Bazı gazetelerin ve köşe yazarlarının bir yanda Türk-Kürt ayrışması sürerken, sürdürülürken, bunca yıldır iç içe yaşayan vatandaşlar birbirine karşı kışkırtılırken diğer tarafta din-inanç üzerinden ayrıştırmayı hâlâ unutmamaları hayretlere şâyandır doğrusu.

Bu çabanın, meslek yaşamı boyunca aşktan meşkten siyasete her konuyu yazıp da sadece din konusunda hiç de kalem oynatmamış isimler tarafından gösteriliyor olması daha da hayretlere şâyandır. Öyle şeyler yazıyorlar ki, dersiniz oturdular Kur’an-ı hatmettiler, Müslümanlığın tüm şartlarını eksiksiz yerine getirdiler, sıra geldi başkalarının dinine inancına çatmaya...

Tabii dini bugüne kadar inceleyip öğrenmedikleri için de “başka Müslümanların (veya başka insanların) dini inancı hakkında karar verme, onları eleştirme ya da yargılama” hakkının yalnızca Allah’a ait olduğunu, tekrarlayalım “Hz. Peygamber’e bile bu hakkın verilmediğini ve bunu yapmanın en büyük günahlardan olduğunu” bilmiyorlar. Diyanet İşleri’nde de çalışmış olan din uzmanları televizyonlarda defalarca açıkladılar, hatta “bunu yapan kâfir sayılır” bile dediler ama ilgilenip, zahmet buyurup onları da dinlememişler.

Ve ayrıca bu din-inanç bölücülüğünü ustaca, satır aralarına gizleyerek yaptıklarını zannederken yine; laikliğin; “Her vatandaşın din-inanç özgürlüğünün korunması, kimsenin, aynı veya farklı din ve inanca sahip hiçbir vatandaşın; ‘bireysel veya kitlesel ya da devlet tarafından baskı hissetmemesi için’ devletin belli bir dine ait görünmemesi, devlet kurumlarında da bu tarafsızlığın korunması” şeklindeki anlamını ya bir din veya din-dindar düşmanlığı olarak değiştirmeyi, bir de üstelik bu şekilde insanları kutuplaştırıp birbirine düşman etmeyi unutmuyorlar.

RAMAZAN’A SAYGI

Örneğin biri; dindarları kışkırtmak ve laik rejime düşmanlık duymasını sağlamak için (ve sanki dindar olmak laik olmamayı, laik olmak ise dindar olmamayı gerektirirmiş gibi yanılgıya düşürerek) büyük bir sorumsuzlukla ve en ufak vicdan rahatsızlığı duymadan bu ülkede uzun süre Ramazan’ın “modası geçmiş, cahil halkın vazgeçemediği, neredeyse unutulmaktan zor kurtulan bir gelenek” olarak algılandığını iddia edebiliyor. Bir diğeri, laik insanlara karşı istediği tepkiyi yaratmak için onları utanmadan sıkılmadan “içki ve dans özgürlüklerini ordunun güvenceye alacağını zannedenler” benzeri, yazanın kendine özgü garip bir sınıflamaya sokabiliyor....

“Dindarlardan hoşlanmayanlar da bunlardır, başörtüsünden rahatsız olan, üniversiteye girmesini istemeyenler de... Diğer demokratik çözümleri açılımları istemeyenler de bunlardır” gibi tamamen yanlış ve kışkırtıcı anlatımlarla düşmanca kutuplaştırmayı arttırma hedefine acımasızca yürüyebiliyor. Bunu yaparken, laikliği “içki ve dans”ın tarif etmediğini, içki ve dansın belli kalıplarla özdeşleştirilemeyeceğini, her kesimden (ve en radikal İslâm’ın yaygın olduğu ülkelerde bile) isteyenlerin içki içip dans edebileceğini (veya istemeyenlerin içmeyip dans etmeyeceğini), bunların çok kez yazılıp anlatıldığını cin gibi biliyor, ama bilmez görünmek işine geliyor.

Bu ülkede her zaman Ramazan’a, Müslümanlığın 5 şartından biri olan “oruç”a saygı vardı. Büyük çoğunluğumuzun çocukluğu sahura kalkarak, iftar masalarına oturarak, dinî geleneklerimize, günlerimize saygı duyarak geçti. Bugünün çocukları da öyle yetişiyor. İftar vakti hangi semte giderseniz gidin sokaklar boş, hatta trafiği hiç durmayan İstanbul Boğaz’ı bile o saatte bomboş. Onun için bu ülkeyi, bu toplumu kamplaştırmak isteyenler saçmalamaktan, yalan söylemekten, yılan gibi zehir akıtmaktan vazgeçsinler. En azından Allah korkusunu öğrensinler.

Bu korkunun anlamı şudur: Hiç kimsenin yaptığı kötülük yanına kalmaz, er ya da geç cezasını çeker!


***



“Rol yap” demeyin

Dünkü yazımda STAR’ın TV tanıtım çekimleri için beyaz uzun elbise gerektiğini, benim de çaresiz kalınca soluğu Osmanbey’de Düzey isimli bir gelinlikçide aldığımı anlatmıştım. Bütün yapacağımız önce fotoğraf çekimi, sonra gökten düşen bir yıldızı (daha doğrusu STAR kanalında yer alan ünlülerden birinin atacağı yıldızı kapmak ve bir başkasına atıp toz olmak... Ama öyle göründüğü kadar basit değil işte... Spotların sıcaklığı altında kan ter içinde kim bilir kaç kez çekilerek “en iyiyi” bulmaya çalıştık. Arkadaşlar inanın on TV programı çeksem bundan kolay gelir bana; yeter ki “poz ver” veya “rol yap” demesinler, doğallık gidince tutulur kalırım. Ya da kasılır kalırım.

Uzun bir oyunda rol yapmak, bir kişiliğe bürünmek gibi de değil bu, birkaç saniye içinde bitirmek zorundasın... Üstelik nefes alamadığım daracık bir kıyafetin içinde... Neyse sonunda(çekim ekibi benden çok sevinmiş olmalı ki) alkışlar arasında tamamladık.

Bildiğim kadarıyla STAR’ın yeni dönem program tanıtımlarını bugünden başlayarak izleyeceksiniz, ama “Her Açıdan” ondan önce (dün) başlamış olacak. Uzun lafın kısası bu çekim bana konuşurken sizin karşımda olduğunuzu bilmenin hayatı ne kadar kolaylaştırdığını anlattı. Sırrı sizmişsiniz demek ki!

kaynak

Eskiden bu kadar kutuplaşmanın olduğunu düşünmüyorum.Son yıllarda bu ayrım giderek arttı.Bu gidişle dahada artacak