BAŞBAKAN Tayyip Erdoğan haftaya ‘Demokratik Açılım’ı konuşmak için CHP Genel Başkanı Deniz Baykal ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’den randevu isteyecek.
Keşke iktidar-muhalefet görüşmesi tartışmalar bu noktaya gelmeden önce gerçekleşseydi. Ama olmadı.
AK Parti ile MHP arasında ipler hayli gerildi.
Bahçeli Erdoğan ile bir araya gelmeyeceğini yineledi.
CHP ise kapıyı tamamen kapatmış değil fakat hükümetin içeriği netleşmeyen açılım paketine yönelik açıkça “karşı duruş” sergiliyor.
Bırakın “ortak çözüm” bulmayı bir araya gelip konuşmak bile bu aşamada pek mümkün gözükmüyor.
* * *
Fakat ben yine de Erdal Sağlam’la birlikte CHP’nin “karşı duruşunu” daha iyi anlamak için geçen hafta parti merkezinde Deniz Baykal’ı ziyaret ettim.
Deniz Bey oruçlu olmasına rağmen bütün enerjisiyle iki saate yakın hem “Ermenistan açılımı” hem de “demokratik açılım” konusunda neden kaygılı olduğunu anlattı.
Kürt sorununun çözümü konusunda geçmişte çok cesur rapor ve uygulamalara imza atmış bir partinin genel başkanı olarak Baykal’ın prensipte demokratik açılıma itirazı yok.
Sohbet sırasında bunu birkaç kez ifade etti.
Fakat üç konuda ciddi kaygı ve itirazları var.
* * *
Bir, AK Parti hükümetinin başından itibaren bu konuyu ele alış biçimi.
Baykal hem kamuoyunda aşırı bir beklenti yaratılmış olmasını yanlış buluyor hem de içeriği belli olmadan bir açılımdan bahsedilmesini.
İki, zamanlama ve yurtdışı baskısı.
Zayıflayan iktidarlar yurtdışı baskısına daha açık hale gelir. Hükümet yedi yıl boyunca bu konularda (Ermenistan’la ilişkiler dahil) adım atacağını gizli-açık birçok görüşmede dile getirdi, şimdi yıpranmış olmasının da etkisiyle dış baskılara boyun eğiyor.
Üç, bu tartışmalar ülkeyi ve toplumu bölünmenin eşiğine götürür.
Baykal’a göre özellikle etnik kimlik ve dil üzerinden yapılacak açılımlar, talepler yeni talepleri doğuracağı ve DTP açıkça ayrılıkçı bir söylemle konuştuğu için Türkiye’yi adım adım bölünmeye götürür.
* * *
Özetle Baykal’ın kaygıları bu şekilde.
Aslında hükümet demokratik açılımın sınırlarını biraz geç de olsa epey dar çizdi. Hatta öylesine dar ki Kürtçenin özel televizyonlar, siyasi propaganda ve kurslarda kullanımı dışında kültürel kimlik anlamında çok büyük bir açılım gözükmüyor.
Peki CHP bunlara da mı karşı?
Baykal’ın bu açılımlara bir itirazı yok fakat Kürtçenin okullarda seçmeli dil olarak okutulmasını bu ortamda çok tehlikeli buluyor.
“Bu işler hep böyle başlar. Siz seçmeli dersiniz, bu bir süre sonra baskıyla zoraki olur. Arkasından diğer derslerin de Kürtçe verilmesi istenir. Bölünme böyle başlar. Bölünme tehlikesi ortadan kalkmadan bu tür adımlar atılmasını tehlikeli buluyoruz.”
* * *
Kürtçenin seçmeli dil olması konusunda ben şahsen Deniz Bey’le aynı fikirde değilim. Nitekim bu konuda epey tartıştık... Fakat Baykal’ın haklı olduğu bir konu var, o da Anayasa’nın 42. maddesi. “O madde anayasada oldukça hükümet istese de Kürtçeyi seçmeli dil yapamaz.”
Bakın ne diyor 42. madde: “Türkçeden başka hiçbir dil, eğitim ve öğretim kurumlarında Türk vatandaşlarına anadilleri olarak okutulamaz ve öğretilemez. Eğitim ve öğretim kurumlarında okutulacak yabancı diller ile yabancı dille eğitim ve öğretim yapan okulların tabi olacağı esaslar kanunla düzenlenir.”
AK Parti hükümeti elbette anayasayı değiştirerek bu adımı atabilir.
Fakat unutmayın, İçişleri Bakanı Beşir Atalay çok net bir biçimde “Af ve anayasa değişikliği yok” dedi.
Bu durumda hükümetin demokratik açılım paketinin içinde seçmeli ders yok.
Ancak öyle bir hava yaratıldı ki bu bile net değil.
Baykal Bahçeli gibi kapıyı kapatmıyor, Başbakan Erdoğan’a “Projeni net bir biçimde bize anlatacaksan gel, yok eğer anlatmayacaksan zahmet etme” diyor.
“Büyük buluşma” açılımın içeriğinin anlatılması şartıyla mümkün gözüküyor.
http://arama.hurriyet.com.tr/arsivnews.aspx?id=12439840
burdakilerde kafalarına göre atıp tutuyorlar işte elbet uzlaşma olacak bir gün bu açılım konusunda burdakiler birbirlerini yiye dursunlar chp böyle akp şöyle diye..


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla