Onca hayhuy arasında bu yıl da ramazan, bu akşamki son iftarla bitiyor.
Bendenizin ilk hatırladığım ramazanlar, 1930’larda Edirne’ye kadar uzanmakta.
* * *
O tarihlerde bendeniz, 3-4 yaşlarında falan olmalıyım.
O yaşlardaki çocuklarda zaman zaman, büyüklerle de bir işbirliğini başarma çabasının gösterileri çıkar ortaya.
* * *
Edirne’deki ramazanlarda iftar yaklaşırken bir yer sofrası hazırlanırdı.
Önce yere geniş bir örtü serilirdi. Örtünün de ortasına tersine çevrilmiş 4 ayaklı alçak bir tabure konurdu.
Ve taburenin de üstüne; koskocaman yuvarlak, kalaylanmış bakırdan bir tepsi...
* * *
Bendenizin büyüklerle işbirliği yapma çabasının konusu, Üçşerefeli Camii’ndeki kandillerin yanmasını gözleyerek:
- Kandiller yandı, diye haber vermekti.
* * *
Kendimce yüklediğim görev o kadar da kolay değildi.
O zamanki Hükümet Konağı’nın tam karşısındaki, kapısına çift taraflı birkaç basamakla çıkılan beyaz evin ön pencereleriyle, Üçşerefeli Camii’nin minareleri aynı hizada gibiydi.
* * *
Bendenizin, minare şerefelerinden birinde kandillerin nihayet yandığını görebilmem için; minderin üstüne çıkıp, pencerenin camına yanağımı yandan iyice yapıştırarak, epey beklemem gerekiyordu.
* * *
O sırada herkesten önce yer sofrasına bağdaş kurarak oturmuş olan babaannem, dualar mırıldana mırıldana orucunu bozmaya hazırlanırdı.
* * *
Ve de iftar olduğunu haber veren topun patlayışı, yanağım yandan cama dayanmış, kandillerin yanmasını gözleyen bendenizle, inatçı bir rekabete girişirdi.
Ben tam:
- Kandiller yandı, diye bağıracağım sırada patlardı.
* * *
2009 yılının ramazanı da, bu akşamki sonuncu iftarla bitiyor.
Önceki gün, aylardır görmediğim büyük torunum Sanem, bize uğradı.
* * *
Büyük torunum Sanem, eşi İbrahim ve artık 3 yaşının ortalarına gelmiş olan ufacık kızları Leyla...
* * *
Bağdat Caddesi’ndeki Divan Cafe’deymiş Leyla, anneannesiyle birlikte...
* * *
Büyük torunumla fırlayıp gittim Leyla’cığın yanına...
Kalabalık bir masada, anneannesi Gülnur’un yanında oturuyordu ufacık Leyla, masa neredeyse çenesine geliyordu.
* * *
Kimler yoktu ki masada; Sanem’in kardeşi, erkek torunlarımdan Kerem Altan, Leyla’nın bakıcı ablası, Simin ve Sanem’in arkadaşı genç bir anne ile, kucağındaki 1.5 yaşında olduğunu öğrendiğimiz sarı kıvırcık saçlı, kocaman mavi gözlü, gülücükler yapan kız bebek, Kiraz...
* * *
Daha masaya oturmadan Sanem’le, Leyla’yı da alarak başladık Bağdat Caddesi’nde yürümeye...
Leyla’ya bir sürpriz yapacaktık.
* * *
Hiç ummuyordum ama, Leyla’cık bendenizi unutmamıştı. Eğilip yanaklarından öptüğümde, o da beni öpüyor:
- Büyükdede, büyükdede, diyordu.
* * *
Bendeniz Bağdat Caddesi’nde gelip geçenlerden de, dünyadan da, vitrinlerden de, arabalardan da kopmuş; eğilip eğilip elinden tutarak yürüdüğüm Leyla’cıkla konuşmaya çalışıyordum.
* * *
Bir yandan da sezinler gibiydim, herkesin bize baktığını. Herhalde Leyla’yı torunum sanıyorlardı.
Leyla, torunum değil; torunumun yavrusuydu.
* * *
Yine döndük geldik Divan Cafe’ye...
Solmaz da, Avrupa yakasındaki işleri yoluna koymuş, dönüp katılmıştı Leyla’cığın masasına.
* * *
2009 yılı ramazanının sonunda, Bağdat Caddesi’nde Divan Cafe’de oturuyorduk torunum Sanem ve ufacık Leyla’sıyla.
* * *
1960’lı yıllarda da Taksim’den Harbiye’ye giden Cumhuriyet Caddesi’nin başında yeni açılmış ünlü bir Divan Oteli vardı.
* * *
Her akşam, hiç aksatmadan, Doğan Nadi; Divan Oteli’nin Amerikan barına gelir ve peş peşe viski içerdi.
En sonunda şoförü, koluna girerek çıkarırdı Doğan Nadi’yi Divan’ın Amerikan barından.
* * *
O tarihlerde Milliyet’in sahipliği, Ali Naci Karacan’ın vefatıyla oğlu Ercüment Karacan’a geçmişti. Abdi İpekçi de Genel Yayın Müdürü’ydü.
* * *
Spor Servisi’nin şefi, Namık Sevik’ti.
Sevgili Hasan Pulur ile Doğan Heper de yine Milliyet’teydiler o tarihlerde; Sami Kohen de...
* * *
O tarihlerde Milliyet’in en kıdemli köşe yazarı, Refii Cevat’tı.
Bendeniz, gazeteden ayrılmış olan Peyami Sefa’nın yerine yazmaya başlamıştım.
* * *
Rahmetli Turhan Aytul, sayfaların düzeniyle haber başlıklarının yerleştirilmesinde, bir estetik tutkunuydu.
Turhan Selçuk’la, Bedri Koraman da; Milliyet’in çınarlaşmış karikatüristleriydi.
* * *
Aradan geçen yarım yüzyıl...
Torunlarım... Büyük torunum Sanem’le İbrahim’in yavrusu Leyla’cık...
Ve Divan Cafe...
* * *
Aynı zamanda Divan Oteli’nin amerikan barında Doğan Nadi ile ilk kadehleri de mi tokuşturuyoruz?..
Bendeniz’in “Tahtaravelli”si mi oynuyor İstanbul Şehir Tiyatrosu’nda?
* * *
12 yıl sonra bir kız torunum mu doğacak?...
Kim ne olacağını nerden biliyor ki?
- Bak Doğan Nadi, Yaşar Kemal de geldi...
- Hadi şerefe...
* * *
Divan Cafe’de, 1.5 yaşındaki sarı kıvırcık saçlı Kiraz, sonunda Solmaz’ın kucağına oturdu. Bana da gülücükler yaparak, micik parmaklarıyla elime dokunuyor, kendisiyle ilgileneyim istiyor.
* * *
Leyla, karşıdan biraz ters baktı büyük dedeye; yanaklarından öpüp, kendisinden ayrılırken de, pek sıcak davranmadı.


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla