İstanbul Emniyet Müdürlüğü, İstanbul Üniversitesi’nin kapısında bir stant açmış. Tam da öğrenci avına çıkan tarikat yurtlarının açtıkları stantların bitişiğine...

Görevli polisler öğrencilere, dikkat etmeleri gereken önerilerle (!) dolu bildiri dağıtıyor bu stantta...

Bildiride özetle deniliyor ki:

* Derneklere üye olmayın.

* Davet edildiğiniz konserlere gitmeyin.

* Sosyal etkinlik adı altında düzenlenen toplantılardan uzak durun.

* Siyasi faaliyetlerden kaçının.

* Bildiri dağıtmayın, afiş asmayın.

* Herhangi bir konuda yürüyüşe, protesto eylemine katılmayın!


Peki neden bu uyarılarda bulunuyor polis?

Nedeni de bildiride yazılı:

“Çünkü tüm bunlar geleceğinizi esir alıp sizi şiddet ve çatışma ortamı içine sürükleyebilir. İyi bir gelecek ve mutlu bir toplum için geleceğinize sahip çıkın. Sizi kullanmak isteyenlere, ‘Hayır’ diyebilmeyi bilin.”


***

Üniversite gençliği toplumsal konularda duyarlıdır, aktiftir, tüm haksızlıkların karşısındadır ya...

Polis; bu bildiriyle öğrencilere, “Sen öyle siyasi konulara girme, ot gibi yaşa, gerisine karışma” diyor!

İşin ilginci; bunu yaparken bile yandaki stantlarda yürütülen “hayırlı faaliyetler”i umursamıyor...

Yoksul ve çaresiz öğrencileri, “bedava yurt vaadi”yle ağlarına düşüren tarikatlara, “Siz ne yapıyorsunuz bakalım” demiyor...

Çünkü polisi rahatsız eden gençlik örgütlenmeleri, “tarikatlar” değil...


***

Polisin görevi, “öğrencilerin siyasi faaliyetleri”ni kötülemek ve engellemek değil; ülkeyi bölmek, parçalamak ve din devletine dönüştürmek isteyen yapılanmalara geçit vermemektir...

Bu nedenle; açtığı stantın yanındaki tarikat stantlarını görmezden gelip, en doğal öğrenci yapılanmalarını karalamaya çalışan İstanbul Emniyeti’nin bu tavrını anlamakta zorluk çekiyorum.

*****

GÜNÜN SORUSU

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin iktidar partisine mensup üyeleri, bayram günlerinde ücretsiz olan toplu taşıma araçlarından bu bayramdan itibaren yüzde 50 ücret alınmasını istemişler.

Acaba, “Nasıl olsa ufukta seçim yok” diye mi düşünüyorlar?

*****

‘Bu gidişi durdurmak için ne yapmalıyız’ diyenlere...

Ülkedeki kötü gidişe tepki duyan ve bir şeyler yapmak isteyen okurlarımız neredeyse her gün arar ve “Ülkemizin çağdaş yaşamdan uzaklaştırılmaması, din devletine dönüştürülmemesi, bölünmemesi için biz ne yapabiliriz” diye sorar...

Ben de onlara hep, “Hiçbir şey yapamıyorsanız, kendi sahilinize vuran bir deniz yıldızını kurtarmayı deneyin” derim...

Soyadı bende saklı Serpil Hanım isimli okurumdan dün gelen elektronik postayı okuyunca, “İşte budur” dedim...

Bu ülkenin geleceğine biraz daha fazla inanmamı sağlayan o mektubu sizinle de paylaşmak istiyorum:

***


“Mustafa Bey... Bugün çok mutluyum. Burs verdiğim öğrencilerden biri Ankara’dan aradı. Tıpta Uzmanlık Sınavı için gitmiş ve tüm soruları yanıtlamış. Genel cerrah olacak. Mutluluğumu anlatamam. Diğer kız öğrencim Eskişehir İktisat’ı kazandı ve kaydını yaptırdı. Babası şehit olan kız öğrencim ve annesi ile cumartesi görüştük. Liseye gidiyor; büyümüş, güzelleşmiş. Gözünde problem vardı, kendi doktoruma kontrole gönderiyorum. O kadar gururlu ki bayram giysisi almamı bile engelledi.

Diğer iki öğrencim ise arkeoloji ve makine mühendisliğinde. Ben mutlu olmayayım da ne yapayım. Benim kendi çocuklarım değil ama olsun; onlar benim manevi çocuklarım. Tarikatçıların elinden en azından 5’i kurtulmuş oldu.

Sizinle hep olumsuzlukları değil biraz da mutlulukları paylaşmak istedim. Çünkü sizi kendime çok yakın görüyorum. Ben de aynı isyanlar içindeyim.

Serpil”

***

Serpil Hanım, emekli bir memurun çocuğu ve 45 yaşında.

Orta ölçekli bir firmada muhasebe müdürü olarak çalışıyor. Öyle ahım şahım bir para da kazanmıyor.

Kendi nafakasından keserek, kazancının her yıl yaklaşık 12 bin lirasını bu 5 öğrenciye harcıyor.

Ayda bin lirayla 5 gencin hayatını kurtarıyor.

“Memleket elden gidiyor” diye dövünmekten başka hiçbir şey yapmayan duyarlı vatandaşlarımıza duyurulur!