj: 12.08.05, 13:10

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •