aşanmakta olan yüksek gerilimin anlaşılabilir bir sebebi var. Türkiye bugüne kadar tecrübe etmediği her şeyi birden tecrübe ediyor; eli yansa da her ateşe dokunmak istiyor.
Sık sık “Bu bir kırılma noktasıdır” deyimini duyuyor olmamız boşuna değil. Evet, Türkiye bir başka dönemde veya bir başka ülkede görülmeyecek sıklıkta kırılıyor. Asker-siyaset ilişkilerinde, dış ilişkilerde, ekonomide, medyada ve nihayet son günlerde sayıları artmakta olan açılımların hepsinde birden kırılmalar yaşıyor. Hepsi önemlidir, hepsi kalıcı sonuçlar üretecek tarihsel adımlardır.
Şaşırmak bu yüzden normaldir...
Tartışmalar yüksek bir dozda seyrediyor zira herkesin tarihin derinliklerinden gelen bir coşkuyla söyleyecek sözü var, kimse de konuşmadan duramıyor. En temel kavramlar tartışılıyor çünkü.
Olup bitenleri bir süreç içinde yorumlayamamak da hiç anlaşılmayacak bir durum değildir.
Zira, her biri 5 yılda bir yaşanabilecek olayları iç içe yaşamaktayız. Mesela, Kürt açılımının en gergin, en kavgalı günlerinde birdenbire Ermenistan’la ilişkilerin normalleşmesine cesaret edilebileceğini kim akıl edebilirdi?
Ama oldu...
Kürt açılımının ülkeyi böleceğini düşünen biri için bu yeni haber artık her şeyin bitmekte olduğu duygusunu uyandırır. Bir yandan Kürtler, bir yandan Ermeniler... Türkiye’nin bölünmesi asırlardır kurulmuş olan o sinsi tezgahın iki sembolü ve aktörleri! Bir de bizi sırtımızdan bıçaklayan Araplar var ki hükümet Suriye ile vizeyi kaldırarak planın son çivisini de çaktı!
Böyle düşünenler için değil Başbakan herhangi birisi “demokrasi” diyecek olsa bunun anlamı bölücülüğe primdir.
Değişime kapalı olanları sakinleştirmek zordur.
Mesela, Genelkurmay Başkanı bile “Türkiye bölünür mü?” diye soranlara “Fazla televizyon seyretmeyin” diye cevap verip bu korkunun yersiz olduğunu söylediği için muhtemelen eleştirilecektir. Duyarsız olmakla suçlanacaktır. Hele hele, “Affa takılmayalım” dediği için.
Genelkurmay Başkanı’nın bir de “açılım” konusunda sarfettiği “Son yapılanlarda gayet tabi ki aynı fikirdeyiz” cümlesi var ki sabit fikirliler için bu ne demeye gelir, tahmin edemiyorum.
Kabul etmek lazım ki bu kadar yoğun bir değişimi anlayabilmek de zordur...
Yıllardır, ülkeye ve dünyayla birkaç ezber cümle perspektifinden bakarak yaşamışsanız; o ezberler sizi mutlu ve müsterih kılmışsa kalıbı kıramazsınız.
Kürt, Ermeni, Arap, demokrasi, insan hakları, Avrupa Birliği vs. gibi kavramlar size çocukluktan, gittiğiniz okulda, okuduğunuz üniversitede, ait olduğunuz partide, üye olduğunuz dernekte nasıl öğretilmişse, yolun bir yerinde durup dogmayla yüzleşemediyseniz hep öyle düşünürsünüz. Öyle düşünürseniz de her açılımda şok olursunuz, öfkelenir isyan edersiniz.
Değişime karşı olmaktan daha elim ve vahimi ise değişimi anlayamamaktadır.
Mesela, eski alışkanlıklardan kurtulamayarak, Türkiye’nin Başbakanı’nın ABD’ye herhangi bir konuda icazet almaya gittiğini düşünmek böyle bir şeydir. Türkiye’nin ulaştığı gücün farkında olamamaktadır. Artık biliyoruz ki sadece sokaktaki vatandaş değil muhalefet lideri de bu analiz eksikliğiyle malul olabiliyor.
Yıllık geliri bin Doların altında, bütün komşularıyla kavgalı ve bildiği tek dış politika kuralı “bekle-gör” olan bir ülkenin korkması, endişelenmesi belki normaldir ama o kalıpları kırıp geçmiş yeni Türkiye’nin değil.
Bütün bunları, değişimden yorulan; bazen umutsuzluğa kapılan, bazen de toz bulutundan ufku göremeyenler için hatırlatıyorum.
kaynak
Durmak yok Akpyi övmeye devam![]()


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla