ünkü (22 Eylül Salı) yazımda elimden geldiği ölçüde Kamu İhale Kanunu’nun neden bizim siyaset hayatımızın en önemli belgesi olduğunu anlatmaya gayret etmiş idim.
Çok partili sisteme geçtiğimiz 1950’den günümüze iktidar ve muhalefetin üzerlerinde en çok anlaştığı yasalar hep ihale yasaları olmuştur.
Bugünün muhalefeti yarının iktidarı yani yarının ihale avantacısıdır da ondan.
AB ile müzakere sürecinde kamu alımları önümüze bir dosya olarak geliyor ve müzakere edecek pek konu da yok, bu modeli benimsemek durumundayız.
Ancak, burada da dananın kuyruğu eşik değer kavramı üzerinde kopacak.
Yeni Kamu Alımları Yasasında eşik değer üzerindeki her muhammen (tahmin edilen) bedelde AB ihale şartları eksiksiz uygulanacak.
Örneğin eşik değer on milyon TL olarak saptanırsa, bu değerin üzerindeki her ihale tamamen AB standartlarında yapılacak.
Söz konusu eşik değerin altındaki ihalelerde ise bugüne oranla dahi daha fazla esneklik, yerel otoriteye daha fazla manevra alanı gelecek.
AB standartlarında ihale açmanın günümüze oranla en büyük farkı ise bu ihalelere yani eşik bedelin üzerindeki tüm ihalelere tüm AB üyesi ülkelerin gerekli koşulları haiz tüm şirketlerinin girebilmeleri.
Eşik bedelin altındaki ihaleleri ise yine BİZ BİZE yapacağız, idarenin manevra alanı bugüne oranla daha da artacak.
Görüldüğü gibi bu yasa etrafında kopan fırtınalar mutlaka ama mutlaka eşik değerin saptanmasında kopacak.
Siyasi partiler, yerli müteahhitler hatta bürokratlar, bundan ismim gibi eminim ve sizler de göreceksiniz, bu konuyu bir milliyetçilik konusu yapacaklar ve AB şirketlerinin girebileceği ihale sayısını azaltmak için eşik değeri çok yüksek tutmak isteyecekler.
Bunu yaparken de “bütçe ödeneklerimizi yabancılara peşkeş mi çekeceğiz?” gibi ortalama vatandaşın milli hislerini okşayacak büyük laflar edecekler.
Hayatında hiç ihaleye girmemiş ve çok da büyük ihtimalle hiç de girmeyecek bendeniz ise siz okurlara bu tartışmalarda bazı sorular soracağım:
Anadolu’nun çeşitli kentlerinde 5.5-6 şiddetinde bir depremde çöken kamu binalarını şayet bir isveçli yada ingiliz firma yapmış olsa idi sizce bu inşaatlar yine çöker, altında insanlarımız hayatlarını yitirirler miydiler?
Mayıs 2003’de Bingöl Çeltik Suyu yatılı ilköğretim okulu depremde çöktü altında kaç çocuğumuz can verdi hatırlayan kaç kişi var aramızda?
Bu yaz Şavşat’ta DSİ’nin sel bentleri (!!!) çöktü, beş vatandaşımız öldü; bu bentleri mesela bir alman firma yapmış olsa idi, beş vatandaşımız, Selin isimli küçücük kızımız acaba şimdi hayatta olurlar mı idi?
“Bütçe kaynaklarını avrupalılara peşkeş mi çekeceğiz?” diyerek saçmalayanlara en yüce değerin insan hayatı olduğunu bu süreçte her vesileyle anlatmak gerekecek.
Üstelik AB rekabeti dışında kalan tüm ihaleler aslında bütçe kaynaklarını en çok çarçur eden ihaleler olacak zira aynı okulu, aynı karakol ya da hastaneyi on sene içinde her yıkılıştan sonra bir kez daha yapmak gerekecek.
Önümüzdeki aylarda bu “eşik değer” kavramı üzerinden kopan fırtınaları hep beraber izleyeceğiz.
AB rekabetinde bizim müteahhitlerimiz de 6 şiddetinde depremde çökmeyecek bina yapmayı öğreneceklerdir, buna da eminim.
Kamu alımlarında eşik değeri olabilecek en düşük değere çekmek, ihaleleri olabildiğince AB rekabetine açmak en büyük milliyetçilik olacaktır.
kaynak
Her yazısında milliyetçiliği sorguluyor


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla