Yorgunluğa mı, dinlenmeye mi yelken açtıkları belli olmayan... Ama bir an için bile tereddüt etmeden cümbür cemaat yollara koyulmakta beis görmeyenler...
Teklemeye başlayan trafik...
Bayramı beklemeden açık iştahıyla arifeden eskortluk ettiği yol kazalarından beslenmeye başlayan Azrail...
Bu sene Pazar’a denk gelen bayramın ilk gününe böyle girdik.
***
Dini bayramlarda benim aklıma önce rahmetli Abdi Bey zamanında babamın Milliyet Gazetesi’ndeki odacısı Bayram...
Ardından da babamın çok eski bir bayram yazısında odacısı Bayram’la birlikte andığı Ahmet Muhip Dranas’ın “Devri Dilara-yı Cumhuriyet” adlı şiiri gelir.
Dışarda bayram;
Bayram bize mahrem.
Sultanım biçarem,
Doldur içelim.
Ben aşkınla şad,
Sen sineler küşat,
Devir Cumhuriyet,
Doldur içelim.
***
Şiiri anımsayınca da hüzünlenirim...
“Dışarda bayram,
Bayram bize mahrem.”
Bu sene de bayrama girerken taze acılar yakıcıydı...
Sel sularının Silivri’den Bursa’ya sürüklediği iki yaşındaki Dila’nın cenazesi...
Gene aynı Dila gibi...
Su baskınında topluca ölen Çakır ailesinin en minik ferdi Berna’nın cansız bedeni... Çakır Ailesi’nin geçim derdinden dolayı çaresiz kalıp topluca Tekirdağ’ın Saray ilçesinde gölge gibi yittikleri çiftliğe yerleşmeleri...
Hollanda’da yaşasalar ölmeyecek olan ve şimdiden unutulmuşa benzeyen İkitelli’de ölenler, arkada bıraktıkları...
Onların hiç bir zaman bulunmayacak olan fiili ve manevi katilleri...
“Dışarda bayram;
Bayram bize mahrem.”
***
Gene üzerlerine kara bir çarşaf çekilerek yok sayılan, Davutpaşa’da 31 Ocak 2008’de “ruhsatsız” ölüme giden 23 kişi...
Radikal Gazetesi geçen gün İstanbul Davutpaşa’da meydana gelen patlamayla ilgili soruşturmanın her aşamasının engele takıldığını yazıyordu.
Kaza sonrası Bakırköy Cumhuriyet Savcısı’nın üç kamu görevlisinin yargılanmasını istediğini, ancak valiliğin izin vermediğini açıkladı.
Savcılık, valiliğin kararına itiraz etmiş ancak bu itiraz yazısı üç kilometre ilerdeki Bölge İdare Mahkemesi’ne ancak 2 Mart 2009’da ulaşmış.
Tabii bir de ruhsatsız yerlerde aslanın ağzından ekmek almaya çalışırken ölenlerin ardında kalan aileler, çaresiz çocuklar...
“Dışarda bayram;
Bayram bize mahrem.”
***
Tuzla’da, gözlerimizin önünde, bir aldırmazlık içinde işlenen cinayetlerde yiten yüz yirmi beş işçiyi de, geride bıraktıklarını da unutmam...
Son yitirilen evli ve bir çocuk babası Uşak’lı Süleyman Kırgül...
“Dışarda bayram;
Bayram bize mahrem.”
***
İşsizler...
Yoksullar...
Çaresizler...
Tutunamayanlar...
Her yerde, her defasında, bağıra bağıra, bastıra bastıra, toplumsal projektörlerin bu kesimleri artık hiç bir şekilde göstermediğini söyleyip duruyorum.
AK Parti çevreden gelerek iktidar oldu ama maalesef çevrenin hepsi iktidar olamadı.
Onları unutmak ya da unutmuş gibi yapmak...
Veya yok saymak, yarın bir gün hiç azımsanmayacak büyük bir sosyal patlamanın da fitilini tutuşturmakla eş değer.
Üstelik sorunu masaya getirmemek, olası depremin şiddetini de olandan daha fazla hissettirebilir.
***
Devri Dilara-yı Cumhuriyet’te...
Maalesef sağdan soldan girenler artsa da, “Saray” yıkılmadı.
Tebaa ise hep tebaa...
Hâlbuki toplumsal kurtuluş...
Saray kalmadığında...
Hala tebaa olarak algılanan insanlarımızın bir tekinin bile özensiz ve haksız bir şekilde kılına halel geldiğinde tümümüzün demokratik bir isyanın alevini yaktığımız zaman gerçekleşecek.
Biliyorum çok var...
O nedenle her dini bayram Ahmet Muhip Dranas’ın şiirini hatırlarım:
Dışarda bayram; /Bayram bize mahrem. /Sultanım, biçarem, /Doldur içelim.
Ben aşkınla şad, /Sen sineler küşat, /Devir Cumhuriyet, /Doldur içelim.


LinkBack URL
About LinkBacks

Alıntı Yaparak Cevapla