Ve sonra,
Nefret ezberi olur taçsız kral.
Kadın, diline sürdüğü küfrün köşelerini sayarken,
Diğeri gök gördüğü yerden,
Ağzına akmasını bekler ab-ı hayatın,
Tesbih döngüsünde henüz sabrı,
Bir gün ışığı yanacak karanlığın,
O/nlar gidecek yeri yok diyip sana kalsın/lar,
Eteğini rüzgarın kamçısına sürmeden usulca,
Teyemmüm saydıktan sonra baş aşağı süzümleri,
Ağlatır ardından eşi yok gibi,
“Tanrıca”…
Yaz, omuzlarına çöktükçe adı ağırlığında,
Soluklar, ateşli hikayeler okurlar,
Kulak ardı eder yaşanmışlıkları,
Der ki; “çocukluk çağları,
Siz gelirken biz ölüyorduk,
Şimdi yer bulun,
Diriliyoruz…”
Kalabalığa susarmış dili,
Dünyaları ayrıymış meğer,
Öğrendiği yerde,
“Zerafet” demişler kadının rengi,
Buna bakar da aynı sıfatı giydirirsek,
İliklerini kusar yüreğinin annesi.
İp atlar görünce beden üstünden,
Utanıyorum.
Hak mıdır ille de isterim diyene?
Bakınca,
Bunlar “az bile”.
Çok çeşitli ise “kadınım” dediğin cevher,
Ve çok yüzlü ise,
Gelme artık,
Yıkanıyorum.
Söylenilenler gömü harita izleri değildiler,
Dilinden öğrenip gözlerimde gezdirmiştim,
Akıllının kesesinde getirdiği bir düzine zar,
Peşinden yaş ürüyen pişmanlık sancıları,
Zor değil basit bunlar,
Kolay değil “basit”,
Oraya gelemem.
Biri sana mecbur,sen birine hayran,
Biri sana dürüst, sen hepsine yalan.
Oynarken bir şeyler vardı tavlada yarım kalan,
Tamamlanıyor eksiğim,
Oysa ki sen gelmemişsin ve ben gidenmişim.
Şimdi yüreğini şeytana emanet ediyorum senin.
İnsan demediğim atışlarını duyarken adımlarında,
Acıtırım kendimi ve yağmalarım benliğimi,
Belki de ağlarım ama,
"Saklamam."
Esef uyanan bir kelime dökülmedi bedenimden,
Ve sakınacağım bir yüceliği vermedim aynaya,
Adım, lastiği oldu ayağının,
Gönlüm, terleticisi peçeli hazzın,
Dün öldü dediysen de,
Ben hala yaşıyorum,
“İzle…”
"Korkmuyorum senden!"
Alıntı


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla
