• Reklam
5 sonuçtan 1 --- 5 arası gösteriliyor
  1. #1
    Mazzy Star adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    13-01-2008
    Mesajlar
    184
    Karizma Gücü
    0

    Enerji barışı-Cüneyt ÜLSEVER

    ESKİ Enerji Bakanı Hilmi Güler, daha 2008’de, Nabucco Projesi ile ilgili olarak “Bu proje sadece Avrupa’ya doğalgaz taşıma projesi değildir, aynı zamanda bir ‘enerji barışı’ projesidir” diyordu.


    Bu kavramı irdelediğimizde ortaya şöyle bir plan çıkıyor:

    ABD, İngiltere, Norveç gibi ülkelerin başını çektiği bu kavram (energy peace) petrol ve doğalgaz gibi enerji kaynaklarının Batı’ya ulaştırılma projelerinin barışa da hizmet edebileceğini savunuyor. Paylaşılacak boru hatları veya limanlar sayesinde, işbirliği yapacak ülkeler doğru seçilirse, kendi aralarında büyük çatışmalar yaşayan bölge ülkeleri ekonomik çıkarları birleşeceği için barışa daha kolay ulaşacaklar.

    Çıkarlar birleşince görüş ayrılığı yaşanan konuların anlamı azalacak.

    ***

    Benim “Kuzey Irak Açılımı” dediğim, kamuoyunun “Kürt Açılımı” olarak bildiği gelişmelere “enerji barışı” konsepti ile bakılınca ortaya şöyle bir resim çıkıyor.

    Konu: Denize kıyısı olmayan ama Irak petrolünün %20’sine, dünya enerji kaynaklarının %2’sine sahip Kuzey Irak’ın petrol ve doğalgazının dünyaya arzı.

    Olası güzergâhlar:

    Petrol:

    1) Türkiye üzerinden Mersin Limanı’ndan veya

    2) Suriye üzerinden Tartus Limanı’ndan dünyaya arz edilebilir.

    ***

    Uzmanlar kimin hangi alternatife oynadığı konusunda ise şu bilgileri veriyorlar.

    1) Hâlâ Suriye’yi İran’ın müttefiki olarak gördüğü için ABD Türkiye’yi tercih ediyor.

    2) Türkiye’nin bölgede etkinliğinin sınırlandırılması için gayret sarf eden ve başını Suudi Arabistan ve Mısır’ın çektiği Arap Ligi ise Suriye’yi istiyor.

    Ayrıca, Arap Ligi “enerji barışı” konsepti çerçevesinde Arap ülkelerinin birbirine daha yaklaşacağı, işbirliğinin daha güçleneceği temasını da işliyor.

    Kendi hesapları çerçevesinde İsrail de Suriye’yi destekliyor.

    ***

    Türkiye’yi destekleyen ABD’nin Türkiye’nin önüne koyduğu en önemli şart ise petrolün taşınacağı güzergâhın güvenliğinin temin edilmesi.

    Bu amaçla ABD, PKK’nın silah bırakmak için ikna edilmesi gerektiğini açıkça talep ediyor.

    Ancak, zaten Irak’tan çıkmak isteyen ABD, Kuzey Irak’ta yeni bir cephe açmak istemediği için, PKK’nın silah zoru ile bertaraf edilmesi söz konusu değil.

    Eğer, Türkiye Kuzey Irak’ın petrolünün dünyaya arzını Suriye liman(lar)ına bırakmak istemiyorsa, PKK’yı savaştan vazgeçirmek zorunda!

    İşte “Kürt Açılımı”nın uluslararası ekonomik boyutu bu!

    ***

    Türkiye bu yıl sonuna dek PKK’ya silah bıraktırmayı beceremezse

    1) Hem ABD’in Irak’tan askerini çekmeye başlayacağı 2010 yılında ABD’ye yardımcı olmakta zorlanacak.

    2) Hem de, yukarıda söyledim, Arap Ligi’nin Kuzey Irak petrolünün dünyaya Suriye’den (Tartus) arz edilmesi konusunda görüşü avantajlı duruma geçecek.

    ***

    Konuya bu perspektifle bakınca “Kürt meselesi”nin neden 2009’un ikinci yarısında bu kadar önem kazandığı daha iyi anlaşılıyor.

    Yarın devam edeceğim.

  2. #2
    Mazzy Star adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    13-01-2008
    Mesajlar
    184
    Karizma Gücü
    0
    Buradan çıkaracağımız sonuç,hükümet yıl sonuna kadar kesinlikle açılımda adım atmak zorunda.Galiba hükümet üyelerinin artan duygusallığının altında bu arada kalmışlık var.

  3. #3
    N-BAYRAK adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    28-08-2007
    Mesajlar
    5,476
    Karizma Gücü
    6
    Davutoğlu ve Kürt Meselesi - Mehmet Ali Güller


    AKP'nin iktidara geldiği günden bu yana dışpolitikasına
    hükmeden isimlerden Ahmet Davutoğlu'dur.
    Davutoğlu ve Kürt meselesi*

    *Mehmet Ali Güller
    2 Eylül 2009 *

    AKP'nin "Kürt açılımı" ile birlikte her ne kadar Koordinatör sıfatıyla
    İçişleri Bakanı Beşir Atalay ön plana çıktıysa da, konuyla ilgili en önemli
    isim, kuşkusuz, AKP'nin iktidara geldiği günden bu yana dışpolitikasına
    hükmeden isimlerden Ahmet Davutoğlu'dur.

    Davutoğlu, Kürt Meselesini, Stratejik Derinlik isimli kitabının, "Küresel ve
    Bölgesel Dengeler Açısından Kürt Meselesi, Kuzey Irak ve Türkiye" başlıklı
    bölümünde ele almış.

    Dışişleri Bakanı Davutoğlu, 17 sayfalık bölümünde özetle ve döne döne tek
    şeyi savunuyor. Davutoğlu'na göre, Irak'ın kuzeyi, Türkiye'ye bağlanmalı!

    *"Kuzey Irak, Türkiye'yle bütünleşecek"!*

    Davutoğlu, makalesinin girişinde Kuzey Irak'ın önemini analiz ettikten hemen
    sonra, şu tarihi! saptamayı yapıyor:

    *"Geçiş bölgesi açısından bu derece önemli bir konuma sahip olan bu
    coğrafyanın bir iç jeopolitik bütünlük oluşturamamasının en önemli sebebi
    doğrudan bir deniz bağlantısının olmayışıdır. Bu da bu coğrafyanın deniz
    bağlantısı olan bir bölge ülkesi ile bütünleşmesini kaçınılmaz kılmaktadır."
    (Sayfa 438)*

    Yani, Bakan Davutoğlu, ABD'nin uzun yıllardır Türkiye'ye dayattığı ancak
    TSK'ya kabul ettiremediği "Türkiye himayesinde Kürdistan" planını dile
    getiriyor. Ve ekliyor:

    *"Küresel ölçekli büyük bir gücün güvenlik garantisi bile bu coğrafyanın
    bağımsız bir jeopolitik alan oluşturması için yeterli olamaz" (Sayfa 438)*

    Yani Bakan Davutoğlu, "ABD'nin garantisi bile Kürdistan'ın bağımsızlığını
    güvenceye alamaz" diyor. Ve sürdürüyor:

    *"Bunun farkında olan büyük güçler de bölgesel güçler ile olan ilişkilerinde
    bu olguyu önemli bir parametre olarak gündemde tutmaktadır." (Sayfa 438)*

    Yani Bakan Davutoğlu'na göre ABD, Türkiye ile ilişkisinde bu durumu göz
    önünde bulundurmaktadır.

    *"Irak'ın parçalanması kaçınılmaz"!*

    Dışişleri Bakanı Davutoğlu, daha ABD'nin Irak işgalinden bile önce, gayet
    yalın bir halde, Irak'ın parçalanması gerektiğini yazıyor:

    *"Artık kronikleşen iki belirsizlik alanı olan Filistin ve Irak'ın siyasi
    egemenlik alanı ile ilgili net düzenlemeler yapılmaksızın Ortadoğu'da cari
    uluslararası hukuk sınırları ile de facto durum arasındaki gerilimin
    giderilmesi mümkün değildir." (Sayfa 442)*

    *"... egemenlik alanı ile bölünmüşlük arasında hassas bir dengede gidip gelen
    Irak'ın statüsü ile birlikte Güney ve Kuzey Irak'ta bu belirsizlik döneminde
    ortaya çıkan statüsüz yapıların geleceğinin netleşmesidir." (Sayfa 442)*

    Bu arada Ahmet Davutoğlu'nun bu satırları, 2001 yılından önce yazdığının
    altını çizelim! İlk baskısı Nisan 2001'de yapılan "Stratejik Derinlik"
    kitabı piyasaya çıktığında ne "11 Eylül" yaşanmıştı, ne de ABD Irak'a
    saldırmıştı!

    Türkiye'nin resmi politikasının "Irak'ın toprak bütünlüğü ve siyasal
    birliğinin korunması" şeklinde kayda geçirildiği bir dönemde, Davutoğlu
    açıkça "Irak'ın parçalanması"na taraf olmakta ve kuzey parçasının da
    Türkiye'ye bağlanmasını talep etmektedir!

    *"ABD'nin Ortadoğu Hesabı"*

    Bakan Davutoğlu, küresel ölçekli gücüne her sayfasında övgüler dizdiği
    ABD'nin "stratejik hesabı"nı da ilan etmektedir:

    *"ABD'nin gerek Kuzey Irak'taki belirsizlik ve iç çekişmelerdeki gerekse
    Irak'ı fiilen üçe bölen statükodaki uzun dönemli stratejik hesabı ve
    prensibi açıktır: Bölgeyi mümkün olduğunca daha küçük ölçekli birimlere
    indirerek bölgesel güç temerküzü gerçekleştirebilecek ülkelerin sayısını
    azaltmak ve bu küçük ölçekli birimlerin iç çekişme ve ittifaklarını
    kullanarak müdahil pozisyonunu sürdürebilmek." (Sayfa 443) *

    Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) kapsamında sınırları değiştirilecek 22 ülkenin
    masaya yatırıldığı 2001 yılında bunları yazan Davutoğlu'na göre, acaba Irak
    dışında "küçük ölçekli birimlere indirilecek" diğer bölgesel güçler
    kimlerdir?

    *Türkiye'nin rolü*

    Davutoğlu, kitabının ilgili bölümünün sonuna doğru, ABD'nin "Türkiye
    himayesinde Kürdistan" planını bir kez daha ve farklı argümanlarla
    pazarlamaktadır:

    *"Bugün parçalanmış görünen ve bu parçalanmışlık içinde bölge üzerinde hesap
    kuran büyük güçlerce istismara açık bir yumuşak karın oluşturan 'Kürt
    jeopolitiği' uzun dönemde aidiyet hissini en yoğun bir şekilde yaşadığı
    bölgesel bir güç ile bütünleşme süreci içine görecektir. Uzun dönemde
    meselenin odak noktası bölge halkının aidiyet hissini pekiştiren bir kader
    birliği meşruiyeti ile çözümlenecektir" (Sayfa 448-449)*

    Yani Bakan Davutoğlu'na göre, Türkiye-İran-Irak ve Suriye'ye dağılmış olan
    Kürtler, aidiyet duygusunu en kuvvetli hissedecekleri ülkeyle eni sonu
    birleşecekler. Tabi bu birleşme sırasında diğer üç ülke de bölünmüş olacak!

    Üstelik Bakan Davutoğlu'na göre *"Türkiye, Kürt nüfus barındıran diğer bölge
    ülkelerine göre önemli avantajlarına sahiptir"! (Sayfa 449)*

    "Büyük Teorisyen" olarak sunulan, müthiş "domino teorisi" (bölgedeki iyi bir
    gelişmeyi iyi gelişmeler, kötü bir gelişmeyi kötü gelişmeler izler!!!) en
    çok satan ABD gazetelerine konu olan Davutoğlu, 2001 yılında işte bunları
    yazıyor.

    Dışişleri Bakanı olarak atanan Davutoğlu'nun kitabı ve görüşleri, " 'Kürt
    açılımı' yerli mi, yabancı mı" tartışmalarına da ışık tutuyor. Dış
    politikamızın hangi görüşlere emanet edildiğini görmek bakımından önem
    arzeden kitabı, önümüzdeki günlerde de ele almayı sürdüreceğiz.



    02.09.2009 16:11:00
    Nasılsa alışacaksın sende zamanla
    Kiminde bir neştere rehin vereceksin damarlarını
    Bazen de uykularını kurban edeceksin faili ben kabuslara
    ama alışacaksın...

    Güller yâre sevgi kanıtı; benim elimde papatya...

  4. #4
    Mazzy Star adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    13-01-2008
    Mesajlar
    184
    Karizma Gücü
    0
    Barzani deniz filosu kuruyor mu?


    DÜNKÜ yazımda “enerji kavramı”ndan bahsettim. Amacım, “Kürt Açılımı”na yön veren uluslararası ekonomik izdüşümlerini irdelemek.


    Katiyen, “Kürt Açılımı”na yön veren faktörlerin sadece uluslararası ekonomik boyuttan oluştuğunu düşünmüyorum. “Kürt meselesi”nin iç dinamiklere dayanan tarihi, siyasal, kültürel ve sosyal boyutlarının olduğunun ben de farkındayım. Ben sadece ekonomik saiklerin ön itici faktör olduğu görüşündeyim.

    “Tarihi fırsatı” uluslararası arenada verilen ekonomik çıkar mücadelesi körüklüyor.

    Dün “enerji barışı” kavramını kabaca şöyle tarif etmiştim:

    “ABD, İngiltere, Norveç gibi ülkelerin başını çektiği bu kavram (energy peace) petrol ve doğalgaz gibi enerji kaynaklarının Batı'ya ulaştırılma projelerinin barışa da hizmet edebileceğini savunuyor. Paylaşılacak boru hatları veya limanlar sayesinde, işbirliği yapacak ülkeler doğru seçilirse, kendi aralarında büyük çatışmalar yaşayan bölge ülkeleri ekonomik çıkarları birleşeceği için barışa daha kolay ulaşacaklar.

    Çıkarlar birleşince görüş ayrılığı yaşanan konuların anlamı azalacak.”

    * * *

    Barzani, birkaç yıl evvel 166 ülkenin üye olduğu ve dünya deniz ticaretinin çatısı konumundaki Birleşmiş Milletler'in alt birimi Uluslararası Denizcilik Örgütü'ne (IMO) üyelik başvurusu yaptı.

    IMO'nun Genel Sekreteri emekli Yunan Amirali Eftimous Mitropoulos'la Barzani arasındaki ilişkiler oldukça sıcak. Ayrıca eski İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw da Barzani'nin bu talebinin geri çevrilmemesi için Mitropoulos'a özel ricada bulunmuştu.

    Barzani'nin, daha resmi olarak ilan edilmeyen “Kürdistan”ı böyle bir örgüte üyelik için öne çıkarma cesareti Hong Kong, Macua ve Danimarka'nın Faroe Adaları'nı Kuzey Irak'a emsal olarak görmesinden kaynaklanıyor. Onlar da tam bağımsız bir devlet değil, ancak özerk bir bölge olarak IMO'ya “hakları sınırlı üye” (associate member) olabilmişler.

    * * *

    Barzani, Uluslararası Denizcilik Örgütü'ne üyelikte neden ısrar ediyor?

    Kuzey Irak'ın denizle hiçbir bağlantısı yok. Ancak Talabani de, “denizle bağlantısı olmayan bir ülkenin ayakta kalma şansının olmayacağını” ifade ediyor. Kuzey Irak'ın bir şekilde denize açılması gerekiyor. Kızıldeniz'den açılma ihtimali şu an için mümkün görünmüyor. Dün yazdım. Suriye'nin Tartus Limanı bir olasılık.

    Ancak ekonomik açıdan en makul olan: Türkiye üzerinden Akdeniz'e açılmak!

    Bu noktada da önümüze Mersin Limanı çıkıyor.

    * * *

    Kuzey Irak'ın Mersin'den denize açılması üzerine yapılan planlar şu anda net bir şekilde ifade edilmese de, altyapı çalışmaları uzun zamandır başlatılmış durumda.

    Türkiye'nin özellikle PKK eylemleri ve provokatif girişimler noktasında kaşınan en önemli vilayetinin Mersin olması boşuna değil. Son yıllarda bayrak yakma girişimlerinin, polise saldırma eylemlerinin ve PKK mitinglerinin bu şehirde olması rastlantı hiç değil. Barzani'nin şirketlerinin Türkiye'deki temsilcilerinin Mersin'de ciddi yatırım yaptıkları ve hatta Mersin Serbest Ticaret Bölgesi ve İskenderun Limanı'na hâkim duruma gelmeye çalıştıkları yönünde ciddi iddialar mevcut. Ayrıca Mersin'in şu anki siyasi ve etnik yapısının göçlerle oluştuğunu da unutmamak gerek.

    * * *

    “Enerji Barışı” PKK'yı dışlıyor. Ama, unutmayalım ki PKK Barzani'ye yardımcı da oluyor! Ayrıca hatırlayalım; DTP de, PKK da devamlı “özerklik”ten dem vuruyor.

    Gerçekçi olalım:

    1) Meseleyi tetikleyen “Kuzey Irak Açılımı”dır.

    2) Eğer barış bir hedef ise PKK ikna edilmeden bu hedefe ulaşılamaz.

    (Yarın da devam edeceğim.)
    Cüneyt Ülsever

  5. #5
    Mazzy Star adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    13-01-2008
    Mesajlar
    184
    Karizma Gücü
    0
    Kuzey Irak doğalgazını Türkiye'ye kim getirecek?


    HÜKÜMET'in “Kürt açılımı”, benim “Kuzey Irak açılımı” dediğim konu ile ilgili “enerji barışı” kavramı etrafında gelişen ekonomik ilişkileri yazmaya devam ediyorum. Bugün son yazım.


    * * *

    Önce ortada açık ve seçik cereyan eden bir ekonomik ilişkiyi nakil edeceğim. Bu ilişkide herhangi bir yanlışlık veya gizlilik yok. İnşaat ve enerji şirketi Türkerler ile Birleşik Arap Emirlikleri merkezli Crescent Petroleum Company International Limited, Kuzey Irak kaynaklarından temin edilecek doğalgazın Türkiye'ye ithal edilmesi ve iç-dış piyasalara satılması amacıyla Türkiye'de iki şirket kurdu. “İnci Doğalgaz İthalat İhracat” ve “İnci Doğalgaz İletim”.

    İthalat ve iletim lisansları almak üzere Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu'na başvuruda bulunan İnci Gaz Şirketleri gazın Irak'tan tedarikini sağlayacaklarını bildirdi. Lisans işlemlerinin tamamlanmasının ardından 2011 Aralık ayı sonu itibariyle yıllık 3.5 milyar metreküp olarak başlaması planlanan doğalgaz akışının, kademeli bir şekilde artarak yıllık 10 milyar metreküpün üzerine çıkması bekleniyor.

    Türker, inşaat sektörüne 1993'te girerek Türkerler İnşaat'ı kurmuş. Kısa sürede sektörde yer edinen Türkerler, doğalgaz, yollar, köprüler, endüstriyel tesisler, toplu taşıma sistemleri, binalar, enerji projeleri, arazi geliştirme alanlarında başarı ile faaliyet göstermeye başlamış. Son dönemde, liman işletmeciliğine, gaz dağıtımına, hidroelektrik enerji üretimine, rüzgâr enerji santrallarına, termik santrallara da yatırım yapmış.

    * * *

    Öte yanda Crescent Petroleum 2006'da, Kuzey Irak Yönetimi'yle doğalgaz çıkarma anlaşması yaptı. Bu anlaşma ile Kuzey Irak'ta doğalgaz kaynağı sayılan tek ve en büyük sahada çalışmaya başladı. 2007'de doğalgaz buldu. Kuzey Irak hükümeti ile yaptığı anlaşmaya göre, önce Erbil şehrinin elektrik santralına gerekli doğalgazı verecek, kalanı da dış pazarda satacak.

    Bu arada belirtelim, Türkerler Grubu'nun Başkanı Kazım Türker, Başbakan'ın dostu Remzi Gür'e “ağabey” dediğini her fırsatta dile getiriyor. Türker'in Remzi Gür'le iş ortaklığı da bulunuyor.

    Bütün bunları yazdıktan sonra aklıma takılan bazı soruları sıralamak istiyorum:

    1) Crescent Şirketi Kuzey Irak'ta çıkaracağı gazın büyük bir bölümünü Türkiye'ye satmayı hedefliyor. Bu konu bizzat Kuzey Irak Yönetimi tarafından Türkiye Hükümeti'nin yolladığı Özel Temsilcilere iletildi. Buna mukabil, Türk Hükümeti'nin yetkilileri Türkiye'nin doğalgazı alması için kurulacak ticari yapının Remzi Gür ile konuşulmasını istediler mi?

    2) Sonraki tarihlerde Crescent yetkilileri Türkiye'ye geldi. Başbakan ve eski Enerji Bakanı ile bizzat görüştüler. Bu görüşmeleri Remzi Gür mü ayarladı? Başbakan kendilerine Remzi Gür ile irtibatta olmalarını iletti mi?

    3) Türkiye Hükümeti “İnci Doğalgaz Şirketi” ile yakından ilgileniyor. Örneğin, Irak Masası Temsilcileri Remzi Gür ile birlikte Crescent'in Dubai-Sharja'daki merkez ofisine şahsen ziyarette bulundular mı?

    4) Dışişleri Bakanlığı yetkilileri dış ülkelerde iş yapan şirketlere ve işadamlarına yardım edebilirler, bence bunda hiçbir garabet yok. Ancak, bu kadar kritik ilişkiler içinde olduğumuz Kuzey Irak Kürtleri ile problemleri çözmeye çalışan, buna bağlı olarak içeride de “Kürt açılımı”na soyunan Türkiye'nin bu konu ile birinci derecede yetkili elçilerinin Remzi Gür'e destek vermesi stratejik açıdan doğru mu?

    Öz cümle; Kuzey Irak Yönetimi'nden Remzi Gür ile ekonomik irtibat kurmasını isteyen Dışişleri yetkililerinin aynı yönetimden siyasi isteklerde de bulunmaları nasıl bağdaşıyor?

    Cüneyt Ülsever

 

 

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •