Adını binlerce kez duyduğum bir yerde
Varoluşun kaygılarıyla
Sensizliğe kırk iki gün saydım
Ve hala beklentiler sınır tanımıyor


Saatsiz mekanlarda yalnızlığa tövbedeyim
Zaman çukuruna gömdüm hasretini
Bitmeyen vuslat uykusundayken
Ancak kasvet çığlıkları ile ayılabildim
Oysa sen öylesine suçsuzdun ki
Bunu kendime anlatmaya bile utandım


Bir tebessüm kondurdum palyaço edama
Ardı ardına iki günüm, iki ayrı çehre
Anlaşılmazı üstüme yıktım
Anlamaya çalışan sana da
Sancılı gözyaşları bıraktım
Tüm kaçışlarım sana uzanan ‘ben’lerden


Sen diyebildiğim bir resim
Bulamadım
O yüzden özlemi boyadım iki ruha
Sonra ise gülüşünü bekledim
Olmayacak dualara el açıp, yalvardım
Kandığım hayallerime dahil ettim sevdamı
Binlerce tuvalle doldu gözlerim
Ve her fırça darbesinde sana ilişik duygularım


Şimdi
Bir kuşun son çırpınışlarını düşünürken
Sana biriken mavi serzenişlere sığınıyorum
Her anı serabınla dolu şiirlerimle
Tüm kadınları adınla çağırdığım,
Kırk iki gün saydım
Değişen ise her geçen gün artan yokluğun
Bende kalan
Senden çalamadığım
Kilitli dudaklarında saklı bir buse gibi
İki kelam
Duymadığım ve hiçbir zaman duyamayacağım…



Yavuz Süleyman OĞUZ