Bülent Arınç’ın TV kameralarına son söylediklerini işittiniz mi?
Bütün Türkiye’yi Ahmet Türk’ün feryadını duymaya davet ediyor.
Ne midir DTP eşbaşkanı Türk’ün feryadı ya da çağrısı:
- “Kürt sorunu çözülsün, Allah da ikinci gün benim canımı alsın.”
İşte Başbakan Yardımcısı Arınç bey bu ifadeleri o inançlı ve mütedeyyin kimliği ile şöyle yorumlu-yor:
- “Böyle bir duayı hiç kimse kolay yapamaz.”
Peki DTP eşbaşkanı bu sözü nerede mi etmiş?
4 gün önce Diyarbakır’daki malum mitingde..
Bu sözün önü ve arkası mı?
Bülent Arınç onları görmüyor ya da göstermek istemiyor zira belli ki Ahmet Türk’le yoldaşlığı aklına koymuş!
Eğer tersi olsaydı Arınç, Ahmet Türk’ün aynı konuşmasında Abdullah Öcalan için yaptığı övgülerden somut tekliflere kadar pek çok şeyi gündeme getirmek zorunda kalacaktı.
Evet Ahmet Türk, aynı konuşmasında sözde Kürt sorununun çözümü için ısrarla Abdullah Öcalan’la müzakereyi önermiş!
Sorarım size Ahmet Türk’ün Diyarbakır konuşmasının bir bölümünü gündeme getiren ve o sözlerini dua çerçevesinde mütalaa eden Bülent Arınç’ın konuşmanın tamamından haberdar olmaması yani Türk’ün çözüm için ısrarla tek adres olarak Öcalan’ı gösterdiği bilmemesi mümkün müdür?
Asla ve kat’a değildir.
Tablo bu ise Ahmet Türk’ün Öcalan’la müzakere edin teklifi de dua anlamına mı gelmektedir?
Bu ülke için vatan borcu deyip emirle toprağa düşenlerin geride bıraktıklarının, yani şehit ailelerinin feryadına kulağını tıkayan Arınç’ın, Ahmet Türk gibi fikri ve zikri malum PKK’lı pardon DTP’li birinin “Kürt sorunu çözülsün, Allah canımı alsın” şeklindeki beylik ifadesine dua gibi kutsal bir tanımlama getirmesi, aynı zamanda dini kullanmak ve dua kavramını alet etmek olmuyor mu?
Evet Bülent Arınç’ın DTP eşbaşkanını kutsaması ne anlama geliyor derhal açıklığa kavuşturulmalıdır!
Yoksa Arınç kendilerinin söyleyemediğini söylediği için mi Ahmet Türk’e dualı göndermeler yapıyor?
Görüyorsunuz AKP ve kadrolarının ne yaptığı ve ne söylediği belli değildir.
Bunların bir sözü bir sözünü, bir günü diğerini tutmaz!
Amaçları hep ama hep istismar olduğu için, bir gün güneyden, ertesi gün ise rahatlıkla kuzeyden esebiliyorlar. Bunlarda ölçü; hakkaniyet, çözüm ve tutarlılık değil, günlük siyasi çıkardır.



BİRAZ ALAKA...
Bu esrarengiz şirketlerin sahibi kim?

Birkaç gün önce iki önemli dosya aldım. Biri Basel Vıtalıs’e diğeri Medical Park’a ait... İçinde acayip mi acayip bilgiler var. Şirketlerin sahipliği ile ilgili dudak uçuklatacak iddialar yer alıyor. Basel Vıtalıs yeni kurulan bir ilaç şirketi ama kısa sürede adeta devleşmiş. Türkiye’de pek çok büyük ilaç şirketinin alamadığı ruhsatları yıldırım hızıyla alıyormuş. Keza Medical Park’ın yaygınlaşması ve Bakanlıklarla olan ilişkilerle ilgili olarak da türlü isnatlar var.. İspatlanmadığı için haksızlık etmemek ve bu şirketlere zarar vermemek için somut olarak dillendirilen iddiaların hiçbirini yazmıyoruz. Dahası ispatlanana kadar da bu şirketleri yasal ve meşru addediyoruz ancak muhalefet milletvekillerinin bu konuya alakalarını rica ediyoruz.


İLK DEĞİL...
1993’te Umre yapan ünlü gazeteciler

Ertuğrul Özkök, Ahmet Hakan’la Umreye gidince görsel ve yazılı matbuatın çaylak takımı mal bulmuş mağribi misali konuyu sanki bu işler ilk defa oluyormuş gibi manşetlere taşıdı ve ekranlarını açtılar. Oysa bu ülkenin pek çok gazetecisi Umre yapmıştır ki bu satırların yazarı da bu kategoridedir. 1993 yılında Demirel’in Başbakanlığı sürecinde kalabalık bir heyetle Suudi Arabistan’a gidip hem Mekke hem de Medine’yi ziyaret etme şansına erişmiş ve Umre yapmıştık.. Dahası, kafiledeki bütün gazeteciler Demirel’le beraber Kabe-i Muazzamanın içine girebilme şerefine de erişmişti. Hatırladığım kadarı ile o heyette şu gazeteciler vardı: Güneri Cıvaoğlu, Yavuz Donat, Murat Birsel, Fatih Çekirge, merhum Kemal Ilıcak, Kenan Akın, Şakir Süter, İlnur Çevik, Rahmi Turan, Hulusi Turgut ve Ömer Tarkan. Hatırlayamadıklarım da olabilir. Keza Kenan Evren Cumhurbaşkanı iken yine Mehmet Barlas’dan Nezih Demirkent’e kadar pek çok gazeteci ihram giymişti.


SAĞANAK GEÇİŞLİ...
Zamları da Ergenekon mu yapıyor?

Elektrik fiyatlarına yapılan müthiş zam, göreceksiniz diğer zamları da tetikleyecek, zira enerji bugün sanayimizin en büyük girdisidir. Dolayısı ile sanayici girdi fiyatı artınca ürettiklerine bunu ilave edecek ve iğneden ipliğe her şey pahalanacaktır. Dahası, malum IMF ile görüşmeler devam ediyor. Muhtemelen bu süreç önümüzdeki günlerde anlaşma ile sonuçlanacak. Böyle bir sonuç halinde yine zam sağanağı var zira IMF’nin anlaşmak için birinci şartı bütçe açığının kapatılması. Bunun için tek yol zamlardır... Görüyorsunuz AKP ile Türkiye enflasyon oranında değil, bir kaç misli bir pahalılığı yaşıyor... Merak ediyorum, Başbakan bu zamları kamuoyuna karşı nasıl savunacak acaba? Yoksa bu zamlardan da Ergenekon’u mu sorumlu tutacak?