• Reklam
Sayfa: 1 | Toplam: 4 1234 SonSon
32 sonuçtan 1 --- 10 arası gösteriliyor
  1. #1
    AFAKİ adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    15-08-2007
    Mesajlar
    1,428
    Karizma Gücü
    5

    Kırmızı çizgiler: Lubna'nın pantolonu, Sura'nın başörtüsü ~ Prof.Dr. Samir Salha

    Kırmızı çizgiler: Lubna'nın pantolonu, Sura'nın başörtüsü

    Hartum Ceza Mahkemesi pantolon giymesiyle "genel ahlaka ve kamu düzenine aykırı" davrandığı gerekçesiyle bir ay hapis cezasına çarptırılan Lubna Huseyin'i cezaevine göndermek üzere infaz hazırlıklarını tamamlarken;

    İsviçre Basketbol Federasyonu, Sura el Şavk'ın "dinî bir sembol" kullandığını öne sürerek maçlara başörtülü çıkması hususundaki yasaklamasını hayata geçirmek için gerekli çalışmaları yapmaya çoktan başlamıştı. Söz konusu iki olayı birleştiren ortak nokta her iki suçlunun! cezanın ağır, keyfi ve haksız olduğu kanaatini taşıması ve infaza karşı sonuna kadar direnme cesaretini göstererek sorunu ulusal boyuttan çıkartıp uluslararası bir mesele haline getirmeyi başarmaları olmuştur.

    Sudan'da yaşanan ve krize dönüşen olayın her ne kadar Lubna Huseyin'in pantolon giymesinden kaynaklanan basit bir mesele olduğu iddia edilmişse de işin aslı Sudan Ceza Kanunu'nun 152. maddesinde düzenlenen genel ahlakı bozmama kuralına aykırılıktan kaynaklanan hukuksal bir durumdur. Huseyin'in, cezaevine girmeden önce Londra'da yayınlanan "Asharq Alawsat" gazetesindeki makalesinde olayın geçtiğimiz temmuz ayında gündüz vakti halka açık bir restoranda yemek yedikleri esnada güvenlik güçlerinin baskınına maruz kaldıklarını ve pantolon giyen on üç kadının bir kenara ayrılarak didik didik arandığını ve yapılan aramada kadınlardan birinin, cep telefonunda "Gümüş" adlı Türk dizisinin bir öpüşme sahnesinin bulunduğunun tespit edilmesi nedeniyle ceza yasasının 153. maddesinde yer alan "müstehcen davranışta bulunmak"tan tutuklandığını açıklamıştır.

    YA BAŞINI AÇ YA DA ÜLKEYİ TERK ET

    Mahkemeye sevk edilen kadınlardan 10'u suçlamayı kabul ederek kırbaçlandıktan sonra serbest kalmıştır. Kendisi ise verilen karara itiraz etmiş daha sonra gelen itirazlar üzerine mahkeme Huseyin'e 200 dolar civarında bir para cezası yahut bir ay hapis yatması hususunda seçenek sunmuştur. Sona kadar direnme niyetinde olduğunu açıklayan Huseyin, söz konusu 152. maddenin hükmünün kaldırılmasını sağlamak ve bunun için dünya kamuoyunun dikkatini çekmek gayesiyle tercihini hapis yatmaktan yana kullanmıştır. Ancak karara meşruiyet kazandırmamak için parayı yatırmama hususunda direnen Lubna, cezaevine gireli yirmi dört saat geçmeden Sudan Gazeteciler Cemiyeti'nin, mahkemece belirlenen para cezasını yatırması sonrasında serbest kalmıştır.

    Dünyanın gündemine yerleşen bu hadise Sudan hükümeti tarafından yapılan açıklamada, olayın kasıtlı ve abartılı bir şekilde kamuoyuna sunulduğu ifade edilmiş ise de söz konusu hadise ülkede özgürlükler bağlamında kadının durumunun ne derece kötü olduğunu ortaya koyduğu gibi pek çok tartışma konusunu da beraberinde getirmiştir. Şöyle ki:

    152. maddeye dayanılarak sadece Hartum'da 2008 yılında 43.000 kadının kırbaçlandığının ortaya çıkması ve özellikle Lubna ile birlikte gözaltına alınan on üç kadından suçunu kabul eden bazılarının kırbaçlanması, kalanlarınsa itiraz etmesi sonucu farklı şekilde cezalandırılması yasaların uygulanmasındaki adaletsizlik ve çelişkili durumların yaşanmakta olduğunu göstermiştir.

    Şeriat prensiplerine dayanan Sudan Ceza Kanunu' nun 152. maddesi de dâhil olmak üzere ivedi olarak değiştirilmesi gereken esnek, yoruma açık ve güvenlik güçlerinin inisiyatifine bırakılan birçok maddenin hukuk sistemini zaafa uğrattığı anlaşıldığı gibi ceza sisteminde kullanılan infaz yöntemlerinin de bir o kadar küçük düşürücü olduğu görülmüştür.

    Hükümetin tüm örtbas çabalarına rağmen söz konusu vaka, dünyanın gündeminde kendisine yer bulduğu gibi önümüzdeki şubat ayında yapılacak olan hem genel seçim hem de cumhurbaşkanlığı seçimlerini etkileyecek bir süreci başlatmıştır.

    Birleşmiş Milletler Teşkilatı'nın Sudan'da görevli temsilciliğinde halkla ilişkiler uzmanı olarak görev yapan Lubna'nın hâkimin diplomatik dokunulmazlıktan yararlanabileceğini hatırlatmasına rağmen; dosyayı kapatmaya yönelik bu öneriyi reddetmekle kalmayıp görevinden de istifa ederek yargılamanın devamında direnmesinin ise Sudan Ceza Kanunu'nun kadınlara getirdiği kısıtlamaların ne denli ağır olduğunu gösterme teşebbüsünü, başta Uluslararası Af Örgütü olmak üzere pek çok ülke ve örgütün bu olaya müdahil olmasını, Sudan üzerindeki baskıların artmasını da beraberinde getireceği açıktır.

    Lubna'nın ülkenin huzuru, barışı ve istikrarı tehdit ettiği savlarının, Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından soykırıma göz yummak suçlaması ile karşı karşıya kalan Sudan Devlet Başkanı El Beşir'in suçsuzluğunu kanıtlamaya çalışması ile eşdeğer bir hal aldığı kesindir.

    İsviçre'de yaşanan olaya geri dönüş yapacak olursak on yıldan beri basketbol kariyerini devam ettirmeye çalışan ve 2008'de ülkenin en iyi oyuncusu ödülünü alarak taçlandırılan Irak kökenli İsviçre vatandaşı Sura el Şavk, başörtüsü taktığı gerekçesiyle sahalardan uzaklaştırılmıştır. İki yıl önce örtünme kararı alan ve bugüne dek takım kaptanı olarak görev üstlenen El Şavk'a takımı STV Luzern'in ulusal lige çıkmasını takiben Federasyon tarafından dinî sembol kullandığı gerekçesiyle tıpkı Sudan Ceza Mahkemesi'nin yaptığı gibi iki seçenek sunulmuştur. Başörtüsünü çıkarmak yahut tribünlere çıkmakla karşı karşıya kalan El Şavk, başörtüsünü çıkarmayı reddederek hakkını ulusal ve uluslararası platformlarda arayacağını ilan etmiştir. El Şavk'ın bu davranışı İsviçre kamuoyunu ikiye bölmüş ve en ağır eleştiri de aşırı sağcı Halk Partisi tarafından getirilmiş ve "El Şavk'ın ya Avrupai kriterleri benimsemesi ya da bu haliyle kendisine oynama izni verecek yerlere gitmesi" ifade edilmiştir. Halk Partisi'nin bu söylemi Avrupa'nın tolerans, diyalog ve hoşgörü mesajları ile Sudan'da farklı İsviçre'de farklı söylemlerin çifte standart yaklaşımlar barındırdığını açık bir biçimde göstermiştir.

    ÇİFTE STANDARDIN BEDELİNİ KADINLAR ÖDÜYOR

    Günümüzde hem insan hakları ihlalleri hem de özgürlüklerin sık sık gündeme getirildiği bir dönemde, Sudan'da Lubna'nın bu mücadelesi yaşanırken, medeniyetin beşiği olarak adlandırılan İsviçre'de, basketbolcu El Şavk'ın başörtüsünü çıkarmak istememesi nedeniyle sahaya sokulmaması son derece düşündürücüdür. Her ne kadar Sudan bu konuda başarısız bir sınav vermişse de İsviçre'de bu krizle birlikte insan hakları savunucusu olduğunu iddia eden bir ülke olarak son derece güç bir durumla karşı karşıya kalmıştır. Savaştan ve baskıdan kaçan El Şavk gibi pek çok kişiye kucak açan İsviçre'nin ani bir tavır değişikliğine giderek geleneksel misafirperverliğini hoşgörüsüzlüğe çevirmesi manidardır.

    İsviçre'de yaşanan olayların benzerlerinin Avrupa genelinde gitgide yayılması başta Fransa olmak üzere pek çok Batı ülkesinin sert ve dışlayıcı politikalar geliştirmesi son yıllarda pek çok başkentte atılan diyalog ve hoşgörü çabalarını zedeleyeceği ve sosyal patlamaları beraberinde getireceği bilinmelidir.

    Küreselleşmenin artıları, medeniyetler arasında diyalog sağlanmasını ve halkların barışmasını beraberinde getireceğinin tartışıldığı bir çağda söz konusu iki kadının böylesi haksız yaptırımlarla karşılaşması kabul edilemeyeceği gibi kadınların maruz kaldığı eşitsizliğin giderilmesinin de zamanı çoktan gelmiştir.


    Prof.Dr. Samir Salha
    Zaman Gazetesi
    23.09.09


    İki hadisede dünyamızın büyük bir tehlike altında olduğunu göstermektedir.
    İnsan hakları ihlalleri Afrika'dan Avrupa'ya her yerde yapılmaktadır.
    Hukuka saygılı, vicdanı olan herkes; Lubna'nın pantolan giydi diye cezalandırılmasını, Sura'nın da başörtüsü taktı diye basketboldan men edilmesini kabullenemez. Zira bunlar kabullenilecek hadiseler değildir.

    Sudan, İslam'ın hoşgörü prensibine uymalı ve devletin düşündüğü gibi düşünmeyen vatandaşlarına saygılı olmalıdır. İsviçre de, Avrupa'nın sahip olmakla övündüğü "demokrasi ve özgürlük" ilkelerine uymalıdır, insanların dinlerinin gereğini yaşamasına izin vermelidir.

    ‘‘... “Çağdışılık” ithamı, iftiraların en alçakçası, en abesi. Çağdaşlaşmak neden Hristiyan Batı’nın putlarına perestiş olsun.’’

    Cemil Meriç

  2. #2
    <span style='color: #8B0000'>Tek Adam</span> adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    21-09-2007
    Mesajlar
    8,691
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    6
    Pantolon giymek gibi sonra derece normal bir olayla, türbanla basketbol oynamak gibi son derece saçma ve çağdışı bir olayı bir tutmak mı? Çok garipsiniz yahu, gericiliğe mazeret arıyorsunuz.

    Kapanarak basketbol oynamayı bu dünyada kimse "normalmiş" gibi gösteremez. Türban'ı ve Çarsaf'ı kimse "normalmiş" gibi gösteremez. Nasıl ki çıplak basketbol oynamak son derece garipse, kapanıp oynamak onun kadar garip ve komiktir. Bir spor branşının hangi kıyafetlerle yapılabileceği bellidir.
    “Dünyaca bilinmektedir ki, bizim devlet yönetimimizdeki ana programımız, Cumhuriyet Halk Partisi programıdır. Bunun kapsadığı prensipler, yönetimde ve politikada bizi aydınlatıcı ana çizgilerdir. Fakat bu prensipleri, gökten indiği sanılan kitapların doğmalarıyla asla bir tutmamalıdır. Biz, ilhamlarımızı, gökten ve gaipten değil, doğrudan doğruya yaşamdan almış bulunuyoruz.”

    Ülke ne zaman darda kalsa bir KEMAL çıkıyor!

  3. #3
    deniz006 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    29-03-2008
    Mesajlar
    2,271
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    5
    Rampanın ustasıyım, bu lafların hastasıyım.

    Son zamanlarda yeni bir geyik çıktı. Neymiş efendim; İran'da başını örtmek zorunluymuş, Türkiye'de ise başını örtmemek. Bunlar iki aşırı uçmuş, "al birini vur ötekine"ymiş. Miş miş miş. Cazgır bir türbanist avukatın ağır çekim konuşan kocası da bu muhabbetleri bir Siyaset Meydanı programında tekrarlamıştı. Bu zırvaları olaylardan tamamen habersiz bir Japon'a falan söylesen inanır belki.
    Türkiye'de başını örtmek yasak mı?
    İrandaki gibi ahlak polisi sokakta milleti kontrol edip başını mı açtırıyor?

    Bu yazıda da Lubna'nın pantolonu, Sura'nın başörtüsü diye saçma sapan örneklerle aynı geyik yapılmış.
    "YA BAŞINI AÇ YA DA ÜLKEYİ TERK ET"
    Başlığa bak, hizaya gel. Kadına başını açmazsan İsviçre'yi terkedeceksin mi denilmiş? İsviçre'de başını örtmek yasak mı? Sokakta başını aç diye uyarıyorlar mı? Hapise atıyorlar mı? Başını örtenleri kırbaçlıyorlar mı?

    İsviçre basketbol federasyonu açısından, birisinin benim dini inancıma göre maça kürkle çıkmam gerekiyor demesiyle, bir başkasının "ben Pastafaryanım maça çıkarken kafama napoliten soslu spagetti koyacağım" demesiyle, Sura adlı kadının maçta türban takacağım demesi arasında ne gibi bir fark var? Birisi bunu açıklayabilir mi?

    Bizde bu var, ama onlarda da şu var, onlar da şöyle şöyle yapıyorlar ühühühü; "al birini vur ötekine" muhabbetleriyle bu işler yürümez. Bu Fetocular her kavramın ırzına geçtiler. Demokrasi, özgürlük, insan hakları lafları bir ağızda bu kadar mı sakil durur yahu. Bilmem ne maddesinin, bilmem ne fıkrasıymış; yok şuymuş, buymuş, tarakmış, kürekmiş.

    "Allah'ın emri, böyle olacak işte o kadar!" demek bu bıdı bıdılardan bin kat daha saygın bir yaklaşım.
    Bu mesaj en son " 23.09.09 " tarihinde saat 14:09 itibariyle deniz006 tarafından düzenlenmiştir...

  4. #4
    AFAKİ adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    15-08-2007
    Mesajlar
    1,428
    Karizma Gücü
    5
    Laikçi softa Kemalistler'i anlamak mümkün değil.
    Bize yakın olanın hakkını savunup, bizden olmayanın hakkını önemsememek hatta o kişiyi ötekileştirmek "insan" olmak ile bağdaşacak bir durum değil.

    Pantolon giymek gibi sonra derece normal bir olayla, türbanla basketbol oynamak gibi son derece saçma ve çağdışı bir olayı bir tutmak mı? Çok garipsiniz yahu, gericiliğe mazeret arıyorsunuz.

    Kapanarak basketbol oynamayı bu dünyada kimse "normalmiş" gibi gösteremez. Türban'ı ve Çarsaf'ı kimse "normalmiş" gibi gösteremez. Nasıl ki çıplak basketbol oynamak son derece garipse, kapanıp oynamak onun kadar garip ve komiktir. Bir spor branşının hangi kıyafetlerle yapılabileceği bellidir.
    Siz hangisine hoş gözle bakarsanız o "normal".
    Bu dikta rejimlerinde gözlemlenebilecek bir hadisedir. Kim oluyorsunuz da "normal"lik kıstasları koyuyor hatta kararlar veriyorsunuz?
    "Bana göre sizlerin düşüncesi yanlış" diyebilirim ama bu düşüncenizden ötürü sizleri "anormal" ilan edemem. Hiç kimse normal-anormal ayrımı yapamaz hele hele sizin gibi sığ, bayağı ve örümcekleşmiş zihinler asla kat'a böyle tespitlerde bulunmamalıdır.
    Bizden olmayan anormal şiarı Franco döneminde vardı, Mussolini döneminde vardı, Hitler döneminde vardı. Artık "demokrasi"yi benimsemiş ülkeler "farklılıkları" zenginlik varsayıyor sizin gibi "anormal" diye yaftalamıyor.

    Ayrıca "çağdışı" ne demek?
    Çağdaşlık nedir ki, çağdışılık ne olsun?
    Cemil Meriç der ki; "Çağdışılık" ithamı iftiraların en alçakcası, en abesi. Aynı çağda muhtelif çağlar vardır. Çağdaşlaşmak neden Hristiyan batı'nın putlarına perestiş olsun? Siz Hristiyan batının putlarına perestişi çağdaşlık olarak niteliyorsunuz oysa Meriç'in de belirttiği üzere aynı çağda muhtelif çağlar vardır. "Bu çağdaşlıktır, bu çağdışılıktır" diye bir belirleme yapmak kimsenin haddi ve görevi değildir.

    Rampanın ustasıyım, bu lafların hastasıyım.

    Son zamanlarda yeni bir geyik çıktı. Neymiş efendim; İran'da başını örtmek zorunluymuş, Türkiye'de ise başını örtmemek. Bunlar iki aşırı uçmuş, "al birini vur ötekine"ymiş. Miş miş miş. Cazgır bir türbanist avukatın ağır çekim konuşan kocası da bu muhabbetleri bir Siyaset Meydanı programında tekrarlamıştı. Bu zırvaları olaylardan tamamen habersiz bir Japon'a falan söylesen inanır belki.
    Türkiye'de başını örtmek yasak mı?
    İrandaki gibi ahlak polisi sokakta milleti kontrol edip başını mı açtırıyor?

    Bu yazıda da Lubna'nın pantolonu, Sura'nın başörtüsü diye saçma sapan örneklerle aynı geyik yapılmış.
    "YA BAŞINI AÇ YA DA ÜLKEYİ TERK ET"
    Başlığa bak, hizaya gel. Kadına başını açmazsan İsviçre'yi terkedeceksin mi denilmiş? İsviçre'de başını örtmek yasak mı? Sokakta başını aç diye uyarıyorlar mı? Hapise atıyorlar mı? Başını örtenleri kırbaçlıyorlar mı?

    İsviçre basketbol federasyonu açısından, birisinin benim dini inancıma göre maça kürkle çıkmam gerekiyor demesiyle, bir başkasının "ben Pastafaryanım maça çıkarken kafama napoliten soslu spagetti koyacağım" demesiyle, Sura adlı kadının maçta türban takacağım demesi arasında ne gibi bir fark var? Birisi bunu açıklayabilir mi?

    Bizde bu var, ama onlarda da şu var, onlar da şöyle şöyle yapıyorlar ühühühü; "al birini vur ötekine" muhabbetleriyle bu işler yürümez. Bu Fetocular her kavramın ırzına geçtiler. Demokrasi, özgürlük, insan hakları lafları bir ağızda bu kadar mı sakil durur yahu. Bilmem ne maddesinin, bilmem ne fıkrasıymış; yok şuymuş, buymuş, tarakmış, kürekmiş.

    "Allah'ın emri, böyle olacak işte o kadar!" demek bu bıdı bıdılardan bin kat daha saygın bir yaklaşım.
    Mevzunun İran ile alakası yok, konumuz "İran ve Türkiye"de değil.
    Ama Yüzüklerin Efendisi'ndeki Mağara Trolleri gibi ağzınızdan salyalar akıta akıta etrafa saldırıyor, hakaretler savuruyorsunuz. Biraz şuna çamur atayım, biraz buna hakaret edeyim, biraz şu konuda birli kirliliği yapayım... Hepsi var maşallah. Konumuz Türkiye'deki başörtüsü yasağı değildi ama bahsetmişken şunu söyleyeyim; Türkiye'de Avrupa'da olmayan gaddar bir yasak vardır. İran ile aynı değildir elbette ama İran'ınkine benzemektedir. Zira laikçiler Kamusal Alan'da yasak istiyorlar ve bu ülkede Kamusal Alan'dan daha fazla bir şey yok. İnsanların sürekli işleri buraya düşüyor, evinin olduğu sokaktan ne kadar çok geçiyorsa Kamusal Alan'a da o kadar giriyor. Velhasıl Türkiye bu yasakçı uygulamalarıyla İran olmamıştır ama İran'a benzemiştir. Belki bilirsiniz Tunus'ta bir yasak başlatıldı sokakta dahi başörtüsü takmak yasak. Ünlü gazete Financial Times bu durumu sizce nasıl tanımladı; "Türk usulü". Diğer ülkeler Türkiye'deki başörtüsü yasağını böyle görüyor. Çarşaf, başörtüsü bizim imajımızı bozmuyor bunlara getirilen yasaklar imajımızı yerle bir ediyor. Sonuçta Tunus ile aynı kefeye konuyoruz.

    Gelelim konuya.
    Sizlerde okuma özrü mü var acaba çözmüş değilim.
    Yahut yazı okumaktan sıkılıyor musunuz?
    Bu yazdıklarınıza bakınca yazıyı okumadığınız, başlığa bakıp cevap yaptığını anlamı çıkıyor.
    İsviçre'nin tavrı açıkça; "Ya başını aç ya ülkeyi terk et".
    Yazar kafasından uydurmamış. İsviçre'deki Halk Partisi şöyle demiş; "El Şavk'ın ya Avrupai kriterleri benimsemesi ya da bu haliyle kendisine oynama izni verecek yerlere gitmesi..." Yani diyor ki ya başını açıp oynayacaksın ya da örtüne izin veren bir ülkede oynayacaksın. Burada "ötekileştirme" var. Bu insan basketbolcu elinden mesleğini alıp "hadi yaşa bakalım" demek ülkeden git demekle eş değerdir.

    Ayrıca saçmalama da üstünüze yok.
    Şu örneğe bakın Allahaşkına; "ben Pastafaryanım maça çıkarken kafama napoliten soslu spagetti koyacağım" demesiyle, Sura adlı kadının maçta türban takacağım demesi arasında ne gibi bir fark var?

    Sura isimli basketbolcu İsviçre'de on yıl basketbol oynamış, 2008'de en iyi oyuncu ödülü almış. Demek ki başörtüsüyle bu oyunu oynayabiliyor hatta çok iyi olabiliyor. Demek ki başörtü engel değil. Peki hiç kafasına "napoliten soslu spagetti" koyup da yıllarca oynamış ve başarılı olmuş bir sporcu var mı? En büyük fark; biri sporu yapmaya müsaade ediyor diğeri etmiyor. Bunu anlamak için birinin açıklama yapmasına gerek mi var?

    ***

    Kendinizden olmayana her türlü baskı yapılmasını hoş görüyorsunuz. Bu demokrasi ile, insan haklarıyla bağdaşmaz. Sadece bir kesim için "özgürlüğü" savunuyorsanız siz diktatörlüğü savunuyorsunuz.

    Yazıyı dahi tam okumayıp ahkam kesmeyi çok seviyorsunuz.
    10 yıllık başarılı bir basketbolcu için "Tek Adam" diyor ki;

    ...türbanla basketbol oynamak gibi son derece saçma...
    Saçmaysa 10 yıl nasıl oynamış? Nasıl başarılı olmuş?

    ‘‘... “Çağdışılık” ithamı, iftiraların en alçakçası, en abesi. Çağdaşlaşmak neden Hristiyan Batı’nın putlarına perestiş olsun.’’

    Cemil Meriç

  5. #5
    deniz006 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    29-03-2008
    Mesajlar
    2,271
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    5
    AFAKİ, okuma özürün mü var falan diye elaleme aklınca laf sokmaya çalışmadan önce kendine bak. Kadının 10 yıldır türbanla falan oynadığı yok. Beğendiğin yazıya bakarsan, kadının 2 yıl önce örtünme kararı aldığının yazılı olduğunu göreceksin. Üstelik ne zamandan beri basketbol oynarken türban taktığı da belirsiz.

    ---

    Bahsettiğim İran-Türkiye karşılaştırmaları ve bu yazıda verilen İsviçre-Sudan örneği birbiriyle gayet de ilgilidir. Bunların ikisi de kendi özlemini duyduğu düzenin modern dünyada savunulur hiçbir tarafını bulamayınca, laf arasına demokrasi ve özgürlük laflarını sokuşturup her şeyi bir çelişkiler girdabındaymış gibi gösterme kurnazlığıdır. İkisini birbiriyle eşitleyip, ikisini de kötüleyerek; olması gereken gibi gösterilen şeyler ne kadar meşru ise diğeri de o kadar meşrudur diyebilmenin zeminini oluşturma çabasıdır.

    Bahsedilen konularda ne İsviçre'nin Sudan'la en ufak bir benzerliği vardır, ne de Türkiye'nin İran'la ve Suudi Arabistan'la. İlk örnekteki ülkelerde giyim konusunda özgürlük esastır, sınırlamalar ise istisna. Diğerlerinde ise dine dayandırılan yasaklar esastır. Bu gayet net görüntü dinci kurnazlıklarıyla bulandırılabilecek bir şey değildir.

    "YA BAŞINI AÇ, YA DA ÜLKEYİ TERKET" çarpıtması da bu bahsettiğim dinci kurnazlıklarının tipik bir örneğidir. Hayır efendim, o kadına ülkeyi terket falan denilmemiştir. Kendisinden sadece kurallara uyması beklenmiştir. Ben kendime meslek olarak askerliği seçsem, bu şekilde hayatımı devem ettirsem, sonra bir gün ben artık punkçı kılığıyla mesai yapmak istiyorum dediğimde buna izin verilmezse ne diyeceğiz? Ülkeyi terketmem söylendi, çünkü benim mesleğimi elimden alıyorsunuz mu diyeceğim? Demokrasi, özgürlükler, insan hakları ayaklar altına alındı mı diyeceğiz?

    Pastafaryan gibi uç örnekler verdim, çünkü durumu gayet net bir şekilde anlatıyor. Bir başkası da pekala bir yöntemini bulup spagettiyi sabitleyecek şekilde kafasına monte edebilir ve basketbol oynayabilir. Kürkle, spagettiyle, türbanla basketbolun ne kadar iyi oynanıp oynanamayacağı hukuki bir kriter değildir. İsviçre basketbol federasyonu açısından da hiçbir şey ifade etmez. O kadının oynadığı takım ulusal lige çıkmış, federasyondan bir talepte bulunulmuş ve böyle bir karar alınmış. Hukuken bu konuda alınan karar değişir mi bilemem. Ama kesin olan şu ki, bu işler o şekilde basketbolun ne kadar iyi oynanıp oynanamadığı gibi hiçbir standart ifade etmeyen laflarla yürümez.

    Demokrasi, insan hakları gibi kavramları kullanıp bu zorlamaları yapmanın tutarlı hiçbir yönü yoktur. Bir ülkede teorik olarak milyon çeşit dini inanç olabileceğini düşünürsek; "dini inancıma göre şöyle olmam lazım" kriteriyle ortada ne kural, ne de düzen kalır. Pijama atletle, çıplak ayakla profesyonel liglerde futbol oynayanlar; birisinin üzerinde şalvar, diğerinin ayağında parmak arası terlik, bir diğeri satanist kılığında yan yana polisler; kafasında spagettiyle dolaşan bürokratlar vesaire. Bu dediklerimin hepsi "dini inancıma göre şöyle olmam lazım" kriterine uydurulabilir. Laik nitelikte bir devletin kurallarının, kılık kıyafet yönetmeliklerinin herhangi bir dini inancı esas almadan her alanda vatandaşlarının taleplerini mümkün olduğu kadar karşılamaya çalışması başka bir şeydir; zaten nefret ettiğin bir sistemi "dini inancıma göre şöyle olmam lazım" laflarıyla açmaza sokmaya çalışmak, demokrasi özgürlük laflarının arkasına saklanarak ühühühü zırlamak başka bir şeydir.
    Bu mesaj en son " 23.09.09 " tarihinde saat 20:47 itibariyle deniz006 tarafından düzenlenmiştir...

  6. #6
    <span style='color: #8B0000'>Tek Adam</span> adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    21-09-2007
    Mesajlar
    8,691
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    6
    Siz hangisine hoş gözle bakarsanız o "normal".
    Bu dikta rejimlerinde gözlemlenebilecek bir hadisedir. Kim oluyorsunuz da "normal"lik kıstasları koyuyor hatta kararlar veriyorsunuz?
    "Bana göre sizlerin düşüncesi yanlış" diyebilirim ama bu düşüncenizden ötürü sizleri "anormal" ilan edemem. Hiç kimse normal-anormal ayrımı yapamaz hele hele sizin gibi sığ, bayağı ve örümcekleşmiş zihinler asla kat'a böyle tespitlerde bulunmamalıdır.
    Bizden olmayan anormal şiarı Franco döneminde vardı, Mussolini döneminde vardı, Hitler döneminde vardı. Artık "demokrasi"yi benimsemiş ülkeler "farklılıkları" zenginlik varsayıyor sizin gibi "anormal" diye yaftalamıyor.

    Ayrıca "çağdışı" ne demek?
    Çağdaşlık nedir ki, çağdışılık ne olsun?
    Cemil Meriç der ki; "Çağdışılık" ithamı iftiraların en alçakcası, en abesi. Aynı çağda muhtelif çağlar vardır. Çağdaşlaşmak neden Hristiyan batı'nın putlarına perestiş olsun? Siz Hristiyan batının putlarına perestişi çağdaşlık olarak niteliyorsunuz oysa Meriç'in de belirttiği üzere aynı çağda muhtelif çağlar vardır. "Bu çağdaşlıktır, bu çağdışılıktır" diye bir belirleme yapmak kimsenin haddi ve görevi değildir.
    Laf salatası yapma AFAKİ. Zorla kaşınıyorsun. Benim normal dediklerim sadece benim normallerim değil dünyadaki aklı selim insanların ortak normalidir. Aklı ve mantığı yerinde hiçbir insan "Türbanla basketbol oynamaya" normal diyemez. Sende bundan eser olmadığı için diyebilirsin.

    "Saçmaysa nasıl 10 yıl oynamış" diyorsun; ne alakası var yahu? 10 yıl boyunca kapalı halde mi oynamış? Zaten bahsedilen kızın yaşı küçük. Kendinle çelişiyorsun. Velev ki oynasa ne fark eder? Bunun saçma bir şey olduğunu değiştirmez.

    Çağdaşlık nedir ne değildir mevzusu seni aşan mevzular. Seviyende ilerleme görürsem ilerleyen günlerde tartışırız. İşe "Türbanla Basketbol oynama"nın sonra derece garip ve tüm dünyaca ortak kanı olacak şekilde çağdışı olduğunu kabullenmen gerekir. Sonra ileri aşamaya geçeriz.
    “Dünyaca bilinmektedir ki, bizim devlet yönetimimizdeki ana programımız, Cumhuriyet Halk Partisi programıdır. Bunun kapsadığı prensipler, yönetimde ve politikada bizi aydınlatıcı ana çizgilerdir. Fakat bu prensipleri, gökten indiği sanılan kitapların doğmalarıyla asla bir tutmamalıdır. Biz, ilhamlarımızı, gökten ve gaipten değil, doğrudan doğruya yaşamdan almış bulunuyoruz.”

    Ülke ne zaman darda kalsa bir KEMAL çıkıyor!

  7. #7
    AFAKİ adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    15-08-2007
    Mesajlar
    1,428
    Karizma Gücü
    5
    AFAKİ, okuma özürün mü var falan diye elaleme aklınca laf sokmaya çalışmadan önce kendine bak. Kadının 10 yıldır türbanla falan oynadığı yok. Çok beğendiğin yazıya bakarsan, 2 yıl önce örtünme kararı aldığının yazılı olduğunu göreceksin. Üstelik ne zamandan beri basketbol oynarken türban taktığı da belirsiz.
    Ne zamandan beri Türban taktığı belirsiz falan değil.
    2 yıl önce yani 2007'de takmaya başlamış. Başörtülüyken 2008 yılında en iyi oyuncu seçiliyor. Sura'yı en iyi oyuncu olarak Patagonyalılar seçmiyor ya, İsviçre'nin görevli kurumu Sura'yı en iyi oyuncu seçmiş. Hem de başörtülüyken. Ayrıca Sura takım kaptanıymış. Her şey açık net ortada.

    Bahsettiğim İran-Türkiye karşılaştırmaları ve bu yazıda verilen İsviçre-Sudan örneği birbiriyle gayet de ilgilidir. Bunların ikisi de kendi özlemini duyduğu düzenin modern dünyada savunulur hiçbir tarafını bulamayınca, laf arasına demokrasi ve özgürlük laflarını sokuşturup her şeyi bir çelişkiler girdabındaymış gibi gösterme kurnazlığıdır. İkisini birbiriyle eşitleyip, ikisini de kötüleyerek; olması gereken gibi gösterilen şeyler ne kadar meşru ise diğeri de o kadar meşrudur diyebilmenin zeminini oluşturma çabasıdır.

    Bahsedilen konularda ne İsviçre'nin Sudan'la en ufak bir benzerliği vardır, ne de Türkiye'nin İran'la ve Suudi Arabistan'la. İlk örnekteki ülkelerde giyim konusunda özgürlük esastır, sınırlamalar ise istisna. Diğerlerinde ise dine dayandırılan yasaklar esastır. Bu gayet net görüntü dinci kurnazlıklarıyla bulandırılabilecek bir şey değildir.
    İran ile Türkiye benzeşmez demek, gerçekten büyük bir saplantının eseri olmalı.
    Nasıl benzemez? Tamam aynıdır demiyoruz ama açıkça benziyor. Birinde her yerde başını örtme zorunluluğu var, diğer yerde ise Kamusal Alanlar'da başı açma zorunluluğu var. Velhasıl biri daha baskıcı diğeri daha az zorba.

    Ayrıca kimsenin laf arasına modernliği, demokrasiyi soktuğu yok.
    Sizler gibi sadece "bir kesime" özgürlük istemediğimiz için kurnaz mı oluyoruz? Herkesin eşit yaşaması gerektiğini söylemenin neresi kurnazlık? Kurnaz olmamak için sizin gibi diktayı savunmak, "bizden olmayanlara zulmedelim" triplerindeki Bizans askeri kılığına girmemiz mi gerekiyor?

    İki olayda denk olaylardır. Bu örnekler kasıtlı olarak, bir düşünceyi aşılamak, bir modeli dikte ettirmek amaçlı verilmemiş aksine düşünce aşılıyıcılara ve dikte ettiricilere tepki için verilmiştir. Bu örnekler "zemin yaratma" amacı da taşımamaktadır. Zira "zemin" zaten vardır. Sizin baskıcı zihniyetiniz demokratik zemini göremese de Avrupa çoktan bu zemini hazırladı. Velhasıl zemin yaratma amacı gütmeyen bu örnekler zemine binaen söylenmiştir.

    İki örnekte de hak ihlali vardır. Bahsi geçen iki kişinin de istediklerini giymesi meşru bir olaydır.

    "YA BAŞINI AÇ, YA DA ÜLKEYİ TERKET" çarpıtması da bu bahsettiğim dinci kurnazlıklarının tipik bir örneğidir. Hayır efendim, o kadına ülkeyi terket falan denilmemiştir. Kendisinden sadece kurallara uyması beklenmiştir. Ben kendime meslek olarak askerliği seçsem, bu şekilde hayatımı devem ettirsem, sonra bir gün ben artık punkçı kılığıyla mesai yapmak istiyorum dediğimde buna izin verilmezse ne diyeceğiz? Ülkeyi terketmem söylendi, çünkü benim mesleğimi elimden alıyorsunuz mu diyeceğim? Demokrasi, özgürlükler, insan hakları ayaklar altına alındı mı diyeceğiz?

    Pastafaryan gibi uç örnekler verdim, çünkü durumu gayet net bir şekilde anlatıyor. Bir başkası da pekala bir yöntemini bulup spagettiyi sabitleyecek şekilde kafasına monte edebilir ve basketbol oynayabilir. Kürkle, spagettiyle, türbanla basketbolun ne kadar iyi oynanıp oynanamayacağı hukuki bir kriter değildir. İsviçre basketbol federasyonu açısından da hiçbir şey ifade etmez. O kadının oynadığı takım ulusal lige çıkmış, federasyondan bir talepte bulunulmuş ve böyle bir karar alınmış. Hukuken bu konuda alınan karar değişir mi bilemem. Ama kesin olan şu ki, bu işler o şekilde basketbolun ne kadar iyi oynanıp oynanamadığı gibi hiçbir standart ifade etmeyen laflarla yürümez.
    O kadına açıkça ülkeyi terk et deniyor.
    Bir insanın mesleğini elinden alıp, yaşa demekle; defol git demek arasında ne fark var?
    Federasyon bu oyuncunun 2 yıl başörtüsüyle oynamasına engel olmuş mu? Olmamış. 2 yıldır meşru olan bir şey birden mi gayri meşru oldu. Bundan mütevellit "asker" örneği de Pastafaryan örneğinde olduğu gibi deli saçması olmuş. Ben hiç punkçı asker görmedim ama başörtülü birçok sporcu gördüm. Basketbol oynayanı var, voleybol oynayanı var, yüzeni var. Birçok farklı spor branşında başörtülü oyuncular var. Emsal teşkil edebilecek örnekler verebiliyorum peki siz bir tane punkçı asker örneği verebiliyor musunuz? Hem asker hem punkçı olurken bir emsale istinad etmiyorsunuz ki, askerlikten atılınca karşı koyacaksınız.
    Bu basketbolcu başörtüsüyle oynamış ama federasyonun jeton geç düşmüş ya da düşürülmüş.

    Peki başörtüsü basket oynamanın önünde engel midir?
    Bu tezi ilk olarak 2 yıl başörtülü oynamış Sura çürütüyor. Diğer örneklere geçersek.

    Bahreyn Bayan Basketbol Milli Takımı;



    Mısır Bayan Voleybol Milli Takımı;



    Bahreyn Bayan Basketbol Milli Takımının durumu sizlere ders verecek nitelikte.
    Asya Gençlik Oyunları'na katılan bu takıma bir yetkili başörtülerini çıkarmaları gerektiğini aksi takdirde turnuvadan atılacaklarını söylüyor. Bahreynli oyuncular pes edip başörtülerini çıkarmıyorlar; ve itirazda bulunuyorlar. İtiraz sonucunda Bahreynliler haklı bulunuyor.

    Ayrıca sağlık sorunları yüzünden maskeli oynayan basketbolcular dahi var;



    Kalkmış başörtüsüne mi "engel" diyorsunuz?

    Ayrıca federasyon Sura'ya kıyafeti "dini" simgeler içerdiği için izin vermemiş.
    Peki bu mantıklı bir sebep mi?
    Şu fotoğraflara bakınca mantıklı bir sebep olmadığı görülüyor;





    ***

    Sura'nın başörtüsü takmasına neden engel olunuyor?
    Demokrasiyi, insan haklarını geçtik mantıklı bir teknik sebep var mı?
    Başörtüsü basketbol oynamasına engel mi oluyor?
    Hayır hem kendi 2 yıl başörtüyle oynamış hem de daha birçok başörtüyle oynayan basketbolcular var.
    Peki laikliğe mi aykırı? Bu laikliğe aykırıysa İnter'in ve Sevilla'nın haçlı formaları da laikliğe yani kurallara aykırı. Keza Rooney'nin haçlı dövmesi de "dini simge"dir. Neden kimse Rooney'e ceza vermiyor?

    ‘‘... “Çağdışılık” ithamı, iftiraların en alçakçası, en abesi. Çağdaşlaşmak neden Hristiyan Batı’nın putlarına perestiş olsun.’’

    Cemil Meriç

  8. #8
    deniz006 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    29-03-2008
    Mesajlar
    2,271
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    5
    Hiç utanma diye bir şey de yok sende. 10 yıl nasıl türbanla oynadığını sorduğun yer yukarıda nal gibi duruyor, lafı evirip çevireceğim diye tırmalıyorsun. 2 yıl önce örtünme kararı aldığını gözüne sokan benim; gelip bana ne zamandan beri türban taktığı belirsiz değil, 2 yıl önce takmış diyorsun. Ne zamandan beri türban taktığı değil, ne zamandan beri türbanla basketbol oynadığı belirsiz diyorum, artık lafları nasıl anlıyorsan gelip verdiğin cevap bu. Tahminin ötesinde, bu yazının neresinde kadının 2 yıldır türbanlı şekilde basketbol oynadığını kesin şekilde belirten bir ifade var? Şimdi gidip başka bir yerlerden 2 yıldır türbanla oynadığını yazan bir şeyler bulup getirmeye falan çalışırsın belki. Anlayışın buna müsait. Üstelik ne zamandan beri türbanla oynayıp oynamadığı da benim yaklaşımım açısından önem taşımıyor. O yüzden bir önceki yazımın mantık bütünlüğünden ayırdım. Buna ayrı olarak değinmemin nedeni, ona buna okuma özürlü diyen sana ayna tutup kendi halini göstermekti. Ama "yarabbi şükür" tarzından dolayı sana işlemiyor böyle şeyler.

    Ben ne yazmışım, sen yazdıklarıma güya cevap olarak neler anlatmışsın. Hemen hemen bütün yazdıkların "başörtüsü basketbol oynamaya engeldir" diye bir tezi kendi çapında çürütmeye dayandırılmış. Sanki ben böyle bir şey demişim gibi dönüp dolaşıp "başörtüsü engel miymiş" sorusunu kaç defa sormuşsun. Şu veya bu kılıkla ne derece iyi basketbol oynanıp oynanamayacağı, iyi askerlik yapılıp yapılamayacağı gibi şeylerin veya "dini inancımın gereği bu" laflarının tutarlı kriterler olmadığını hipotetik uç örneklerle gösteriyorum; karşılığında verdiğin cevap bu. Algıların zayıf, mantık formasyonundan yoksunsun. Hiç tartışılacak bir tip değilsin.

  9. #9
    AFAKİ adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    15-08-2007
    Mesajlar
    1,428
    Karizma Gücü
    5
    Alıntı deniz006 tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    Hiç utanma diye bir şey de yok sende. 10 yıl nasıl türbanla oynadığını sorduğun yer yukarıda nal gibi duruyor, lafı evirip çevireceğim diye tırmalıyorsun. 2 yıl önce örtünme kararı aldığını gözüne sokan benim; gelip bana ne zamandan beri türban taktığı belirsiz değil, 2 yıl önce takmış diyorsun. Ne zamandan beri türban taktığı değil, ne zamandan beri türbanla basketbol oynadığı belirsiz diyorum, artık lafları nasıl anlıyorsan gelip verdiğin cevap bu. Tahminin ötesinde, bu yazının neresinde kadının 2 yıldır türbanlı şekilde basketbol oynadığını kesin şekilde belirten bir ifade var? Şimdi gidip başka bir yerlerden 2 yıldır türbanla oynadığını yazan bir şeyler bulup getirmeye falan çalışırsın belki. Anlayışın buna müsait. Üstelik ne zamandan beri türbanla oynayıp oynamadığı da benim yaklaşımım açısından önem taşımıyor. O yüzden bir önceki yazımın mantık bütünlüğünden ayırdım. Buna ayrı olarak değinmemin nedeni, ona buna okuma özürlü diyen sana ayna tutup kendi halini göstermekti. Ama "yarabbi şükür" tarzından dolayı sana işlemiyor böyle şeyler.

    Ben ne yazmışım, sen yazdıklarıma güya cevap olarak neler anlatmışsın. Hemen hemen bütün yazdıkların "başörtüsü basketbol oynamaya engeldir" diye bir tezi kendi çapında çürütmeye dayandırılmış. Sanki ben böyle bir şey demişim gibi dönüp dolaşıp "başörtüsü engel miymiş" sorusunu kaç defa sormuşsun. Şu veya bu kılıkla ne derece iyi basketbol oynanıp oynanamayacağı, iyi askerlik yapılıp yapılamayacağı gibi şeylerin veya "dini inancımın gereği bu" laflarının tutarlı kriterler olmadığını hipotetik uç örneklerle gösteriyorum; karşılığında verdiğin cevap bu. Algıların zayıf, mantık formasyonundan yoksunsun. Hiç tartışılacak bir tip değilsin.
    Ben Sura 10 yıldır türbanlı oynuyor demedim. 10 yıldı basketbol oynuyor dedim. İlk mesajımda bakın neler demişim;

    Sura isimli basketbolcu İsviçre'de on yıl basketbol oynamış, 2008'de en iyi oyuncu ödülü almış.
    10 yıllık başarılı bir basketbolcu için "Tek Adam" diyor ki...
    10 yıldır basket oynamıyor ama en başarılı sporcu seçildiği sene "başörtülü". Bunu nereden anlıyoruz? Yazıda şöyle deniyor; "...2008'de ülkenin en iyi oyuncusu ödülünü alarak taçlandırılan Irak kökenli İsviçre vatandaşı Sura el Şavk, başörtüsü taktığı gerekçesiyle sahalardan uzaklaştırılmıştır. İki yıl önce örtünme kararı alan ve bugüne dek takım kaptanı olarak görev üstlenen El Şavk'a..."

    Okuma özrü var, anlama özrü var üstüne kavrama özrü var; şimdi ben nasıl laf anlatayım? "Karar verildikten" sonra uygulanır. Bu devlet işi değil ki önce mecliste kabul edilecek, cumhurbaşkanınca onaylanacak ve Resmi Gazete'de yayınlanacak. İnsan karar vermesi ile uygulamaya geçirmesi aynı olur. Yazıda da "karar verdi" derken başörtüsü takmaya başladığı belirtiliyor. Bugün sene kaç 2009. İki sene önce yani 2007'de takmaya başlamış demek ki.

    STV Luzern takımının internet sitesine baksaydınız Sura'nın maç öncesi fotoğrafını görebilirdiniz;

    http://www.stvluzern-basket.ch/index...d=67&Itemid=52

    Demek ki Sura bu haliyle oynamış.
    Peki o zaman neden şimdi engelleniyor? Ve neden siz yasağa destek veriyorsunuz.
    Ayrıca yoğun bir tezat içindesiniz. Bir önceki mesajınızda şöyle demişsiniz; Ama kesin olan şu ki, bu işler o şekilde basketbolun ne kadar iyi oynanıp oynanamadığı gibi hiçbir standart ifade etmeyen laflarla yürümez.
    Demek ki size göre burada ana husus basketbolun ne kadar iyi oynanıp oynanmayacağı. Ama şimdi de şöyle diyorsunuz; Hemen hemen bütün yazdıkların "başörtüsü basketbol oynamaya engeldir" diye bir tezi kendi çapında çürütmeye dayandırılmış. Sanki ben böyle bir şey demişim gibi...
    Yasağı savunurken beni "basketbolun ne kadar iyi oynanıp oynanamadığı gibi hiçbir standart ifade etmeyen" laflar etmekle suçlamışsınız. Şimdi kalkmış başörtüsüyle oynanabileceğini gösteriyorum işte. Ama bu seferde "inkar" ediyorsunuz! Bu kadar kıvırmaya gerek yok.

    Hem yasağı savunuyorsunuz hem de savunamıyorsunuz.
    Laf kalabalığı, tezatlar, bilgi kirliliğinden başka bir şey koyamıyorsunuz ortaya.
    Henüz neden yasaklanmış onun bile farkında değilsiniz, şuursuzca savunuyorsunuz yasağı. Size diyorum ki bu yasak neden mantıklı?

    Başörtüsünü yasaklayanlar genelde iki neden öne sürüyor;

    - Başörtüsüyle oynanmaz. İyi oynama önünde engeldir.
    - Başörtüsü dini simgedir ve FIBA bunu yasaklamıştır.

    İsviçre Federasyonu'ndan yapılan açıklamada Sura'nın başörtüsünün dini simge olduğu için yasaklandığı bildiriliyor. Yani bahsettiğim ikinci neden. Peki dini simge yasaksa; Sura daha önce başörtülü nasıl oynamış? O kadar başörtülü basketbolcu, voleybolcu var onlar nasıl oynamış? Ayrıca örnekler sundum İnter ve Sevilla'nın haçlı formaları var, bunlar dini simge değil mi? Sporcuların haç dövmeleri dini simge değil mi?

    Saçma sapan ve çocukça olan "asker, Pastafaryan" örnekleri vereceğinize doğru düzgün açıklama yapın. Ayrıca İsviçre Federasyonu başörtüyle kötü oynandığı için yasaklamamıştır. Ben o fotoğrafları siz "Ama kesin olan şu ki, bu işler o şekilde basketbolun ne kadar iyi oynanıp oynanamadığı gibi hiçbir standart ifade etmeyen laflarla yürümez..." dediğiniz için paylaştım. Hem kendiniz beni standart belirtmeyen ifadeler kullandığım için eleştiriyorsunuz hem de standart belirten örnekler verince "ben böyle demedim ki..." diyorsunuz.

    "Asker punkçı olamaz, o zaman basketbolcu da başörtülü olamaz" mantığı sığ bir mantıktır. Asker punkçı olamaz çünkü kural açıkça ortadadır. Ama başörtülü basketbolcu olur çünkü kurallar başörtüsü önünde engel değildir. Verdiğim örnekler açık futboldan, basketbola; yüzmeden, voleybola her alanda dini simge var. Müslümanların simgesi de var, Hristiyanların simgesi de. Bunlar sorun değil Sura'nın başörtüsü sorun. Gerçekten saçma...

    Bana ithamlarda bulunup hakaretler savuracağınıza keşke biraz araştırsaydınız; bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmasaydınız keşke.
    Bu mesaj en son " 24.09.09 " tarihinde saat 14:01 itibariyle AFAKİ tarafından düzenlenmiştir...

    ‘‘... “Çağdışılık” ithamı, iftiraların en alçakçası, en abesi. Çağdaşlaşmak neden Hristiyan Batı’nın putlarına perestiş olsun.’’

    Cemil Meriç

  10. #10
    deniz006 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    29-03-2008
    Mesajlar
    2,271
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    5
    Ya sen nasıl bir insansın, ne yer ne içersin. Bu konuya bir daha yazmamayı düşünüyordum ama öyle şeyler yazıyorsun ki insan kendini tutamıyor.

    Tek Adam adlı üyeden "...türbanla basketbol oynamak gibi son derece saçma..." alıntısını yapıp, buna cevap olarak "Saçmaysa 10 yıl nasıl oynamış?" diyen sen değil misin? Bunlar yukarıda nal gibi durmuyor mu? Saçma olarak nitelenen türbanla basket oynamak olduğuna göre, senin cevabın ne anlama geliyor?

    Şu örtünme kararı alma meselesi var bir de. Örtünme kararını 2 yıl önce alıp, kararını uygulamaya 3 ay, 6 ay, 1 sene sonra başlamış olabilir demiyorum. Nasıl bir anlayışın varsa... Özel hayatında 2 yıl önce türban takmaya başlamış. Özel hayatında örtünmeye başlar başlamaz aynı anda bunu aynen basket maçlarına yansıtıp yansıtmadığı bu yazıda kesin ifadelerle belirtilmemiş diyorum. "Ne zamandan beri türban taktığı değil, ne zamandan beri türbanla basketbol oynadığı belirsiz diyorum" Daha önceki bu cümlemden insanoğlu bunu anlayamaz mı yahu? Urdu dilinde falan da değil ha.
    "Şimdi gidip başka bir yerlerden 2 yıldır türbanla oynadığını yazan bir şeyler bulup getirmeye falan çalışırsın belki. Anlayışın buna müsait." demiştim. Beni hiç şaşırtmadın. Takımının internet sitesinden bir adres vermişsin.


    Ayrıca yoğun bir tezat içindesiniz. Bir önceki mesajınızda şöyle demişsiniz; Ama kesin olan şu ki, bu işler o şekilde basketbolun ne kadar iyi oynanıp oynanamadığı gibi hiçbir standart ifade etmeyen laflarla yürümez.
    Demek ki size göre burada ana husus basketbolun ne kadar iyi oynanıp oynanmayacağı.
    Bu kamera şakası falan mı?

    Bir kıfayetle iyi basketbol oynanıp oynanamayacağı bu alanda standart oluşturacak, temel alınacak, ölçüt kabul edilecek bir kriter değildir diyorum. Profesyonel oyuncuların maçlarda ne giyebileceği buna dayandırılamaz diyorum. Eğer böyle olsaydı maçlarda herkes ben böyle de iyi oynarım diyerek kafasına göre bir şeyler giyebilirdi demek istiyorum. Hadi bu cümleyi anlamadın, aynı paragraftan alttaki cümleleri de mi anlamadın?

    "Kürkle, spagettiyle, türbanla basketbolun ne kadar iyi oynanıp oynanamayacağı hukuki bir kriter değildir. İsviçre basketbol federasyonu açısından da hiçbir şey ifade etmez."

    Demek ki bana göre burada ana husus türbanla basketbolun ne kadar iyi oynanıp oynanmayacağıymış, öyle mi? Bu sefer gerçekten son. Bir daha bu konuya cevap yazmayacağım. Yoksa akıl ve ruh sağlığımın tehlikeye gireceğinden endişeleniyorum.

 

 

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •