Tatsız soru: “Hangi açılım?”
Bu fakir “demokratik açılım” konusunda Başbakan’ı ve Cumhurbaşkanı’nı, kendi çapında destekliyor.
Siyasi görüşle falan ilgisi yok. Kendisini bildi bileli, “çocuklar ölmesin, analar ağlamasın” diyenleri “Anadolu’nun fethi başlıyor!” gibi laflar edenlere tercih eder, huyu kurusun.
Ama ilk heyecanın yerini, yavaştan soru işaretlerine bırakmaya başladığının o bile farkında.
Açılım meselesinin netleşmesi geciktikçe, kendisini mesela Baykal’ın bazı laflarına “kızıyoruz ama adam da bir yerde haklı galiba...” şeklinde tepki verirken bulabiliyor.
En son “bu gidişle Yugoslavya gibi oluruz” sözüne takıldı Baykal’ın. Malum, Tito’nun ölümünden sonra Yugoslavya’da yaşanan açılımlar pek hayırlı sonuç vermemiş ve trajik bir iç savaş yaşanmıştı.
O zamanlar “bağımsızlık” sözcüğü kutsaldı Hırvat, Sırp ve Boşnak liderler için. Ama “hangi bağımsızlık?” sorusunun da öyle elle tutulur bir yanıtı yoktu.
***
Hep böyle olur zaten: Heyecanlı devirlerde bazı sözcükler çıkar, bayrak olur ellere. O sözcüğün içinin ne kadar dolu olduğunun da çoğu zaman fazla önemi yoktur.
Tıpkı bizim XIX. Yüzyıl münevverlerinin ellerinde dalgalanan “hürriyet” sözcüğü gibi. Ama heyhat, eğer ayakları yere basmıyorsa tehlikeli de olabilir böyle havalı sözcükler.
Bana inanmazsanız, Jöntürklerin o romantik “hürriyet” sözcüğünü maddi temellere oturtamadıkları için, sonunda kendi halklarından çok büyük devletlerin işine yarar hale gelişini hatırlayın. Osmanlı’nın buna bağlı olarak hızlanan ekonomik çöküş sürecini irdeleyin.
***
Jöntürklerin “hürriyet” sözcüğüne verdiği o kutsal anlamı, bizler de “demokrasi” ve “açılım” sözcüklerine veriyoruz şimdi.
Namık Kemal kadar cesur, Ziya Paşa kadar iyi niyetli, Ali Suavi gibi vatanseveriz biz de.
Ama zorla kutsallaştırılmış her şey gibi, göndere çektiğimiz sözcükler de fazla bir anlam ifade etmiyor aslında.
Ama yine de vazgeçmeyeceğiz onlardan: Çünkü yorgunuz, bıkkınız, yirmi beş yılın ardından sıtkımız sıyrılmış artık.
Vazgeçmeyeceğiz, çünkü silahların konuşmasında bizim hiçbir çıkarımız yok.
Bu yüzden dilimizin ucuna kadar gelse de, ukala bir sınıf birincisi gibi parmak kaldırıp sormak gelmiyor içimizden “hangi açılım?” diye.
Tuna Kiremitçi