Yakın tarihimize ait saklanmış gerçeklerle açıklamalar da ortaya çıktıkça, çeşitli fıkraların hatırlanmasına neden oluyor.
İşte onlardan biri.
* * *
Adamın biri, ömür boyu hapse mahkûm olmuş. Kendisini küçük bir hücreye kapatmışlar. Arada sırada ziyaretine gelecek ne bir akrabası, ne bir dostu varmış.
Yeryüzündeki en yalnız ve en mutsuz bir insan durumundaymış, tek başına tıkıldığı hücrede.
* * *
İlk 5 yıl boyunca sadece intiharı düşünmüş; sonra da sanki ölmüşçesine, derin bir sessizliğe gömülmüş.
Ne gardiyanlarıyla konuşuyor, ne bir şey düşünüyor; sadece verilenleri yiyip, cansız bir beden gibi yatıyor kalkıyormuş.
* * *
Ama günün birinde, bir karınca girmiş hücresine ve adam bir sabah uyandığında karıncayı görmüş yastığının kıyısında.
Ertesi sabah da karınca oradaymış, daha ertesi sabah da...
* * *
Adam başlamış karıncanın yürüyüşünü izlemeye, kendisiyle ilgilenmeye.
Ona ekmek kırıntıları veriyor, avucuna alıyor:
- Sen ne güzel karıncasın, sen ne cici karıncasın, diye; küçük parmağının ucuyla sırtını okşamaya çalışıyormuş.
* * *
Bir ayın sonunda garip bir dostluk başlamış adamla karınca arasında.
Adam karıncaya hayatını anlatıyor, karınca dinliyor, geceleri onunla birlikte uyuyormuş.
H?H?H
Yıllar geçip gidiyormuş böyle...
Bir gece karınca, sevilip hoş tutulmanın mutluluğuyla öylesine coşmuş ki, demir parmaklıklardan sızan cılız ışıkta zıplayıp hoplamaya başlamış.
* * *
Ömrünün sonuna dek, aynı hücrede yaşamaya mahkûm adam da, karıncasının coşkuyla zıplayıp hopladığını görünce çok sevinmiş.
Hemen onu alıp öpermiş gibi yapmış ve kendisini biraz daha yükseğe, biraz daha yükseğe zıplatmak için eğitmeye başlamış.
* * *
10 yıl da böyle geçmiş.
Karınca, akıl almaz yüksekliklere zıplayan bir sirk karıncası olmuş.
Buna karşılık, adam da çok şey öğrenmiş karıncadan; kokulara karşı duyarlılığı, soğuklara karşı dayanıklılığı artmış.
* * *
Öylesine bir dostluk gelişmiş ki aralarında, adam unutmaya başlamış ömür boyu bir mahkûm olduğunu bile...
* * *
Ve bir gün hücrenin kapısı açılıvermiş; adama:
- Artık özgürsün, demişler; genel af ilan edildi.
* * *
Önce adam inanamamış kulaklarına. Sonra da, götürebileceği tek şeyi olan karıncasıyla çıkmış cezaevinden.
* * *
Cezaevinden çıkarken karıncasına:
- Artık seninle birlikte hayatı ve dünyayı keşfedeceğiz, diyormuş; bak göreceksin her şey ne kadar mükemmel ve muhteşem olacak.
* * *
Yıllarca daracık bir hücrede karıncasıyla birlikte yaşamış olan adamcağız, şöyle kendine biraz gelebilmek için, cezaevinin hemen karşısındaki birahaneye girmiş. Amerikanbara oturmuş. Bir bira söylemiş ve karıncasını da sevgiyle barın üstüne koymuş.
* * *
Birden içinden, karıncasıyla olan dostluğunu ve karıncasının hünerlerini anlatma isteği kabarmış. Barmeni çağırmış, parmağıyla karıncasını göstererek:
- Bu karıncayı görüyor musun, demiş; bu karıncayı...
* * *
Barmen de:
- Ah affedersiniz, demiş ve hemen başparmağıyla ezivermiş karıncayı.
* * *
Yakın tarihimizin saklanmış gerçekleriyle ilgili açıklamaların, böylesi bir fıkrayı neden çağrıştırdığına da gelince...
* * *
Neredeyse hamasi koşullanmaların hücresine hapsedilmiş yoksul bir toplumun da, kendine göre bazı yetenekli dostları vardı; şairler, yazarlar, ressamlar, müzisyenler gibi...
* * *
Böyle bir dostluktan ürkenlerle, böyle bir dostluğu anlayamayanlar; başparmaklarıyla hemen ezmeye kalkmışlardı o yetenekli canım insancıkları...
* * *
Karagümrük’te adı bir sokağa da verilmiş olan Borazan Tevfik’e; Kürt sorunuyla, Ermeni sorunu hakkındaki yeni açılımlarla ilgili görüşlerini sormuşlar.
Borazan Tevfik de bir papağan fıkrasıyla yanıt vermiş.
* * *
Büyük bir apartmanın giriş kapısının sahanlığında, bir papağan varmış kafesinde.
Kim içeri girse, hemen bağırmaya başlıyormuş:
- Basamağa dikkat, basamağa dikkat, diye.
* * *
İçeri girenler de, yere kapaklanıyorlarmış.
Çünkü basamak yokmuş.
* * *
“Ulus-devlet” modelinin aşılmasıyla, AB vatandaşlığına geçmişler için de anlatılan bir fıkra.
* * *
Bir paraşütçüye sormuşlar:
- Nasıl oldu da paraşütçü oldunuz, diye.
- Başka çarem yoktu, bindiğimiz uçağın 3 motoru da durmuştu.
* * *
Ne demişler:
- Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az!
* * *
Gülderen Alpagut’tan bir şiirle bitirelim yazıyı:
Dilek
Gökyüzünde balon olsam,
Sonsuzluğa doğru uçsam.
Yeryüzüne hiç inmesem;
Gam neymiş, keder neymiş,
Hiçbirini bilmesem.
Yaşadığım acıları
Kahbe dünyama bıraksam.
Bomboş evrenin çok daha güzel
Olduğuna bir inansam...


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla